Masthead header

Fazlı Levent Oğuz’dan, “Özgürlük Tutkusu” adlı öykü

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Eve ilk geldiğinde köşesine çekilmiş, hiç kıpırdamadan durmasına şaşırmadım; hepimiz yeni bir ortama girdiğimizde bu duyguyu yaşarız, kendimizi güvensiz, savunmasız hissederiz. Önce ortamı inceleriz, belli bir zaman sonunda hareket etmeye, konuşmaya, orada bir şeyler yapmaya başlarız, gerçek kimliğimize dönmemiz epey zaman alır; en azından kendimi ve çevremdeki birçok insanın böyle olduğunu düşünüyorum. Ama bazıları da vardır, her yerde aynıdır, ne yad bilir ne yabancı; daha içeri girer girmez sanki kendi eviymiş, yıllardır orada yaşıyormuş gibi başlar konuşmaya, gülmeye, eğlenmeye, yerinde rahat oturur, oraya ait eşyaları rahatça kullanır, kimseye aldırmaz, garipsemez. Böyle davranışlar beni rahatsız etmiştir; kendi evim dışında rahat olabildiğim çok az yer olmuştur. İnsanın kendi evi gibisi yoktur; ancak evimizde kendimizle olabiliriz, dışarıda ne yaşarsak yaşayalım eve gelince gerçek duygularımız açığa çıkar, her türlü maske, sahtelik, yalan, hile bu dört duvar arasına girince kaybolur; evde bütün sırlar kendini açığa vurur. Başka yerler, başka mekanlar bizden hep ister, bir şey bekler; böyle konuşmamalısın, böyle davranmamalısın, böyle yürümezsin, burada böyle giyinerek gezemezsin, bu kıyafet uygun değil, sakalı almıyoruz, yüksek sesle konuşmak yasak, çimlere basmamalısın, oraya arabanızı bırakamazsınız, size uygun oturma yerimiz üst kattadır, biraz daha alçak sesle konuşursak, insanı çıldırtan bir sürü uyarı, kural; hepsinden tek kaçış yolu evimizdir.

Uzun zamandır yalnız yaşıyordum. Bu durumdan çok şikayetçi olmasam da, evde bir ses, bir arkadaş olur diye aldım onu. Büyük bir kafesin içinde bir sürü kuşun arasındaydı, diğerleri gibi değildi, ötmüyor, oradan oraya uçmuyordu, köşesine çekilmiş masum bir şekilde etrafındaki cıvıltıyı, karmaşayı seyrediyordu. Önce hasta olabileceğini düşündüm, sordum, sağlıklı olduğunu öğrenince onu almaya karar verdim. Güzel bir kafes seçtim, yemini, suluğunu, aynasını aldım; elimi uzattığımda hiç tereddüt etmeden gelmesine sevinmiştim; demek ki benimle gelmek istiyor diye düşündüm.

Eve geldiğimizde, yerini hazırladım, suyunu yemin verdim, istediğinde çıkıp dolaşabilsin diye kafesini açık bıraktım. İlk başlarda yerini yadırgaması normaldi, yerinde hiç kıpırdamadan duruyordu, etrafı seyrediyordu. Beklentim ilk günden ortama alışması değildi, muhabbet kuşlarının birkaç kelime de seslendirebildiklerini biliyordum, onunla sürekli konuşmaya karar vermiştim. Öyle de yaptım, yaşadığım her şeyi ona anlatıyordum, sanki beni anlıyormuş gibi en ince ayrıntısına kadar başımdan geçenleri anlatıyor, onunla göz göze gelmeye çalışıyor, bir tepki vermesini bekliyordum. Ben ne kadar çabalarsam çabalayayım onun bana aldırdığı yoktu, yemlerini bile çok az yiyordu, kafesinde neredeyse hiç yer değiştirmiyor, ne aynasına bakıyor, ne ziliyle oynuyordu; mavi ve beyazdan oluşan tüylerini temizliyordu, sürekli başı kanatlarının arasında kendi dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyordu.

Onu ilk aldığımda isin düşünmüştüm, birkaç güzel kuş ismi bulmuş karar verememiştim; artık onun bana olan ilgisizliği karşısında isim vermekten de vazgeçmiştim. Tekrar hasta olabileceği ihtimalini düşünerek aldığım yere gittim; belki yanlış bir şey yapmıştım, kuş bakımı konusunda çok fazla bir şey bilmiyordum. Kuşu satın aldığım yerde alırken konuştuğum çocuk yoktu, orta yaşın üstünde görünen bir amca oturuyordu. Selam verip ona durumu ilk günden olanları anlattım. Amca durumu çok sakin ve normal karşıladı, yılardır kuşlara baktığını söyledi, onların da insanlardan bir farkı olmadığını onların da duyguları olduğundan, bizler gibi istekleri, yaşama olan bağları olduğunu anlattı. İstersem getirebileceğimi ve yerine başka bir kuş alabileceğimi söyledi. Amcanın sözlerinden çok etkilenmiştim, onu değiştiremezdim, tüm garip hallerine, bana ilgi göstermese de ondaki bu farklılığa alışmıştım, öyle ya küçücük kuş benim istediğim gibi davranamazdı ya; demek onun da bir kişiliği vardı, bizler gibi duyguları, hayalleri, beklentileri…

Eve döner dönmez yine onunla ilk aldığım günün heyecanıyla ilgilenmeye, konuşmaya başladım. O ise aynı tavırla bende ki bu heyecana bir anlam verememiş gibi yüzüme bakarak kanatlarıyla oynamaya devam ediyordu. Artık onu daha çok sevmeye başladığımı, ona daha çok bağlandığımı söylemeliyim. Onu anladığımı düşünüyordum, biraz da kendime benzetiyordum; birisinin yapmak istemediğim bir şeye zorladığında basıl kendi kabuğuma çekildiğimi, nasıl oradan uzaklaşmaya çalıştığımı, onunla arama mesafe koyduğumu ve nasıl mutsuz olduğumu düşünüyordum. Benim için mutluluk neyse onun için de aynıydı, aramızda bir fark yoktu. Tek fark yaratılışlarımızdaydı, onunla uzak da olsak yine ortak duygularımız olduğunu biliyordum; ötmese de, kafesinden hiç çıkmasa da artık onu seviyordum, yine eskiden olduğu gibi ununla her şeyimi paylaşıyordum.

Bir sabah yine neşeyle onunla konuşmaya çalışıyor, bir yandan müzik dinliyor, kahvaltımı hazırlıyordum. Kafesinde hiç kıpırdamadan beklemeye devam ediyordu. Yanına yaklaştım, konuşmaya çalıştım, yine başını kanatlarının arasına alıp beklemesine devam ediyordu. Kafesini temizlemek hem de biraz temiz hava almasını sağlamak için balkona çıkardım. Balkonda masanın üzerine bıraktım, kafesinin kapağını açıp, aynasını suluğunu alıyordum ki, birden hareketlendi ve elim ile kafesin kapısı arasındaki nasıl geçtiğini hala düşündüğüm boşluktan çıkıp uçtu ve gitti. Arkasından elimde ayna öylece bakakaldım, karşıdaki evin çatısına kondu, birkaç saniye bekledi ve sonra da oradan uçup gitti; ardından ne gidebildim, ne de dur diyebildim, yapabileceğim hiçbir şey yoktu; aylarca hiç kıpırdamadan, tek ses çıkarmadan beklemiş, kapağı açtığımda uçup gitmişti. Sanki ömrü boyunca bu anı beklemişti, kendini bu ana hazırlamıştı, o an geldiğinde hiç tereddüt etmeden uçup gitmişti. Üzülmüştüm, iletişimimiz olmasa da birlikte yaşayabileceğimizi sanıyordum; ama gittiği için ona kızamıyordum, onun yerinde olsam ben de aynı şeyi yapardım, ondan benimle yaşamasını isteyemezdim, ondan kendi isteği dışında bir ortamda kalmasını isteyemezdim, buna hakkım yoktu. O istediği hayata uçmuştu.

Kafesi temizleyip balkona astım, kapağını açık bıraktım; gelmeyeceğini biliyordum ama uzaktan görürse onu düşündüğümü bilsin istiyordum…

Fazlı Levent Oğuz – edebiyathaber.net (16 Haziran 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z