Dünya dönüyor | Zeynep Heyzen Ateş

Şubat 6, 2013

Dünya dönüyor | Zeynep Heyzen Ateş

Ve şiiri tüketir hayat…

Dünya dönüyor dönmesine de bazen keşke dönmese diyorsunuz. Bu yazının konusu edebiyata bolca konu olan bir mekânın bugünkü içler acısı hali. Termini’yi, bir zamanlar Roma’nın en şiirsel mekânı olan o garı her görüşümde insanoğlunun –ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar belediyelerin- ne kadar vefasız olduğunu düşünüyorum. De Sica’nın filmini çekmeye layık bulduğu bir şiirdi Termini –kim unutabilir senaryosunu Truman Capote’nin yazdığı o enfes filmi-, romanlara, şiirlere ilham veren bir başlangıç ve bitiş noktasıydı. Âşıkların ayrıldığı ve  ayrılamadığı yerdi. Bugünkü haliyse içler acısı. Ne şiir ne manzara. Uyuşturucu bağımlılarının mesken tuttuğu, ayyaşların duvarına işediği bir “yeraltı” kültüründen de bahsetmiyorum. Sahte Rolex satılan, grafittileri bile çirkin bir durak artık Termini. Hani bütün yollar Roma’ya çıkıyor ya, orası yolun bittiği yer. Üstelik ne gelenin ne gidenin umurunda.

İngeborg Bachmann’ın Metis Yayınları’ndan çıkmış Bu Tufandan Sonra diye bir kitabı vardır. Makalelerinin çevirileri. “Roma’da Gördüklerim ve Duyduklarım” diye bir deneme de yer alır o kitapta. Ziyaretçilerin acıyı küçük yudumlarla tattıkları bu şehri anlatırken şehirle özdeşleşen garı şöyle yorumlar Bachmann: “Termini Garı’nda gördüm ki,

Termini Garı (Bugün)

Roma’da başka yerlerde olduğundan daha kolay vedalaşılıyor. Çünkü gidenler kalanlara gidip özlemlerini alabilecekleri bir bagaj makbuzu bırakıyorlar.”  Evet doğru, daha kolay vedalaşılıyor bu garda. Acısız. Ama insanlarla değil, Termini Garı’yla. O kadar çirkin ki, o kadar pis kokuyor ki en büyük aşkla kavruluyor bile olsa insan, tren gelse de şu terminalden kurtulsam diyor.

“Diokletianus surlarının bir parçası, garın hemen bitişiğinde ve yepyeni, havada duruyormuş izlenimini veren cam duvarın önünde hemen göze çarpan üç selvi ağacı anlaşılmaması olanaksız bir yazı gibi,” diye devam eder Bachmann (çeviride “selvi” olarak yazıldığından öyle bırakıyorum). 3 ağaç, Andrea Rocchetto’nun izniyle kullandığımız fotoğrafta da göreceğiniz üzere yerli yerinde, acınası bir araba denizinin ortasında, ama selvi değiller. (Çeviri hatası mı, Bachmann’ın hatası mı yoksa kesilip yenisi mi dikilmiş ağaçların?) Eamon Lynskey’nin “şiirin dünyayı kurtaracağına inanan ve bu hayali paramparça eden iki dünya savaşına şahit olmuş şairlerin tozlu kitaplarının satıldığı kitap tezgâhları” diye tasvir ettiği tezgâhlarsa yok yerinde.

Artık kimse girişinde, çıkışında, peronunda soğuktan donmuş bir evsizin cesedi bulunmadıkça Termini’yi yazmıyor. Roma’da tek bir sütunu güçlüyse bina ayakta kalır derler, ama binanın ayakta kalması ruhunu yaşatmaya yetmiyor demek. Ruh olmayınca edebiyat da olmuyor haliyle…

 

Zeynep Heyzen Ateş – edebiyathaber.net (6 Şubat 2013)

Tüm yazıları >>>

Yorum yapın