Masthead header

Öykü: Kuşlu kadınlar | Beril Akdoğan

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

 

Özgürlük el ele vermiş iki kadının altından kalkamayacağı bir şey miydi?

Ocak, 2002

Sevgili Şermin,

Mektubunda bahsettiğin şanssızlıklar beni derinden yaraladı. Umutlarının yanıp kül olmasına izin verme. Hatırla! Biz birlikteyken solan çiçeklerden saçlarımıza olağanüstü güzellikte taçlar yapardık. En soluk çiçekler bile nihayetinde çiçektir. Ve en önemlisi senin “kendi” çiçeklerindir.

Seni çok özledim Şermin. Beni görmeye gelemeyişini biliyor ve anlıyorum. Lütfen bir de buna canını sıkma. Ama hala başımıza en kötü şeyi getiren o şehirde neden bu kadar fazla kaldığını anlayamıyorum. Tek arzum orda daha fazla kalıp  kendine işkence etmemen. Bana gelmen şart değil ama o şehirden çık lütfen!

Sana biraz buradan bahsetmek istiyorum. Herkesin gönlüne en az bir kere kuş konmuş. Hepimizin kuşları hala burada olsaydı burası fevkalade bir kuş cennetine dönüşebilirdi. Ne yazık ki değil. Bazılarımızın kuşları ihanet ve kötülüğe daha fazla dayanamayıp hastalanmış ve ölmüş. Bazıları kuşlarını kendi öldürmüş, elleriyle boğmuş. Bazılarının kuşları yaralı ama son nefeslerine kadar iyileştirmeye çalışıyorlar onları. Bazılarıysa –en çok sevdiğim onlar Şermin! Onlar bana bizi hatırlatıyorlar.- kuşlannın kılına bile zarar gelmesin diye her şeyi yapmış, başlarına ne gelirse gelsin güzel kuşlarını kalplerinin en derin yerlerine saklamışlar.

Nuran var mesela. Onun kuşu yaralı. Ağır yaralı ama hala hayatta. Saatlerce seni ona anlatıyorum. Seni dinlemeye bayılıyor. Sana benim kadar güveniyor ve çok görmek istiyor. Gerçi birkaç fotoğrafını gösterdim. Bayıldı, bayıldı sana! Şermin’i diyor tanımam lazım.  Gülümsüyorum ben de “Elbet birgün buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak” ı mırıldanıyorum. Dişlerinin arasından gülümsüyor o da söylemeyi unuttum Nuran’ın ön dişleri yok. Kocası bir gün şakacıktan bir yumruk çakmış ağzının ortasına, ön dişleri düşmüş ağzı burnu kan içinde… Hastaneye gitmişler de şakacıktan elim çarptı demiş Rahmi. Nuran da evet demiş, şakacıktan eli çarptı. Nuran olmayan ön dişlerini göstere göstere kahkaha atmaya bayılıyor. Çok güzel görünüyor ama bu neşesiyle bir görsen! Çok da genç henüz 28’inde. Üniversite sınavına girecekmiş, Rahmilerin hepsini içeri tıkacakmış öyle diyor.

Beni merak ettiğini biliyorum Şermin. Ben de hiçbir değişiklik yok. Ruhum iyileşiyor burada yavaştan. Hikayeler dinliyor, kah gülüyor kah hüzünleniyorum kuşlu kadınlara. Buluştuğumuz güne saklıyorum hepsini.

Sen her şeyin üstesinden gelirsin Şermin. Nelerin gelmedin ki? Ama o şehirde daha fazla kalma! Lütfen.

 Seni seven

Nihal…

Nisan, 2002 

Çok Sevgili Nihal’im,

Pek sık yazamıyorum beni affet. O güzel kelimelerini nasıl özlemişim. Bu mektubu okuyan biri de asıl kahramanı ben sanır! Sen neden ordasın, ben nasıl hala hayattayım, kimin sayesinde? Bunları lütfen unutma. Gelemem Nihal, buradan da henüz çıkamam. Her adımımda nefret ediyorum bu kaldırımlardan ama henüz olmaz.

Seninle yaşadığımız evimizin önüne gidiyorum bazen, uzaktan bakıyorum. Üç kişilik bir aile taşınmış bizim daireye. Balkona koyduğumuz zambaklar da hala duruyor biliyor musun? Evin hanımı neşeyle suluyor, denk geldim bir keresinde.Üzerine kaç damla gözyaşı, kaç damla neşe düşmüştü zamanında kim bilir? Aklıma geliyor,o zaman seni daha da çok özlüyorum. Sen de biliyorsun az kaldı kavuşmamıza. Yeni bir hayat daha kurmamıza. Zeki Müren çok haklı!

Nihal, yerlere dağıldığımda beni toplayan, iyileştiren sendin, şimdi bir başka kadının mı hayatına dokunuyorsun? Onun mu dünyasını renklendiriyorsun? Seninle gurur duyuyorum güzelim Nihal! O zaman söz veriyorum, Nuran’ın üniversite mezuniyetine birlikte katılacağız.

Daha fazla yazamıyorum, kelimelerim yandı sanki. Hep aklımdasın, unutma. Sen kahramansın. Kimse bilmiyor ama sen insanlığın ölmeyen kısmısın.

Sevgilerle

Şermin…

 Temmuz,2002

Şermin’im!

Haberlerde gördük. Sen mi yaptın? Şermin ben neden buradayım? Bu nihai bekleyişin kötü sonuçlar doğuracağını tahmin etmeliydim.Senden cevap alana kadar elem içinde olacağım. 

Not: Nuran sınava girdi. Hukuk fakültesi diyor.Mezuniyetine bekliyormuş.

Sevgi ve yeis içinde…

Nihal.

Kasım, 2002

Sevgili Nihal,

Elem içindeymişsin. Bense sonsuz bir mutluluk içindeyim. Kurduğumuz güzel dünyanın, darmadağın olması kimin suçuydu? Sen neden oradasın? Az kaldı yine de. Olsun! Bana kızma gücenme. 

Not: Peki Nuran’a mezuniyet hediyesi düşündük mü? Önemli soru bu!

                                                                                                                             Sevgiler insanlığımın son zerresi

 Şermin

Şubat,2010 

Sevgili(!) Anne, 

Yıllar önce ben hapisteyken –Rahmi dişlerimi döktükten iki ay, bir kolumu kırdıktan bir ay sonra kendimi müdafaa ederken onu öldürdüğümde girdiğim hapis hani!- iki kadın tanımıştım. Aslında bir. İsmi Nihaldi. Ancak onun ağzından o kadar çok dinlediğim Şermin’i çok sonradan Nihalsiz tanıyabildim. Mezuniyetimde bana el sallayan tek kadın vardı. Diğeriyse gökyüzünden mutluluk gözyaşları savuruyordu. 

Nihal kendi deyimiyle “ağır yaralı kuşunu” iyileştiriyordu. Güçlü, güzel, iyileştirici gücü olan bir kadındı. Hep öyleymiş. Ama hep eksik hissetmiş, neden bilmiyormuş. 

Buraya kadar her şey normal. Ardından evine temizliğe gelen  genç bir kadına aşırı sevgi  beslemeye başlamış. Sanki eksik parça tamamlanmış, sanki kayıp kızkardeşini bulmuş.  O genç ve her gün bir gözü mor gelip, yine de şen şakrak türküler söyleyerek temizlik yapan kadın Şermin’miş. Küçücük, gözleri sanki annesini dayak yerken hiç görmemiş gibi ışık saçan bir oğlu da varmış Şermin’in. Kocası birgün Şermin ‘in gözlerini  morartırken –yine ve hep yanlışlıkla- küçücük oğlancağız da melek olup gidivermiş. Kocası, her şeyin katili Rahmi de hapse işte. “Yanlışlıkla” müebbet. 

Bunların hepsine şahit olmuş Nihal. Oğlan melek olunca, Şermin de sararıp solmuş, her şeye küsmüş. Ama Nihal bırakmamış onu. Üç beş yıl birlikte yaşayıp bir nebze iyileşmişler, Şermin kahkaha atmaya başlamış yeniden. Balkonlarındaki zambakları sulamışlar, saatlerce sohbet etmişler, kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. İnsanlığa göre bir kadın, Nihal’e göre bir dünya, Şermin’e göre bir evren değişmiş. 

Bu ikisi kadın kadına öyle zambaklar içinde öyle güzel bir dünya kurmuşlar ki anlatamam. Bazen öyle olur anne. Kendi dünyanı kurmak zorunda kalırsın, tüm dünyalardan yalıtılmış. Mutluluk içinde, huzur ve sükunet içinde… Sen dahil herkes beni terk ettiğinde benim Nihal sayesinde kurduğum gibi… Sonra bir şey olmuş.Çok kötü bir şey, zambakları ağlatan bir şey. 

Bir adam, alakası yok. Şermin evdeyken, Nihal işten çıkmış eve gelmek üzereyken… Lavaboyu tamir etmeye gelen adam Şermin’i dövmüş, dövmüş, dövmüş. Kötülük yapmış ona. Yapıyormuş yani. Nihal anahtarıyla eve girdiğinde dört dönmüş gözü, bıçağı kaptığı gibi saplamış adama. Ölmemiş adam ama. Dünyalarını rezil etmiş, çiçeklerinin üstüne basmış,çiğnemiş, pis pis sırıtmış. Nihal yanıma geldi sonra. Cezaevine. Benim mucizem oldu. İnsanlığa göre bir kadın, Nihal’e göre bir dünya, bana göre tüm evren değişti.

Sonra Nihal yavaş yavaş zayıflamaya, eksilmeye başladı. Şermin’le de bir süre mektuplaşmadılar. Nihal’in mektupları Şermin’e ulaşmayıp geri dönüyordu her nedense. Sanırım bir şeylerden kaçıyordu, Nihal çok endişelendi. Sonra da onu yavaş yavaş eriten hastalık, birdenbire bizden aldı. Her şey ard arda oldu. Cenaze ve benim hapisten çıkışım.

Yıllar sonra benim mezuniyetime az bir süre kala, Şermin buldu beni. Fotoğraflardan daha güzeldi. O adamı bulmuş, ondan geziyormuş o karanlık şehirde. Dünyalarını toz haline getiren adamı unufak etmiş. Şansı da yaver gitmiş, yakalanmamış.

Dediğim gibi; Mezuniyetimde bana el sallayan tek kadın vardı. Diğeriyse gökyüzünden mutluluk gözyaşları savuruyordu.Bir Nihal, iki güçlü kadın yarattı. İki kadının kuşlarının yaralarını sardı. Özgürlüğe savurdu. Kendi  kuşunu da alıp gitti. 

İnsanlığa göre iki kadın, Nihal’e göre iki dünya, bize göre iki evren değişti. 

Sevgiler Anne

Nuran.

Özgürlük el ele vermiş iki kadının altından kalkamayacağı bir şey miydi?  Öyle olmamalıydı.

Her hikaye sarsıcı bir şekilde sonlanmaz , bazen sonlanmaz bile hatta. Bu, bütün kadınların sonsuza kadar başka yerlerde, başka şekillerde birbirlerine yaslanıp kuşlarını iyileştirdiği bir hikaye. Nihal, Şermin ve Nuran başka zamanlarda, başka insanlar olarak el ele verip, yine başaracaklar. Yine iyileşip, dünyalarını güzelleştirecekler! Mühim olan kısımsa  birbirimizin kuşlarını ezmeyip, onları iyileştirmemiz.

Özgür, iyi niyetli, cıvıldayan kuşlarla dolu günlere…

Beril Akdoğan kimdir?

25 yaşındayım ve Gaziantep’te bir köyde öğretmenlik yapıyorum. Köyün ulaşımı ve imkanlarım pek elverişli olmadığından tüm vaktim çocuklarla, kitap okuyarak veya yazarak geçiyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z