Masthead header

“Rakı gerçektir ve kedi gibidir” | Şule Tüzül

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

sule-tuzulYıllar içinde rakıya karşı nasıl yanlış bir algı geliştirdiğimizi Feridun Nâdir’in Rakı Felsefesine Giriş isimli kitabını okurken fark ettim. Kitabı okudukça da bu algının yanlışlığı zihnimde iyice belirginleşti. Kitabı elimde görenlerden alkol kullanmayanlar ya da alkollü içkilerden pek haz etmeyenler tasvip etmeyen sitemli bakışlar attılar, alkol ve rakı sevenler sanki çok acayip bir şey okuyormuşum ya da rakı sofrasına oturmuş çakırkeyif olmuşum gibi “ooooo, vaaaay” gibi nidalarla tepki verdiler. Annem kitabı okurken onu dinlemediğim için “aaa bu mu annene tercih ettiğin şey” gibi daha garip bir tepki verdi.

Oysa, kelimenin en doğrudan anlamları ile rakının felsefesi ve kültürüne dair son derece keyifli, düşündürücü, zihin açıcı, önyargıları yıkıcı ve öğretici bir kitap Rakı Felsefesine Giriş. Kitap, Feridun Nâdir’in BirGün Gazetesi Pazar ekindeki “Rakı Beyazı” köşesindeki yazılardan oluşuyor. Yazılardan bazılarını gazetede yayımlandığında okuma şansım olmuştu, ama kitap olarak bu şekilde sunumu ile tadına doyulmaz bir şey çıkmış ortaya. Rakıya dair yanlış algılarımızın tamamı da masaya yatırılmış kitapta.

Nâdir, kitaba aldığı yazıları altı ana başlık altında toplamış: Kültür, Coğrafya, Büyük ehlikeyifler, Müzik, Ahkam ve Politika. Kitabı bitirdiğinizde görüyoruz ki; rakının dokunmadığı bir konu, bir insanlık durumu, bir yaşam parçası yok. Öyle bir kültür ki rakı kültürü neredeyse her şeyi kucaklıyor. Ve de görüyoruz ki memlekette en ihtiyacımız olan şey bu kültür…

Feridun Nâdir, “Sen rakıyı kabul edersin, bu kolaydır. Ama rakının seni kabul etmesi zaman alır.” diye başlıyor söze. Rakının seni nasıl kabul edeceği anlatılıyor bu kitapta. Ve de adı üstünde “Giriş”, bir kitapla da bitmiyor bu iş, devamı olacak görünüyor.

Bir kere en başta çilingir adabı diye bir şey var. Temel kuralın, kimseye zarar vermediği sürece her şeyin serbest olduğu bir sofra bu. İster ılık, ister buzlu rakısını herkes istediği gibi içer yani. En önemlisi, öyle sanıldığı gibi sarhoş olunmaz, olunması hiç mi hiç uygun değil. Aslolan muhabbettir;raki-felsefeçilingir müziksiz olur, muhabbetsiz olmaz! Garsona saygıda kusur edilmez.

Rakının ramazanla ilgili kültürü de var, sabah sofralarıyla da. Mutluluğun ne olduğuna da uğruyor rakının yolu, hızlı yaşamanın, hızlı kitap okumanın ne menem şeyler olduğuna da.  Çilingir sofrası ile Go tahtası arasında bile ilişki kuruyor Feridun Nâdir. Diyor ki; “Çilingirde denge esastır. Çilingirdeki denge de içselleştirilmiştir, zorla yapılmaz. Ama doğal değildir. Kültüreldir.” Bir bakıyorsunuz “Bana sorarsanız şaşırmak müthiş devrimci bir eylemdir.” diyerek ehlikeyfin neden şaşırma melekelerini yitirmemiş insan olduğunu anlatıyor, bir bakıyorsunuz rakının nasıl ve neden rengarenk bir içki olduğunu…

Rakı, dünyanın her yerinde farklı şekillerde üretilir, farklı şekillerde içilir, farklı isimlerle anılır, ama bu durum ayrıştırıcı değil, birleştiricidir, adabına uydun mu her çilingir sohbetinin tadı doyumsuzdur. İster İran’da otur o sofraya, ister Hindistan’da. Nâdir’in en sevdiğim cümlelerinden biri: “Rakı gerçektir ve kedi gibidir. Ne Schengen tanır, ne sınır, ne milliyetçilik.” Ve yine diyor ki başka bir yerde “Barıştan öte çilingir mi var?”

Büyük ehlikeyifler bölümünde Aydın Boysan’la karşılaşmamız kaçınılmaz elbette. Ne güzel demiş üstad: “Türkiye’de düzelen tek şey rakıların kalitesidir.”

Rakının, ehlikeyfin, çilingirin sadece mutlulukla, gülmekle, keyifle mi ilgisi var? Olur mu!? Berkin Elvan’ın acısı da paylaşılır bu kültürde, Erdal Eren’in acısı da, Soma’nın acısı da, hem de hiç geçmeyen acılar olarak… Acıyı paylaşmak için ille de içmek gerekmiyor ayrıca. Şişesine bile bakamadan yaşanıyor böyle acılar…

Feridun Nâdir bir yazısında da “Memleketi çilingir mi kurtaracak?” diyenlere cevap veriyor: “Türkiye’nin kurtulması için Türkçe sözlük, işine bakmak ve her gün iki tek rakı yeterlidir.” Başka bir yazısında da Balzac’ın Köylüler romanından bir alıntıya yer veriyor: “Meyhane halkın parlamentosudur.”

Kitabı bitirince benim de kafamda benzer şimşekler çakıyor. Doğru ya. Her eve, her mekana, her ortama, dağa, taşa, kumsala, sokağa bir çilingir kampanyası başlatsak, ama adabına kültürüne uygun çilingirden bahsediyorum, muhabbeti doyumsuz şiiri bol şiir gibi çilingirden, çözülmeyen sorun kalmaz gibi geliyor bana da. İlk kim demişse ne güzel demiş “rakı candır” diye. Kitabı okuyunca anlaşılıyor böyle cümlelerin kıymeti. Ve yine ne güzel bir kelime şu “Şerefe”.

Şerefe…

Şule Tüzül – 21 Eylül 2016 (edebiyathaber.net)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z