Masthead header

Haydar Karataş’tan yazma üzerine 9 öneri!

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

haydar-karatas1. Nasıl yazarım; yazacağım zaman, genelde bisiklete biner kendime “sessiz” bir kafe aramaya çıkarım. Böyle başlıyor her şey. Yazarken gürültü, patırtı beni rahatsız etmez. Hatta o sesler müzikmiş gibi dahi gelir bana, kendimi güvende hissederim, ancak o gürültüler arasına Türkçe bir kelime karışsın, yazmanın bütün tılsımı bozulur. Sessiz bir evde, kapalı bir odada yazamam, içimi sıkıntı alır, korkarım.

2. Birilerine bir şey anlatmak için yazmam, benim derdim kendimledir. Kendi ruhumu terbiye etmek için yazarım. Öfkeliyken yazarım, acı çekiyorken yazarım, ama mutluyken yazmam.

3. Yazarken kötü karakterlere yer vermem. Yazarken ortaya çıkardığım karakterler benim çocuklarım gibidir. Onlarla ben değil ruhum konuşur, merhametli olmaları beni mutlu eder. Kötü bir adamın heykelini kim yapmak ister ki?

4. Günde iki saat, en fazla üç saat yazarım. Hızlı yazarım, o yazma esnasında ne yazdığıma, cümlenin nasıl kurulduğuna bakmam. Bittikten sonra eve gelirim ve yazdıklarımı kayıt cihazıma okurum. Akşam yatağa girdiğimde okuduklarımı dinleyerek uyurum. Eskiden kız arkadaşıma okurdum, onun nefes alıp vermesi bana her şeyi söylerdi, şimdi kendime okuyorum.

5. Yazarken çok merak ederim sonraki satırı, çünkü aklımda hiçbir şey yoktur, karakterin bir kaç satır sonra neyle karşılaşacağını bilmem. Ormana giriyorsa peşinden giderim; yolları, ağaçları, yaprakları, yapraklar arasında kıpırdayan küçük bir tırtılı tarif ederim. Çünkü onları görmek istiyorum ve derken birden bir karmaşa başlar. Çok heyecanlanırım.

6. Beğenmediğim bölümü yeniden yazmam, o bölümü düzelteyim demem. Canlı bir örnek vereyim, son romanımda Marhatun bir dağa çıktı ve Ermenilerle, Alevilerin iç içe yaşadığı bir köye gitti, köyü çok sevdim, insanları sadeydi, kadın bu köyde bir eve oturdu ve üç dört bölüm boyunca gitmedi. Kaldığı eve istenmeyen misafir oldu, evin sahibi kadın bu zoraki misafirlikten rahatsız oldu, bizimkisi kalktı gitti, ancak akşam dönüp geri geldi. Garip bir şey oldu, onu götürmek istiyordum olmadı. Onun ilk yola çıktığı yere geri getirdim ve başka bir dağa yolcu ettim. Bu bölümleri aslında çok sevdiğimi fark ettim, ama bir sabah dedim, acaba bu köye gelmeseydi neyle karşılaşırdı diye bir fikir geçti aklımdan ve öyle oldu. Onun bu yeni yolculuğu daha hoşuma gitti, daha çok merak ettim.

7. Şöyle yazın, böyle yazın diyemem, bu maddeleri yazarken de bir fikrim yok, ben de kendime soruyorum nasıl yazıyorum diye. Yazarken kendinize yazın, yazdıklarınız sizi sıkıyorsa bu kötülüğü başkalarına yapmayın, bence tek kural budur.

8. Yazarken asla roman karakterlerinize kendi fikirlerinizi söyletmeyin. Size karşı olmaları, sizin onların hayatını merak etmenizi sağlar.

9. Mesela ben günlük hayatta roman insanlarımın hayatımdaki eksikliğini çok hissederim. Mesela Gece Kelebeği’ndeki Kolsuz Musa’nın bir sokak başında karşıma çıkmasını çok isterdim. Bir dağ bayırına tırmanırken, bir derenin içinde Ermeni Garabet ile Sebır’ın seslerini duymak isterdim. Bağıra çağıra onların yanına gitmek isterdim.

edebiyathaber.net (14 Ağustos 2014)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Asmên E. Gür - 16/08/2014 - 13:10

    “okuduğum ve beğendiğim ronamlardaki kahramanlar bana hayatta tanıdığım insanlardan daha cana yakın, samimi ve içten gelmektedirler.onlar, bana sanki ölümsüzlermiş, bu sırra ermişler gibi gelirler. velhasıl ben ölüp gideceğim (unutulacağım)ama onlar sayfalar arasından zihinlere sızarak hep yaşayacaklar. bu açıdan “ölümsüzler” diyorum. onları düşünürken hüzünlenir ve tebessüm ederim. hatta ne tebessümü. şu an okuduğum Moriber(Cengiz Aslan) adlı Kırmanc’ki romanı okurken Tawuğlu ve Xozatılı çocuklara bayıldım. karnım çatladı gülmekten. bu tuhaf bir duygu. hüzünle karışık bir mutluluk hali yaşatıyor. yaşadıklarım ve bildiklerimden yola çıkarak diyebilrim ki; dünya üzerinde Dersimliler gibi onca acılara rağmen bu kadar espiri yapabilen ve hüzünden mutluluk duyan bir halka az rastlanır. çoğu klam(ağıt) olan otantik ve etnik Kırmnac’ki müzik bunu ispatlamaktadır. öte taraftan onca bilinen ve anlatılan mesele cabası.
    elbette kendi dilimden ve kültürümden karşılaştığım insanların olduğu bıra Hêyder’n(Karataş), Remzi Aydın’ın romanlarında bu duygu halini had safhada yaşadım, yaşarım. umarım yeni “ölümsüzler” ile tanışırım ya da ben de birkaç “ölümsüz” armağan ederim bu dünyaya. ve onların daha çok didişmelerini ve bu arada Kırmnac’ki konuşmalarını (şakalaşıp, küfürleşmelerini) istiyorum…
    “ero!”:):(cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z