Nermin Yıldırım’a göre yazmanın 10 kuralı!

Ekim 23, 2014

Nermin Yıldırım’a göre yazmanın 10 kuralı!

Nermin Requena 011. “Oku!” Galiba ilk uymamız gereken, bu kadim kural. Zira iyi bir okur olmayan kötü bir yazar dahi olamıyor.

2. Murakami koşuyormuş, ben onun kadar hızlı olmadığım için yürüyorum. Her sabah yazıya oturmadan evvel iki saat kadar yürürüm. Herkes için geçerli bir yöntem olmayabilir ama yazmaya başlamadan, şöyle bir dışarı çıkıp yürümek, bir yandan temiz hava alırken bir yandan da o gün yazacaklarımızı planlamak, bizi yazıya hazırlayabilir.

3. Virginia Woolf’a kulak verip, yazmak için kendimize ait bir oda edinelim. Bazen bu imkânsızdır. O zaman Ursula K. Le Guin’i dinleyelim; mutfak masası bile olur. Yazacaklarımızla yalnız kalacağımız bir köşecik. Diyelim bulamadık, o vakit etrafımızda kimse yokmuş gibi davranabilme ehliyeti. O da yoksa, biz onlar yokmuş gibi davranırken çıldırdığımızı düşünenlere aldırmama dirayeti.

4. Öte yandan… Yazı yazmayı önemsemekle bunu yapan kişi olarak kendimizi önemsemek aynı şey değildir. Bu minik detayı hatırlamak sadece iyi bir yazar değil, iyi bir insan olmaya da yarayacaktır. Ha, iyi yazar ille de iyi insan olmalı mıdır? Hayır. Olsa fena mı olur? Hayır!

5. Eğer otobiyografik bir eser yazmıyorsak elimize kalemi/klavyeyi aldığımız andan itibaren sevdiğimiz yahut nefret ettiğimiz kişileri bir süreliğine unutmamız yerinde olur. Her konuyu çekiştirip bir yerinden onlara bağlama ihtiyacı duyuyorsak belki de evvela günlük tutarak deşarj olmalıyız. Ne demiş Georges Simenon; sevgililerinizi öldürün!

6. Kendimiz için minik panolar hazırlamak, notlar alıp yapıştırmak nefis bir çalışma yöntemidir. Hikâyemiz o notlar üzerinde büyür büyür ve… ta taaam! Bir süre sonra panoya baktığımızda, orada yazacağımız metnin haritasının görebiliriz.  Artık aklımızın labirentinde kaybolma ihtimalimiz daha zayıf. Üstelik bundan sonra boşlukları doldurmak, yeni detaylar eklemek çok daha zevkli olacak.

7. Tamam, iyi bir yazarın kötü bir insan olmasına lüzum yok ama dünyanın en sevecen ve sosyal kişisi olmak zorunda da değiliz. Tüm davetlere icabet etmesek de olur. Yazmak disiplin ister. Günde bir saat ya da on bir saat, kendi yazma ritmimizi oluşturmamız gerekir. Dahi değilsek, çaresiz, çok çalışacağız.

8. Malum, diyalog dili ile anlatım dili birbirinden epey farklı. Son derece edebi, entelektüel, şahane, cümlelerden iyi diyaloglar çıkmayabilir. Ne de olsa bütün karakterlerimiz Aristo değil! O hakiki konuşma dilini ararken, yazdığımız diyalogları yüksek sesli okuyup, nasıl tınladığına bakmak işe yarayabilir.

9. Sözlükler hayat kurtarır. Botanik sözlüğü, astronomi sözlüğü, havacılık terimleri sözlüğü, aklınıza ne gelirse… Diyelim ki kahramanımız aklını üzerinde çalıştığı senfoniyle bozmuş bir kompozitör, müzikle ilgili bilgimiz de pek kısıtlı. O vakit hoooop müzik terimleri sözlüğü.

10. Son olarak… Bütün bunları unutun! Balzac başına yün bir atkı bağlar, ayaklarını da su dolu leğene sokup öyle yazarmış. Onun kadar iyi yazmak için şimdi biz de öyle mi yapalım?! Zaten rahmetli de yaşasaydı aynını önermezdi herhalde. Uzun lafın kısası, herkesin yolu kendine. En birinci ve tek kaide, oturup (ona bile lüzum yok, isterseniz ayakta) yazmak herhalde. Gazamız mübarek olsun!

edebiyathaber.net (23 Ekim 2014)

Yorum yapın