Masthead header

Sedat Sezgin: “Yazarak, belki daha çok okuyarak evreni ve varoluş nedenimi anlamaya çalışıyorum.”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Sedat Sezgin’le edebiyat ve kitapları hakkında konuştuk.

Söyleşi: Gamze Soyvural

Yayımlanmış kitaplarınız var, ancak biz okurlar sizi daha çok edebiyat yazılarınızla tanıdık. Bize kendinizden bahseder misiniz?

Kendimden nasıl bahsedeceğimi gerçekten de bilmiyorum, evet yayımlanmış öykü ve romanlarım var. Doğrusu edebiyat yazılarım, ben bunlara okuma biçimim diyorum, dışında romanlarım ve öykü kitaplarımla tanınmayı tercih ederim. Ancak iş kitaplara gelince ipin ucu başkalarının eline geçiyor. İnsanlar popüler ya da belli bir kariyer etmiş kişilerin ya da arkasında sağlam bir kariyer bırakmış yayınevlerinden çıkan kitapları daha çok tercih ediyor. Buradaki editörlerin seçtiklerine daha çok güveniyorlar ya da kendi okumalarına itibar etmiyorlar sanırım. Bilemiyorum, belki de haklılar, ancak bu ülkenin en tepesindeki yayınevlerinden bile okunamayacak kitaplar her gün basılıyor. Ben herhangi bir yayınevinden editör değilim, ancak kendi okumalarım üstüne yazarken bir miktar iyi kitap ya da kötü kitap kriterlerinin (roman, öykü ve belki azıcık şiir) ne olabileceği ile ilgili düşündüğümü, buna kafa yorduğu söyleyebilirim. Dünyanın her yerinde Homeros, Shakespeare, Cervantes, Dante, Tolstoy bu dairenin merkezdeki kriterdir. Bunlara yaklaşabilenler iyi edebiyattır, tabii ben burada bir kopyadan ya da taklitten bahsetmiyorum, bunların gösterdiği insanlık değerlerini ve dokundukları insan hislerini kast ediyorum. Kendi adıma çeviri için belki, ancak ben kendi yazarlarımı arıyorum ve bunların kitaplarının nereden çıktığını önemsemiyorum, basılı kâğıt bile olabilir. Bir de eleştiri konusu var, birkaç yazarı bunlardan ayrı tutuyorum, çoğu birbirlerine pas atarak yazıyorlar ve korkunç bir şekilde birbirlerini şişiriyorlar. Benim öyle bir çevrem yok, hiç olmadı, söyleşilere gidip davet edilen yazarlarla bol bol fotoğrafta çekmiyorum, tarzım değil. İşteyken ya da evdeyken yeter ki boşluk bulayım, elimin altında her zaman üç dört kitap vardır, okuyorum ve tabii fırsat buldukça da yazıyorum, başka da bir şey umurumda değil.

Son çıkan kitaplarınız sırasıyla “Batman’da Bir Cesur Yürek” ve “Feyruşe” adlı romanlarınız idi. Henüz okumamış olanlar için biraz bunlardan bahseder misiniz?

Müslüman toplumların ya da ülkelerin en fazla yaşadığı sorunların başında ne gelir? Bunlardan biri de çıplaklık değil mi? Tabii kadın çıplaklığı, erkeğinki değil. Siz buna örtünme de diyebilirisiniz. Batman’da Bir Cesur Yürek’in kahramanı Mela Quno çırılçıplak bir anti kahraman, putlaştırdığımız tüm değerlerimizle alay eden birisidir. Elbette kahramanları arzulayan birisi değilim, ama yine de bu topraklarda, yani bizimki gibi toplumlarda kendini din, devlet, gelenek gibi kurumların ya da kavramların baskısı altında hisseden her kesin seveceği birisidir ya da daima arayıp da bulamadığı kişidir Mela Quno. Feyruşe ise bambaşka bir konu. Modern aşk ile bizlerin büyükannelerimizden duyduğumuz masallardaki aşkın arasındaki korkunç mesafeyi göstermeye çalışır. Feyruşe ile Bêzar adında Kürtlerin bir masalı vardır, çocukluğumda defalarca yaşlılardan dinledim, yazılı basımı var mı bilmiyorum, umarım vardır ve bir gün okuma şansını yakalarım. Ben biraz da bu masaldan ilham alarak Feyruşe romanını yazdım, bundan da gurur duyuyorum.

Batman’da Bir Cesur Yürek romanınızda ülkenin doksanlarda yaşadığı sorunları, hizbullahın özellikle Batman’da insanlara yaşattığı korkuyu da işlemişsiniz. Romanın içinde yedirdiğiniz bazı öyküler çok hüzünlüydü. Bunların çoğu kurgu mu yoksa yaşanmış gerçekler miydi?

Romandaki tek bir hikâyenin bile yaşanmamış bir hikâye olduğunu söyleyemem, ama aslını da bugün ispatlayamam. Ben hikâyelerimi çoğunlukla kurgularım, ama yaşanan gerçeklerden asla kopmam ve yaşanmış gibi de yazarım, bu da benim uslübum olsun, tabii yarın ne olacak bilmiyorum. Batman’da Bir Cesur Yürek isim olarak Batman’da yaşanmışları anlatıyormuş gibi görünebilir, ama aslında Batman’ın da içinde dâhil olduğu Kürtlerin ve müslümanların dibinde debelendiği derin çukuru bize anlatmaya çalışır, yazarken çok şey öğrendiğimi de söylemeliyim.

Yazmasaydım ölürdüm diyenlerden misiniz?

Okumak ve yazmak dışında yapacak daha iyi bir işim yok. Yazarak, belki daha çok okuyarak evreni ve varoluş nedenimi anlamaya çalışıyorum.

Sizin bir okurunuz olarak yazdıklarınızı severek takip ettiğimi bilmelisiniz ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ediyorum.

edebiyathaber.net (2 Ocak 2020)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z