Masthead header

Le Guin’in “Rüyanın Öte Yakası” adlı romanı üzerine | Mavi Tuğba Ateş

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

“Akıntılarla taşınan, dalgaların elinde oradan oraya savrulan, okyanusun olanca gücüyle akıllara durgunluk veren mesafelere çekelenmiş denizanası, gelgitin dipsiz kuyusunda sürüklenir. Işığın parıltısını geçirir ve karanlığı içine alır. Herhangi bir yerden herhangi bir yere –çünkü denizin derinliklerinde pusula yoktur, daha yakın ve daha uzak, daha yüksek ve daha alçak vardır yalnızca-taşınan, savrulan, çekelenen denizanası öylece asılı kalır ve salınır; ayın hükümranlığındaki denizde gündelik dirimin uçsuz bucaksız nabzı atarken, onun nabzı belli belirsiz ve hızlıdır içinde. Öylece asılı kalan, salınan, nabız gibi atan bu savunmasız ve güçsüz yaratığın en büyük silahı, varlığını, seyrini ve iradesini ellerine emanet ettiği o koca okyanusun gazabı ve kudretidir. 

Ama buracıkta o inatçı anakaralar yükselir. Çakıllı sığlıklar ve sarp kayalar suyu delerek çırçıplak dışarı uğrar; ölümcül ışığın ve istikrarsızlığın yaşam idamesine elverişsiz o kurak, korkunç mekânına taşar. İşte artık, artık akıntılar aldatır, dalgalarsa ihanet eder, kayayla ve havayla çarpışmak için yaygaracı köpüklerle atılıp sonsuz döngülerini kırarak, kırılarak… 

Her şeyiyle denizin sürüklenmesinden olma bu yaratık, gün ışığının kupkuru kumlarında ne yapar? Ya akıl ne yapar her sabah uyandığında?” diyerek başlıyor roman. Doğadan insana aktarım biçimiyle okuyucusunu karşılayan yazar, ‘denizanası’ imgelemiyle okuyucusuna ‘merhaba’ diyor ve gizemli bir anlatım başlıyor. İnsanın içinde yaşadığı koşullar ya da içinde yüzdüğü koşul denizi, insana özgü –kendi yaşamında kendisi olarak- var olabilme olanakları sunar. Kitabın bütününde de bu koşulları zorlayışın resmi çiziliyor. Dr. Haber, George, Lelache tüm olayların kendi etraflarında döndüğü ve romanın merkezine oturtulan fantastik kahramanlardır.

Rüyalarımızın gerçeklik üzerindeki etkisi ya da gerçekliğin rüyalarımız üzerindeki etkisi şizofrenik bir kurgu ile romanın çıkış noktasını oluşturuyor. George, rüya görmekten korkan ve ‘etkili rüya’ görmek istemeyen bastırılmış bir karakterdir: “Giyim kuşamı sıradan, memur standartlarına uygun; saç kesimi muhafazakâr, omuz hizasında, sakalı kısa. Saçları açık renk, gözleri renkli, kısa boylu, narin yapılı, açık tenli, hafif yetersiz beslenmiş, sağlığı yerinde, yirmi sekiz ila otuz iki yaşında. Saldırgan değil, kendi halinde, pısırık, bastırılmış, geleneksel” Rüyalarından korkuyordur; çünkü gördükleri tüm dünya düzenini değiştirebilecek derecededir. Öyle ki George, teyzesinin ölümünden bile kendisini sorumlu tutmaktadır; gördüğü rüyanın tesiriyle ölmüştür teyzesi. Bir nevi gördüğü rüya gerçeklik kazanmıştır. Bu durumdan korkup yasal olmayan yollardan ilaçlara başlamıştır; bunun da tesir etmediğini görünce ve ilgililerce yakalanma korkusunun baskısında Dr. Haber’in ‘Gönüllü Terapi Tedavisi’ (GTT) içinde bulur kendisini.  Tek isteği bir daha ‘etkili rüya’ görmemek ve normalleşmektir. Ne var ki bunun –rüya durumunun- ona özgü bir yetenek olduğunun da bilincindedir. Dr. Haber, özel kliniğinde araştırmalar yapan -hırslı, kendinden emin, inatçı,  idealist- bir psikiyatristtir.  Zamanla George’un rüyalarının dünya gerçekliği üzerinde etkili olduğunu keşfeder. ‘Artırıcı’ ismini verdiği cihazla George’un beyni üzerinde çalışmaya koyulur. Bu makine, hastasını iyileştirmek yerine onun etkili rüya görme özelliğini olumlu yönde artırmak üzerine çalışmaktadır. Dr. Haber, hipnoz yoluyla hastasına telkinlerde bulunur. Hakikaten de dünya üzerinde bir şeyler değişiyordur. Okuyucu da bu değişikliğe şaşarak tanık olur. Gel zaman git zaman George, doktorunun kendisini kullandığını, bir takım güçlerinden faydalanmaya çalıştığını düşünür. Başlarda Dr. Haber George için şunları der: “Elimizdeki vaka, rüya görmekten korkan bir özne: bir rüyafobik. Uyguladığım tedavi modern psikolojinin klasik geleneği doğrultusunda basit bir koşullanma tedavisi temelde. Hasta burada kontrollü koşullar altında rüya görmeye sevk ediliyor; rüya içeriği ve duygusal tepkiler, hastanın hipnoz telkinleriyle yönlendirilmesi suretiyle belirleniyor. Özneye güven içinde, keyifli bir şekilde vs. rüya görebileceği öğretiliyor, yani onu fobisinden kurtaracak olumlu bir koşullanma bu. Artırıcı bu amaç için ideal bir araç.” Dr. Haber, başlarda iyi niyetlidir ama sonlara doğru kendi olumlu hedefleri için hastasını kullanır. Bir rüya ile dünyadaki bütün eşitsizlikleri –ten rengi eşitsizliğini bile- kaldırır. Herkes gri tenli olur; savaşları yok edip insanlığı barışsal bir ütopyanın gerçekliğine kavuşturur. Büyülenir.

George, Dr. Haber’a olan kuşkusunu yatıştırmak için avukatlık bürosuna başvurur. Orada Lelache ile tanışır. Onunla  tanıştıklarında Lelache’in avukat olduğuna okuyucu da George da -yazar tarafından-inandırılır; ancak kitapta ilerledikçe bunun da bir rüya halinden ibaret olduğu anlaşılır. Şöyle ki Lelache -gerçekte- bir avukatın sekreteridir. Lelache, Dr. Haber’in ofisine denetime gelir. Her şey normal  görünüyordur. Bir süre sonra George ile Lelache evlenir; fakat bu evliliğin de bir rüya halinden ibaret olduğu, hiçbir gerçekliğinin bulunmadığı sonra sonra anlaşılır. Kitabın sonlarına doğru, George’un beyni üzerinde çalışırken Dr. Haber, -okuyucu ters köşe edilerek-  akıl hastanesine yatırılır. Oldukça fantastik-psikolojik kurguyla yazılmış olan bu romanda uzaylılarla dünyalılar birlikte yaşamaktadır. Hatta öyle ki George kitabın sonunda bir uzaylının yanında çalışmaya başlamıştır.

Yazarın cümle kurgusundaki güçlülük, eserin biçim incelemesinde ilk göze çarpanlardan…  Kitabı okurken yetişkin gerçekliğinden uzakta, çocuksu bir hayal gücü saflığı ile kuşanılıyor; uzaylılarla dünyalıların bir arada yaşaması, tüm insanların gri tenli olması; değişen yeryüzü şekilleri arasında kayıp giden zamanda kaybolmak okuyucu için işten bile değil. Filmi de çekilen bu romanda, konunun dar bir çerçevede işlenmiş oluşu –hayal gücü zenginliğine rağmen- romanın sürükleyiciliğine gölge düşürmüş. Romanda, okunulan kısımda sadece küçük bir kesitinin yer aldığı hissine varılıyor. (Esasen kitabın bütünü, başı ve sonu daha farklı olan bir romanın bir parçasıymış gibi…) Aynı konu etrafında sürekli aynı tekrarlarla dönüldüğü görülür. Bu tekrarların -kitabın türüne uygun- fantastik hayal gücü ile süslenmesi, tekrarların esere zaman zaman sıkıcı bir boyut katmasına engel olamamış. Eserde verilmek istenen belli bir amacın olmayışı ve eserin toplumsal kaygı taşımaktan uzak oluşu ona soyut bir hâl katmış.

George’un kendine çekilerek saklandığı bir dağ evine giden Lelache’in gözleminden yazar, onun içinde bulunduğu ormanlık alanı tasvirlerken, kişileştirirken okuyucu bu tasvirin içinde soluk alıp veriyor: “Dere avazı çıktığı kadar bağırıyor, orman çıt çıkarmadan nefesini tutuyordu.” Bu tek cümleyle bile okuyucu, ıssız ve ürpertici bir ormandan akan nehrin rahatsız edici tonunu hissedebiliyor. Bu da yazarın cümlesindeki gücün okuyucu içine nasıl işlediğinin örneğidir. Yine unutmamak gerekir ki eserin başında George’un tasvir edilişindeki başarı tablosu da bütün hatlarıyla net bir şekilde bir insan yapısını görmemizi sağlıyor.

Sekizinci bölüme gelindiğinde eserin başka bir boyut kazandığı ve kendi içinde bir dönüm noktasını yaşadığı görülür. Burada uzaylılar da esere dâhil olur. Bu bölüme kadar durağan olan roman, bu bölümle birlikte heyecanla okuyucusunu sürükleyen bir ivme kazanır.

Kitabın bütünü düşünüldüğü zaman okuyucu, -allak bullak- bir belirsizliğin gölgesinde adeta demleniyor.  Oldukça dalgalı bir denizde yazarın sözcüklerine tutunup boğulmamak için çabalarken kitabı bitirdiğinizde denizin durulduğunu, dinginleştiğini ve içinizdeki tatminsiz taşların olması gereken yerlere oturduğunu hissediyorsunuz. Roman yarım bırakılmış;  bazı soruların cevaplarını Ursula K. Le Guın –bile isteye- okuyucuya buldurmak istemiş. Her şey okuyucu önüne hazır  halde sunulmamış. Öyle ki okuyucu ile yazar iş birliği içinde ortak bir yola çıkıyor, ama farklı yönlerden…  Kitap, Lelache ile George’un yeniden buluşması üzerine, uzaylının gözleminden –kitabın başındaki deniz imgelemine gönderme ile- sonsuza uzanan ve ucu açık bir metinle son buluyor: “Uzaylı, dükkânın camlı ön cephesinin gerisinden, akvaryumdaki bir deniz yaratığı dışarıyı nasıl izlerse öyle izledi onları, geçip gittiklerini ve sisin içinde gözden kaybolduklarını gördü.”

Mavi Tuğba Ateş – edebiyahhaber.net (16 Haziran 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z