Masthead header

İbni Sina Öyküleri-2016 yarışması başladı

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

ibn-i sina afiş son(13.07.2015)Yüksek İhtisas Üniversitesinin açtığı İbni Sina Öyküleri-2016 yarışmasına son başvuru tarihi 1 Ocak 2016.

Yarışmaya katılacak öyküler her türlü hastalık konusunda olabilir.

Sorularınız ve öykü gönderimi için: ibnisinaoykuleri@gmail.com

Belirlenen yarışma kuralları şöyle:

  • Yarışmamız uluslararası katılıma açıktır. Her yaş ve meslek kümesinden ilgililer yarışmaya katılabilir. Yarışma dili Türkçedir.
  • Öykülerin konusu her türlü tibbi hastalıkla ilgili olabilir.
  • Yarışmaya katılan öyküler hiçbir yerde yayımlanmamış ve ödül almamış olmalıdır.
  • Başvuru için öykü ve kimlik dosyası olmak üzere elektronik ortamda iki dosya ibnisinaoykuleri@gmail.com adresine gönderilmelidir. Başvurular sadece elektronik ortamda kabul edilecektir.
  • Öykü dosyası: Öyküler Microsoft Office 2003 Word programıyla A4 kağıt boyutunda, bir buçuk satır aralığıyla, 12 punto, Times New Roman karakteriyle beş sayfayı geçmeyecek şekilde yazılmalıdır. Gönderilecek öyküyü içeren MS Word dosyasının adı öykünün adı olmalıdır.
  • Kimlik dosyası: Öykü Yazarının “adı-soyadı, yaşı, cinsiyeti, mesleği, telefon numarası, e-posta adresi ve yaşadığı il” bilgilerini içermelidir.
  • Son Başvuru tarihi 01 Ocak 2016 tarihidir.
  • Sonuçların resmi duyurusu 14. Mart 2016 tarihinde www.yuksekihtisas.edu.tr adresinde yapılacaktır.
  • Kişiler sadece bir öykü ile katılabilir.
  • Ödül olarak:
  • Birinciye: 3000 TL
  • İkinciye: 2.000 TL
  • Üçüncüye: 1.000 TL
  • Değerinde çek verilecektir.
  • Aynı derece birden fazla kişi tarafından alındığı durumda ödül kişiler arasında eşit olarak paylaşılacaktır.
  • Şartnameye uymayan katılımcıların eserleri değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır.
  • Yarışmaya katılan öyküler, gerek görüldüğü takdirde, telif hakları Yüksek İhtisas Üniversitesinde olmak kaydıyla yayımlanabilecektir.
  • Yarışmaya katılan yazarlara (yayınları bastırılıp çoğaltılmış olsa da) telif ücreti veya ücret yerine geçecek herhangi bir karşılık ödenmeyecektir. Yalnızca öyküleri kitaplaşanlara, kargo bedeli tarafımızca karşılanmak kaydıyla üç adet kitap hediye edilecektir. Yarışmaya katılan yazarlar eserleriyle ilgili basım, yayım, devir, dağıtım vb. her türlü telif haklarını Yüksek İhtisas Üniversitesine devredeceklerdir.
  • Değerlendirme jürisinde görev alan kişiler, bu kişilerle birinci dereceden kan bağı olanlar ile onların yakınları yarışmaya katılamazlar.
  • Eserlerin yazımında TDK Yazım Kılavuzu’na uyulmalıdır.
  • Eserler milli ve manevi değerlere, genel ve evrensel ahlak ile insanlık ilkelerine uygun olmalıdır.
  • Yarışmaya katılan eserlerin, intihal (çalıntı) veya suç unsuru içermesi vb. durumlarda (yayınların) içindeki tüm bilgilerin hukuki ve cezai sorumluluğu yazara aittir.
  • İhtilaf halinde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri yetkilidir.
  • Yarışmaya katılanlar yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılacaktır.
  • Yarışmayla ilgili her türlü duyuru www.yuksekihtisas.edu.tr adresinden ilan edilecektir.

edebiyathaber.net (3 Ağustos 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • hasan hüseyin özgenç - 05/12/2015 - 03:14

    ŞİZOFREN
    Anne bir girdabın içine girdim.kurtulamıyorum.farklı bir boyuttayım çıkamıyorum.ne girdabı oğlum ne boyutu, ne diyorsun oğlum anlamıyorum.sende bir haller oluyor . bugünlerde çok değiştin sen,bilmiyorum anne gaipten sesler mi geliyor ne, içim bir tuhaf,sesler geliyor uzaktan yakından,kurtar beni anne,oğlum seni bir doktora götürelim.gidişatın pek iyi gözükmüyor.senin üzülmeni ve perişan olmanı istemeyiz.değişik ve tuhaf konuşmaların bizi üzüyor.ne olur sözümüzü dinle,bir doktora gidelim,hem korkulacak bir şey yok muayene edip sakinleştirici bir hap verirler.Anne sende anlamıyorsun beni, biliyorsun hastaneden korktuğumu gitmiyeceğim işte,hem hasta değilimki ben,son sözüm bu hadi eyvallah,,,Hasan nereye gidiyorsun? oğlum nereye?uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece dedim,ve Turan dayımın bayramyeri çarşısındaki çantacı dükkanına doğru yola koyuldum.Selamün aleyküm Turan Dayı hayırlı işler,Aleykümselam yeğenim sağolasın hoşgeldin,nasılsın dayı,Allaha şükür dayım, iyiyim ,sen nasılsın.Allaha şükür bende iyiyim dayı,işlerin nasıl dayı, çok şükür iyi, çanta tamirleri var. Onlarla uğraşıyorum.insan bile günden güne eskiyip yaşlanıyor.bazen hasta olup tedavi oluyor.ama şu varki ölümden kaçış yok,onun tamiri yok be yeğen,Baki ve Sonsuz olan Yüce Allahtır.gerisi aciz ve muhtaç olandır…şiir gibi konuştun be dayı,şiirleştin bugün,benide kimse anlamıyor.anlaşılmaz insanların içinde anlaşılmazlığa doğru yürüyorsun,bu Dünyanın çarkında dönüp dolaşıyorsun,bir ileri bir geri,bir sağa bir sola,bazı zamanlar beni anlamaya çalışıyorsun dayı,ama bir yere kadar,beni yaratan,beni benden daha iyi bilen,her ihtiyacımızı karşılayan bizi bizden daha iyi bilip daha iyi anlıyor.çok doğru söylüyorsun dayım,neyse bana müsaade dayı diyerek eve doğru yola koyuldum…Anne ben geldim açarmısın kapıyı,selamün aleyküm Anne,Aleykümselam gel oğlum sessiz ol,Babanın sinirleri 1
    biraz gergin,sana bağırırsa karşılık verme hasan, tamam mı?tamam Anneciğim,neredeydin oğlum merak ettik seni,çarşıdaydım Baba,bu günlerde başka biri oldun sen,çok değişik ve tuhaf konuşmaların var.Hasan gel bir söz dinle,Gecen Gündüzüne karıştı,bir doktora gidelim,Allaha şükür iyiyim,bir şeyim yok,hasta değilim ben baba,oğlum bir derdin varsa söyle anlat bize yardımcı olalım,seni çok üzgün ve yorgun görüyoruz.kardeşim için endişe ediyorum,onun haline çok üzülüyorum,neyi var kardeşinin.ne derdi var Hasan?Baba senin haberin yok,kardeşim dükkanda değişik karma karışık anlaşılmaz şekillerde resimler çizmiş,çok garip halleri var bugünlerde,konuşmaları da ilginç,bir tuhaf yani anlayamadım.kardeşim hasta,farkında olmasan da ben farkındayım baba,Annem biranda sesini yükselterek neyi varmış kardeşinin,Erhan da bir sıkıntı yok, sıkıntı sende,sana bir şeyler oluyor Hasan..tamam Anne yeter artık yeter,haydi hayırlı geceler yatıyorum artık ben dedim,çok yorgun bir günün sitresiy le derin bir uykuya dalmışım.ertesi gün kardeşim Erhan beni uyandırmaya çalışıyordu,belli ki uykum çok ağırdı,abi kalk artık uyan,neredeyse öğle vakti oldu diyordu,tamam kardeşim biraz daha uyuyayım,çok yorgunum dedim,tamam abi sen bilirsin uyu o zaman,ben bahçeye iniyorum biraz güvercinlere bakacağım diyerek yanımdan ayrıldı,tekrar derin bir uykuya dalmışım,uyandığımda ikindi vakti olmuş,geceleri uyku tutmuyor işte diye sessizce mıraldanırken mutfaktan Annem bana seslenerek,Hasan uyan artık,yeter bu kadar uyuduğun diyordu,uyandım diye seslenerek kalktım sıcak yatağımdan,Elimi yüzümü yıkadıktan sonra,selam vererek mutfağa girdim,Anneme karnım çok acıktığını ve bir şeyler hazırlamasını söyledim.karnımı doyurduktan sonra annemle vedalaşarak çarşıya bayramyerine dayımın dükkanına gidiyorum diyerek evden ayrıldım.yolda kendi kendime sessizce konuşurak hızlı adımlarla yürüyordum.sanki etrafımdaki bütün gördüklerim taş, toprak,çiçekler,kuşlar,yeryüzü ve gökyüzü benle muhabbet ediyorlardı,belliki hastaydım,ama bir türlü kabullenmek istemiyordum.murat dede mahallesindeki çantacı Turan dayımın dükkanına gelmiştim artık,içeriye girdim ve konuşmalarımız başladı..Selamün Aleyküm dayı,hayırlı işler,ve aleyküm selam sağolasın yeğenim, hoş geldin, nasılsın,Allaha sonsuz şükürler olsun,Elhamdulillah iyiyim,sen nasılsın dayı?Allaha şükür bende iyiyim,çanta,ayakkabı tamir ediyoruz işte,Ekmeğimizi kazanmaya çalışıyoruz.parasızda olmuyor yeğenim, çalışmak lazım,alın teri bir başka olur.kazanılan para bereketli olur.çalışan demir ışıldar demiş atalarımız.ortalıkta bir kıriz var.piyasa bayağı durgun ama,Allaha şükür yaradanım kimseyi rızıksız bırakmıyor.sen ne yapıyorsun yeğenim,bir işbuldunmu?her yere soruyorum ayaklarıma karasular indi,gezmedik yer bırakmadım,bir mesleğim yok ki dayı vasıfsız işçiyiz işte,ortalıktada bir kıriz muhabbeti geçiyor.başkada bir şey yok,neyse hayırlısı olsun hakkımızda dayı,Amin hayırlısı yeğenim hayırlısı olsun,sana bir teklifte bulunsam Hasan yeğenim, benim yanımda çalışırmısın,ben yalnızım burada,sende bana yardımcı olursun, beraber çalışırız.hem boş kalmaktan iyidir. üç beş kuruş para geçer eline, ne dersin yeğenim,Allah razı olsun beni çok sevindirdin olur dayı çalışırım, sağolasın dayı,Annem Babam kardeşimde çok sevinecekler ,hemen gideyim haber vereyim işe girdim diye,çok teşekkür ederim dayı beni çok mutlu ettin,Yüce Rabbim senide hem Dünya hem Ahiret mutlu etsin inşallah,bana müsaade haydi hayırlı işler,selametle kal dayı,

    Allaha şükür içim rahatladı biraz, dayımın her dara düştüğümde elimden tutması, umutlarıma yelken açıyor sanki, ne garip bir hayat, uçurumun kenarından tam düşerken, bir elin beni tutması beni çok mutlu ve bahtiyar etti, neyse dolaşayım biraz, içimde hep gezme arzusu var, sustum bir an, bayram yeri sokakların da kalabalığın içine karıştım. Denizli suskun, herşey bir anda dondu sanki, insanlara bakıyorum hiç yüzleri gülmüyor. kimbilir iç dünyaların da ne dertleri ne hayalleri var, kimse beni görmüyor, sanki kalabalık bir insan topluğu içinde görünmez bir adam gibiyim, yalnız tuhaf bir haller zuhur ediyor, beynim daralıyor, insanları farklı şekilde görmeye başladım, caddelerdeki kaldırımlar, gök yüzünde uçan kuşlar, taş toprak Bir şey fısıldıyor, sanki dünyada deyilimde, sanki farklı bir boyuta girmeye başladım, iki arada bir derede kaldım, ne oluyor bana ne oluyor, kendine gel hasan, kendine gel, bir an çıktım o boyuttan, sordum kendime bir şeyler oluyor sanki bana, neyse boşver dedim hayırlısı, biraz lise caddesindeki kuşcu dükkanımızda vakit geçireyim bari, hem kardeşime bakayım, bügünlerde onuda yalnız bıraktım, halini hatırını sorayım bari, selamün aleyküm erhan hayırlı işler, ve aleyküm selam abi, nerelerdesin? dükkana pek uğramıyorsun abi, tek başıma çekemiyorum bu yükü, sen ise hep geziyorsun, bana yardımcı olmuyorsun sıkılmaya başladım artık Abi, nutkum tutuldu bir an sustum, kardeşim de dükkanın içerisinde bir gariplik vardı, geometrik şekillerle çizilmiş duvarlara asılmış resimler vardı, içerisi perişan bir vaziyette dağınık bir haldeydi, kardeşimin tuhaf hareketleri ve birbirine uymayan sözcük ve kelimelerinde tutuklu kaldım ve ağlamaya başladım, çok üzülmüştüm bu duruma, sustum sustum ve sadece onu dinliyordum, hiç durmadan konuşuyor oda durmaksızın gözyaşı döküyordu, çok acıklı bir dram sahnesi yaşanıyordu, iki kardeşin acılarla bilinmezliğe yürüyüşünün başlangıcı olmuştu, kardeşime biran olsun teselli vermeye çalışarak konuşmaya başladım ama nafile bana söz bile söyletmiyor konuşmaya ısrarla devam ediyordu, saatlerce çaresizce onu dinlemek zorunda kaldım, belliki psikolejisi iyice bozulmuştu…saatlerce ağlayarak sıkıntıları anlattı ve ben o an hayatımın en acı anını yaşamıştım.suskun ve korku dolu bakışlarımla,göz yaşlarımla onu dinlemek zorunda kaldım,saatler ilerlemiş vakit çok geç olmuş gece yarısını geçmişti,nihayet konuşmalarımız bitti ve birbirimize doya doya sarıldık,iki kardeşin bilinmezliğe yürüyüşü o gece başlamıştı artık,işyerimizi kapatıp eve doğru şirin gece kondumaza yavaş ve yorgun adımlarla yürümeye başladık,kardeşim Erhan ilginç ve tuhaf konuşmalarına yeniden başladı,onu dinlemekten sıkılmış ve bitkin bir halde kalmıştım,beynim çok yorulmuştu artık,eve gidelim neredeyse sabah olacak,Annem Babam merak ederler desemde kardeşim beni anlamıyor.yavaş adımlarla ilerleyerek konuşmalarına devam ediyordu,sonunda kardeşimi ikna ederek evimizin yoluna doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladık,gecenin koyu karanlığında şaşkın dolu bakışlar içinde feslikan mahallemizdeki şirin gece kondumuza geldik,bahçe kapısından içeriye girer girmez kardeşim bir anda değişti ve üzerime doğru saldırmaya başladı,gürültümüzle evdekiler Annem Babam uykularından uyandılar.telaşla bahçeye inip bizi sakinleştirmeye çalıştılar.Babam ne oluyor gene evlatlarım niye kavga edip bağırışıyorsunuz.komşular rahatsız oldular,nerdeyse sabah oldu,girin artık içeriye dedi,Annem şaşkın ve suskun bakışlarla gözyaşları döküyordu,ben kanayan yüreğimde çok acı darbeler almıştım,ve hep beraber sessiz ve korku dolu bakışlarla evimize girdik,Babam hemen söze başlayarak yeter artık sizden çektiğim.ne yapmaya çalışıyorsunuz.beni elaleme rezil ettiniz.beni Annenizi çok üzüyorsunuz,evlatlarım kendinize gelin artık.yakınlarımız,akrabalarımız bu duruma üzülürler elbette,ama en çok yaralanan en çok üzülen bizler oluruz.bu olaylara bir çözüm yolu bulalım,komşularada etrafa çok rezil olduk zaten,söz dinleyin artık evlatlarım,ne olur bir hekime başvuralım,yoksa iyi bir netice vermiyecek bu haliniz,bu durumunuz.bizde sizin kadar yorgun ve bitkin kaldık…

    kardeşim erhanın konuşacak mecali kalmadı, Baba ben yatıyorum dedi, oğlum hadi hayırlı uykular, dediklerimi unutma sakın tamam mı, tamam baba, hadi sizede hayırlı uykular, Kardeşim erhan çok yorulmuş ve hemen derin bir uykuya daldı, Onun yanında pek bir şey anlatamıyordum. Annem ve babamla başbaşa kaldık ve konuşup istişare etmeye başladık, Baba nasıl olucak erhanın durumu, çok üzülüyorum, kendisinin durumu benide çok etkiledi bilmiyorum oğlum, bende çok üzülüyorum bu durumlara, kendisi inatçıdır. ne yapalım sence, kesinlikle doktora gitmez de bu, Baba ilk önce manevi bir doktor bulalım, cinler musallat olabilir kardeşime dedim. Annem ne cini ne üçharflisi oğlum kafayımı yedin sen, karışma kardeşinin işine biz hallederiz bu konuyu, babam da sinirlendirme bizi diyerek , biz bakarız çaresine hadi sen yat artık çok yoruldun diyerek söylediklerime pek ehemmiyet vermediler. Neredeyse sabah olmuştu uyku tutmadı beni, nihayet sabah ezanı okundu, Dışarı sokağa çıktım, seher vakti dolaşmaya başladım, Aklım kardeşime takıldı ona yardımcı olmam lazımdı, Öyle vaktine kadar ara sokaklarda dua ederek dolaştım, Bir çözüm yolu bulmalıydım, kardeşimi o sıkıntıdan kurtarmalıydım, Dayıma da söz vermiştim, iş yerinde çalışacaktık ama hiç halim yoktu, Gönül yorgunluğu sardı bedenimi çarşıda biraz dolaştıktan sonra çantacı dayımın yanına gitmeye karar verdim, Geç kalsamda biraz onun yanında çalışmak istedim, Onunla muhabbet etmek huzur veriyordu bana, bir an olsun dertlerim uzaklaşıyordu benden, Neyse işe başladım ufak tefek tamirleri bana öğretiyordu, dayım kendisi pek dükkanda durmazdı, gelen müşterilerin işlerini çanta siparişlerini alıyordum, Dükkanda çoğu zaman yalnız kalıyor ve tefekküre dalıyordum, Başımıza gelen müsibetler, belalar, fakirlik bitmek bilmeyen kavgalar huzursuzluk almış başını gidiyordu, ne yapmalıydım? Düşünüyordum, İçerisi hafif karanlık, ikindi vaktinin güneş ışığı yansıyordu kapıdan içeriye, Duvarda asılı eski bir ayna duruyordu karşımda , biran dikkatimi ona verdim, Baktım kendime, İşte o an ne olduysa oldu, Muhasebe etmeye başladım, Aynadaki günahkar asabi insanla, Şimdiye kadar alkol kullandım, içki içtim sabahlara kadar, ne değiştiki hayatımda Ağustos böceği gibi dolaştım günaha yuvalarında Sana bir şey kazandırdı mı diye sorgulamaya başladım, kendimi, Bir anda altın söz damladı kalbime ve seslendim acı yüreğime Ve dedimki ben namazlara başlayacağım…

    Allahın izniyle namazlara başladım,içime huzur dolmuştu,eski kötü alışkanlıklarım yavaş yavaş bitiyor.çok asabi ve sinirli olan ben,safi duygular ve manevi bir aşk içinde şaşkınlığımı gizleyemiyordum.sanki bir kuş gibi uçuyordum bulutların üstünde,bir hafiflik vardı üzerimde,yüce Allahın izniyle hidayet yolunu bulmuştum artık,biryandan çalışıyor.boş kaldığım zamanlarda dini ilim tahsil etmeye çalışıyordum.abdest nasıl alınır,namaz nasıl kılınır bilmiyordum.boş bir küp gibiydim,ama içimde öyle bir manevi yangın vardı ki!saatlerce okusam yazsam usanmıyacaktım,o kadar susamıştım ki, ilme sabahlara kadar kitap okuyordum.Aşk ile namazı öğrendim,ama bu Kainatı beni yaratan rabbimi nasıl öğrenirdim,nasıl tanırdım!soruları bir bir kulağımı çınlatıyordu,beni yaratan bana şekil veren,sonsuz nimetler bahşeden rabbimi tanımıyor bilmiyordum,insan tanıdığını sever,tanımadığını bilmediğini sevmezki,ve rabbimin güzel isimleri öğreniyor onu zikrediyordum,hava kararmaya başladı,akşam olmuştu,eve gitme vakti geldi,dayımla beraber işyerini kapattık.bayramyeri vakıflar hamamının önünden Tiyatro dolmuşuna bindik..evimize doğru yola koyulduk.eve geldiğimizde içeride kimse yoktu.çok yorgundum,namazı kıldıktan sonra hemen yatağa uzandım.Rüyamda çok güzel bir şehir gördüm.şimdi gördüklerimi ve yaşadıklarımı size anlatacağım…Hasan bir gece rüyasında kendisini kayıp şehrin içinde bulur.yeşillikler içinde Devasa Saraylar görür.Romantik ıssız ve sakin olan bu yerde gezintiye başlar.Muhteşem altından yapılmış bir sarayın önüne gelir.şaşkınlık içende sarayı heyacanla izlerken gözleri kamaşır.ışıl ışıl parlayan bu Dev Sarayın kapısından içeriye girmek ister.ama içinde büyük korku ve heyecan belirir.bir müddet bekler,sonunda içeriye girer.içerisi çok karanlıktır.bir an dengesini kaybedip yere düşüp bayılır.uzun bir müddet ölüm uykusuna yatmış gibi karanlığın içinde kaybolmuştur adeta,yavaş yavaş gözleri açılmaya başladığında kendisini Harikulade büyük bir oda içinde,ipeklerle örtülmüş bir yatak içinde uzandığını görür.şaşkınlıkla usulca kalkar yatağından,oda çok geniştir.Altın işlemeli tavanlar muhteşem sanat eserleriyle donatılmış,Elmaslardan yapılmış yakut süslemeli perdeler,desenleriyle göz kamaştıran ipek halılar,adeta Cennette hisseder kendisini,öldüm mü acaba!Cennetemi geldim der bir an..acaba beni buraya muhteşem odaya kim getirdi diye merak eder.yorgun bakışlarındaki masumiyetiyle çok tuhaf ve gizemli bir yer burası der demez,olduğu yere çöker ve derin bir uykuya dalar….rüyasında her zaman hayelettiği, ay parçasına benzeyen güzel bir kız görür.kız ona yaklaşıp sen bir gün benim eşim olacaksın der.yanlız bana ulaşman çok zor olacak,yüksek Dağları aşıp sarp yokuşlar geçeceksin,ayaklarına kızgın dikenler batacak,yolun çok uzun,çok yorgun düşeceksin ve imtihanın ağır olacak,bu oyunu kuralına göre oynarsan kazanacak ve bana kavuşacaksın.Eğer bu oyunu kuralına göre oynamaz ve gaflete dalarsan beni kaybedeceksin diyerek gözden kaybolur..Hey dursana,ne oyunu,nasıl bir oyun bu der demez,hasan ter içinde kalmış şaşkın bir halde uyanır uykusundan,o muhteşem oda bir anda gözünden küçülerek mırıldanır sanki,en güzel Saraylarda da olsan,gönül sarayında biri olmamış ne yarar.şaşırır bir anda,oda sanki onunla konuşuyordur..hayelmi görüyorum yoksa der,yalnızlığının verdiği acıyla ağlaya ağlaya koşarak çıkar o gizemli odadan,Lakin Saray çok büyüktür.ne tarafa yönelse bir türlü çıkış yolunu bulamaz.bir oyana bir buyana koştururken,sonunda büyük bir salona çıkar yolu,salonun ortasında büyük bir havuz vardır.çok yorulmuştur.havuzun kenarında oturur ve düşünmeye başlar.acaba buradan bu gizemli saraydan,bu Kayıp şehirden nasıl çıkacak ve Ailesine nasıl kavuşacaktır.büyük bir güç onu buraya sürüklemiştir adeta,birden bağırmaya başlar.kimse yokmu beni buradan çıkarıp kurtaracak,sonunda haykırışları ve yakarışları bir matem havasında sessizliğe bürünür.yüreğine usulca gelen bir ses işitir.bu ses sabret sabret diyordur.bana ulaşacaksın yalnız sabırlı olmalısın,suskun bir halde kalır.konuşanın bir hakikat olduğunu anlar.mücadele etmesi ve sonunda bütün engelleri aşarak bu zorlu imtahandan geçmesi gereklidir.bu düşünceler içindeyken havuzun kenarında bir sayfa kağıt ve bir kalem olduğunu görür.kağıt gül kokulu ve etrafı Altın işlemeli desenlerle dolu,kalem ise zümrüt işlemeli bir sanat harikasıdır.daha önce böylesine muhteşem bir yer hayel bile edemez.kendisi şairdir.aklına birkaç satır şiir yazmak gelir.ve satırlarına başlar.kelimeler birbiri ardınca raks eder sanki ve başlar sözlerine,

    Gizemlerle dolu bir şehrin içinde yalnızım,hayalimdesin kayıp şehir,bulurum seni bir gün,yemyeşil çimler üzerinde,kır çiçekleri içinde uzanmak istiyorum.masmavi gökyüzüne bakmak,ruhumu bulutların arasında uçurmak,huzur içinde dinlenmek istiyorum.halsiz ve yorgun bedenimin denizle buluşmasını,dalgalarla yarışıp denizin dibine dalmak istiyorum. Der ve sözlerine son vererek salonda gezmeye ve bir çıkış kapısı bulmaya çalışır.Saray çok büyüktür.ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir türlü o saraydan çıkamaz.yorgun ve bitkin halde kalır.kısa bir süre sonra bir ses işitir.bu ses kulaklarını çınlatacak kadar yüksek bir sestir.ve birden ses kesilir.bir ümitle sesin geldiği yöne doğru ilerler.korku ve sevinç arası bir hali vardır.bu devasa Sarayda birilerinin olması ve ona yardım etmesi onu sevindirecektir.bir an olsun yalnızlığını gidermesi için bir dost bulması gerekiyordur.Sarayın büyük avlusundan içeriye girdiğinde, bir de ne görsün,içeride büyük gümüşten işlemeli bir masa üzerinde envayi çeşit çeşit yemekler,tatlılar ve meyvelerle donatılmış bir sofra onu çok sevindirmiş,
    Ama bu muhteşem sofrada kimsenin olmayışı onu derinden üzmüştür.Hasan sofraya oturdu ama iştahı pek yoktu,biraz karnını doyurduktan sonra,bu leziz yemekleri kim hazırlayıp ona sunmuştu diyerek düşünceye daldı,mutlaka bu Kayıp şehirde birileri vardı,kendisi görünmese de onu mutlaka bulacağını ümit ediyor.ve rüyasında gördüğü ay parçası güzel kız hiç aklından çıkmıyordu,onu burada Kayıp şehirde bulacağına emindi,onu görmeyi çok arzuluyordu,göz yaşları içinde açtı ellerini sema ya ve titreyen ellerinin çaresizliğiyle dua etmeye başladı,yüce Rabbim bu bir Rüyamı yoksa düş mü,benim senden başka kimsem yok,beni burada yalnız ve perişan bırakma,sevdiklerimle beraber eyle,beni bu zorlu ve çetin imtihanda başarılı kıl,yalnızlıkla imtihan etme,en kısa zamanda beni sevdiğime ay parçama kavuştur deyip göz yaşlarını silerek amin dedi,o güzel sofranın şükrünü eda ettikten sonra bir anda kendisini bir sahil kenarında buldu,dışarıdaydı artık, çok sevinmişti,o gizemli Saraydan çıkmıştı artık,özgürlüğüne kavuşmuş,Denizin maviliğiyle buluşması,esen serin rüzgarın onu rahatlatması ve her engeli duayla aşmasını,duanın bir anahtar hükmünde nice açılmaz kapıların açıldığını geçte olsa anlamıştı artık,o güzel içtenlikle yaptığı duadan sonra gözleri denizin maviliğine takıldı,suyu çok berrak ve temiz görünüyordu.Denizin kıyısına yanaşıp kendisini serin sulara bırakıp saatlerce yüzdü,kıyıdan çok uzaklaşmıştı,bir anda çok şiddetli bir fırtına koptu,dalgalar metrelerce yükselmeye başlayarak onu tehlikelere sürüklemeye başlıyordu,çok su yutmuş,nerdeyse boğulmak üzereyken bir yunus balığı onu kıyıya sahil-i selamete çıkarmış ve kurtuluşuna sebep olmuştu,yarı baygın bir halde sahilin kıyısında yatarken,buğulu gözlerinden akan yaşlarla yunus balığının onu selamlayışını titreyen yüreğiyle izlerken,yunus balığı yavaş yavaş gözden kaybolarak ona veda ediyordu..artık kayıp şehirde bir dost bulmuş ve onun hayatını kurtarmaya sebep olmuştu,çok sevinçliydi ama bir daha onu yunus balığını görebilecekmiydi,yoksa bu ıssız şehirde yalnız mı kalacak,her sıkıntılı anında birileri ona yardım edip,sonunda veda mı edeceklerdi,aklı çok karışmıştı,rüyasındaki o kızın dedikleri doğrumu çıkacak bilmiyordu,tedirginlik ve panik içinde savrulup duruyor,tehlikeler,korku dolu saatler içinde çırpınıyor,beynini kemiren soluksuz düşünceler onu çok yıpratıyordu,tam o esnada kayıp şehrin prensesi göründü ve ona doğru yaklaşmaya başladı,Güneş sarısı saçları belinden aşağıya sarkmış,gözleri gökyüzü gibi parlıyordu,yüzünde ki tebessüm ve nur Hasanın gözlerini kamaştırıyordu,ay parçası prensese doğru yönelerek hızlı adımlarla ona doğru koşmaya başladı,tam ona kavuşacakken prenses birden gözden kaybolup kayıplara karıştı,bütün hayalleri suya bir düş gibi düştü,dizlerinin bağı çözülerek bütün duyguları bir anda yıkıldı,ama yapacak bir şey yoktu,bir serap gibi geldi geçti,bir kelime bile konuşmadan gözden kaybolmuştu,oysa dertleşmeye muhabbet etmeye çok ihtiyacı varken onu yapa yalnız bırakıp gitmişti,bu zorlu yolculukta onu hangi tehlikelerin ve maceraların beklediğinden habersiz bir haldeydi,sahilin biraz ilerisinde bir orman görünüyordu,oraya doğru ilerlemeye başladı,şimdiye kadar hiç görmediği güzellikte ki ağaçları seyre dalarak,bu muhteşem görüntünün etkisinde kaldı,ve yolculuğuna devam etti,yüksek bir tepeyi aştıktan sonra bir uçuruma denk geldi,uçuruma yaklaştı bir de ne görsün,aşağıda harika bir görüntüsü olan eşiz güzellikte renkarenk çiçekler hafif bir rüzgarın etkisiyle kokusuna doyum almaz bir hal almıştı.oraya nasıl ulaşacağını bilmiyordu,o sırada bir gürültü duydu,bu gürültü nerdeyse kulaklarını patlatacak derecede yüksek bir sesti,bir an arkasına döndüğü sırada bi de ne görsün,karşısında bir minare boyu yüksekliğinde dev bir adam,çok korkmuştu,kaçacak hiçbir yeri yok,adeta uçurumun kenarında sıkışıp kalmıştı,Dev adam bir çırpıda onu yakalayarak sakin olmasını söyledi,benden sana bir zarar gelmez dedi.şu gördüğün çiçeklerle donatılmış ülkenin kralıyım, burası iyiler ülkesi,buraya nasıl geldiğini bilmiyorum,fakat sen çok şirinsin, sabırsızlıkla seni sarayıma götürüp halkıma göstereceğim.ve seni sarayımda misafir edeceğim dedi,hasan olanları şaşkın bakışlarla ve korku dolu bir halde dinliyordu.yapacak hiçbir şey yoktu,ve dev adam onu sarayına doğru götürmeye başladı.yolda ilerledikçe Ağaçların daha çok büyüdüğünü,sanki bulutlara yükseldiğini görüyordu.gök yüzünde renk renk dev papağanların uçuştuğunu seyrediyor.saraya yaklaştıkça toprağın bir gümüş renginde ve bir misk kokusunda etrafı sardığını hayretlerle izliyordu.artık iyiler ülkesine gelmişlerdi. Büyük ve harikulade bir kapısı vardı ki,gözlerine inanamadı.bu kapı incilerden yapılmış, pırıltıları bir nur gibi parlıyordu.acaba içerisi nasıldı diye çok merak ederken,kapı açıldı ve içeriye girdiler.ve önlerinde büyük bir bahçe,içinde yemyeşil çimler arasında kırmızı güller ve aralarından şırıl şırıl ırmaklar akıyordu.etraftan bülbül sesleri geliyor.adeta bu muhteşem güzellikte ki bahçeyi şenlendiriyorlardı.sonunda sarayın önüne geldiler.sarayın kapısı açıldı,içeriden dışarıya doğru bir nur parlıyordu.Subhanallah bu ne güzellik dedi,ve bu güzelliğin karşısında daha fazla dayanamayarak o an kendinden geçerek bayıldı,bu güzel kadın kraliçeydi,Kralda bir o kadar yakışıklıydı ki Yusuf Aleyhisselama benzer bir güzelliği vardı.Kral Kraliçeye elini uzatarak Hasanı teslim etti,Kraliçe bu küçük insanı görür görmez,şaşkınlık içinde seyre daldı,tebessümü güneşi andırıyor.dişleri bir inci tanesi bir nur gibi parlıyordu, sarayın içinde hepsi birbirinden güzel hizmetçi kızlar musiki eşliğinde bir şeyler söylüyor.sarayı neşelendiriyorlardı.burası Cennet olmalı,bunlar huri kızlarımı yoksa,ben neredeyim,rüyadamıyım yoksa diye sessizce mırıldandı,Kral onun dinlenmesi için hizmetçilerini çağırarak ona bir yer tahsis edilmesini ve ihtiyaçlarının giderilmesini emretti,hizmetçi kızlar onu sarayın en güzel odasına götürerek dillere destan bir sofra kurdular.hayatında böyle bir saray,böyle güzel kızlar ve böyle ihtişamlı bir sofra hiç görmemişti,daha önce gördüğü saray ve köşklerden binlerce kat daha güzel ve büyüktü,keşke bende onların boyunda ve güzelliğinde olsaydım dedi,hizmetçi kızlar yemekten sonra onu kuş tüyünden yapılmış ipek yatağa yatırdılar.ve Hasan mutlu ve huzurlu bir şekilde uykuya daldı.çocuklar gibi mışıl mışıl uyurken, sarayın hizmetçi kızları meraklı gözlerle onu izliyorlardı.bu kayıp şehre nasıl geldiğini,bu garip ve minik insanı çok merak ediyorlardı.daha önce böyle tuhaf bir hadise yaşamamışlar,hiç böyle sevimli bir misafirleri olmamıştı,kızlar yavaş ve sessiz adımlarla odayı terk etmeye başladılar.aradan uzun bir süre sonra Hasan tatlı uykusundan uyanarak odasından ayrıldı.olağan üstü sarayın merdivenlerinden aşağı doğru inip sarayı gezmeye ve gözlemlemeye başladı.sarayda çok güzel tablolar ve süs eşyaları göz kamaştırıyordu.yanlız saraydaki insanların ve eşyaların büyüklüğü onu adeta büyülüyor.bu devasa sarayda yaşamayı aklından geçiriyordu,bir gün hayallerinin gerçek olacağına inanarak sarayı gezmeye devam etti,ama bir gariplik vardı, saraydakiler sanki gözden kaybolmuş gibiydiler.hiç bir ses duyulmaz oldu,acaba nereye gitmişlerdi.yoksa yinemi yalnız kalacaktı,ortalık çok sakin ve sessizdi, sarayda hiç kimse yoktu sanki,sesini yükselterek bağırmaya başladı,nerdesiniz nerdesiniz,onu duyan hiç bir kimse olmadı,kayıp şehirde ters giden çok tuhaf haller onu çok derinden üzüyor.ümidini kaybedecek gibi oluyordu.Hasan sarayın içinde bir nokta gibiydi,buradan çıkması onun için çok zor görünüyordu,Kralı, Kraliçeyi ve hizmetçi kızları nasıl bulacaktı,öfkesine yenik düştü bir anda,bu kağusun içine nasıl girdiğini bilmiyordu.burası bu Kayıp şehir çok güzel bir yer ama çok engellerle dolu tuhaf bir yer diye haykırdı,buradan nasıl kurtulacağını düşünürken bir ney sesi duyar.ney sesi onu ötelere götürür.sanki ruhunun kanatlandığını gök yüzünde uçtuğunu hisseder.gözlerini yavaşca kapatır. Kendinden geçmiş uyur gezer bir halde ney sesine ilerliyordur.daha önce böyle muhteşem bir ney sesi duymamıştır.bu ses adeta kayıp şehre canlılık verirken.çok güzel bir zikir halkası oluşturmuştu,Hasan kainattaki her şeyin zikrini duymaya başlıyor.her ne varsa Allah Allah diyordu.Hasan gittikçe sesin geldiği yöne doğru ilerliyordu.fakat ney sesi kulaklarını patlatır derecede yükseliyordu.bir anda ses aniden kesildi.ve gözlerini yavaşça açtı,bir de ne görsün!ortalıkta ne bir saray ne de bir şehir vardır.dümdüz bir ovanın içinde bulur kendini,evini ve Ailesini çok özlemiştir.o yorgun ve bitkin gözlerinden inci tanesi gibi dökülen yaşlar ve yalnızlığın verdiği acıyla yürekleri sızlatan bir görüntüsü vardır.Her yaşadığı hadiselerde yeni dostlar kazanırken,onları kaybetmek onu derinden yaralıyordu,çok çetin bir imtihandan geçiyor ve bu zorlu karma karışık oyunu kazanıp Kayıp Şehrin prensesine kavuşmayı arzuluyordu.ona olan Aşkını dile getirdi bir an..Ey sevgili yar,sensiz buralar dar geliyor bana dar,Ay parçam,buralarda ne bir yıldız,ne bir Ay,ne de bir gece var. Ben ise kaybolmuşum Aşkından,firar etmiş Kayıp Şehir,keşmekeşlik sarmış etrafı ve poyraz rüzgarlarında savrulmuş aşkımız,sen üzülme ay parçam, bizim için,kavuşmamız için,ağlayan kara bulutlar var.yarınlar var.Sonsuz olan bir yar var.bir görünür.bin görünmesin,sensiz bu hayat bana, bir işkence bir zulüm, günden güne eriyorum,ölüyorum ölüyorum,bir düşte göründün,bir daha görünmedin gülüm.diyerek sözlerine son verir.ve o dümdüz ıssız ovanın içinde gezintiye başlar.bu ovada ne bir Ağaç nede bir Çiçek vardır.sadece yemyeşil çimlerle donatılmış,ucu bucağı görünmeyen çok büyük ve Esrarengiz bir yerdir burası,Gök yüzünün maviliği ve yer yüzünün yeşilliği arasında kalmıştır.biraz sonra ona gelecek bir tehlikenin farkında değildir.geçmişteki anılarını bir özlem içinde kafasında canlandırarak yüremeye devam eder.masmavi gökyüzünü ve bembeyaz ipek gibi bulutları seyretmekteyken, birden hava alaca karanlığa bürünür.ve çok şiddetli şimşekler çakmaya başlar.bir anda havada uçuşan canavara benzeyen çift başlı kuşlar sarar gökyüzünü,nereye kaçacağını bilemez. Korkusundan ödü patlayacak derecede endişe ve panik içinde hızla koşmaya başlar.kuşlar ona doğru hızla dalışa geçtiler.Hasan çok yorulmuştur Artık,bir anda ayağı kayar ve yere yuvarlanarak düşer,acıyla yerde kıvranırken bir ses işitir.merak etme seni kurtaracağız diyordu bu ses,endişeyle etrafa bakıp,bu sesin nereden geldiğine bakıyordu.bu ses çimlerin padişahına aitti,bütün çimlerde hep bir ağızdan seni kurtaracağız dediler.çimlerin konuşması onu pek şaşırtmamıştı zaten,Kayıp şehrin gizemliklerinden biriydi sadece,bu arada şimşekler hızla şiddetini arttırarak,bardaktan boşanırcasına yağmur yağdırılmaya başladı,o canavara benzeyen çift başlı esrarengiz kuşlar yağmurun şiddetiyle ovayı terk etmeye,gökyüzünde teker teker kaybolmaya başladılar..yanlız bir tanesi kalmış, çok büyük görünüyordu,ona şiddetle saldıracağı esnada,çimler hızla büyüyerek onu gizlediler.cevaplakapat

    • hasan hüseyin özgenç - 05/12/2015 - 03:18

      tel.05077205934

      il.Denizli merkezcevaplakapat

      • hasan hüseyin özgenç - 05/12/2015 - 03:23

        yaş-36cevaplakapat

        • mevlut guler - 28/12/2015 - 01:20

          Dünya
          Nefis
          Toprak ve olum gelir bütün dertler bitercevaplakapat

    • mevlut guler - 28/12/2015 - 01:19

      Dünya
      Nefis
      Toprak ve olum gelir bütün dertler bitercevaplakapat

  • hasan hüseyin özgenç - 05/12/2015 - 03:50

    serbest meslekcevaplakapat

  • hasan hüseyin özgenç - 05/12/2015 - 03:52

    cinsiyetim erkekcevaplakapat

  • Kadir Botan - 30/12/2015 - 11:04

    “Yarışmaya katılan yazarlar eserleriyle ilgili basım, yayım, devir, dağıtım vb. her türlü telif haklarını Yüksek İhtisas Üniversitesine devredeceklerdir” böyle bir saçmalık dünyanın hiç bir yerinde olamaz. Sadece dereceye giren hikayelerin telif hakları sizde olur, dereceye girmeyenlerin hakkına sahip olamazsınız bu bir suçtur. Ayrıca çok komik ve saçmadır. Hangi ülkede yaşıyorsunuz siz, bu ne mantık be kardeşim. Adam senin yarışmadan derece alamazsa başka yarışmaya gönderir eserini. Allah akıl fikir versin size emi!!!!cevaplakapat

  • ürünsu karaca - 31/12/2015 - 23:58

    ibnisinaoykuleriqmail.comcevaplakapat

  • Ata türker - 07/01/2016 - 05:44

    Bu tür yarışmalar, sonucu önceden belirlenmiş yarışmalardır. Hedefteki bazı kişileri bir yerlere getirmek amacı güttüğü için asla başka birine ödül verilmez, verilemez. Ağzınızda kuş tutsanız olmaz. Orhan Pamuk’tan güzel yazsanız bile olmaz. Ülkemizde maalesef durum bu, insanlar kullanılıyor ve eserleri tahakküm altına alınıyor. Bu tür yarışmalara eser göndermeyelim arkadaşlar.cevaplakapat

    • gül - 28/02/2016 - 19:46

      Size kesinlikle katılıyorum.cevaplakapat

    • ayse nur bolat - 29/03/2016 - 17:14

      Katilmiyorum. Ben gayet kendi halinde bi üniversite öğrencisi olarak ikinci oldum.cevaplakapat

  • Sevgi Günel - 15/03/2016 - 09:40

    DERECESİ Öykünün Adı Öykünün yazarı
    Birinci Milattan Sonra Demet TÜRKMEN
    Birinci Yaradılışın
    Düzensizliği
    Ece İrem DİNÇ
    İkinci Beterin Beteri Var Ayşe Nur BOLAT
    İkinci Duman Neval YERCİK
    Üçüncü Ters Doğum Seyfi ŞİRİN
    Üçüncü Yeni Bir Gün Yeni Bir
    Umu
    t
    Halit KIRATLIcevaplakapat

    • Halit kıratlı - 22/03/2016 - 18:00

      Size katılmıyorum yarışmanın sonucu önceden belli olsaydı ta silopiden bir öğretmen olarak katılan ben dereceye giremezdim m sanirimcevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z