Masthead header

Kürtlerin Bay Ripley’i

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Polisiye yazarı Patricia Highsmith, ‘Su Altında Bir Ripley Serüveni‘ kitabını ‘Filistin intifadası’na ve Kürtlerin mücadelesine adadı. Kitabın tüm edisyonlarında olan bu ithaf yazısı, sadece iki ülkede yok: İsrail ve Türkiye.

Polisiye romanın bir kraliçesi Agatha Christie ise diğeri onun anti tezi Patricia Highsmith’tir. Christie’nin kahramanı Hercule Poirot bıkkınlık verecek derecede ahlakiyse, Highsmith’in Tom Ripley’i çıldırtıcı oranda ahlaktan azadedir. Christie, ilerlemeci bir düzenin ürünüyse, Highsmith savaşla aklını yitirmiş bir dünyanın sonucudur. Poirot asil bir adalet savaşçısı olarak görülüyorsa eğer, Ripley pişmanlık duymayan sefil bir Raskolnikov’dur…

Tam da bu nedenle Highsmith’in defalarca sinema filmine de uyarlanan başyapıtı Yetenekli Bay Ripley, dünyanın hemen her köşesinde bir deyim haline geldi. Zira işlediği cinayetlere aldırmayan, hiçbir dile, dine, ulusa aidiyet hissetmeyen bu sosyopat, insanın yüzleşmekten korktuğu ağır günahlarının bir simgesi gibidir.

İşte bu nedenledir ki, Amerikalı polisiye gerilim yazarı Highsmith, yarattığı anti kahramanın boynuna, dünyanın uzun süre görmezden geldiği iki halkın acılarını asmayı yeğledi. Ölümünden önce 1991’de yazdığı son Ripley serüveni olan ‘Su Altında Bir Ripley Serüveni’ adlı kitabını, Filistin intifadasına ve Kürtlerin mücadelesine adadı. Ve ithaf sayfasına şu notu düştü: “İntifada’nın ve Kürtlerin ölülerine, ölenlerin, hangi ülkede olursa olsun baskıyla mücadale edenlere, yalnızca sayılmak için değil de vurulmak için ayağa kalkanlara…”
Ne var ki, kitabın İngiltere’deki ilk baskısından bugün amazon.com’da satılan New York ’taki son baskısına kadar tüm edisyonlarında yer alan bu ithaf yazısı, sadece iki ülkede yer almıyor: İsrail ve Türkiye .

İthaf nereye kayboldu?
Kitapları 20’den fazla filme kaynaklık etmiş Amerikalı yazarın Türkiye ’de de hayli hayranı var. Tüm kitapları birbiri ardına Türkçeye çevrildi ve büyük ilgi topladı. Kürtler ve Filistinlilere ithaf edilen kitap ise yazılmasından dokuz yıl sonra 2000’de Can Yayınları tarafından basıldı. Ancak ‘Su Altında Bir Ripley Serüveni’nin o ünlü ithafı hayranlarından ve onun hayranlık duyduklarından bir şekilde esirgendi. Ripley’i harikulade çevirisiyle Türkçeye kazandıran Nihal Önol, orijinal baskıyı referans aldıklarını ancak hatırladığı kadarı ile kendisine verilen bu baskıda atıf sayfasının yer almadığını söylüyor. Elbette uzun bir zaman geçmiş olmasından dolayı emin değil ama yine de “Belki sakıncalı bulunmuştur, olsa mutlaka hatırlardım” diyor. Yayınevinin o dönemki yöneticileri de bu not konusunda kesin bir şey söyleyemiyorlar. İşin doğrusu, nice kitapların kaderi düşünüldüğünde böyle bir atıf yazısının editörün vicdanından geçse bile elinden geçmesi hayli zordu.

İyi ki, Anedrew Wilson’ın ‘Güzel Gölge’ adıyla kaleme aldığı Highsmith’in biyografisi Everest Yayınları aracılığıyla bize kadar ulaştı da, Filistin davasına bakışını ve sessiz sedasız 1984’te geldiği Türkiye’de, ısrarına rağmen Kürt mahalleleri yerine kendini nefret ettiği Hilton Oteli’ne götürmelerinden duyduğu üzüntüyü öğrenebildik.

Kayıp poşulu resim 
ABD’nin ünlü polisiye yazarlar kulübünün üyelerini dahi isyan ettirecek denli ahlaksız bir karakterin yaratıcısı Highsmith’in romanları dışında en büyük tutkusu Filistin halkının direnişiydi. İsrail – Filistin mücadelesini bir Davut-Golyat savaşı olarak görüyordu. Nitekim 1989’da Milano’da bir tanıtım fuarında fotoğraf çektirirken, Kürt ve Filistinlilerin kıyafeti olarak gördüğü ‘poşuyu’ giymek için diretti. Amacına da ulaştı ama o fotoğraf bize kadar ulaşamadı. 1977’de Menachem Begin’in başbakan seçilmesinin ardından kitaplarının İsrail ’de basılmasına izin verilmedi. ABD ’de basının Araplar hakkında sürekli karalayıcı yayınlar yapmasına tahammül edemedi, gittikçe Gore Vidal, Noam Chomsky ve Edward Said’e yakınlaştı. Özellikle büyük saygı duyduğu Said için şöyle yazmıştı: “Hem ünlü hem görmezden gelinmiş. Gerçek meseleleri belagatle ele alması, Amerikan’ın suskunluğunu daha da gürültülü kılıyor.”
Highsmith, Filistin’e yaklaştıkça Ortadoğu’yu daha iyi anladı, Ortadoğu ’ya baktıkça, dünyanın uzun süre görmezden geldiği bir başka halkın acılarını tanıdı. Halepçe katliamından sonra Türkiye ’ye kaçan ve dağlarda mülteci olarak yaşayan Kürtlerin dramından etkilendi. Türkiyeli Kürtlerin kimlik savaşına sahip çıktı.

Ve sonunda polisiye tarihini ters yüz edip ona göre sahte adalet anlayışının karşısına diktiği Ripley’i, hayatının sonunda kurgudan çıkarıp sahte bir adaletin kurbanı olduğuna inandığı iki halka armağan etti. Umarız bu miras kitabın yeni baskısında sahiplerine ulaştırılır…

Bahadır Özgür – radikal.com.tr (23 Eylül 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z