Masthead header

Renkli, trajik ve edebî bir aşkın romanı | Selva Trak Ulupınar

zeldaCoşkulu ve sürükleyici bir film gibi renkli, bir o kadar da trajik bir ortak yaşam öyküsü, biyografik bir romanda sözcüklere dökülürse ortaya nasıl bir eser çıkacağını tahmin etmek pek de güç değil. Üstelik aktarılan yaşamın kahramanları Zelda-Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway ise kitabın okuyucuyu ve edebiyatseverleri bir mıknatıs gibi kendine çekmesi haliyle kaçınılmaz oluyor.

Yazarın da ifade ettiği gibi son derece derin ve hassas araştırmalardan sonra yazıldığı belli olan eserde, her ikisi de birbirinden renkli kişiliklere sahip bu ilginç çiftin özel yaşamları ve edebiyat dünyasındaki yerlerini alış süreçleri titizlikle ele alınarak yansıtılmış. Roman, kahraman anlatıcı olan Zelda Sayre Fitzgerald’ ın ağzından, onun bakış açısıyla anlatılıyor.

Kurmacanın konusunun gerçek insanlara ait olduğu durumlarda anlatıdaki vurgu gerçeğin detaylarına değil, karakterlerin duygularına aittir. Bu gerçekten yola çıkarak görüyoruz ki bu kitap yazarın, Zelda Fitzgerald olmanın nasıl bir duygu olabileceğinin hayalini kurarak yazdığı bir eser… Therese Anne Fowler, kitabını ünlü çifte duyduğu özel hayranlık nedeniyle kaleme aldığı için oldukça başarılı bir eser ortaya çıkmış. Romanda konu ve duygu ağırlığı Zelda karakteriyle, yetenekli bir kadının yaşamının nasıl alaşağı edildiği üzerine işleniyor. Dışarıdan çekici görünen bir yaşamın trajik dönemeçlerinin yanı sıra, erkek egosunun alışılmışın dışında bir evliliği bile nasıl olumsuz etkilediği tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriliyor. Gerçek ve tanınmış kahramanlar üzerinden edebiyat dünyasının sahne arkasını tüm çıplaklığıyla gösteren yazar, okuru edebiyat dünyasına olduğu kadar özel yaşamlar üzerinden magazinsel bir dünyaya da sürüklüyor.

Beyaz teninin aksine bir çingene adı taşıyan Zelda Sayre’ye duyduğu sonsuz aşk, Scott Fitzgerald’ı ilk romanını başarıyla tamamlamak için tetikler. Bu aşk uğruna henüz yirmi üç yaşında ünlü bir yazar olan Scott, sevgilisiyle evlenebilmek için gerekli parayı kazanmayı başarır. Üniversiteyi yarıda bırakmış, içkiye aşırı düşkün İrlanda asıllı bu kuzeyli delikanlı, yazarlığın insanın hayatını kazanması için iyi bir yol olmadığını söyleyenleri haksız çıkartır. Yazıdan kazandığı parayla evlilikleri boyunca lüks bir hayat sürdürmeyi başarır. Sıra dışı ve zeki bir genç adam olan Scott Fitzgerald, ilk eseriyle eleştirmenler tarafından Byron ve Kipling’le bir tutulur. Times’ın altın mührünü alır.

zeldaf“Tek gerçek gelenek önceki geleneklerin ölümüdür.” tarzında düşünen adı gibi özgür ruhlu Zelda Fitzgerald, Scott’u tamamlayan çılgınlığın diğer yarısıdır. Yaşamlarının bir parçası olan gece hayatında sahneye çıkarak striptiz yapacak kadar cesur ve renkli kişilik Scott, çılgınlıkta kendisinden geri kalmayan Zelda’yla birlikte ister istemez özel yaşamıyla da dönemin gündemine damgasını vurmuştur. “Eğer kişilik, kesintisiz bir başarılı hamleler silsilesiyse, o zaman onda muhteşem bir şey vardı, yaşamın vaatlerine karşı fazlasıyla gelişkin bir duyarlılık.” Scott’ un “Muhteşem Gatsby”de kullandığı bu cümle, onun hayata bakış açısını yeterince özetliyordu. Buna karşın “Âşık olmak ve bunu hakkıyla yapmak bir kadına yeter de artar bile; başka iş yapmasa da olur.” düşüncesindeki Scott Fitzgerald, en baştan Zelda’nın yaşamına ipotek koyar. Elbette Zelda’nın içinde uyuyan yazı perisinin farkında bile olmadan… Bir rastlantı sonucu yazı konusundaki yeteneğinin farkına vardığında Zelda, kocasını destekçisi olarak değil, tam tersine kendisini engellemeye çalışan bir rakip olarak karşısında bulur.

İşte tam da bu noktada, yetenekli bir kadının yaşamının bir erkek tarafından nasıl da alt üst edildiğine şahit oluyoruz. Kadın-erkek eşitsizliğinin Avrupa’ nın göbeğinde bohem hayatı yaşayan bir kadın üzerinde bile ne denli etkili olduğu tüm acımasız yönleriyle gözler önüne seriliyor. Okurken üzüntü duymamak elde değil. Çok daha fazla öne çıkması gereken bir kadın yazarın acımasız entrikalarla bilinçli olarak gölgede kalmasının sağlanması, edebiyat dünyası için olduğu kadar insanlık adına da büyük bir ayıp ve elbette büyük bir kayıp. Bu konuyla ilgili verilebilecek en basit örneklerden biri, The Evening Post gazetesinde F. Scott Fitzgerald imzasıyla çıkan “A Millionaire’s Girl” adlı kısa öykünün yazarının aslında Zelda Fitzgerald olduğu gerçeğinin bilinmesidir. Zelda’ nın yaptığı resimlerle açtığı sergiden söz eden Time dergisinin ise “Bir Eşin Çalışmaları’’ başlığını kullanması da oldukça manidar…

Oysa Scott Fitzgerald, ilerleyen yıllarda 20. yüzyılın en büyük Amerikalı yazarları arasına girecektir. İlk romanı olan Romantik Egoist, Cennetin Bu Yakası, Güzel ve Lanetlenmiş, Amerikan edebiyatının klasiklerinden sayılan Muhteşem Gatsby, Geceler Tatlıdır, Son Düş, Benjamin Button’ un Tuhaf Hikâyesi, Delirmek gibi roman ve hikâyelerden oluşan değerli eserlere imza atacaktır. Kendisini diğer yazarlardan ayıran ‘kendi içinde iki karşıt görüş veya duyguyu aynı anda barındırabilmesi’ özelliğiyle de fark yaratacaktır.

hemingwayKonusu kadar tanınmış kahramanlarıyla da ilgi çeken bu renkli romanın son derece baskın ve ünlü bir yardımcı kahramanı da Ernest Hemingway… Eser bu yönüyle de özellikle kitapseverlerin dikkatini çekecek bir nitelik kazanıyor. Hemingway’le ilgili bölümlerden anlaşıldığı kadarıyla özellikle Zelda ile Hemingway arasındaki tuhaf düşmanlığın yazarın ilgisini çektiği çok açık. Yıllar boyu eserlerini severek okuduğumuz Hemingway’ i tüm insani zaaflarıyla karşısında bulmak kimi bölümlerde okuyucuyu, gözlerini yuvalarından fırlatacak kadar şaşırtabiliyor. Zelda’ya farklı bir rahatsızlık veren Hemingway’in, Scott’un alter egosu rolüne soyunduğuna ve Scott Fitzgerald’la aralarındaki sıra dışı ilişkiye de tanık oluyoruz. Eserlerindeki tarzları karşılaştırıldığında yaşamın tatsız ve kötü gerçeklerini öne çıkartan Ernest Hemingway’ in aksine orta sınıf bir aileden gelen Scott Fitzgerald, zengin kahramanlar eşliğinde hayatın göz alıcı taraflarını anlatmayı tercih etmiştir.

Bir nehrin bilgeliğini özümseme çabasında olan fakat başaramayan bu çingene isimli, çılgın ruhlu kadın, kendisinden beklenen klasik bir eş görüntüsünü hiçbir zaman veremiyor. Fakat o, yaşamında bu rolü oynasaydı kendisi gibi çılgın ruhlu kocasını gerçekten mutlu edebilir miydi? Bu da ayrı bir tartışma konusu… Bale, dans, resim, roman, öykü ve eleştiri yazarlığı konularında yetenek sahibi bir kadının yolunu kesen kocası mıydı yoksa ona olan tanımsız bağımlılığıyla kendisi miydi? Yazar roman boyunca okuyucuyu öyle bir yere sürüklüyor ki kitap bittiğinde bu cevapsız soruyu düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Bu karı kocadan hangisinin diğerinin hayatını raydan çıkarttığını sanırım ancak kendileri ve en yakınları bilebilir. Roman Zelda’nın bakış açısından yazıldığı için bu ortak yaşamdan zararlı çıkanın Zelda olduğunu görüyoruz. Özellikle edebiyat meraklılarının ve Fitzgerald hayranlarının romana başlamadan önce bu çift hakkındaki farklı yorumlar konusunda küçük çaplı bir araştırma yapmaları yararlı olacaktır. Bu şekilde okunduğunda kitaba, olaylara ve kahramanlara üç boyutlu bir bakış açısıyla bakmak çok daha kolay ve objektif olacak.

Dillerde dolaşan Fitzgerald sözlerinin tamamı bir yana, Muhteşem Gatsby’nin sadece son cümlesi bile aslında Scott’ un da en az Zelda kadar bilgeleşme çabasında olduğunun bir ispatı: “Böylece durmadan geçmişimize doğru sürüklenerek akıntıya karşı kürek çekip dururuz.” Kızları Scottie tarafından çiftin mezar taşına da yazdırılmış olması, bu cümlenin onların bir nevi kader cümleleri olduğunun bir işareti olmalı… Edebî ve duygusal yönlerden birbirlerini beslemelerine karşılık, birbirlerini karşı cinsten de sürekli kıskanarak sorun yaşayan çiftin bir kısır döngüye dönen birlikteliklerini düşündürten bir cümle bu aynı zamanda…

zelda-scottŞöhrete ve paraya karşılık travmalarla dolu, talihsiz ve yıpratıcı bir hayat tarzının getirdiği psikolojik ve bedensel sorunlar, ünlü fakat alkolik ve çapkın bir eş, bir kadının hiçbir zaman karşılanmayan, görmezden gelinen beklentileri, köreltmesi beklenen ve her daim aşağılanan çok yönlü yetenekleri, mutluluktan çok acı veren bir aşk ve evlilik…

Konuyu, Zelda’ nın eşi tarafından yatırıldığı akıl hastanesinde, doktoruna normal bir kadın olduğunu ispatlayabilmek için yazdığı ve çok sevdiği bir Emily Dickinson şiiriyle noktalamak, sanırım bu talihsiz kadın yazarla bir nebze olsun empati kurabilmemize yardımcı olabilir:

Ben imkânın içinde yaşarım-

Düzyazıdan daha şirin bir ev-

Çok daha fazladır pencereleri-

Üstün- Kapıdan yana-

 

Odaları sedirler gibi-

Uzak göz eriminden-

Ve kalıcı bir dam olmuş ona

Gökyüzünün çatısı-

 

Misafirleri –en nazikleri-

Meşgale olarak- işte bu-

Kocaman açılan küçük ellerim

Toplamak için cenneti-

(Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar )

Selva Trak Ulupınar – edebiyathaber.net (31 Aralık 2014)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r