Masthead header

Nietzsche’nin sanatta/edebiyatta amaç(sız)lılık sorunsalına bakışı | Prof. Dr. Onur Bilge Kula

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

onur-bilge-kula-1024x680-596x397Hiçbir estetik yargı, evreni eksiksiz yansıtamayacağını düşünen Nietzsche Şen Bilim[1] adlı yapıtının üçüncü bölümünün hemen başında “Kendimizi Sakınalım!” ara-başlığı altında evreni övme ya da yermenin sorunlu bir yaklaşım olduğunu dile getirir. Nietzsche’nin anlatımı uyarınca, evren, “ne eksiksiz, ne güzel, ne de soyludur; evren bunlardan hiçbiri olmak istemez, insanlara da öykünmez.”, Ayrıca, “evrenin öz-sürdürüm güdüsü, hatta hiçbir güdüsü yoktur; evren ayrıca, hiçbir yasa da tanımaz. Doğada yasalar olduğunu söylemekten sakınalım; doğada sadece gereklilikler vardır. Doğada buyuran ya da itaat eden yoktur. Eğer hiçbir amaç olmadığını bilirseniz, hiçbir rastlantı olmadığını da bilirsiniz; çünkü amaçlar dünyasında ‘rastlantı’ sözcüğünün bir anlamı vardır.”

Nietzsche aynı yapıtının davranışların nedenlerini ayrıştırdığı bölümünde “amaç” kavramını “rastlantı” kavramı kapsamında değerlendirir. Nietzsche’ye göre, insan, “çok eski bir yanılgıya uygun olarak amaç kavramında ‘itici’ gücü görmeye alışkındır; ancak amaç, ‘yönetici’ güçtür.” Amaç, bu ayrıksı düşünüre göre, “çoğu kez güzel göstermeye yarayan bir bahanedir.”

Aynı ciltte yer alan “Gerçek Dünya Nasıl Fabla Dönüştü”nün sekizinci bölümünde Nietzsche, insanın özelliklerinin Tanrı ya da toplum, anne-baba ya da atalar tarafından değil, bizzat insanın kendisi tarafından belirlendiğini öne sürer. İnsanın yazgısı, Nietzsche’nin savı uyarınca, “bütün var-olanların ve bundan böyle de var-olacakların yazgısından koparılamaz. İnsan, bir öz ereğin, istencin, bir amacın sonucu değildir… İnsanın varlığını bir amaca bağlamak saçmadır. Amaç, kavramını biz uydurduk; gerçekte amaç yoktur.” Görüleceği gibi, Nietzsche, Kant’ın çok önemsediği amaç kavramını tümden yadsır. Karşı-çıkışını, isyan edişi çağrıştıran sözcüklerle dışa-vurur.

Amaç, bir değerleme içerir

Nietzsche “Seksenli Yılların Mirasından/Bırakıtından”[2] adlı yapıtında amaç ve amaca yüklenen değer arasındaki ilişki ile ilgili olarak şu saptamayı yapar: “İstemek, aynı zamanda amaç(lı)-istemektir. ‘Amaç’, bir değerleme içerir.” Düşünürün bu kapsamda kullandığı Almanca “Wertschaetzung” kavramı aslında değerbilirlik, takdir etme gibi anlamlara da gelir. Bağlama uygun olarak söz konusu kavramı “değerleme” olarak çevirdim. Bu Almanca kavram, bu bağlamda ‘değer yargısı’ olarak da çevir.

Düşünür, bir şeye değerleme ya da değer yargısı katarak, o şeyin çoğunlukla “acılaştırıldığını”, ahlaksal değer yargılarının “hemen bütün duyusal izlenimde rol oynadığını”, böylece “dünyanın renklendirildiğini” belirtir ve ekler: “Amaçlarımızı değerlere kattık.” Nietzsche’nin “öznel amaçlar, öznel değerleri içerir” şeklindeki belirlemesi, sanatta yansızlık olamayacağının da göstergesi olarak görülebilir.

Anılan bu yapıtın bir başka yerinde özgür istenç ile neden-sonuç arasındaki ilişkiyi sorgulayan Nietzsche “öteden beri bir eylemin, bir karakterin, bir var-oluşun değerini, uğruna eylediğimiz ve yaşadığımız ereğe, amaca kattığımızı” yineler. Düşünüre göre, “beğeninin bu çok eski öz-yapısı, tehlikeli bir yön kazanmaktadır.” Söz konusu “tehlikeli yön” kendisini “olayın ereksizliğinin ve amaçsızlığının giderek artan ölçüde bilincin önüne çıkarılmasında” göstermektedir.

Böylece “genel bir değersizleştirme hazırlanmaktadır: ‘Hiçbir şeyin anlamı yoktur!’ Bu melankolik anlatım, ‘bütün anlam, erektedir ve belirlenmiştir; erek yoksa anlam da yoktur’ demektir.” Böyle bir anlayış, Nietzsche’nin kanısınca, “yaşamın değerini ‘ölümden sonraki yaşama aktarmaya ya da insanı dışlayarak, idelerin, insanlığın ya da halkın sürüp giden gelişimine katma” eğilimini güçlendirmiştir. Böylece, amaç, “bitimsiz bir süreç” olarak kavranmaya ve kavratılmaya başlanmıştır. Bu durum, insanda “belki de bir hiçle sonuçlanacak dünya süreci içinde bir yer belirleme” gereksinmesi doğurmuştur.

Nietzsche daha önce dile getirdiği görüşü bir kez daha vurguyla yineler: “Öte yandan ‘amaç’ sıkı bir eleştiriye gereksinmektedir: İnsan, bir eyleme ‘hiçbir zaman bir amacın yol açmayacağını, amaç ve aracın yorumlar olduğunu görmek zorundadır.” Amaç ve aracın yorumlar olması demek, “bir eylemin bazı noktalarının altının çizilmesi ve diğer noktaların aleyhine öne çıkarılması” demektir. Bir şey bir “amaca yönelik olarak yapıldığında her seferinde temelden farklı bir şey, başka bir şey olur.” Bu tümceler uyarınca, sanatı/edebiyatı dışsal bir amaca bağımlılaştırmak, sanatın/edebiyatın öz-yapısını bozar; sanatı, kendi özüne yabancılaştırır.

“Amaç-eylemi”, Nietzsche’nin kullandığı eğretilemeyle, “güneşin yaydığı sıcaklığın amaçlılığı” ile benzerlik taşır. Güneşin saçtığı sıcaklığın büyük bir bölümü yok olup gider; “çok önemsiz bir bölümünün ‘amacı’ vardır, ‘anlamı’ vardır.” Dolayısıyla, amaç-eylem ya da amaçlı eylemin de çok büyük bir bölümü işlevsizdir. Bu yüzden amacın işlevini abartmamak gerekir.

nietzsche1-930x465Aynı yerde amaç ile istenç arasındaki dolaysız bağa dikkat çeken ve amaca yönelik eleştirisinin aynı zamanda istencin de eleştirisi olduğunu vurgulayan Nietzsche şu soruyu ortaya atar: “Bir amaç, amaçlı eylemler yaratan etkin güçlerin değişimler dizisi içinde ‘eşlik eden bir görüngü’ olamaz mı?” Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu sorunun yanıtı içindedir. Sanata/edebiyata uyarlayarak söylemek gerekirse: Sanat değiştirici bir etkinlik olduğuna göre, sanat yapıtı, sanatçının tümel kişiliğinin bir öğesi ve dışa-vurumu olarak bir amaç içerir.

Amaç ya da amaçlılık, Nietzsche’ye göre, Kant’ın önemsediği ve estetik kuramının temel dayanaklarından biri durumuna getirdiği ölçüde önemli değildir. Amaç(lılık), sadece bir yan görüngüdür. Bunun dışında bir amaç, “araçlarıyla birlikte betimlenemez ölçüde belirsiz bir tasarımdır.” Bu tasarım, “gerçi kural olarak, istenç olarak yönetir, ancak söz konusu belirsizin yerine belirli sağlam büyüklükler koyan itaat eden alıştırılmış araçları gerektirir.”

Kimliğini daha önce belirttiğim toplu yapıtların ikinci cildinde yer alan “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ün “Gün-doğumundan Önce” adlı ara-başlığı altında Nietzsche “amacın köleliğinden” kurtulmaktan söz eder. Bu saptama da Kant’a bir gönderme olarak yorumlanabilir. Nietzsche, Kant’ı dolaylı olarak amaç köleliğini özendirmekle suçlar.

Nietzsche toplu yapıtların ikinci cildinde yer alan “İyinin Ve Kötünün Ötesinde” adlı yapıtında yine amaç kavramını sorunlaştırır. Düşünürün savı uyarınca, “nedenleri, arka-arkalığı, bir-biri-içini, göreceliliği, zorlamayı, sayıyı, yasayı, özgürlüğü, nedeni, amacı uyduran biziz. Bu göstergeler dünyasını ‘kendi başına bir şey’ olarak şeylerin içine kurgulayarak ve karıştırarak, her zamanki yaptığımız şeyi yapıyoruz, diyesi, ‘söylenleştiriyoruz’.”

Kant ve Hegel felsefesinde temel kavramlardan biri olarak tasarımlanan “özgür istenç-özgür olmayan istenç” kavramlarını eleştiren Nietzsche’ye göre, “özgür olmayan istenç, söylendir/mitolojidir. Gerçek yaşamda sadece güçlü ve zayıf istenç vardır.” Nietzsche’nin bu öznel değerlendirmesi uyarınca, Kant ve Hegel tarafından değiştirici bir güç olarak tasarımlanan “özgür istenç- özgür olmayan istenç” kavramı yoktur; bunların yerine “zayıf ya da güçlü istenç” vardır. Nietzsche’nin bu belirlemesi, Nazilerin güçsüzü yok etme eylemlerini haklı çıkarma amacıyla kullanılmıştır.

Görüleceği gibi, Nietzsche, istenç sahibi özneyi kuşatan toplumsal-siyasal koşulları hiç gözetmez. Ona göre, istenci güçlü özneler, “erke ulaşma istencine”, bir başka anlatımla, kendilerini gerçekleştirme gücüne ve yeterliliğine sahiptirler. İstenci zayıf olanlarsa, çevre koşullarının olumsuzluğundan dolayı değil, öz yetersizliklerinden dolayı toplumda ve doğada var-olma zorluğu çekerler.

Nietzsche “Şafak/Tan-sökümü-Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler”[3] adlı yapıtının “Amaçlar ve İstençler” adlı bölümünde iki alana, diyesi, amaçlara ve istençlere alıştığımızdan söz eder. Düşünürün nitelemesiyle “biz kurnaz cüceler, istençlerimiz ve amaçlarımız ile ahmak devlere dönüşüyoruz.” Amaçların “ağında” debelenip duruyoruz. İnsanın öğrenme yeteneğinin sınırlılığını eleştiren Nietzsche, amaçların davranış motiflerimizi ve tarzlarımızı belirlemesinden yakınır.

İnsan, düşünürün söyleyişiyle, kendi ördüğü amaçlar ağını, yine kendisi yırtacaktır. Amaçlar alanı, “rastlantılar ve aptallıklar” alanıdır ve belki de “istençler ve amaçlar yoktur. Belki de biz onları sadece kurguladık.” Her düzeyden amaçsallığa ve akılsallığa “tümüyle benzer görünen rastlantılar” vardır. Belki de, Nietzsche’nin nitelemesiyle, “istenç eylemlerimiz ve amaçlarımız atılmış zarlardan başka bir şey değildir.” İnsan sınırlı kavrayışı nedeniyle, “kendi attığı zarlarla oynadığı gerekirlik oyununu” amaç ya da amaçlılık sanmaktadır. Bir başka deyişle, amaçlılık, sadece bir yanılsamadır.

Yukarıda anılan “Seksenli Yılların Mirasından/Bırakıntısından” adlı yapıtında düşünür, “her türlü olayı, her türlü devinimi, her türlü oluşumu ‘bir savaşım’” olarak nitelendirir. Nietzsche’ye göre, “böyle ya da şöyle olduğumuzdan her hangi birinin (Tanrı, doğa) sorumlu olduğunu imgelersek, bir başka anlatımla, varlığımızı, mutluluğumuzu ya da sefaletimizi imgelediğimiz kimsenin/gücün ‘ereği’ olarak yorumlarsak, ‘oluşumun masumiyetini’ bozarız.”

Nietzsche’nin amaç ve amaçlılık kavramına yaklaşımı oldukça çelişkili görünmektedir. Düşünür, yukarıdaki saptamasında görüldüğü gibi, bir yandan çok güçlü bir istenci öngörmekte ve belirlemelerini böyle bir istence dayandırmakta, öte yandan da zayıf istenci tümüyle öznel yetmezliklerin bir sonucu olarak kavramaktadır. Bu yaklaşımıyla Darwin’in doğal ayıklanma kuramına yaklaşan Nietzsche’nin sosyal ve siyasal devrimlerden nefretle ve korkuyla söz etmesinin bir nedenini burada aramak gerekir.

Bu düşünür, insanın imgelem ya da hayal yoluyla kurguladığı tasarımların sakıncasını irdelediği bölümden şu savı türetir: “Görünüşte var olan ‘amaçlılık’ (bütün insan sanatlarından bitimsiz ölçüde üstün olan amaçlılık), bütün olaylarda rol oynayan ‘erke ulaşma istencinin’ bir sonucudur. ‘Daha güçlü olmak’, amaçlılık-tasarımına benzeyen düzenleri birliğinde getirir. Görünüşteki amaçlar, üstün güçlerin işlevi olarak çalışır.” Bu sözler, bir amaç gütmekle erki ele geçirmek arasında bir koşutluk olduğunu anlatmaktadır. Bu belli ölçülerde doğru olabilir; ancak sonal soru şudur: Tarihsel bir ürün olan ve toplumsal-kültürel bir bütünlük içinde özünü gerçekleştirmek isteyen insanın amaçsız bir eylemi var mıdır?

Nietzsche, kendi söyleyişiyle, amaç ve erk arasında dolaysız bir ilişki, kurarak, “görünüşteki amaçlılığa karşı” şu saptamayı yapar. Görünüşteki amaçlılık, sadece “erk alanlarının düzenlerinden birinin ve erk alanlarının etkileşiminin bir ‘anlatımı’dır.”

Nietzsche aynı yapıtın bir başka yerinde yine Kant’ı duyumsatarak, “saçma psikolojik kalpazanlık” olarak nitelendirdiği hoşlanma ve hoşlanmama kuramına karşı savaşmak istediğini vurgular. Düşünüre göre, “hoşlanmanın nedeni istencin doyurulması değildir; tersine istenç ilerlemek ister ve yoluna çıkan şeyi alt eder. Hoşlanma duygusu, tam da istencin doyurulmamasında, istencin karşıtlık ve direniş olmaksızın doymamasında yatar.” Güdülerin, itkilerin ya da gereksinmelerin giderilmesi, yaşama sevincini güçlendirir; bunun tersiyse, yaşamı sevinci azaltır. Dolayısıyla, sanat aynı zamanda insanın yaşama sevincini artırmayı amaçlar. Nietzsche bu açıklamalarından şu sonucu çıkarır: “Gerekirlik, nedensellik ve amaçlılık, yararlı göstermelik şeylerdir.” Bu son tümce, tam bir nihilizm anlatımıdır.

Nietzsche’nin öğretisinde Kant’ın öne çıkardığı hoşlanma ve hoşlanmama, “yargılar hakkında akla gelebilecek en aptal ‘anlatım araçlarıdır.’” Bu saptamadan yargıların da “aptalca olması gerektiği” gibi bir sonuç çıkarılamaz. Hoşlanma ve hoşlanmama, “neden değil, her zaman sonuç görüngüleridir.” Her türlü “hoşlanma ve hoşlanmama duyguları, ‘tümel yararlılık ve tümel zararlılık’ ölçümü gerektirir.” Ayrıca bu duygular, “entelektüel merkezin ortaya çıkan bazı değişiklikleri tümel bir değerde sabitleştiren istenç tepkileridir.”

[1] Friedrich Nietzsche’nin “Die fröhliche Wissenschaft” (Werke in drei Bänden, zweiter Band, WBG, Darmstadt, 1997, s. 116 ve 234) adlı yapıtı ve diğer yapıtlarında sergilediği estetik anlayışı, “Kant-Schiler-Heidegger Estetik ve Edebiyat” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2012) adlı kitabımda ayrıntılı olarak ele aldım.

[2] Friedrich NIETZSCHE: “Aus dem Nachlass der Achtzigerjahre”; Werke in drei Bänden, 3. Band, WBG, Darmstadt, 1997, “amaç” kavramı: s. 873; amaçlılık: s. 542 ve 682

[3] Friedrich Nietzsche: “Morgenröte- Gedanken über die moralischen Vorurteile”; Werke in drei Bänden, erster Band, WBG, Darmstadt, 1997, s. 1102

Prof. Dr. Onur Bilge Kula – edebiyathaber.net (1 Temmuz 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • neslihan - 06/10/2015 - 19:31

    hangisi edebiyatla alakalı ya önemli acil bilen?cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z