Masthead header

“Denedim değmez” ile “Gene dene, gene yenil” arasında | Filiz Gazi

filiz-gazi

Louis-Ferdinand Céline, “Gecenin Sonuna Yolculuk“u, otuz beş yaşında yazmaya koyulmuş. Hayatı tanımayı tamamlamış, tanımadığınız kalanına da şaşırmayı bıraktığınız bir yaş neredeyse. “Gençken, en su katılmamış kayıtsızlıklar, en sinik öküzlükler için bile, özürler icat etmeyi başarırız, yok tutkulu kapristi ya da kim bilir hangi acemi romantizmiydi diyerek. Ancak daha sonra sırf 37°’de ayakta kalabilmek için dahi yaşam sizden, kurnazca hesap, zalimlik, kötülük olarak neler talep edebileceğini gayet açık biçimde ortaya koyduğunda, insan farkına varmaya başlıyor, her şeyi yerli yerine oturtuyor, bu geçmişin içerdiği tüm rezillikleri anlayabilmek için sağlam bir zemine gelmiş oluyor.”

Bildiğim kadarıyla içinde en çok üç nokta kullanılan kitap Gecenin Sonuna Yolculuk. Sıradanlaştırılmış ve üzerine “erdemli olma ilkesiyle kara çalınmyan kötülüklerle” dopdolu olan bir kitapta bu üç noktalar “rahat olunuz, bu sizin gerçekleriniz” gibi müsekkin etkisi görüyor. Çevirmeni Yiğit Bener, Vüs’at O. Bener’in yeğeni olurmuş. Kitabın 573 sayfa olması bir yana, her satırından iyimser kötülük yayılması bir yana. Çevirmenin bir de bu yanıyla psişik emeğine dikkat çekmek gerekir.

Kötüden sakınmak gibi bir derdi yok, Gecenin Sonuna Yolculuk’un. “Gece” dediği de insana dair olan tüm “şeyler”.  O yolculuk ki ucuna kadar gitmeye imkân vermeyen karanlıklı. Göreceğiniz ışık da kafanızda patlayacak silahtan çıkacak ateş olabilir sadece. Céline’nin insanı en çoğu bir komediden diğer komediye sürüklenirken, daha sahneye oyun konmadığı bir anda sahnede kalan ve oynayacağı rolü bilmememin şaşkınlığıyla “bakılacak trenden mahrum öküzler”dir.

Gecenin Sonuna Yolculuk; merhamet duyma, vicdanlı olma gibi yanlışa doğruya dair hiç bir ahlak eğrisi ile yön göstermiyor, siz sevgili okuruna. Ajitasyon deseniz, ihtiyacı yoktur. Gerçekten üzülmenin zor olduğunu söyleyen, insanlığa “sefa pezevengi” diyen Céline için ne de olsa dünyanın bütün acıklı dertlerinin abartılacak yanı yoktur. “İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir” diyen birinden parlak insanlık dersleri bittabi bekleyemezsiniz.

Yoksulluğu, acıyı, savaşı, ölümü edebiyatın estet ölçülerine uygun “döşemeye” çalışan kalemlere göre dürüsttür Céline. Hayat dediğin, hızlı bir şeydir çünkü. Takılıp kaldığını iddia ediyorsan ve dürüstsen efendi efendi intihar etmeyi bilirsin. Etmiyorsan, vardır bir bildiğin “insan hırtlığı.” Céline’nin halden anlamaz bir yanı vardır, kestirip atar. “Mutsuz olduklarını söyleyen insanlara öyle hemencecik inanmayın. Hele önce bir sorun bakalım hala uyuyabiliyorlar mı? … Yanıt evetse, her şey yolunda demektir. Bu da yeterlidir.”

GECENiN-SONUNA-YOLCULUK_151396_1Ferit Edgü onu “İşte İnsan!” diyen yazarlar arasına koyar, tıpkı Nietzsche gibi. Ya da örnekleri çoğaltayım, tıpkı G. Bataille, A. Rımbaud, C. Bukowski, E. Ionesco, Lautreamont, Pavese gibi.  Celine, feminizm münasebeti nedeniyle Simone de Beauvoir’le, Sartre’nin varoluşçuluğuyla dalga geçer. Yahudi düşmanlığını dile getirdiği yazılar ve kitapçıklar yayımlar. Eşcinsellerden nefret eder. “Kahraman” sözcüğünden tiksinir ve tutarlı davranır: II. Dünya Savaşı biterken karısı ve kedisiyle birlikte Danimarka’ya kaçar.

Eskilerdeki vahşeti ayıplayarak hatırlayanlara seslenir Céline: “Anlatılanlara bakılırsa, Aztekler Güneş tapınaklarında haftada seksen bin mümini düzenli olarak boğazlıyorlarmış, onları böylece bulutlar tanrısına kurban ediyorlarmış, yağmur yağdırsın diye. Savaş denen şeyi görmedikçe insanın böyle şeylere inanası gelmiyor.” Yani evet de zalimlikte ısrar etmenin ne faydası vardır? Sorum, Gecenin İçine Yolculuk gibi bir eser için retorik akışa uygun olması açısından uygun bile görülmez. Ama “Ümit etmek gibi bir özrümüz vardır.” Değil mi?

Kitap Céline’nin askere alınışıyla başlar. Feci savaş sahneleri varken kitapta tek birinde dahi bir “ah” demezsiniz. Kaptırmışsanız kitaba “oh olsun” gibi bir şeyler geçer aklınızdan. Savaşın kendisi de yaratıcısı olan insan kadar aptal bir şeydir çünkü. “Asker dediğin, öldürmediği sürece çocuktur. Onu kolayca neşelendirebilirsiniz. Düşünmeye alışkın olmadığı için, onunla konuşulduğunda sizi anlamaya çalışmak için bunaltıcı çabalar sarf etmeyi göze alır.”

Sonrası hekimlik hikâyeleri. Pek öyle hastayı, iyileştireyim derdinde olmayan hikâyeler. Çocuğunu düşürmüş, kan kaybından ölecek kadın için yapılabilecek şeyleri zorlamaya kalkışmaz. Ona nazaran yaşaması için çaba sarf ettiği çocuğun ölümü karşısında da beklenilmediği kadar soğukkanlıdır Céline. Kitabın sonlarına doğru, dostu mu düşmanı mı belli olmayan arkadaşı, ceset müzesi işletmecisi Robinson’un yanına gider. Buradaki en kötü olma ihalesi kadına bırakılır, Celine tarafından. İnsan düşmanlığı bir yana kadın düşmanlığı bir yanadır onun için.  Bozuk saatin günde iki kez doğruyu söylemesi gibi bu fikri de doğrudur ama: “Doğa denen kaltağın işine karışmayalım.”

Haklı olarak “Kimin deli olup kimin olmadığına karar veren de çoğunluktur” diyen Gecenin Sonuna Yolculuk’un yazarı Céline için çoğunluk kötü biri der. “İmdat! İmdat!” diye bağırdığında hiç kimse umursamamıştır onu. “Denedim, değmez” dediği bir paragraf sonu vardır ki, insanın canını acıtır. Zaten hayatların özeti  “Denedim, değmez” cümlesi ile Samuel Beckett’in “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil” cümlesi arasındaki sarkaçta sallanan çocuk insanlardır. En azından ben denemek ve denememek arasında istikrarlı karar alan birini hiç görmedim.

Ve kitabın üç noktaları dışında bir diğer özelliği. Biteviye tekrarlanan “herkesin … kendine” anlatımı, anlayışı. “Herkesin derdi kendine, dünyanınki hepimize”, “Herkesin tarzı kendine”, “Herkesin karabasanı kendine” gibi. “Canından çok sevmek” diye bir tabirimiz vardır hani. “Varoluş gereği yalnız olan insanın” diye başlayan felsefeyle hiç muhatap olmayan. Birhan Keskin’in “İnsan olan yerlerim ağrıyor” dediği şey. Bu derece bencillik hali incitebilir sizi. Ama gereği yere kadar muhteşem bir kitap Gecenin Sonuna Yolculuk. Onu okumanız için sizden cesaret isteyen nadir kitaplardan.

Filiz Gazi – edebiyathaber.net (4 Kasım 2013)

Tüm Yazıları>>>

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r