Masthead header

“Kızıl Darı Tarlaları” ile Nobel’in gör dediği | Erdinç Akkoyunlu

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Nobel Edebiyat Ödülü’ne sahip olmak, adını tarihe silinmez bir mürekkeple yazmanın en edebi yolu değil mi?

Böyle de olsa, bugün Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarlar-şairler listesiyle karşılaştığımızda, ödülün sahibi yazarları okumanın çağdaş klasik edebiyat okuru olmakla eş anlam taşıdığı çağın okurları olarak, “Bu isim de mi Nobel almış” diyebileceğimiz pek çok şaşkınlığın yaşandığını gördüm ve bu şaşkınlığı ben de yaşadım. Demek ki Nobel Edebiyat Ödülü’ne sahip olmak, ansiklopedik anlamda adını tarihe yazmanın yolu olsa da edebi beğenide, eserle okur baş başa kaldığında çok anlam ifade etmiyor. Çünkü Nobel Edebiyat Ödülü sahibi belki yarıya yakın orandaki yazar-şair ne Türkiye’de ne de yurtdışında, “okurdan ilgi gören” yazarlar sınıfında bulunuyor. Bu da bize Nobel Edebiyat Ödülü’nün, 20. yüzyılın büyük edebi mit’ine şartlandırıldığımız üzere, ödülün edebiyatın en iyilerine verildiği anlamını taşımadığını gösteriyor. Bunun yanında ödülle ilgili siyasi yorum gerektiren çeşitli değerlendirmeler de var ve bunları yabana atmamakla birlikte; işimizin “edebiyat” olduğunu unutmadan, konunun bizle ilgili sınır çizgisinde durarak, ama tamamen ihlalsiz de kalmayarak 2012 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Çinli yazar Mo Yan’ın Kızıl Darı Tarlaları adlı romanına bakalım.

İzlek Faulkner’den

Çin’in köylü Shandong ailesinin 1923-1976 yılları arasında Japon saldırıları sırasında yaşadıklarının “torun” tarafından üç kuşağın hikâyesi olarak anlatıldığı Kızıl Darı Tarlaları, Erdem Kurtuldu’nun Çinceden Türkçeye çevirisinde 522 sayfa olarak karşımıza çıkıyor. Roman için temelde ve genelde söylenebilecek iki şey: Roman ilk cümlesinden son cümlesine değin, Gabriel Garcia Marquezin, görüşlerine değer verilen edebiyat ustalarının dünyanın en iyi 10 romanı arasında saydıkları efsanesi Yüz Yıllık Yalnızlık’ın Çin’de geçen türü olduğu. Bu türün romana uygulanışında ise William Faulkner’in zaman geçişi olarak adlandırabileceğimiz izlekinin kullanıldığıdır.

Ben yazarken Marquez yoktu

Kızıl Darı Tarlaları’na ilişkin Yüz Yıllık Yalnızlık değerlendirmesi, Mo Yan’ın romanı dilimize birkaç ay önce çevrildiği ve roman 1983 yılında yazıldığı için benden çok daha önce ve pek çok kez dile getirilmiş. Bunu da Mo Yan’ın aslında romanın ortasına gelinceye değin okuma konusunda tereddüt gösterdiğim (romanı özetlediğinden ve bunun yapılmasına karşı olduğumdan) Önsöz’ünü okuyunca anlıyorsunuz. Mo Yan’ın “Kızıl Darı Tarlaları’nı neden yazdım” başlıklı önsözünde, “Bazıları hikayelerde Marquez etkisi olduğunu söylüyor, bu konuda söyleyeceğim tek şey, bunun tahminden öte gitmeyeceğidir. Yüz Yıllık Yalnızlık’ı 1985’te okudum, o zamana kadar dilimize çevrilmemişti. Kızıl Darı Tarlaları’nıysa 1984 sonbaharında yazdım, romanın üçüncü bölümü olan Köpek Patikaları’nı bitirdiğimde bu olağanüstü romanı okumaya başladım. Ama böyle bir yöntemin neden daha önce benim aklıma gelmediğine hala üzülürüm. Eğer Marquez’i romanımı yazmaya başlamadan önce okumuş olsaydım Kızıl Darı Tarlaları’nı daha farklı yazardım” diyor. Mo Yan, yazının devamında özetle, Çin’in kapalı bir toplum olduğunu, 1980’lerden sonra çevri eserlerle tanıştıklarını ve Batılı yazarlardan da ister istemez etkilendiklerini anlatıyor.

Mo Yan haklı mı

Peki, Mo Yan, Marquez’den etkilenmediği; eserinin özgün olduğu konusunda haklı mı? Kızıl Darı Tarlaları’nın üslubu, Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ta (1967), sonra da Salman Rushdie’nin Gece Yarısı Çocukları’nda (1981) en başarılı örneklerini verdiği “büyülü gerçekçilik”ten oluşuyor. Bu edebi üslup, Marquez tarafından tamamen doğal bir yerel anlatının edebiyata uyarlaması sonucu en başarılı örneğini verdi. Burada Rüşti’nin hakkını yememek lazım, ama Gece Yarısı Çocukları’nın mükemmelliğinin altında Rüşti’nin dizayn edebilme ustalığı yatıyor. Gece Yarısı Çocukları doğallığı Hint anlatısının temellerine dayandırarak tam olarak barındırmadığı için ise Yüz Yıllık Yalnızlık’ın doğallığının yanında bir inşa harikası zirvesi olarak yükseliyor. (Ve Rüşti’nin bu inşa çabası, dünyada ve Türk edebiyatında çok taklit edilse de henüz aşmak bir yana yaklaşılamamış bir çaba olarak duruyor.)

Herkesin bir ninesi vardır

Büyülü gerçekçiliğin temelinde, yerel anlatıyı; masalı; hikâye etmeyi romana aktarma eyleyişi olduğu için Mo Yan’ın da, “büyük ninesinden” dinlediği hikâyeleri, büyük ninesinin öyküleştirme tekniğini kullanarak edebileştirmesi, Çin’e Doğu’dan giderseniz Büyük Okyanus, Batı’dan giderseniz Atlas Okyanusu’nun arada kilometreleri binlediği Kolombiya’daki Marquez’in ninesinin anlatı üslubuna çok yakın olması şaşırtıcı olmaz. Çünkü dünyanın bütün yerel hikâyeleri, en basit ifadelerle en büyülü olayları hikâye etmek üzerine kuruludur. Ve edebi kuramları bilmeyen kişinin öyküleştirme üslubu ki bu kişinin başından geçen olay dizisi Yüz Yıllık Yalnızlık ve Kızıl Darı Tarlaları’nda olduğu gibi toplumsal cinnetler, küçük çaplı savaşlar, yoksulluk, zenginlik, terazisi düzelmeyen adalet duygusu ile karmaşık aşk ve seks ilişkilerinden ibaret olursa, birkaç kelimelik cümlelerle masal anlatmak olacaktır. Nobel Edebiyat Komitesi’nin Mo Yan’a ödül gerekçesi, “Halüsinasyonları realist bir üslupla ele aldığı” ve “folklorik masalları, tarihi gerçekler ve günümüz öyküleriyle harmanladığı” olarak açıklandı. Bu gerekçeyi oluşturan unsurların da (Çin edebiyatının bilenlerce dile getirildiği ve Mo Yan’ın önsözündeki bunu destekler ifadelerle roman okuyunca anlaşıldığı gibi)  Mo Yan’ın en nitelikli romanı Kızıl Darı Tarlaları’nda görüldüğü aşikar. Mo Yan’ın “Romanı yazarken Yüz Yıllık Yalnızlık’tan haberim yoktu” sözüne de itibar edebileceğimiz için, yazarın sözünü ettiği üçüncü bölümün sonuna değin Yüz Yıllık Yalnızlık’tan habersiz olarak Çin’in Yüz Yıllık Yalnızlığı’nı yazdığını, zaten tüm dünya ninelerinin (ki benim de hayatta olmayan ninemin Büyülü Gerçekçilik’e benzer bir hikâyeleştirme üslubu vardı, o köylü kadın, okuma yazma da bilmiyordu ve ben bu üslubun büyülü gerçekçilik olduğunu Marquez’i okuyunca anlamıştım) büyülü gerçekçilik ustası olduğunu bilelim. Ama Mo Yan’ın açıklamasındaki “Etkilendik” bölümünü de es geçmeyelim. Çünkü Kızıl Darı Tarlaları’nın Mo Yan, Yüz Yıllık Yalnızlık’ı okuduktan sonra yazılan bölümlerinde çok ama çok derin bir Yüz Yıllık Yalnızlık etkisi var.

Romancılara mesaj

Zaten anlaşıldığı üzere Nobel Edebiyat Komitesi’nin de Mo Yan’a ödülü sunmasında dünya edebiyatına verilmiş derin bir mesaj yatıyor. Guan Moe olan gerçek adını “Sakın Konuşma” anlamına gelen Mo Yan olarak değiştiren yazarın bu tercihi ve ülkesinde bol bol sansüre uğraması (ki Çin’de ilkokul çocuklarının derste çizdiği natürmort resimlerin bile sansüre tabi olduğunu unutmayalım), onu Çin edebiyatının Batı için “çekici” yazarı yapmış olsa da, yazarın “Batı’dan etkilendik suç değil ki” itirafıyla beraber, Kızıl Darı Tarlaları’nın referansından belli ki Batı’nın edebi iyi yanlarını Çin’in yerel anlatısıyla Nobel alacak gerekçeyi oluşturacak denli iyi çalışması ona başarıyı getirmiş. Ama Nobel Edebiyat Komitesi, bu tercihiyle Doğulu yazarlara Batı’nın üslubunu tamamen reddetmek, tamamen kendi öyküleme teknikleriyle yazmak yerine Batı ile Doğu’yu buluşturacak (Bu arada Batı denilen Avrupa ve ABD edebiyatı, büyülü gerçekçilik ile baş edemedikleri için kendini pek Batı’dan saymayan Latin Amerika Edebiyatı’nı Batı’ya dahil etmekten çekinmemiştir) Mo Yan türü çalışmaları taktir edeceğinin altını çiziyor. Bu mesajı sadece Doğu’ya vermiyor; hikâyesi, üslupla birlikte akan, niteliği de yüksek yeni Batılı yazarlar çıkmadığı için (Bunda Avrupa’da uzun süredir, savaş, yıkım, gözyaşı olmamasının etkisi var. Edebiyat bu alanlardan besleniyor ne de olsa. Ama Batı -İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, azıcık İspanya- dağılan Çekoslovakya topraklarında yaşananları kendinden saymadığı için, biraz da buna neden olduğunu kabullenmemek adına, elbette iyi, yeni, büyük yazar üretemiyor) bir ültimatom veriyor kendi yazarlarına. “Mo Yan’ı örnek alın. Güçlü üslup, güçlü öykü oluşturun; romanda akışı hızlandırın” diyor. Peki, daha önce Nobel alan yazarlar üzerinden değil de Mo Yan üzerinden böyle bir mesajın verildiğini neden düşünüyoruz. Çünkü Mo Yan, bu anlamları içermeyecek olsa idi, Nobel’ın kıyısına düşmeyecek bir yazardı yeteneğiyle. Kendinden önceki Nobel’e sahip olanlar ise roman sanatına özgünlükleriyle katkıda bulunan isimlerdi. Zaten, ileride Nobel Edebiyat Ödülü listesi okunduğunda “Mo Yan da mı Nobel aldı” denilebilecek isimler arasında yer alabilir kendisi edebiyatıyla. O yüzden Mo Yan’a verilen Nobel hem gerekçesiyle hem de alt metniyle önemli.

Erdinç Akkoyunlu – edebiyathaber.net (3 Temmuz 2013)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Serkan - 05/07/2013 - 17:22

    Güzel bir yazı olmuş Erdinç Bey teşekkürler.

    Kitabı okumadım ama daha okumadan kıllandım Marquez taklidi durumundan. Yok üç ay geç okumuş beş ay önce okumuş! Pek inandırıcı değil.
    (Bizde de bir Sevgili Arsız Ölüm vakası olmuştu maalesef)

    Başka izlekler, harmanlamalar, etkilenmeler… Neticede legal olduğu sürece diyecek bir şey yok, ama doğrudan ikinci sınıfta tasnif ediyorum bunları. Birbirini aşmak Asturias’tan Marquez’e giden yollarda olur, Xcopy ile temel eseri aşmak çok zor.

    Öte yandan latin edebiyatında çok önemli isimleri okudum Fuentes, Borges, Cortazar, Marquez, Amado … Bunlar aynı veya oldukça yakın coğrafyanın, dilin, kültürün insanları ve aralarında belirgin farklılıklar var, herhangi ikisi için birbirine çok benziyor diyemezsiniz.
    Ama onbinlerce kilometrelik bir çizgi üzerinden, oldukça farklı kültürlerden üç kişi çekip bunları birbirine benzetebiliyorsak, kokuludur o metinler…cevaplakapat

  • […] olsa da, Batı formlarını Çin kültürüyle barışık şekilde edebiyatında eriten  Mo Yan’a verilen ödülle Doğu’ya bir kez daha […]cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z