Masthead header

Sabahattin Ali: İçimizdeki Şeytan | Gözde Kocamaz

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Bazen kendini kulvarında sıkışmış hissedersin, hareket edecek yerinin kalmadığını düşünür ve yüreğinde durmaksızın şişmekte olan baloncuğu nasıl patlatacağını bilemediğin için nefes almakta zorlanırsın. Uyandığın gökyüzüne bağırırsın, dokunduğun duvarları yumruklarsın, konuştuğun aynaları kirletirsin…

“Şimdi şuracığa düşmekten korkuyorum. İçimde biriken hislerin birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum.”

Şehir yapışır üstüne, gözeneklerini kapatır ruhun ve hava alamayan ruh çürümeye ve kokmaya başlar. Konuşmalar, bakışmalar anlamsızlaşır. Çevrendekiler “Karanlık ve karışık olmak suretiyle derin ve manalı görünmek hilesine başvurur.” Sense onları yadırgarken aynadaki aksine sinirleniyorsundur.

Anlattıkların karşındakine bağlı değildir, dinlediklerinin senin için olmadığı gibi…

Gözlerine dolan kumları silmektense onlarla görebilmeyi öğretirsin kendine, çünkü artık başkaca düşünemiyosundur. Ne zaman ki torbayı tıkabasa dolduran kumlar kulaklarından, burnundan sızmaya başlar, o vakit elinle itersin sızan kısmı. Ve zafer kazanıyorum sanırsın, yere attığın taneleri gördüğünde artık kumdan gözlerinle…

“En korkunç yalan da budur: Kendimize karşı bile kullanacak kadar pençesine düştüğümüz bu derin ve gizli yalan…”

Ve “Ah!” dersin. “Yüce şehir, kelepçelerimi aç da gideyim. Mutsuzum seninle ve sendekilerle. Ruhumu, aşkımı, bedenimi, benliğimi yeterince kirlettin, artık bırak beni ki arınayım, ben olayım, ben olmuşlarla”. Şehir masumca gülümser sadece ve ellerini gösterir sana. Ne kelepçe vardır ne pranga. Sen sana bakarsın ve “Açmayacak bağlarımı, bırakmayacak beni” dersin. Umutsuzca zindana girip kapatırsın kapını ve kilitli bile olamayan kapının açılacağı ve bağlı olmayan bileklerinin serbest bırakılacağı günü beklemeye devam edersin.

Oysa ki şehir sadece gülümser sana masumca…

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum:

Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum…”

Not: Zaman zaman herhangi bir sayfasını açıp tekrar okuduğumda beni silkeleyip kendime getiren gizli formülümü sunuyorum size, değerinizi bilin ne diyeyim.

Gözde Kocamaz – okuryatar.com (16 Temmuz 2012)

 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z