İstanbul’un kitabevleri | Feridun Andaç

Temmuz 12, 2016

İstanbul’un kitabevleri | Feridun Andaç

feridun andac 10.tifAnkara’daki Dost Kitabevi’nin son halini görünce, İstanbul’un kitabevlerini düşündüm ister istemez. Kızılay’daki iki yerini kapatan Dost, mevcut büyük yerini daha da genişletmiş. Adeta bir “kitap hangarı”na çevirmiş.

Erdal Akalın’ı görseydim, kitabevinin bu yeni halini neden beğenmediğimi kendisine bir bir anlatırdım. Olmadı, yazacağım da…

 Gelelim yaşadığımız kent İstanbul’u kitabevlerine.

 Başta, bu işi yapanlara haksızlık etmeden şunu söyleyeyim ki İstanbul’da birçok kitabevi var. Gelin görün ki kitabevi gibi kitabevi yok.

Bunun birçok nedeni var. Şimdi neden/niçinlerinin analizini yapacak değilim. Ama şu bir gerçek ki, her işte olduğu gibi; kitabevi işletmeciliğini bir meslekle ilişkilendirip yapmaktan uzak çoğu kitabevimiz.

 İnsan odaklı olduğu kadar eğitim/bilgi gerektiren bir iş uğraş kitabevi kurmak/işletmek. Dost’u bu nedenle ilkten andım. Erdal Akalın gerçekten bu işi iyi yapanlardan, kitap kitabevinde satılır anlayışını benimseyen, üstelik bunu başka işlerle karıştırmayan biri.

 Ankara’da İmge küçülmüştü, Bilim ve Sanat artık yoktu, Turhan ayakta durmaya çalışıyordu…

 Peki İstanbul’da durum nasıldı?

 Alkım ve Kabalcı içler acısı durumda. Beşiktaş semti ise bunun ne kadar farkında bilemem! Yerel yönetimlerin umurunda değildir kitabevi ve kütüphaneler.

 Kadıköy yakasında Penguen kapanalı çok oldu. O kiralarla İstanbul’da bu işi yapmak “delilik”, evet.

Mefisto, Nezih, İmge öne çıkanlar.

 Bağdat Caddesi’nde bir Gergedan Kitabevi var, kitabevi ruhunu size taşıyan. Kitapla ilgili, kitapla bilgili insanların elinde bir kitabevi. Ana sorun mekân/yer ve kira. Bu işte sürekliliğin olamama nedenlerinden biri budur, bence.

İstanbul’un kalbi Beyoğlu’na gelince, ne yazık ki burada da durum çok iç açıcı değil.

 Haşet’i, Sander’i görmüş bir Beyoğlu bugün Pandora, Mefisto, Eren, Denizler, İnsan, Ana Kitabevi, Robenson Crouse ve Kırmızı Kedi ile yetinmektedir. D&R’lar ve kitabevi zincirleri ise ayrı bir “fenomen”, ki bunlara ayrıca değineceğim.

 Pandora, Hüseyin Sönmez’in tutkulu çabası/bilgisiyle otuz yıla yakın zamandır kurumsallaşmış bir kitabevi oldu. Onun da tek sorunu yer, bence. Belki de “yetişmiş insan” konusunda bu işi göz ardı etmeyenlerin başında gene Pandora gelir. Günceli izleme, vitrin düzeni, okura ilgi/bilgi verme…

 Mefisto en gözde yerde olmasına karşın mekânını kullanma konusunda yetersiz/düzensiz, hatta bilgisiz. Buranın işletmecisine önerim, gidip Paris kitabevlerini yakından incelemesi. Örneğin; bir Fnac’a baksın. Ve de şu cafe işletme işinden bir an önce sarf-ı nazar etsin, kendini kitabevi işine versin tümüyle. “Oradan kazandığımla burayı döndürüyorum” tiradından vazgeçsinler. Gelişmiş ülkelerde bu tür bir pazar ekonomisi yok. Azgelişmişliğimizin sendromuna tutulup çıkamıyoruz buradan diyorsak, işte bunun en güzel örneklerinden biri kitabevlerimizi işletme mantığımızdır.

 Gene sözü Erdal Akalın’a getirerek, burada sonlamak isterim. 1977’den beri bu işi adım adım örerek iyi yapan biridir o. Kitabevi işletmeciliğinde bir “model” geliştirdiğini bile söyleyebilirim. Öyle ki, yayıncılığı bile başlı başına bir örnektir, bir olgudur yayın hayatımızda.

Anadolu’da ve İstanbul’daki kitabevi işletmecisi arkadaşlarımı, dostlarımı yer yer uyarıp eleştirirken; “Uzak değil, gidip Ankara’da Erdal Akalın’ın Dost’la bu işi nasıl yaptığını görün, kendinize bir model oluşturun,” derim.

 Her işte olduğu gibi kitabevi kurup işletmede de bir “usta”nız, iyi bir örneğiniz olmalıdır önünüzde. “Ben yaptım oldu” anlayışı ile hiçbir şey gerçekleşemiyor. Ah, bir bunu bilebilsek!

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (12 Temmuz 2016)

Yorum yapın