Masthead header

Çevirmenin dille paylaştığı hayat, hiç bitmeyen bir süreçtir

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

AnatoliaLit Telif Ajansı yetkilisi Amy Spangler ile bir söyleşi:

Sizi ve firmanızı tanıyabilir miyiz? Ajansınız, hangi eserleri Türk yayın dünyasına kazandırmıştır. Satış durumları hangi düzeydedir?

AnatoliaLit Ajans, 7 yıllık, bu ay itibariyle 5 kişinin çalıştığı, hem Türkiyeli yazarların eserlerini yabancı dillere kazandırmak hem de yabancı yayınevleri ve ajansları temsil ederek yabancı eserlerin Türkçe’de yayınlanmasını sağlamak için çalışan bir telif hakları ajansıdır. Türk yayın dünyasına yüzlerce eser kazandırdık. Fakat ne yazık ki sattığımız kitapların büyük çoğunluğu ilk baskıda kaldı. Telif hakkını sattığımız kitaplar arasında şimdiye kadar en çok satan, NTV tarafından yayınlanan, satışı 100.000’i geçen Cahillikler Kitabı’dır. Bu elbette bir istisna. Satış rakamı iki bini geçen kitap sayısı, Türkiye’de zaten çok azdır. Umudumuz zaman içinde tek tük ‘çok satan’dan ziyade ortalama satış rakamının yükselmesi, böylece de en azından iki-üç baskı yapan kitap sayısının artmasıdır. Son yedi sene içinde, ilk baskı adedi ortalamasının az da olsa arttığını gözlemlemekteyiz. Türkiye’de okur sayısı arttıkça, okuyan insan daha çok kitap okudukça bu rakamlar giderek artacak. Dolayısıyla sektör için önemli olan yeni okuru yetiştirmek, var olan okuru iştahını daha da açacak biçimde beslemek. Kısacası, her kesime hitap edecek kaliteli kitap basmak.

Telif ajanslarının problemleri ve yayıncılık sektörüne olan katkıları özetle nelerdir? Yazar, yayıncı, dağıtıcı, kitapçı, kütüphaneci ve kamu gibi yayıncılıkla ilgili kişi ve kurumlardan beklentileriniz nelerdir?

Türkiye’ye satış açısından, telif ajanslarının en büyük sorunu şu an kitap bazında satış takibi. Söz konusu takip için yayıncıların düzenli olarak satış raporu vermesi şart. Fakat ne var ki Türkiye’de, kitapların çoğunlukla ilk baskıda kalmaları ve ilk baskının telifinin peşin ödemesi nedeniyle yayıncıların büyük çoğunluğunun, bu tür raporları oluşturma alışkanlıkları yoktur. Yeni baskı yapılsa bile çoğunlukla zar zor rapor alıyoruz. Raporlama sisteminin oturması için altyapı lazım. Biz de bu altyapının geliştirilmesine yönelik adımlar atıyoruz. Bu sorunun çözülmesi için uğraşan biz ve diğer telif ajansları, bu şekilde sektöre katkıda bulunuyoruz, diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’deki yayıncılar, yurt dışındaki yayıncıların güvenini kazanmak istiyorlarsa raporlama sistemini oturtmaları lazım.

Telif ajansları olarak, yurt dışındaki yayıncı ve ajanslarla Türkiye’deki ajanslar arasında köprü kurup, her iki tarafın birbirlerini anlamalarını sağlayarak ve böylece kültürlerarası diyaloğu geliştirerek sektöre önemli bir katkı yaptığımızı düşünüyorum.

Sektörün aktörlerinden beklediğimiz, her şeyden önce dürüstlük, şeffaflık ve diyaloğa açıklık. Tek bir kütüphaneden bir şeyler beklemekten ziyade, daha çok sayıda kütüphanenin olması, geniş yelpazede kitap sunması arzusundayız. Kamudan da kitap söz konusu olunca yalnızca ‘herkesin okuduğu’ kitaplar dışında, kendilerine hitap eden başka kitapların peşine düşmelerini bekliyoruz. Belki çok idealist bir düşüncedir, ama bence kitap, insanın ruhunu besleyen bir şeydir. Kitaplar, benim hayatımı değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. İsterim ki daha çok insan, kitapla haşır neşir olsun.

Fuarlara katılıyor musunuz? Türkiye’de ve yurt dışındaki fuarlarda; yayıncı, telif ajansı ve yazar üçlüsü, umduğunu bulabiliyor mu? Daha iyi iş birliği için önerileriniz nelerdir?

Yurt dışı fuarlarına katılıyoruz. Özellikle Frankfurt ve Londra Kitap Fuarları bizim için vazgeçilmez. Kültür Bakanlığı’nın TEDA projesi sayesinde katıldığımız diğer yurt dışı fuarlarından en çok yararlandığımız Abu Dabi oldu. Abu Dabi Kitap Fuarı sayesinde çok sayıda Arap yayıncıyla tanışıp Murat Gülsoy, Ersan Üldes, Alper Canıgüz, Gaye Boralıoğlu, Behçet Çelik ve Barış Bıçakçı gibi yurt dışında temsil ettiğimiz birçok yazarın kitaplarının Arapça’da yayınlanmasını sağladık. Katıldığımız ulusal kitap fuarlarında, ajansların bulunduğu alan çoğunlukla çok küçüktü. İstanbul’da da olduğu gibi perakende satışına yönelik fuarlar olduğu için umduğumuzu bulamadığımız oldu açıkçası. Fakat aynen İstanbul Kitap Fuarı’nda olduğu gibi söz konusu ulusal veya daha yerel kitap fuarları da giderek yurt dışına açılıyor. Bu da bizim açımızdan iyi bir gelişme elbette.

Türkiye’deki kitap fuarlarına gelince de, İstanbul Kitap Fuarı’nı her sene ziyaret ediyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından gelen yayıncıları bir arada görmek, özellikle İstanbul dışından gelen yayıncılarla görüşmek için önemli bir fırsat. Yurt dışından özellikle editör ve yayıncı katılımı arttıkça, temsil ettiğimiz Türkiyeli yazarların eserlerini pazarlamak konusunda bu fuarın katkısı da giderek artacak.

Bu sene maalesef gidemediğimiz, önemli bir kitap fuarı olduğunu düşündüğümüz Diyarbakır Kitap Fuarı’na bundan sonra en azından ziyaretçi olarak katılmak niyetindeyiz.

Türkiye’de ve yurt dışındaki tercüme yayınları kıyaslarsanız, yayıncılığımız şu an hangi noktadadır?

Böyle bir kıyas yapmak çok zor. Hangi kriterlere göre kıyas yapacağız? Yurt dışı derken, hangi ülkeler kastediliyor? ABD ve Birleşik Krallık derseniz, bir kere sayı açısından oradaki durum içler acısı. Kitaplarının yüzde üçü çeviri. Türkiye’de ise bunun yüzdeliği katbekat fazla ve Avrupa ülkelerinin de çok üstünde. Çeviri kalitesi diye bir şeyden bahsedecek olursak, öteki ülkeler için pek bir şey diyemem. Fakat Türkiye’de kitap bazında satışlar arttıkça çeviri kalitesi artacaktır, diye düşünüyorum. Çünkü iyi çeviri yapılması, zaman gerektiriyor. Bir çevirmenin bir metne gereken zamanı harcaması, o kitabın çevirisinin onu geçindirecek kadar para kazandırması demektir (çeviriyi bir ‘hobi’ olarak yapmıyorsa eğer). Ayrıca yayınevine teslim edilen çevirinin sağlam bir redaksiyon ve editörlükten geçmesi gerek. Bütün bunların gerçekleşebilmesi, eninde sonunda kitapların satışına bağlı. Yayıncı kazanacak ki her bir kitap için gerekli özenin gösterilmesini sağlayacak yatırım yapabilsin. Elbette yayıncıların, çevirinin ne tür bir emek ve yaratıcılık gerektirdiğinin farkında olup, çevirmene ona göre saygı gösterip, hak ettiği ücreti vereceğini varsayarak söylüyorum bütün bunları. Bu noktada okura da iş düşüyor. Okurun, kitapları eleştirel gözle okuyarak ‘iyi’ (tırnak içinde çünkü bu birçok açıdan öznel bir karar) bulduğu kitapların çevirmenlerini, yayıncılarını takip etmesini isterim ki gerekli özen gösteren çevirmen ve yayıncıların satışları artsın, özen göstermeyen yayıncılar da bu konuda daha dikkatli davransınlar.

Ülkemizdeki kitap çevirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dil bilmek, bir metni çevirmek için yeterli midir? Sorumluluğun başlangıç ve bitiş noktası neresidir?

Elbetteki dil bilmek, çeviri yapmak için yetmez. Bir kere ‘dil bilmek’ ne anlama geliyor, onu tartışmak lazım. Bir dili ne kadar iyi tanıdığımızda onu ‘bilmiş’ oluyoruz? Dil de yaşayan bir varlıktır. Dille olan ilişkinizi sürekli geliştirmezseniz o ilişki çok sığ ve içi boş kalır. Çevirmen, dille yaşar ve çevirmenin dille paylaştığı hayat hiç bitmeyen bir süreçtir. İyi çevirmen olabilmek için dile meraklı olmak lazım. Dili hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğinin farkında olarak, yine de onu daha yakından tanımak için her daim gayret göstermek gerekir. Kısacası, dil aşığı olmak lazım.

Çevirmenin sorumluluğu, titizlikle çalışıp gerekçelendirebileceği kararlar doğrultusunda içine sinen bir çeviri yapmaktır. Çevirisini okuyan redaktör ve/veya editörle birlikte çalışarak mümkün olduğunca en iyi metni ortaya çıkarmaktır. Çevirmenin, yayıncı ve editörle olan iletişimi çok mühimdir. Karşılıklı beklentiler net olmalı ki sonrasında kızgınlıklar, kırgınlıklar yaşanmasın.

Edebiyat ödülleri, çok satan kitap tespitleri sizce dünyada ve Türkiye’de karşılığını buluyor mu? Korsan kitabı ve bandrolü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yurt dışında verilen ödüller sayesinde Türkiye’de belli kitaplara yönelik olan ilgi genellikle artar. Fakat yayıncının gösterdiği ilgi, genellikle yüksek satış anlamına gelmez. Türkiye’de verilen ödüllerin yerli edebiyat satışını az da olsa etkilediği görülmektedir. (Örneğin, bir öykü kitabı Sait Faik Ödülü’nü almışsa ikinci baskıya girme ihtimali daha yüksek. Ancak ikiyi geçmesi hemen hemen görülmemiş bir şeydir bildiğim kadarıyla. Tabii bu örnekte, dünyanın hiçbir yerinde artık pek rağbet görmediği durmadan söylenen öykü faktörü var.) Sonuçta her gün onlarca kitap çıkıyor. İnsanlar hangi kitabı okuyacaklarına dair yol gösterici birtakım işaretler arıyor. Dolayısıyla ödüller, yönlendirici işaretlerden biri. O açıdan önemli, dikkate alınmalı fakat aynı zamanda da tartışılmalı. Tartışıldığı sürece edebiyat ortamına canlılık katar ki belki de en önemli işlevi budur.

Yayıncılık ve uzantısı meslekler arasında iletişim zemini oluşturmak, problemlerin tartışılacağı bir platform olma gayesiyle yayın hayatına başladığımız “Yayın Dünyamız” dergisi hakkında neler söylersiniz?

Sektörün böyle bir platform ve yayına ihtiyacı var, diye düşünüyorum. Dergiden okuduğum röportaj ve yazılardan çok şey öğrendim. Yayının takipçisi olacağım mutlaka.

Sorularımızı içtenlikle cevaplandırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z