Masthead header

Necip Tosun’un kaleminden öykü dünyası | Selva Trak Ulupınar

“Öyküyü Sanat Yapanlar”, dünyaca ünlü öykücülerin, öyküye yön verenlerin ve onların en tanınmış öykülerinin incelendiği bir kılavuz kitap.

Necip Tosun, Dedalus Yayınları’ndan çıkan bu eseriyle edebiyat tutkunlarının kitap raflarındaki büyük bir boşluğu gideriyor. Tamamı birbirinden ilginç öğretici metinlerden ve öykü incelemelerinden oluşan eser, öykü türüyle ilgilenenler için kapsamlı bir başvuru kitabı niteliği taşıyor.

“Öyküyü Sanat Yapanlar”, öykü türünün ortaya çıkışı, olgunlaşma süreci ve kendini bularak kabul ettirmesi safhalarını incelemesi, öykücülüğün ve kısa öykücülüğün önemini ve değerini ortaya koyması, tanıtması, yazar adaylarının, yazarların bakış açılarına bir pencere daha açması gibi nitelikleriyle tam anlamıyla doyurucu bir eser.

Necip Tosun, öykü türünü sanatlaştırarak özellikle en az roman kadar okunur ve aranılır kılan ve yücelten dünya öykücülerinin, onların bu yolda gösterdikleri özverilerin, aldıkları yolun âdeta bir haritasını çıkartmış, diyebiliriz. Yazar; Cengiz Aytmatov, Gogol, Çehov, Gabriel Garcia Marquez, Borgesderken Arjantin, Rusya, Almanya, İtalya, İran ve daha pek çok değişik coğrafyaya ait öykücülerin izinde çiziyor bu öykü haritasını. Sonuçta kırk öykücüyle birlikte belki kırk ayrı coğrafya ve en az kırk ayrı öykü incelemesi karşılıyor okuru.

“Öyküyü Sanat Yapanlar” , klasik bir öykü incelemesi değil. Aksine öykü incelemesi niteliğinden önce öykü türünü ve öykücüleri, yaşadıkları dönemi ve coğrafyayı düşünerek irdeleyen, büyük bir emeğin ve birikimin sonucu olarak okura sunulmuş, alanındaki açığı kapatan bir eser.

“Kısalık, yeteneğin kardeşi sayılır. Yazma sanatı kısaltma sanatıdır.”, diyerek eserlerinde söz iktisadını benimseyen Anton Çehov’la ilgili görüşlerini dillendiren yazar, Çehov tarzı hikâyeciliğin, kısa yazmanın hayata daha sıcak değmek arzusuyla örtüştüğünü belirterek durum hikâyesine saygınlık kazandıran bu ünlü yazarı anıyor.

Mark Twain’in eserlerinde mekân olarak sıklıkla rastladığımız Missisipi Irmağı, aslında yazarın yaşamının büyük bir bölümünün geçtiği coğrafyadır ve takma adı da bunu birebir yansıtmaktadır: “Gerçek adı Samuel Langhorne Clemes olmasına rağmen ‘iki kulaç derinlik’ demek olan Mark Twain takma adını seçer.”, bilgisiyle yazar, yaşamı yazdıklarını; yazdıkları ise adını yönlendiren bir yazardan söz ediyor. Tıpkı toplumcu gerçekçiliğin izinde eser veren Aleksey Maksimoviç Peşkov; yani Gorki gibi: “…Edebiyat serüveni boyunca ‘acı’ anlamına gelen Gorki’yi kullanan Maksim Gorki, toplumcu gerçekçi öykünün öncülerinden biridir.”

Ünlü yazarların edebiyat yaşamlarını etkileyen ilginç biyografilerini ortaya koyarak onların edebi kişiliklerini ve öykülerindeki yolculuklarını inceleyen yazar, okuru da bir kültür okyanusuna sürüklüyor: “Hapishane revirinde çalışırken kızına maddi destek sağlamak amacıyla öyküler yazmaya başlar. Öykülerinde asıl adını değiştirir ve hapishanedeki bir gardiyanın isminden yola çıkarak O. Henry adını kullanır. Hapishaneden çıktığında artık O. Henry isimli ünlü bir öykücüdür.”

Fantastik eserler hakkındaki görüşünü, onların içinde yaşadığımız bilindik dünyadan beslenemedikleri için tamamıyla birikime ve hayal gücüne dayanarak oluşturulduğu şeklinde belirtirken yazar, bu kez Edgar Allen Poe, Guy De Maupassant, Franz Kafka, Borges gibi bu anlatım türünde eser veren yazarları mercek altına alıyor.

Tosun, Hoffman’ın, gerçek yaşamlarımızdaki gizli mucizeleri sezemediğimizde altıncı hissimizi harekete geçirmemiz gerektiği hakkındaki görüşünün altını çiziyor. Bu da elbette edebiyata meraklı okuru, altıncı hissin yazıda kullanımı hakkında düşünmeye yönlendirebilecek bir nitelik taşıyor.

Kitapta, özellikle yeni ve genç öykücülere kendilerini geliştirebilmeleri için yararlı olabilecek ipuçlarının da verildiğini görüyoruz. Bu yönüyle de eseri kendi çapında “yazılı bir öykü atölyesi” olarak değerlendirmek gerekiyor. Tıpkı Ernest Hamingway’in görüşlerinin örneklendirildiği satırlarda olduğu gibi: “Bildiğiniz önemli şeyleri ya da olayları öykünün dışında bırakırsanız, öykü daha da güçlü hale gelir. Ama hakkında fikriniz olmadığı için bir şeyleri dışarıda bırakırsanız, öykü beş para etmez.”

Yazarın anlatımı sırasında yer yer kullandığı edebiyat tarihine ait anektodlar, eseri sıkıcılıktan uzaklaştırarak çabuk ve kolay okunabilir kılıyor.  En uzunu bile on – on beş sayfa arasında olan öyküleriyle tanınan Borges, roman türüne inancının olmaması ve ısrarla kısa öykü üzerinde durarak öyküye verdiği değeri yüceltmesinin nedenini tek cümleyle açıklıyor: “Bozmaktan korkuyorum da onun için.”

Kitapta Virginia Woolf da Borges gibi romanın geçerliliğine inanmaması ve öykülerinde bilinçakışı tekniğini kullanması yönüyle anılıyor: “Yazar, mektuplarının birinde romanı dehşet verici ölçüde hantal ve bunaltıcı bulduğunu belirterek büsbütün yeni bir biçim icat edilmesi gerektiğinin iddiasında olduğunu ve ne olursa olsun bu biçimi kısa öykü denemeleriyle ortaya çıkarmanın son derece keyifli olduğunu belirtmiştir.”

O dönemlerde şiir ve roman sanatlarının nasıl el üstünde tutulduklarını düşündüğümüzde bu sanatçıların, yaşadıkları toplumlarda öykü türü adına verdikleri mücadeleleri, öykü türünü benimseterek geliştirme ve kalıcı kılma  çabalarını göz ardı etmemek gerek.

Nitekim Necip Tosun, Franz Kafka’yı şu sembolik cümlelerle niteliyor: “Edebiyatçı, büyük olaylara, yıkımlara gidilen yolları hisseder ve eserlerinde bunu sezdirir. Somut dünya, genelde kendi bildiğini okur, geçip gider. Oysa edebiyatçı, geçip gidenin değil, kalıcı olanın ardına düşer. İşte bu edebiyatçılardan biri Franz Kafka’dır.”

Misal, Maupassant’la birlikte fantastik anlatım türünü ele alan yazar, Marquez’i ele alırken bu kez büyülü gerçekçilik akımının özelliklerini ortaya koyuyor. Bu haliyle kitap, edebiyatseverler için dünya edebiyatına farklı perspektiflerden bakma imkânı da sunuyor. Burada yazarın, mükemmeliyetçi bir tavır göstererek konuları titizlikle okuyucuya sunduğunu görüyoruz: “Fantastikte ‘gün ışığı’ gerçekliğinin dışında bir dünya kurulur. Oysa büyülü gerçekçilikte çoğunlukla mekân yaşadığımız dünyadır, nesneler ise dünyevidir.”

Yazarın başarılı anlatımı eşliğinde sıklıkla ortaya koyduğu öğretici cümleler, öykünün belli başlı özelliklerini ve sınırlarını net bir şekilde okura sunuyor: “İyi öyküler genelde bir şeyin olup bitme ânını anlatmaz. Tam tersine tüm olmuş bitmişleri temsil edecek bir anıyı, bir durumu anlatır. Karaktere de böyle yaklaşılır… Öykü, parçadan, kesitten bütünü hissettirme sanatıdır.”

Kitapta kısa öykücülerin yanı sıra Stefan Zweig gibi uzun öykünün yetkin örneklerini veren yazarlar da ele alınarak öykünün her türünün karşılaştırılması imkânı sunuluyor.

Wolfgang Borchert ve Cengiz Aytmatov öyküleri üzerinden, öyküde sinemasal anlatım (kamera bakış açısı) , şiirsellik ve ritm konularına da değinen yazar, bu eseriyle öykü sanatıyla birlikte kapsamlı bir edebiyat kaynak kitabı da oluşturmuş oluyor.

Kitap boyunca ele alınan çoğu Batılı bu yazarlarda rastladığımız ortak yön, kendilerine Doğu anlatı kaynaklarından en önemlisi olan Binbir Gece Masalları’nı rehber edinmeleri oluyor. Binbir Gece Masalları’nın, anlatmaya bağlı edebî metin türleri üzerinde bir temel yapı taşı özelliği oluşturması, günümüz yazarlarının da bu eseri kendilerine temel kaynak edinmeleri bakımından önem taşıyor.

Yazar, özellikle zaman zaman akıllarda bir kurgu sorgusunun yapıldığı günümüzde, kurgunun tanımını  Amerikan Çehov’u olarak bildiğimiz John Cheever’in kaleminden veriyor:”Kurgu, üstü kapalı otobiyografi değildir… biyografiye de dayanmaz.’Kurgu, otobiyografi ile biyografinin, bilginin ( verilere dayalı bilgi, tinsel bilgi, sezgisel bilgi ) çok zengin bir karışımıdır. Bambaşka unsurları bir araya getirerek estetik, ahlâki ve uyumlu bir şeye dönüştürmektir.”

Eser boyunca yapılan bilgilendirmelerin ve isabetli örneklendirmelerin sonunda, “Şiirin en yüce sanat olduğu ülkede hikâye anlatıcılığını seçtim.”, diyen Marquez’i de göz önüne aldığımızda, kimileri şair doğarken kimileri de öykücü olarak doğar, diyebiliriz.

Selva Trak Ulupınar – edebiyathaber.net (25 Ocak 2018)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r