Masthead header

Kerem Fırtına: “Yazmaya devam edeceğim”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Söyleşi: Abdullah Ezik

“Kiralık Aşk”, “Kurtlar Vadisi”, “Fatmagül’ün Suçu Ne?”, “Karadayı” adlı projelerdeki oyunculuğuyla dikkat çeken Kerem Fırtına, şimdi de sevenlerinin karşısına bir kitapla çıktı. Anlatı türünde kaleme aldığı “En Yakın Arkadaşım Bir Deli” adlı kitabı üzerine sorularımızı yanıtlayan Fırtına şimdiden yeni kitabının müjdesini de verdi.

Her şeyden önce bir oyunculuk geçmişiniz var. Edebiyattan önce farklı bir sanat dalında tecrübe sahibisiniz. Bu geçiş nasıl oldu? Sinema/televizyon ve edebiyat arasındaki benzerlik ve farklılıklar sizin için neler oldu?

Bir geçiş amacıyla yazmadım kitabı. Kitap yazmaya karar vermedim. Bu kitap bir sonuçtu benim için. İçimden çıktı. Bir anda oldu. Daha önce film senaryosu yazmıştım. Bu kez yaptığım edebiyat alanına denk düştü.

İlk kitaplar genellikle yazarlarda özel bir yer edinir. Sizin için bu sürecin nasıl başladığından bahsedebilir miyiz? Sizi harekete geçiren ve düşüncenizi bir yapıta dönüştüren şey neydi?

Benim için fazlaca özel oldu. Mahremiyetlerim ve gerçek hikâyelerimi içeriyor çünkü. Bu da kararla olmadı. İçimde yaşadığım bir süreç fazlaca sıkıştırdı beni. Kitabın arka kapağında da yazıyor. Yazmaya başladığımda da karar vermemiştim. Yazarken buldum kendimi.

“Huzursuzluğun anlamı” ve “huzur için anlam bulmak” anlatının önemli meseleleri. Genel anlamıyla bu konulara eğiliminiz nedir? Anlam ve huzur ilişkisi için ne düşünüyorsunuz?

Huzur benim için altın değerinde. Sanırım çok fazla sağlayamadığımdan. Tasavvuf okurken ‘huzur değil, anlamdır aradığımız’ diye bir cümleye rastladım. Huzuru bulamayacağımı gördüm. Huzuru tesis edebilirsiniz. Bir takım manalar yerine oturur ve huzur gelir. Sonra benim açımdan olan biteni anlamaya çalıştım. Bunların hepsi akış halinde oldu tabii. Durup da şimdi bunu düşüneceğim demedim; kafamdan geçenlerin, olan bitenin anlamını anlarsam, yüzleşirsem, onları didik didik edersem belki huzur gelir diye düşündüm. Sonra gördüm ki mevzu bir şeyin gelmesi, gitmesi değil. Bir sonuç çıkmayacak. Hepsi yol. Sonuca varmak diye bir şey yokmuş benim açımdan. Yol almak, aldığın yolu anlamak, analiz etmek, gerekiyorsa değiştirmek, yenilemek. Bitmeyecek bir süreçmiş…

Genel olarak otobiyografilerin yazar tarafından kasıtlı olarak “eksik bırakıldığı” veya “fazlalaştırıldığı” kanısındayım. Kendinizi olduğu gibi okurla karşı karşıya bıraktığınızı düşünüyor musunuz?

Fazlasıyla! Daha açamadığım yerler varsa, ki var, bunlar sakındığımdan değil, ülkenin durumundan. Meselenin özünden kopup çarpıcı diye garip tepkilerle uğraşmak istemiyorum. Kitapta adı geçenleri de muhatap etmek istemem. Fazlalaştırdığım hiçbir şey yok.

En Yakın Arkadaşım Bir Deli, sanırım oyun hâline getirilip sahnelenecek. Bunu da bizzat kendiniz yapacakmışsınız. Türler arasındaki bu geçiş hakkında, özellikle her iki türün de içinde olduğunuz hatırlandığında, ne düşünüyorsunuz?

Toy Sahne’de Cengiz Temel’e kitap çıkmadan bölümleri okutuyordum. Merak ediyordu. Fikir de ondan çıktı. Bunu mutlaka oyun yapalım, oyna dedi. Kitap biterken benim de gözüme oyun hali hoş gözüktü. Kitap yeni çıktığı için biraz sure geçmesini bekliyoruz. Bahara sahneleriz sanırım. Uyarlayıp, oynayacağım.

Bunalan, daralan, kaçış arayan ama enerjisini de kaybetmeyen, gülebilen bir karakterle/yazarın-kendisi’yle, hatta belki yüzyılın tipik bir örneğiyle karşı karşıyayız. Bundan nasıl kurtulabiliriz? Zamanımızda bu yolu açan şey nedir?

Yıkarak belki. Üstünü kapatıyoruz biz. Her şeyin. Memleket meselelerinin de, kişisel meselelerimizin de. Çözmeden üste koyuyoruz. Yamuk yumuk. Sonra çatırdıyor tabi. Tutmuyor o harç. Herkesin yöntemi farklı olur sanırım. Benimki darmadağın ederek mümkün göründü gözüme. Zamanımızda demişsiniz… En büyük sorun hiç durmuyor olmak bence. Durmak mühim. Durup düşünmek. Yediğini, içtiğini, konuştuğunu, dinlediğini, gördüğünü anlayıp analiz etmek için zamana ihtiyaç var. Zamanımızda kimsenin buna zamanı yok.

En Yakın Arkadaşım Bir Deli’ye dışarıdan baktığınızda, anlatıcıdan bağımsız olarak, kendinizi nasıl görüyorsunuz?

Komik. Trajikomik. Kızgın. Duygusal. Dengesiz. Karışık.

Yazmanın genel olarak durdurulamaz bir eylem olduğu kanısındayım. Bir kere insanın içine işleyip fiziki bir eyleme dönüşünce geri dönmek pek mümkün olmuyor gibi. Sizde de böyle bir his oluştu mu? Yeni metinler oluşturmak gibi bir düşünceniz var mı?

İlk kitabın sonunda spoiler verdim aslında, ikinci kitabin adı belli. Ve giriş paragrafını da kitabın sonuna ekledim. Dolayısıyla aslında bu okuyucuya da söz oldu. En kötü ihtimalle bir kitap daha yazacağım. İşin şakası bir yana, yazmayı hep sevdim. Hep hikâyeler karaladım. Bu kitabi bitirmem bu konuda disipline olmamı kolaylaştıracak diye düşünüyorum. En büyük meselelerden biri de bu benim için. Yazmaya devam etmek başka, ürünü bitirip çıkarmak başka. Artık devam ederim sanırım.

Abdullah Ezik- edebiyathaber.net (1 Aralık 2017)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z