Masthead header

Küçük Prens’le yine yeni yeniden! | Mehmet Özçataloğlu

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

mehmet-ozcataogluİzmirliler ve İzmir sevdalıları bilir. İnönü Caddesi’nin İlahiyat Fakültesi kavşağında oturuyorum. Günlük iş temposunun bittiği, evlere koşuşturulan bir saatteyim. Güzelbahçe, Narlıdere, Balçova tarafından akıp gelen yoğun bir trafik var. Bir de metro istasyonunda yürüyen merdivenlerden çıkıp gelen insan seli… Kulağımda motor sesleri, tepemde uçuşan, dönüp duran kırlangıçlar var. Güneş yavaş yavaş inmekte. Hafif bir akşam serinliği hissettiriyor kendini. Arkamdaki yeşil alandan bir cırcır böceği ben de buradayım diyor şimdi. Ona da bir “merhaba” diyorum ve çantamdaki kitaba uzanıyorum. Bu defa bir değil üç kitap geliyor elime. Üçü de ayrı mutluluk. Nedeni ise daha önce yazdığım bir yazıdaki ifadeyle söyleyeyim “hiç eskimeyen bir kitap ve her daim arkadaşımız” oluşu. Evet, Küçük Prens’ten söz ediyorum. Yetmiş yıllık telif hakkı dönemi bitince rafların her köşesinden farklı yayınevlerinin etiketiyle el sallayan Küçük Prens’ten. Fazla sayıda yayınevinden yayınlanıyor olması tabii ki rahatsız etmez fakat çevirisinin özensiz, resimlerinin orijinal olmayışı can sıkıyor.

Ve son günlerde filmi ile de gündemde Küçük Prens. Filmini henüz izleyemedim. Günlük yaşamım bu tempoyla devam ederse (ki öyle görünüyor)sinema salonlarında filmi göremeyeceğim. Neyse ki elimin altındaki kitaplar filmi görmüş, izlemiş kadar yaptı beni. Telif hakları ortadan kalkmadan kitabın tek yayıncısı olan Mavibulut, şimdi de filmin romanını, öyküsünü ve kitapçılardaki tüm Küçük Prenslerden farklı bir ölçüde yeni bir Küçük Prens’i okurlarıyla buluşturuyor. Küçük Prens ve Mavibulut etiketi yan yana gelince herkesin aklında kalan yüksek satış fiyatı hemen dile geliyor fakat bu durumun telif yasasından kaynaklı olduğunu da biliyoruz. Yapılan işin, verilen emeğin hakkını teslim etmek her zaman kolay olmuyor. Bu da böyle bir durum işte.

Gelelim kitaplara. “Küçük Prens Filmin Romanı” şöyle: “Çok çalışkan ve uslu bir kız ve onun çok disiplinli annesi bir gün yeni bir eve taşınırlar. Nedeni ise küçük kızın gideceği/ gitmek istediği yeni okuludur.” Tam da Türk tipi bir ebeveyn fedakârlığı örneği. Taşınırlar ancak yeni mahallelerinde çok tuhaf bir komşuları vardır. Eski bir pilot olan bu hayalperest yaşlı adam kısa zamanda küçük kızın en iyi dostu olacak ve ona hiç unutamayacağı bir hikâye anlatacaktır. Evet, tahminler de doğru bu arada. Yaşlı pilot Antoine de Saint Exupery ve anlatacağı hikâye de Küçük Prens’in hikâyesi. Ve sonunda kurulan bu güzel dostluk sayesinde yaşlı pilotu mutlu edecek bir sürprizle bitiyor kitap. Filmin romanı bir solukta okunacak keyifli, duygu yüklü bir roman.

kucuk-prens-filmin-oykusuİkinci kitap ise “Küçük Prens Filmin Öyküsü”. Bu kitap romanın güzel bir özeti niteliğinde. Yine film görselleriyle süslü. Yaş grubu açısından bakıldığında filmin romanına göre daha küçük yaş grubuna hitap ediyor diyebilirim. Aynı kitabın aynı hikâyenin farklı yaş gruplarına hitap ediyor olması/ olabilmesi sevindirici. Üçüncü kitap da bugüne dek görmüş olduğunuz tüm “Küçük Prensleri” unutun diyen bir kitap. Gerek boyutu gerekse de özel bir teknikle kâğıt parçalarıyla hazırlanmış harika animasyonlarla HD dediğimiz yüksek çözünürlükteki televizyon kalitesindeki görünüme hayran olmamak elde değil. O güzelim suluboya resimler yok mu artık diye hayıflanmayın hemen. Çünkü tüm bu güzellikler o suluboya resimlere sadık kalarak üretilmiş. Küçük Prens’e sahip olmak, tekrar tekrar okumak çok keyifli fakat bu kitap keyfi katlıyor, değişik bir haz bırakıyor okurunda. Kitabı bilenler biliyor, Sumru Ağıryürüyen’in Küçük Prens çevirisi kusursuzdur. Ve yayınevi yine aynı çeviriyi kullanmış bu yeni kitapta da.

Elimin altında üç nefis kitap akşamı da ediyorum işte. Sokak lambaları yanmış, trafik bir nebze hafiflemiş. Yine eve gitmek için acele edenler var olsa da yazının girişinde sözünü ettiğim telaş yok şimdi. Ağır ağır çıkıyorum ben de evimin yokuş yolunu.

Aklımda son günlerde gördüğümüz, dehşete düştüğümüz insanlık dışı görüntüler var. Ve ısrarla görmek istemeyenler. Bunları düşünürken Küçük Prens dokunuyor omzuma ve kulağıma fısıldıyor: “En iyi yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez!”

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (9 Ekim 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • C.S. - 12/10/2015 - 17:27

    Bu pazartesi de yine yeni yeniden sizinle başlamak ve küçük prensi yine yeni yeniden hatırlamak çok iyi geldi bana…
    Ülkemin içinde bulunduğu bu sıkıntılı,sancılı ve belirsiz süreçte sizin gibi insanların olduğunu bilmek hala umudun var olduğunu gösteriyor.Umut her zaman var elbette gökyüzüne bakmak ve görmek yeterli…güneş bile yaşanan tüm karanlığa rağmen inatla her gün doğuyorsa ,bizde inatla direnmeliyiz,elele..omuz omuza…
    Küçük prens,benim duayenim…hiç eskimeyen bir dost gibi..ona hoşçakal demek imkansız,bu yüzden yıllardır bizimle..
    Büyükler okumalı bence bakmanın ve görmenin farkına daha doğrusu ayırdına varsalar..çok anlamlı oldu yine kitap seçiminiz..Ne yazık ki girdaba kapıldığımız şu zamanlarda herkes görmek istediğini görüyor,anlamak istediğini anlıyor,bende şikayet ediyorum artik herkes şapkaya bakıyor,boa yılanının içindeki fili gören yok : (((.
    Küçük prens insanin sağduyusu mu?kalp gözü mü?yok edemediği çocukluğu mu?Her ne ise bence herkesin küçük prensi olmalı…sizin dediginiz gibi hayatın koşuşturması içinde farkında olmadan bir çok şeyi görmüyoruz,selam bile vermeyi unutan bir millet olduk.Selam vermeyiz ama bindiği arabayı,isini,kazancını biliriz,Antonie hakli galiba büyüdükçe rakamlara,maddeye çok takılır olduk.
    Dostlukları unuttuk ,arkadaşlıkları erteledik..kimbilir belki bizim de bir gün hayali bir küçük prensimiz olacak,gidişat bunu gösteriyor…
    Ülkemde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ,yüreği ile gören insanlar hala var,sevgi,barış ve kardeşlik tekrar tekrar yaşanacak ülkemde …ben değil benim küçük prens fısıldadı kulağıma….
    Bu yazınızı okuyunca; Cemal Süreya’nin dizeleri geldi aklıma…”Çocuk olsam keşke sadece düştüğüm için acısa içim….ve sadece çok kostugum için çarpsa kalbim..”
    Büyüdük istemeden,hatalar yaptık bilmeden ama inanıyorum herkesin icinde bir küçük prens var ,ona kulak verelim…bakmaktan öte görelim,işitmekten öte duyalım….herşey anlam kazanacak …anlamsız gelen koşuşturmalar bile..hayatımızın sağlıkla akıp gittiğini anlatacak bize….Küçük prensin bir tane çiçeği vardı ne kadar değerliydi onun için cam fanusla koruyordu ya onu soğuktan…Birseylerin değerli olması için bir tane olması gerekmez küçük prens bu konuda şanssız ve bizim ne kadar şanslı olduğumuzu haykırıyor yıllardır ama insanoğlu hala görmek istemiyor..
    Herkesin yüreği hizmet dışı mı?bunu düşünelim..
    Bana yine güzel şeyler düşünmenin hafifligini yasattiniz sağolun…kaleminize sağlık..
    Küçük prensim hafifce dokunuyor omuza ve fısıldıyor”Daha yaşanacak güzel günler,mutlu sonlar var”……
    Hoşçakalın…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z