Masthead header

In medias res yahut “her yer her yerde” | Beliz Güçbilmez

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Bazen insan gerçek sandığı sorular sorar. Soranı sorusunun gerçek olmadığına uyandıracak süreç soruyla başlamak zorunda olduğundan yine de büyük bir felaket değildir bu.

Bu türden sorulara verilebilecek ilk örnekler yazmaya yeni başlayanların soru sepetinden çıkabilir. “Yazmaya nereden başlanır” ya da “hikâyenin başında olup olmadığımı nasıl bilebilirim”. Bu sorular ve yanıtları aşağı yukarı şu kıvamda aslında: Nasıl yüzünüz hep döndüğünüz tarafa bakıyorsa, hikâyenize başladığınız yer de hikâyenizin başlangıcıdır.

Kim bilir nerelerde ne zaman söylendikleri için bugün kucağımıza düştüklerinde bağlamsız atasözlerine dönüşmeleriyle malul havalı Latince laflar kataloğunda bu mevzuda kullanılabilecek bir in medias res girdisi vardır. Bu yaklaşık olarak (daha ciddi bir terimi çağırmam gerekiyorsa “serbest çeviriyle”) “yüzün, döndüğün yerdedir” anlamına gelir zaten. Ama çeviri yöntemi olarak daha sıkıcı bire birliği tercih edenler, bunu “her şeyin ortasında” diye çevirirler. Bunu kabullenmek zorunda değiliz bence. Serbest müşavirler gibi, serbest çevirmenler birliği kurmayı öneriyorum.

In medias res, “into the midst of things” diye çevriliyor İngilizceye. “Her şeyin ortasında” söz öbeği kendi başına bırakıldığında annelerin baş döndürücü bir bilgelikle kulağımızda uğuldayan “her yer her yerde”sini (Gerçekten şu felsefi tespit var ya, bana hep birkaç numara büyük gelmiştir. İşin sırrı annelikte sanıyordum, değilmiş.) yedeğine alıp uzay boşluğunda yankılanmaya başlıyor. (Tamam sakin olun, cehalette birleşirsek fizik kurallarını da yenebiliriz.) Onu dünyaya çekip anlamaya çalıştığımızdaysa aslında bir tür hikâye anlatma tekniği olarak tarif edildiğini görüyoruz. Yani aslında fikir şudur: Geleneksel bir biçimde hikâyenin başında yapılması gereken serim verilmeksizin, hikâyenin gelişimini anlamamızı sağlayacak kadar hazırlık bilgisinin sunulması diyelim buna, olayların hız kazandığı ve birbirine zincirleme bağlanarak daha yüksek bir noktaya taşındığı yerden başlayan anlatım, geri dönüşlerle serimsizliği telafi edecektir.

Bir şeye isim vermek elbette bir ihtiyaçtan doğar. Romalıların Yunanlılardan devraldığı edebiyat büyük ölçüde Homeros’unkiler gibi epik anlatılarla kurulduğundan ve diyelim ki Odysseia’nın 19. Bölümü’nde, yokluğunda Penelope’nin sadık kalıp kalmadığını anlamak için kılık değiştirerek evine dönen Odysseus’un, tam ikram olsun diye dadının ayaklarını yıkayacağı yerdeki gibi devasa geri dönüşlerle taçlandığından bunu isimlendirmek gerekmiştir gibi geliyor bana. Dadı elbette Odysseuss’un dadısıdır ve topuğundaki yara izini bilmektedir. Eğer tanınırsa adamın planı mahvolacaktır. (Erkekler zor plan yapar malumunuz, planları bir kez bozulunca da çabucak hevesleri kaçar, yenisini kuramazlar.) Tam da bunun yarattığı gerilimle dadıya ve elindeki su dolu leğene bakakalmış, köşeye sıkışmış Odysseus’u bir analepsis (sinemadaki flashback tekniğinin anlatıdaki adı, geriye sıçrama yani) parantezi biraz olsun soluklandıracaktır. “O yara ki” diye başlayan geri sıçrayış, arkasından gelecek yüzlerce dizeyi garanti ederek Odysseus’un çocukluğunda bir gün dedesinin yanına gidişinden başlar. Orada çıkılan domuz avını anlatır. Nihayet the domuza gelir sıra. Hayvanın yavru Odyseuss’a saldırışını ve yaralayışını anlatır yüzlerce dize. Bizim anlayışımızla onlarca sayfadan sonra fütursuzca hiçbir şey olmamış gibi geri döner. Sırf Romalılara in medias res dedirtmek için. Tarih tekerliğinde ileri doğru gıcıklık yapabilen kaç insan tanıyorsunuz? Ben iki kişi tanıyorum; birisi bu adam.

Şimdi geriye dönelim ve fikri toplayalım.

In medias res bir hikâye etme tercihinden söz ediyor gibi görünse de aslında ortada tercih falan yoktur bana sorarsanız. Çünkü hikâyeyi ortasından başlamadan anlatmak mümkün değildir. Hikâye kurmaya yeni başlamış birinin sorusu olarak “hikâyenin başının burası olduğunu nereden bilebilirim” sorusunun yanıtı bu nedenle “hikâye başladığı yerde başlar”dır. Elbette kurulacak ilk cümleden değil de olay dizisi sıralamasından söz ediyorum. “İlk olay neydi”, “büyük patlama”, “ya ondan önce?” İleride varsaydığımız bir sonsuza değil de uzayda varsaydığımız bir sonsuza kadar gidebilir yani soru. Dolayısıyla “peki ya buraya kadar nasıl gelindi, bir gün önce ne oldu, peki ya iki gün önce”, “peki anneyi okuduk da anneanne kimin nesiymiş” sorularıyla ilgilenmek başa çıkılamaz olduğu için beyhude, işlevsiz olduğu için yanlıştır.

İddia ediyorum (iddia etmek nedense çok havalı geliyor bana, o yüzden; yoksa mizacıma ters) in medias res “yüzün, döndüğün yerdedir” diye çevrilmeli.

Aynı minvaldeki bir başka soru da “kim için yazmalıyım” olabilir. Bu soruyu bir sonraki yazıda “çevirmen notu” nedir, ne kadardır, çevirmene notunu çevirmen notundan nasıl verebiliriz mevzularına bağlayarak yazabilirim belki. Kendime hatırlatma olsun diye yazdım şu cümleyi. Belki de daha acil (Edebiyat alanında mı?) bir mesele çıkar, onunla ilgilenmek zorunda kalırım.

Beliz Güçbilmez – edebiyathaber.net (19 Nisan 2018)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z