Masthead header

Kediseverler buraya! | Mehmet Özçataloğlu

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

mehmet-ozcataogluNe kedisiz ne kitapsız, diyenlerden misiniz? Edebiyat dünyasında kedinin yeri başkadır bilirim. Neden böyledir diye de hep düşünmüşümdür. Öyle ki bazı yazarlar kedilerle olan ilişkilerini kitap oylumunda anlatacak kadar ileri vardırmışlardır durumu. Uzun bir süre önce bir dergide okuduğum yazıda bunun nedeninin “kedilerin yazarlar kadar yalnızlığa ihtiyaç duymalarının etkisi olabileceği” söyleniyordu. Bununla birlikte “karınları tok olduğu sürece günün büyük çoğunluğunu kendilerini dinleyerek geçiren kedilerin, yazarlara, onları rahatsız etmeden eşlik etmelerini doğaları gereği başarabildikleri” de yazıda geçiyordu. Bukowski, Dorris Lessing, Edgar Allan Poe, Hemingway, Jean Paul Sartre, Borges, Mark Twain, Foucault dünya edebiyatından kedileri ile de ün yapmış yazarlar. Türkiyeli yazarlardan ise Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Tomris Uyar bir çırpıda aklıma gelenler.

Elime aldığım son kitabı ile Melek Özlem Sezer’i de kedisever şair-yazarlar arasına ekleyebilirim artık, diye düşünüyorum. Can Çocuk tarafından yayımlanan “Sakız Çiğneyen Kedi” adlı şiir kitabının sayfalarında baştan sona kedi patilerinin izi var çünkü. “Kedi Ağacı” adlı şiir kitabın ilk şiiri. “Haylaz kedimiz/ Hoop diye çıktı ağaca/ İnmeyi bilemedi aşağıya/ Kardeşim onu almak için/ Maymun gibi atladı ilk dala/ Pat, düşüverdi aşağıya/ Annem merdiven dayadı/ Tombik teyze tırmanı/ Daha üçüncü basamakta/ Merdiven çaaat dedi kırıldı/ Sıra geldi kahraman babama/ Tam yaklaşmıştı ki yanına/ Dal kırıldı, kedi aşağı yuvarlandı/ O dört ayağının üstüne düştü ama/ Annem babamı kurtarmaya/ İtfaiyeyi çaırdı!”

Benim de kedilerle en iyi ilişki kurduğum alan sanırım bu kitaplar. Yoksa ne elimi sürebiliyorum ne de evimde besleyebilirim. Öyle ki hayal bile edemem böyle bir durumu. Neyse ki kitaplar var. Ben de kitaplar üzerinden yakınlaşmaya devam edeyim kedilerle.

“Şu kedim ne uykucu/ Günde on altı saat/ Horul horul huu!/ Bilmem nerden buluyor/On altı saatlik rüyayı/ Acaba var mıdır/ Kedilerin bir rüya krallığı?/ Çok mu güzel ki orası?/ Hiç sıkılmıyor sanki canı/ Hep mırıl mırıl mııı…/ Al işte, yine yuvarlıyor/ Rüya yumağını/ Yakalasam şu mırnavı/ Ben de görmek isterdim/ Kedimin rüyasını!”

Melek Özlem Sezer’in “Sakız Çiğneyen Kedi”sinde kedilerle birlikte çocuklar, kardan adamlar, nineler de boy gösteriyor. Mustafa Delioğlu’nun çizimleriyle şiirler görsel bir şölene dönüşüyor adeta.

Ve tabii ki kara kediler. Onlar da var bu kitapta. Halk arasında yaygın bir kanıyla “uğursuz” olarak değerlendirilen bu kara kediler için şairin söyleyecekleri var çocuklara ve bizlere.

“Diyorlar ki kötüymüş kara kediler/ Peki, hiç sordunuz mu bakalım/ Ne düşünüyor kedi halkı?/ Bel ki de onlara göre kara kediler/ Kedilerin en güzeli, en yakışıklısı.”

miks-maks-ve-meksin-oykusu-Front-1Bu eğlenceli şiir yolculuğuna çocukları davet ederek bir başka kedili kitaba geçelim hemen. Sevgi ve dostluk üzerine sıcacık bir kitap. “Miks, Maks, ve Meks’in Öyküsü.” Luis Sepulveda yazmış, Saadet Özen Türkçeleştirmiş ve Mert Tugen resimlemiş. Çocuklarla buluşturmak yine Can Çocuk’a kalmış.

Küçük bir çocuk olan Maks ile kedi Miks’in yolları bir kestane ağacının dallarında kesişir bir daha da birbirlerinden ayrılmazlar. Bir gün, Miks’in gözleri görmez olur ve artık zamanının tümünü evde geçirmeye başlar. Yalnız olduğu bir gün kapısı çalınır ve her şey değişir. Miks, beklenmedik küçük misafirine bir isim vererek onun hayattaki en büyük dileğini gerçekleştirir. Küçük misafiri de gözlerini Miks’e ödünç verir ve Miks artık dünyayı küçümen arkadaşının gözleriyle görmeye başlar. Bu sıradışı dostluk ikisini de çok mutlu eder, çünkü çok iyi biliyorlardır ki, “Gerçek arkadaşlar sahip oldukları en güzel şeyleri paylaşırlar.”

“Miks, Maks’ın kedisidir diyebilirim ama aynı şekilde Maks, Miks’in insanıdır da diyebilirim. Oysa hayat bize bir insanın başka bir insana ya da hayvana ait olmasının doğru olmadığını gösteriyor. Bu nedenle biz iyisi mi Maks ile Miks ya da Miks ile Maks birbirlerini seviyor diyelim.” (kitaptan)

Bir insan, bir kedi ve bir fare arasındaki inanılmaz sevgi ve dostluğu, alabildiğine sıcak bir dille anlatmış yazar. İnsanın insanla anlaşamadığı, konuşamadığı, dost olamadığı ortamda çocukların kafası karışabilirse de yine de sevgi duygusunu aşılayacaktır. Hadi şimdi iyi okumalar…

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (5 Ekim 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • C.S. - 05/10/2015 - 17:19

    Dün hayvan haklarını koruma günüydü,bu yüzden de seçtiğiniz hikayeler çok anlamlı olmuş,tebrikler unutmadığınız için.
    Dünyayı onlarla paylaşıyoruz,onların yaşam alanlarını ve haklarını korumalıyız elbette.Kedi olsun kopek olsun karşıdan sevmekten yanayım,koruma iç güdüsü olsa gerek ellemeye ve evim de besleme konusunu pas geçiyorum bu yüzden.Evinde besleyenlere de saygım sonsuz,heveslerini alıp sokaklara atmadıkları sürece..
    Hayvan tutkusu bambaşka bir şey,dedemden biliyorum evde beş kedi,ilişkilerini anlatamam,koyun koyuna yatarlardı.En sadık dostlarım onlar derdi dedem.Belki de onlar dedemin hiç farketmedigimiz yalnızlığını paylaşıyorlardı,kimbilir…
    İnsanlar kendilerine uygun hayvanları seçer miş,köpekler sahiplerini,kediler sahiplerinin evlerini benimserlermiş.Bu yüzden yalniz insanlar kediyi ,yalniz kalmaktan korkan insanlarda köpek beslermiş.Paylaşılan hayat mı,sevgi mi,hüzün mü,yaşanamayanlar mı,dostluk mu ayrı bir araştırma konusu ….
    Hayvanlarin biz zarar vermediğimiz sürece zarar vermeyeceklerinden eminim.Hikayede miks e gözlerini verecek kadar seven bir arkadaşı var.Gerçek hayatta çok da mümkün değil bu.”Gerçek arkadaşlar sahip oldukları en güzel şeyleri paylaşırlar”demiş yazar,en güzel yeri gozlerimiydi tabi ki hayır güzel olan dostluklarıydı.Zor zamanda fedakarlık yapmaktı,anlamaktı dostunu…Neye ihtiyacını olduğunu bilebilmekti….çok güzel hikayeler bunlar mesajı alabilenlere tabi..İnsan hayatında çok güç böyle dostluklar,yakalayınca bırakmamak gerekir.Ben bir insanla ilgili hayal kırıklığı yaşadığımda,hayallerim in yanlış olduğunu değil de,o insanla kurulmuş olmasının yanlış olduğunu düşünür ve sadece kendimi suçlarım..Herşey her insana göre değil…
    Bir yazar demiş ki”Yalnızlık,bir kişinin sahip olduğu kitap sayısıyla ölçülebilen tercih edilmiş bir “uzak durma” faaliyetidir.”Demek ki kimi insan kitaplarla,kimisi hayvanlarla kimisi de hobileriyle avutuyor yalnızlığını…temelinde yalnızlık olduğuna inanıyorum.Kocaman bir kalabalıkta bile herkes yalnız sonuçta..tek başına…
    Kara kedi neden uğursuz sayılır anlamış değilim.Küçükken siyah kedi gördüğümüzde asla önümüzden geçmemesi,siyahi bir insan gördüğümüzde hemen kendimize çimdik atmamız gerektigi aksi takdirde uğursuzluk sayılacağı öğretilmişti bize..çocuk akli uymuştuk,renklerin ne günahı var oysa.
    Edebiyat Haber’in sembolü de kara kedi(!).Emrah Polat bir röportajında bunu dile getirerek”Kara kedi uğursuz sayılır ve taşlanir.Buna karşıyız,ayni zamanda ırkçılığa da karşıyız,yani sembolümüzün kara kedi oluşu rastlantısal değil.”demiş.Edebiyat Haber’in Oğuz Atay’dan olma,Virginia Woolf’dan doğan bir site olduğunu düşünürsek isabetli bir secim olmuş.
    Yine zevkle okudum ,pazartesilerimin vazgeçilmezi oldu size yorum yapmak bunu zevkle yapıyorum.Kimbilir bende yazarak yalnızlığımı hikâyelerinizle paylasiyorumdur. : ))
    Emeğinize sağlık…hoşçakalın..cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z