Masthead header

Emrah Polat: “Yazmayı, okuyarak ve silerek öğrendiğimi söyleyebilirim”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Aşağıda, Kitap Biti yayın yönetmeni Özlem Aytekin’in, Emrah Polat‘la gerçekleştirdiği söyleşiyi okuyabilirsiniz:

Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

15 Haziran 2001… Sıcaktı. Aylardır yatmaktan bedenimde yaralar açılmıştı, daha da önemlisi ruhum kanıyordu. Neredeyse bir yıl geçmesine karşın sekiz saatlik ameliyat, beş günlük yoğun bakım ve yedi ay süren rehabilitasyon sürecinin etkisinden kurtulamamıştım. Yazmaya değer büyüklükte rezil anılarla doludur hastaneler… Neyse, yatakta bile doğrulmakta güçlük çekiyordum. Aklımda yazmak vardı, bulunduğum dünyadan kurtulup başka bir dünyaya sığınmak belki. Önüme iki yastık koydum, üzerine kalın bir defter. Roman yazmak istiyordum, ama nasıl yazacağımı bilmiyordum. Yazmayı, okuyarak ve silerek öğrendiğimi söyleyebilirim. Kurgu konusuna çok kafa patlattım. “Köpek Adamlar”ı okuyanlar demek istediğimi anlamışlardır sanırım.

Sosyoloji eğitimi almanızın, yazarlık serüveninize etkileri ne şekilde oluyor?

Bilinçli bir farkındalık sağlıyor sanırım. Bildiğiniz gibi herkesi kuşatan bir dil vardır ve onun altında kümelenen “küçük diller” diyelim, diller vardır. Aynı dili konuşan insanların dili de sınıfa, cinsiyete, yaşa hatta ana göre değişebilir… Hırsızın bir dili vardır, tekstil atölyesinde çalışan kızın bir dili, o kız akşam evine gitmeden alışveriş merkezine uğrayıp zenginler gibi davranmaya çalıştığında kullandığı başka bir dil vardır. Bu küçük diller sonsuz kez bölünmüş ve farklılaşmıştır ve işte dildeki bu katmanlaşma, roman için vazgeçilmez bir önkoşuldur. En azından, “küçük dillerin” ayrımının nedenselliği ile ilgili bilgi sağlayabilir sosyoloji, bu da yazıyla kurduğunuz ilişkiyi etkileyen bir durum sanırım.

Bugünden Bakınca, Türkiye’nin ilk web romanı… Web roman yeni bir tabir… Ancak günümüzde yerli/yabancı çeşitli yazarlar kitaplarını web üzerinden yayınlamaya başladılar. Siz de ülkemizde bu yolu açanlardansınız. İnternetin edebiyat dünyasındaki yeri üzerine neler söylemek istersiniz?

İnternet, edebiyatın biçimini, sunumunu ve sektördeki ilişkilerini değiştirmede yeni olanaklar sağlıyor. Henüz emekleme döneminde olduğumuzu düşünüyorum. Yenilikçi çabalarımızın “deneysel” sayılması bu yüzden… En çok on yıl sonra matbaa dendiğinde büyük olasılıkla, trenle yarıştırılan atlı araba görüntüleri gelecek akla.

Köpek Adamlar adlı romanınızda, insanların karanlık yönüne değiniyorsunuz ve insanı hem erdemli davranabilen hem de kötülük yapabilen bir canlı olarak tanımlıyorsunuz. Bu durumda doğru olan insanı iyi ve kötü olarak ayırmamak mıdır?

İnanç üzerine konuşuyorsak doğruluk iddiasını bir yana bırakmak gerekiyor. Kategorik olarak özcülük karşıtı bir konumda değilim, bazen özcü olabilirim yani. Bu çok geniş bir tartışma… Bence insanın özü kötülük ve vahşet… Sosyalliğin bu yüzü örten bir maske olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz insanın iyiymiş gibi davrandığı dönemler yok değil, bu biraz da koşullara bağlı.

İnsanın yaptığının yanlış olduğunu bile bile o yanlışı yapmasının sebepleri neler olabilir?

“Köpek Adamlar” boyunca yanıtını aradığım soru buydu. Zor sorular sormaya başladınız.

Köpek Adamlar’a, Türkiye dışından ilgi nasıldı? Hangi ülkelerde yayınlandı?

Arnavutluk ve Bulgaristan’da yayımlandı şimdilik. Doğrusu, tarihleri ve toplumsal yapıları bizimle benzerlik gösteren Latin Amerika ülkelerinde de okunmasını isterim.

Edebiyat Haber’le kurduğumuz ilişki hızla bağımlılığa dönüştü

Yazarlık yönünüzün yanı sıra kitapseverlerin yakından takip ettiği Edebiyat Haber adlı sitenin yayın yönetmenliğini üstleniyorsunuz. Edebiyat Haber nasıl kuruldu? Kuruluş amacı neydi? Sitenin bugün ulaştığı nokta nedir?

Amacımız yazar, yayınevi ve okur arasında köprü olabilmekti. Sanırım bunu başardık. Melike Uzun’un söylediği gibi Edebiyat Haber’le kurduğumuz ilişki hızla bağımlılığa dönüşüyor, doğrusu bağlılık olmasını tercih ederdim ama… Günlük, tematik bir gazete gibi çalışıyor Edebiyat Haber. Aylık kullanıcı sayımız şimdilik 80.000… Barış Berhem Acar, Gaye Dinçel, Elçin Polat, Melike Uzun ve Zeynep Sönmez’den oluşan, olabildiğince donanımlı ve edebiyata hizmet etmek isteyen bir ekibiz.

İnternetin daha kolay ulaşılabilir bir mecra olması, yazılı basını oldukça etkilemiş durumda. Bu durumdan sizce edebiyat dergileri ne ölçüde pay alıyor?

Edebiyat dergileri ayda ortalama 1000-1500 satıyor. Biz bu kadar insana yarım günde ulaşıyoruz. Durum sayısal olarak çok açık. Yazıların niteliğine gelince, en az onlar kadar titizleniyoruz, bunu bilenler bilir. Radikal Kitap internete taşınırken Cem Erciyes, Edebiyat Haber deneyiminden yararlanmak, görüş ve önerilerimi almak için aradı. Ona da dediğim gibi: “Bu işe basılı derginin internet yüzü olarak bakılmamalı.” Doğrusu bazı noksanlarına ve geleneksel medyadan kalma kimi alışkanlıklarına karşın en ciddi rakibimiz onlar bence. Sonuçta arkalarında on bir yıllık bir deneyim bulunuyor.

Hem yazarlık hem Edebiyat Haber… Günleriniz yoğun geçiyor olsa gerek… Bir gününüz nasıl geçiyor?

Yazarak ve elbette Edebiyat Haber’le ilgilenerek… İkisinin de kendi içinde zorlukları var. Öncelikle her gün yazmazsanız gerilersiniz. İkincisine gelirsek, Edebiyat Haber’e yönelen ilgi ve enerjiyi düzenleyebilmek bazen çok kolay olmuyor, ama şikayetçi değilim.

Yeni kitabınız “Yüzler” ne zaman okuyucusuyla buluşacak? Okuyucularımıza buradan bir müjde verebilir miyiz?

İkiyüzlülük üzerine bir roman “Yüzler”… Yakında SEL Yayınları’ndan çıkacak ama kesin bir tarih veremiyorum ne yazık ki.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z