Masthead header

Kurbanlar kurban istiyor | Anıl Ceren Altunkanat

“İnsanlar bu adanın isminin ‘kutsal’ anlamına geldiğini sanıyorlar, bu doğru ama ‘kutsal’ insanların sandığı şeyi ifade etmiyor. Eski dilde ‘bletsian’ kelimesi kullanılırdı, ondan önce ‘blotsian’, ondan önce ise sadece ‘blod’ denirdi. Bu kurban anlamına geliyor. Kurban.

Kutsamak kurban etmek anlamına geliyor, kan dökerek.”

Tanrılar kurban istiyor. Tanrılar kan istiyor.

Kurbanlar da kurban istiyor. Kurbanlar da kan istiyor.

Herkes diğerinin kanı peşinde. Herkesin elinde bıçak; herkesin içinde zulüm.

Ve kimse kaçamıyor eninde sonunda kurban olmaktan.

***

“Bazen yolunuzun ikiye ayrıldığı, hayatınızın birbirinden çok farklı olan iki yönden birine gidebileceği anlar olur, diye düşünüyor Edward. Başarısızlıkla sonuçlanmak yerine çok iyi sonuçlanmak gibi. Peki o fırsatları kaçırırsanız, diye geçiriyor içinden, her şey sona erer mi?”

Marcus Sedgwick, masalsı romanı, Kanlı Bir Kış Gecesi’nde yüzyıllara yayılmış bir kurban hikâyesi anlatıyor. Kurbandan süzülüp toprağa karışan kan filizleniyor adeta Kutsal Ada’da; her karış toprağı kaplayan bir bitki örtüsüne; bitmez bir tekrara, aynı hikâyenin farklı kahramanlarla süregiden ağıtına dönüşüyor. Evet, her dönem öyküye kendi damgasını vuruyor elbet; zulmün tonu değişiyor her seferinde. Ama kan hep kırmızı. Kan hep akıyor. Birileri hep kurban.

“Şehirli genç züppeler. Modern dünyaya girmemiz, acı çekmeyi bıraktığımız anlamına mı geliyor? Sevgi, kayıp kavramlarıyla işimiz bitti mi? Savaşlar sona erdi mi? Öyleyse, kurbanlar verilmeye devam edilecek! Bir ebeveynin çocuğunu doyurmak için ölesiye çalışması? Böylece kendini kurban etmiyor mu?”

Birbirine usulca temas eden ve aynı kan pınarından doğan bu yedi öyküde Sedgwick aşktan, fedakârlıktan, ihanetten ve bir başkasının kurban edilmesini kaçınılmaz kılan o lanet gibi korkudan söz ediyor.

İnsanın doğa karşısında korkusu. İnsanın diğeri karşısında korkusu. İnsanın bilemediği, göremediği karşısında korkusu. İnsanın aynaya bakınca duyduğu korku.

“İkisinin de aynı şeye inandığını biliyor, bir anda, bir anlık ihanet, şiddet, talihsizlikle bir hayat mahvedilebiliyorsa, aynı şekilde bir hayat neden kurtarılamasan, yaşamaya değer kılınmasın, sadece kusursuzluktan oluşan birkaç saf ana dönüştürülmesin?”

Dönüştürülebilir mi? Ama korku var. Hep var.

Belki tam da yaşamaya değer olmayan yaşamın verdiği korku. İnsanın değiştirmeye güç yettiremediği ama her sabah bir kâbusa uyanır gibi karşıladığı yaşamın verdiği korku. Kötülük gibi, kan gibi sıradanlaşmış yaşamın. Sıradanlığı ölümü andıran ve ancak ölümle sıradanlığından kurtulan bir yaşamın verdiği korku.

Ve kötücül bir umut. Sakat doğmuş bir umut.

Korkunun çocuğu, kan ve ölümle beslenen umut. İçi kurtlarla kaynayan, çürüyen bir cesedi andıran o umut. Kan ve umut. Kan ve kurban.

İşte, bu yüzden belki.

Kurbanlar kurban istiyor.

“Öfkeli adalıların sesi.

Gökyüzünün mavisi.

Denizin ve yoncaların kokusu.

İndirilen bir bıçak.”

Anıl Ceren Altunkanat – edebiyathaber.net (20 Şubat 2019)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r