Masthead header

“İnsan Cephesi” deşifre oldu | Serkan Parlak

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Ayrıntı Yayınları’nın Ursula K. Le Guin’in Vahşi Kızlar kitabıyla başlayan bilimkurgu dizisi, roman ve öyküleri üç kez İngiliz Bilimkurgu Derneği ödülü, üç kez Prometheus ödülü kazanan, Clarke ve Hugo ödüllerine aday gösterilen İskoç bilimkurgu yazarı Ken Macleod’un İnsan Cephesi adlı romanıyla devam ediyor.

Macleod, okuru alternatif bir tarih kurgusu üzerinden tuhaf bir yolculuğa davet ediyor. Başkahramanı, olay örgüsü, yarattığı duygu, görüntü ve manzaralarla zihin açıcı ve şaşırtıcı bir roman var elimizde.

“İnsan Cephesi, Sovyetler Birliği’nin gerçekte dağılışından kırk yıl önce 1949’da varlığına son verdiği bir dünyada ya da ona yakın bir yerlerde geçiyor.”

Romanın başkahramanı John, çocukluğunda babası Malcolm’la, düşen bir bombardıman uçağına müdahale sırasında tuhaf bir durumla karşılaşır. Uçağın pilotu çocuktur, vücut ölçüleri ve görünümü değişiktir-minyon tipli, cüce-. Başlarının ailece belaya girmemesi için bunun bir sır olarak kesinlikle saklanması gerekmektedir. Birkaç yıl sonra taşındıkları sanayi kasabası Greenock’da John, duvarlarda değişik sembollerle karşılaşır. Aldığı gazetede de vardır bu işaretlerden ve sonunda kitaba adını veren cepheyle ilgili bilgiler karşısına çıkar: “Savaş çığırtkanlarına ve vurguncularına karşı, yıkıma doğru bizi sürükleyen bu pervasız gidişata, bu Azrail ordularına karşı, barış için yanıp tutuşanların tümünü bir araya getirmek gerekir. Vaziyet olası en geniş, birleşik bir cepheyi bangır bangır çağırıyor. Öyle bir cephe ki faşizmin karşısında duran büyük Halkların Cephesinden de geniş, her kadının, her dürüst işadamının, her çiftçinin ve her vatanseverin gurur ve karalılıkla yerini alacağı bir cephe herhangi bir siyasi partinin ya da sınıfın ya da ideolojinin değil, tüm insan ırkının hayatta kalması için dimdik duracak bir cephe. Tüm birleşik ve halkların cephelerinden daha büyük olan böylesi bir cephe mevcut ve giderek büyüyor. İşte bu İnsan Cephesi.”

I. Dünya Savaşı hakkında babasıyla girdiği incelikli tartışmada konu yine sırlarına gelir. Peki uçan daireyi kim icat etti, Almanlar mı? Yoksa onlar uçan daire değil de konvansiyonel itiş gücü olan deneysel daire biçimli uçak gövdeleri miydi? John askere gider, dönüşte üniversiteye devam eder. Glasgow’da yabancılara saldırılar ve gösteriler artmıştır. Sonunda aldığı askeri eğitimden hareketle kır gerillası olur, arkadaşlarıyla demiryolu bombalar. Çaldıkları tankla uçak düşürürler. Esir aldıkları kadın uçak pilotuyla birlikte boyut değiştirirler ve sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlar.

“Her bir alternatif tarihin, gerçekte tarihin hangi rotayı izlediği hakkında düşüncelerimize ya da yazarın bizi hangi biçimde düşündürdüğüne dair açık seçik ya da üstü kapalı, olası sonuçları bulunur.”

Sovyetler Birliği yenilmiş, işgal edilmiş; Stalin sürmekte olan direnişin sözde başkanı olarak hayatta, bu arada Çin Devrimi de gerçekleşiyor. Sovyetler ve Çin’in caydırıcı nükleer gücü yok, özgürlük hareketleri karşısında Batı nükleer silah kullanmada tam yetkili. Birleşik Devletlerde siyahi hareket zayıf biçimde gerçekleşiyor ancak renk ayrımcılığı sürüyor. Komünist hareket II. Dünya Savaşı sonrası militanlığını sürdürüyor. Hareketin küresel anlamda liderliği Lin Piao ile tanımlanan Çin Komünizminin en sol kanadına geçmiş. İnsan Cephesi’nde izler ve ipuçlarıyla belirlenen tarihsel çerçeve bu. Ken Macleod romanın sonunda yer alan denemelerinde çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği İskoçya köy ve kasabalarından hareketle alternatif bir tarih kurguladığını belirtiyor. Yazar hafızasında kalan manzaraları-caddeler, dağlar, göller, yağmur- etkileyici biçimde dönüştürmüş. Betimlemeleri yalın ve özlü,  kasvetli atmosferi her anlamda işlevsel biçimde destekliyor.

Macleod iyi bir fikir bulmuş fakat bulduğu fikri 1. tekil kişi anlatıcı üzerinden yeterince detaylandırmamış, odağı ve metnin derdinin ne olduğunu bir türlü belirleyememiş, taslak bir metin gibi kalmış hikâye. İkinci Dünya Savaşı bitmiş ama bitmemiş gibi de, İskoçya’da İnsan Cephesi’nin de güçlenmesiyle iç savaş izleri belirmiş. Alternatif tarihin gerçek zamanlısı zorken bunu geleceğe taşımak ve bir de işin içine uçan daireler, uzaylılar-Mars’tan ve Venüs’ten gelenler- giriyor. Ek olarak zamanda yolculuk var, farklı gezegenlere uzaylılar tarafından bırakılan insan grupları var. Kaldı ki alternatif tarih de Macleod’un buluşu değil. Olaylar ve fikirler yığılmış ama bağlantıları zayıf. Yazar iddialı biçimde bütün bunları yetmiş dört sayfada anlatırım diye düşünmüş. Romanda hem bölüm içi hem de bölümler arası geçişler çok hızlı. Amaç belirsizliklerle örülü, okuru aktif  kılan bir metin kurgulamak olabilir ancak bu durum belli bir yerden sonra okuru yorabilir de.

“İnsan Cephesi tam anlamıyla insanı nakavt ediyor… Zarif, nazik ve kahkahalarla güldürecek kadar komik. Bu son nitelik bile okuru kendi başına tuhaf bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor…”

İnsan Cephesi farklı bir 1950’ler ve 1960’lar tarihi okumak, ayrıca iki temel sorunun cevabını merak edenler için iyi bir seçim olabilir: Peki ya gerçek tarihi olayların bazıları farklı biçimde gerçekleştiyse? Bırakın herhangi bir Hava Kuvvetlerinin yakınına olsun, neden bir uçan daire dünyaya düşmüş olsun ki?

Kaynak: Ken Macleod, İnsan Cephesi, Ayrıntı Yayınları, İngilizceden Çeviren: İnönü Korkmaz, 112 s.

Serkan Parlakedebiyathaber.net (15 Mayıs 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

O k u m a   L i s t e n i z