Masthead header

“Oyun” üzerine: Çark döner baht kazanır | Aydın İleri

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

90’lı yılları yaşayanlar ve meraklıları bilir, canım ülkemizin bir kumarhaneler cenneti olduğunu. O günlerde ana haber bültenlerinde kumarhane patronları, mafya ilişkileri, çatışmalı ve biraz kanlı görüntüler hiç eksik olmazdı. Bu hesaplaşmalı günler hafızalarımıza kazınmıştı, ta ki dönemin Refah-Yol Hükümeti kumarhaneleri 13 Şubat 1998’de süresiz olarak kapatana kadar.

O yılların kumarhanelerini romanına mekân olarak seçen yazar Filiz Elasu’nun ilk roman çalışması “Oyun”un  arka kapağı okunduğunda klasik bir kumarhane romanı izlenimi bıraksa da,  kitabı elinize alıp sayfaları hızla okumaya başladığınızda romanın çoklu temasının kurguya ustaca işlenmiş olduğunu göreceksiniz. Yazar, insan ilişkileri, kumar, aşk, seks ekseninde günümüz Türkiye’sini meşgul eden pek çok konuya, özellikle kadının toplumsal rolünü çeşitli yönleriyle irdeleyip aile problemleri, kadına şiddet, taciz, kürtaj, mahalle baskısına,  değinerek okuru kitaba sıkıca bağlamış.

Romanın hikâye örgüsü, dört ana karakter etrafında oluşturulmuş olsa da ben başkahramanın Semra olduğunu düşünüyorum. Genç sosyoloji öğrencisi Semra, öğrencilik hayatı dışında yaşamını sürdürebilmek için uzun ve zorlu bir iş eğitim serüveni sonrasında kumarhanede çalışmak üzere krupiyeliğe başlar. Çalışma yaşamında birçok kadının yaşadığı süreçler Semra’nın da kapısını çalar. Özellikle işyeri yöneticisi Alan’ın tacizleri karşısında direnir fakat, başkaldıran duruşu işini daha da zorlaştırır. Alan’ın dolaylı ve direkt ısrarı, diğer yöneticilerin bu duruma göz yumması hatta “Ne direniyorsun kızım, ver kurtul!” anlayışla süreci doğallaştırmaya çalışması, Semra’nın direnişini katılaştırır.

İstediğini elde edemeyen Alan, mobbing yapıp Semra’yı oyun masalarından çekerek etkisizleştirme baskısı kurar. Kızağa çekildiğini anlayan Semra ise bu süreci irdeler ve tabii malum bahaneleri sıralar işveren: onun yetersiz bir krupiye olduğunu ileri sürer.  Oysa işe başlamadan önce zorlu bir eğitim alıp en iyiler arasına girip onlarca insanı eleyen ve aylardır çalışan Semra yetersizliği kabullenemez ve sancılı bir sürece girer.

Erkek egemen toplum=Erkek egemen çalışma yaşamı

“Semra son bir kez, başını çevirip Alan’a baktı. Salon loştu, Alan’ın durduğu yer iyice karanlık… Adamın gözlerini göremiyor, sadece siluetini, belli belirsiz, kımıldamadan, bir gölge gibi duran siluetini seçebiliyordu. Oradaydı… Son bir aydır çalışırken, oyun masalarında, molalarda, her an üzerinde hissettiği bakışlarını ona dikmiş bekliyordu… Neyi bekliyordu? Ondan ne istiyordu? Onun için neden bu kadar önemliydi? Kim bilir, belki de hiçbir zaman bilemeyecekti cevabı! Bilmesi gerekiyor muydu? Onu elde edememiş, Semra’ya sahip olamamıştı. Kimse olamazdı, hiç kimse! Vücudunun ve ruhunun tek efendisi vardı, o da Semra’ydı… Önemli olan buydu… Semra kapının otomatiğinin sesiyle başını önüne çevirdi. Kapının kolunu tutarak açtı. Artık hayatında bir başka sayfa açmanın sırası gelmişti.” (s.39)

İşveren temsilcisi konumundaki yöneticinin cinsel isteklerine teslim olmayan ve onurlu bir duruş sergileyen Semra yaşadığı olumsuzluklara tek başına mücadele ederken iş arkadaşı olan kadın ve erkek krupiyelerden herhangi bir dayanışma görmez. 90’ların Türkiye’sine uygun son derece apolitik bir ortamdır bu. Gemileri yakıp ihtiyacı olduğu halde işi bırakmak zorunda kalarak istifa dilekçesini verir.

Romanın diğer kahramanları, Semra gibi krupiye olan Melahat ve yönetici kadrodan Uğur. Onların karakterleri ve yaşadıkları ilişkiler de bol diyaloglarla romana işlenerek, canlı ve gerçekçi sahnelerle, son derece ilgi çekici bir okuma yolculuğu oluşturulmuş. Marmaris’te açılacak yeni bir kumarhane için kadro kurulurken üç kahramanımızın yolu, İstanbul’dan sonra Marmaris’te yeniden buluşur. Semra, Melahat ve Uğur’un hayatları, çalışma saatlerinin dışında, oldukça renkli ve hareketlidir.  Üç farklı yaşam, üç farklı hikâye kimi zaman iç içe kimi zaman bağımsız olarak ilerlerken, Marmaris’te yeni aşklara yeni ilişkilere yelken açmış gibidirler. İnişli çıkışlı ilişkilerde herkes istediği gibi yaşamaya çalışır, mutluluk da mutsuzluk da kendi tercihleridir.  Ancak, kadınların toplum genelinde yaşadığı engellemeler burada da kahramanlarımızın önüne çıkar. Dedikodu mekanizması, şişkin egolar, elde edilemeyen bedenler sürekli gündemlerini meşgul eder. Beklenmedik zamanlarda beklenmedik gelişmeler neşelendirdiği kadar hüzünlendirir de onları.

Semra, bu da olmaz dediği birçok olay yaşayarak hayatın sürprizleriyle mücadele eder. Fakat, kadın Marmaris’te de kadındır. Toplumsal kurallar burada da kadının özgürlüğünü kısıtlamaya devam eder.  Yazar tüm bunları kurgusuna katarken, modern toplumlarda gülüp geçilecek yaşanmışlıkları kullanarak, romanda tutuculuk ve muhafazakâr gelenekçi hâkim anlayışın eleştirisini yapıyor.

Romanın kurgusuna ilişkin bir diğer nokta, Marmaris’te yeni kurulan Kumarhane’nin  açılış gecesiyle birlikte, neredeyse romanın yarısından itibaren, yeni bir karakterin  “Oyun”a  dâhil edilmesi. Romanın diğer kısımlarının aksine birinci tekil kişi anlatımıyla sunulan bu karakterle birlikte, oyun masasının diğer tarafındaki bir kumarbaza ilişkin, son derece ilginç duygu ve düşüncelerle karşılaşıyorsunuz. Romanın en merak uyandıran yerlerini anlatarak romanın büyüsünü kaçırmaya niyetim yok…

Yazar, okurla oyunlar oynamayı seviyor: her bölümde küçüklü büyüklü göndermeler, satır arası okumalar ve bizlerin, toplumun algılarını sorgulayan oyunlar mevcut, ben mesela, ülkemizdeki “Nataşa” algısının bu romandaki şekliyle sorgulanmasını son derece anlamlı buldum. Okura türlü oyunlar oynayan, düşündürten, kimi zaman şaşırtan, hatta rahatsız eden bir ilk roman.  Filiz Elasu, gerek kurgu gerek yazın bağlamında ilklere imza atarak, modern bir romanı, son derece sürükleyici bir anlatım ve yetkinlikle kaleme almış. Okuru bol olsun.

Aydın İleri – edebiyathaber.net (10 Ekim 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z