Masthead header

Değer taşıyan tek hikâye, bedelini ödediğinizdir! | Sibel Gögen

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Yarattığı eşsiz üslubu, kullandığı coşkulu ve cesur dili, edebiyata argoyu, günlük konuşma dilini ve sokağın sözcüklerini sokması nedeniyle modern edebiyatın dönüm noktası sayılan Gecenin Sonuna Yolculuk’un yazarı Louis-Ferdinand Celine (Louis-Ferdinand Destouches, 1894-1961), dünyanın pek çok bölgesinde döneminin zorlu hastalıklarıyla mücadele etmiş bir hekimdir aynı zamanda.

1924 yılında Paris Doğum Hastanesi’nde stajyer doktor olarak çalışmaya başlayan Louis-Ferdinand Celine’in “Ignaz Semmelweis’in Yaşamı ve Eserleri” adlı yarı kurgusal Tıp tezi ilk edebi eseri olarak kabul edilir. Celine bu eserinde, yaşadığı dönemde çokça horlanan, fikirlerinin değeri ancak çok sonraları anlaşılabilen, Avrupa’daki kadın doğum kliniklerine, doğumhanelere, kadınlara musallat olup sayısız ölümlere sebep olan lohusa humması ile mücadele etmiş, modern antisepsinin kurucusu sayılan Dr. Ignaz Philipp Semmelweis’in talihsiz hayatını kendine özgü cesur diliyle anlatır. 1926 yılında sıtma tedavisinde kinin kullanımını anlattığı kitabı “La quinine en therapeutique” yayımlanır ve ardından Celine sıtma konusunda çalışmak üzere Batı Afrika’ya, Kamerun’a gider. Burada hekimlik yaptığı günler, otobiyografik bir yaklaşımla kaleme aldığı Gecenin Sonuna Yolculuk’a büyük ölçüde ilham vermiştir. Bir yanda edebiyat camiası Celine’i romanda kullandığı sokak dili ve üslubu nedeniyle eleştirirken, diğer yanda Tıp camiası da romana hekimlik meslek etiği açısından eleştiriler getirmiştir. Kimileri Celine’in bir doktor olarak, kendi değerlerini kısmen de olsa romanın başkahramanı Dr. Bardamu’ya yansıttığı, genç ve nihilist Bardamu’nun hekimlik meslek etiğine uygun olmayan davranışlarının hekimlerin erdemleri açısından olumsuz bir rol model olabileceğini ortaya atmıştır. Kimileri de tam aksine Céline’in hayatı boyunca hep yoksullar için çalışan bir doktor olduğunu, çoğu kez ücret almadan yoksullar için açtığı kliniklerde çalıştığını savunmuştur. Celine, Afrika’dan Küba’ya, Latin Amerika’dan İtalya’ya, Fransa’ya, dünyanın pek çok bölgesinde sıtmayla, tifoyla, veremle, yoksullukla mücadele etmiş, cephede gönüllü hekim olarak çalışmış, Paris’in kenar mahallelerinden birinde açtığı, yoksullara hizmet veren kliniğinin kapılarını soğuk kış günlerinde evsizlere barınak olarak açmıştır. Belki de bu konuda sözü yoksul hastalarından vizite ücreti alamadığı için sersefil bir halde yaşamak zorunda kalan, kirasını karşılamak için eşyalarını ve bisikletini satmak zorunda kalan Dr. Bardamu’ya bırakmak en doğrusu olur: “Tıp nankördür! Zenginler size takdim ettiklerinde uşak yerine konmuş olursunuz, fakirler aynı şeyi yaptıklarındaysa hırsız muamelesi görürsünüz. Vizite mi? O nasıl söz öyle!” (Gecenin Sonuna Yolculuk, YKY)

Celine’in hayatı da en az eserleri kadar ilginç ve tartışma konusu olmuştur. Yahudi karşıtlığı,  kitaplarında Fransızları suçlaması nedeniyle Danimarka’ya sürgün edilişi, Nazilerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle hapis yatması, itibarını kaybetmesi, tekrar kazanması, eserlerinde kullandığı argo dil nedeniyle Fransızca’ya ihanet etmekle suçlanıp “dil tecavüzcüsü” sayılması… Ya da Profesör Y ile Konuşmalar’da bahsedilen şekliyle “Fransız edebiyatının Çarkına Sıçan Adam…”

Profesör Y ile Konuşmalar (Entretiens avec le Professeur Y) yazarın sanat, edebiyat ve yayın dünyasının perde arkasını birinci ağızdan, korkusuzca, kendine özgü “coşkulu” üslubuyla anlattığı eseri. Eser, 1955 yılında Gallimard tarafından yayımlanmış Fransızca baskısından Ayberk Erkay’ın olağanüstü çevirisiyle, Yapı Kredi Yayınları Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi tarafından Türkçe olarak 2013 yılında yayımlandı.

“Şimdi neticede, şöyle bir bakın etrafınıza, bir yanda meteliğe kurşun atan yazarların sürüsüne bereket, öte yanda, köprü altına düşmüş bir tanecik yayıncıya rastlarsanız hayret…”

Celine, Gallimard’ın hayali editörü Profesör Y ile yaptığı röportajda kendi hayatı, yayın dünyası, çokça eleştirilen yazım üslubu hakkında ipuçları verirken, konuşma dilini ve coşkuyu yazıya aktarma biçimini dile tecavüz olarak değerlendirenlere de lafını esirgemeden, eğip bükmeden, iyi bir ders veriyor. Ama en çok da intihalcilere, taklitçilere, “cilaya” karşı geliyor.

Şu koca dünyada en çok ne para eder Profesör Y Beyefendi? İstisnasız herkesin hoşuna ne gider? fakir fukaranın da, kaymak takımının da, hepsinin hoşuna ne gider? Hadi bilin bakalım bu nedir? Söyleyeyim, “cila”dır Profesör Y, “cila”! “cila” her yerde gider, demir perdede de gider, tül perdede de gider!… rejim falan dinlemez! 

Celine, hayali editör Profesör Y namı diğer Albay Reseda ile Paris’te bir parkta kendine yöneltilen tüm eleştirilere cevap verdiği bir söyleşi yapar ve kendi yazım dehasının sırlarını açıklar. Bu eşsiz üslubunun, dehasının tecellisini Paris Metro’sunun Pigalle İstasyonu’na borçludur. Her sabah metroyla Issy’ye bir fabrikanın işçilerini muayene etmeye gitmektedir. Metro karanlık, derinlerden giden, leş kokulu dipsiz bir kuyu gibidir, adeta haşat insanlarla beslenen koca bir pisboğazdır, ama pratiktir, kesintisizdir. Oysa yukarısı, yüzey, eğlencelidir, sahtedir, her şey cebren, lüks, cafcaflı, rengârenktir. Ama Celine göre artık yukarısı yaşanacak yer değildir, cilalıdır, yüzeyseldir. O da eserlerinde coşkun metronun rayları gibi bir üslup kullanır. Artık güç Celine’dedir. Kafasına göre, istediği gibi eğip bükebilir metronun raylarını. Kavşaksız, trafiksiz, sarı ışıkta beklemeksizin, dosdoğru ve coşkun akan metro rayları gibidir onun dili. Çünkü safi coşku asla ıskalamaz hedefi!

…alayını toplayıp götüreceğim! tıkacağım vagonlara!…bakın tekrar söylüyorum! Bütün coşkular, bütün heyecanlar benimle geliyor!… basıp gidiyoruz beraber!… her şeyi götürecek coşkun metrom! Her şeyi götürecek benim kitaplarım!

Coşkun metrosunun raydan çıkmamasının sırrı ise rayları, şu çokça eleştirilen, millete epeyce dert olan yarım, eksik kalmış ve devrik cümlelerini bolca kullandığı üç noktalarla sabitlemesiyle açıklar Celine. Onun rayları taklit değildir, eğip büktüğü kendi özel tasarım rayları kullanır, kendi eliyle şekil verir, başkalarından medet ummaz, taklitçiliğe tahammülü yoktur. Yazarın ve okurların raydan çıkmadan, devrilmeden düz gidebilmeleri ancak “coşkuyla”, konuşma dilinin coşkusunun yazıya aktarılmasıyla mümkündür. Celine’in eserlerinin sırrı işte bu “üç-noktalı-kirişlerle-bağlı-sihirli-raylarda-yol-alan-cevval-metrosu” dur.

Celine’in coşkun metro raylarındaki vagon gibi akıp giden üslubu pek çok yazara ilham kaynağı ve yol gösterici olmuş, hem “Yitik Kuşağı hem de Beat Kuşağı’nı etkilemiştir. Genet, Beckett, Charles Bukowski, Henry Miller, Jack Kerouac, Joseph Heller, William S. Burroughs, Hakan Günday bu etkiyi hem eserlerine yansıtmış hem de açıkça ifade etmektedirler. 

Yüzeydeki cilalanmış hayatları değil, derindeki gerçek hayatın özünü ve akışını coşkuyla anlatır Celine. Hayatı boyunca fikirlerinin, siyasi görüşlerinin, üslubunun daima arkasında durmuş, ödün vermemiş ve gerektiğinde de bedelini ödemiştir. Ona göre değer taşıyan tek hikâye, bedelini ödediklerimizdir.

Sibel Gögen – edebiyathaber.net (21 Kasım 2017)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z