Masthead header

Cemal Süreya’nın kemikleri | Ömer Turan

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

cemal_sureyayi_da_sansurlediler_h11984Şiirin yarıştırılmasına öteden beri hep karşı oldum.

Bu benim şahsi düşüncem, katılırsınız ya da katılmazsınız.

Özellikle de paralı bir ödülü, şiirin ruhuna ve duygu dünyasına hiç yakıştıramıyorum. Bu yüzden de kapitalizmin lekeli araçlarıyla şiiri yan yana getirmenin kaçınılmaz bir çürümeye neden olacağını söyleyip duruyorum. Çünkü kapitalist kuşatmanın şiiri fazlasıyla inciteceğini düşünüyorum. Şiirin yaratım süreci ve daha sonraki varlık nedeni bu kire bir kere bulaştı mı, damarlarına kadar yürür o zehir.

Buna rağmen, genç şairlerin dosyalarına verilen ödülü daha mantıklı ve yararlı buluyorum. Çünkü yarışmayı düzenleyen kurum, ödül olarak kazanan dosyanın kitaplaştırılmasını üstleniyor. Şiir yayımlayan yayınevlerinin yüksek paralar karşılığında kitap bastıklarını bildiğim için, bu gibi yarışmaların o gençlere yol açıcılık anlamında doğru bir yönlendirme ve kolaylık sağladığı bir gerçek.

Ülkemizde şiir/şair adına onlarca ödül dağıtılıyor.

Bunlardan biri de Cemal Süreya Şiir Ödülü.

Ödül, 1991’den beri verilmektedir.

2001’den sonra 3 yıl ara verilen ödüller, 2004’den beri Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği tarafından devam ettirilmektedir.

Geçtiğimiz yıl içerisinde dernek tarafından seçici kurulu açıklanan ve duyurusu yapılan 2014 Cemal Süreya Şiir Ödülü sonuçları yeni yıla bomba gibi düştü. Bir baktık ki bu süreç içerisinde meğer seçici kurulun tamamı istifa etmiş.

Seçici kurulsuz kalan Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği Yönetim Kurulu bunun üzerine kendi aralarında “Öne Çıkan 10 Şiir Kitabı” adı altında bir seçme yapmış ve törenle her birine plaket verilmesini kararlaştırmış.

Hani diyelim ki bir tanesi istifa etti, bu kişisel tavrıydı der önemsemezdik. Ama hepsinin birden istifa etmesi orada derin bir sorunun kokusunu yayıyor bize. Zaten çok geçmeden Cemal Süreya Şiir Ödülü Seçici Kurulu’ndan istifa eden Enver Ercan, Facebook üzerinden sorunun adını koydu:

“Ama asıl madrabazlığı açıklayayım: Seyyit Nezir’in bizzat telefon açarak ‘ödülü sana vermek istiyoruz’ dediği kişiler vardır. Ve bu kişilerin bu listede adları yoktur. Yani ödül vermek için ikna edilecek kişi(ler)den yüz bulamayınca ‘Öne Çıkan 10 Kitap’a plaket vermek’ masalına sığınmışlardır. Ben de merak ediyorum şimdi: Bu ‘Öne Çıkan 10 Şiir Kitabı’nın sahipleri, durum aynen böyleyken o plaketi almayı içlerine sindirebilecekler mi?”

Enver Ercan’ın açıklaması üzerine 10 kitap sahibi içinden şimdilik, Nezih-Er Yayıncılık / Ahmet Günbaş (Ahmet Uysal adına), Veysel Çolak, Turgut Toygar, Metin Kaya, Müesser Yeniay, Islık Yayınları (Ülkü Tamer adına), Ahmet Ada ve Tuğrul Keskin adı şaibeye karışmış bu plâketi reddettiklerini açıkladılar.

Gelgelelim kokuşmuşluğun hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne seren asıl açıklamaya. Islık Yayınları kendi sayfası üzerinden şöyle seslendi edebiyat dostlarına:

Sevgili dostlar bir süre önce Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği Onursal Başkanı Zuhal Hanım tarafından telefonla aranıp bu ödüle Ülkü Tamer’in kitaplarını göndererek katılmamız istendi. Biz, bu tip ödül ve yarışmalarda kitap gönderme yetkimizin olmadığını, bu kararların şairin kendisi tarafından verileceğini söyleyip kitap gönderemeyeceğimizi belirttik. Bunun üzerine dernek yönetimi Ülkü Tamer’le görüşüp aynı olumsuz yanıtı aldı. Yönetim bu kez sayın Refik Durbaş’la görüştü. Ondan da olumsuz yanıt aldı. Bunun üzerine mail yoluyla yine yazdık; böyle değerlendirmelerde asla olmayacağımızı bildirdik. Bu kez de yayınevimizden eseri çıkan Tozan Alkan’ın kitabını göndermemiz istendi. Bunu da reddettik. Bir kez daha bu kararın şair tarafından bize iletilmesi gerektiğini belirtilerek bu ödül içinde olmayacağımızı, onayımız alınmadan atılacak adımlarda çok net ve sert açıklamalar yapacağımızı bildirdik.”

Bir dakika düşünelim şimdi!

Yukarıda Enver Ercan’ın söylediklerini aşağıda Islık Yayınları bizzat onaylamış olmuyor mu?

poemÖdül verecek olan bir kurum yayınevlerinden isim belirterek kitap istiyor. Üstelik yayınevinin karşı çıkmasına rağmen. Akıllara ziyan bir durum. Yarışmaların eşitlik kuralına uymayan, sadece dostlar alışverişte görsün mantığı içerisinde ödül vererek, yani ahbap çavuş ilişkisiyle içeriği boşaltılmış bir yapı ile karşı karşıyayız.

Aslında bu uzun zamandır ödüller üzerinden dillendirilen bir çürümenin geldiği son noktadır. Patlama diğerlerine oranla daha büyük olmuştur. Çünkü taraflardan biri kartları ortaya açık olarak koydu. Bütün kirli çamaşırlar gözümüzün önünde artık.

Peki, burada kimin kemikleri sızlıyor en çok? Bunun cevabını hepimiz biliyoruz aslında…

Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği’nin yönetiminde olan diğer şahısların seçici kurulla olan diyaloglarına burada değinmeyeceğim. Ama sosyal medya üzerinden bu konuyla ilgili bir paylaşımımdan dolayı yönetim kurulunda olduğunu öğrendiğim İbrahim Hacıbektaşoğlu’nun iki yorumunu buraya almak zorunda kalıyorum. Bunu kişisel bir dürtüyle ya da hırsla yaptığımı sanmayın. Facebook’ta, bu yazdığım yazının benzeri küçücük bir değerlendirmeyi, kaygılarımı dile getirerek paylaştım. Cemal Süreya’nın adını taşıyan dernekte en üst yönetici konumunda bulunan bir ismin düzeyini yakından tanımanızı istiyorum sadece. Üstelik bu kişi onun adına ödül verebilme yetkisini de kendinde görebiliyor ne yazık ki!

Noktasına, virgülüne, yazım yanlışlarına ve yazı karakterine hiç dokunmadan… (Benim adımı yanlış yazmasından geçtim, usta şairin adını önemsemeyecek kadar özensiz biri üstelik.)

“BEN CEMAL SÜREYA KSD. YÖNETİM KRL . ÜYESİYİM…YAPTIĞNIZ/ YAZDIĞINIZ ÇİRKİN, ÇİRKİN OLDUĞU KADAR DA AŞAĞILIK İFADELERLE CEMAL SÜRAYA ADINI KİRLETEMEYECEKSİNİZ, SADECE HABERİNİZ OLSUN.YAZIKLAR VE YUH OLSUN SİZE VE SİZİN GİBİLERE !”

“ÖMER TURHAN, SİZ BİR KÖYLÜSÜNÜZ; FEODAL KÜLTÜRÜN BİR MÜEZZİNİSİNİZ..İÇİNİZ İFTİRA İSTEĞİYLE DOLUP TAŞIYOR. BİLMEDEN, SORMADAN, ARAŞTIRMADAN …İFTİRA ATARSINIZ, EN İYİ BİLDİĞŞİNİZ”

Böylesine saldırgan ve küfürbaz birinin Cemal Süreya Sanat Derneği gibi bir kurumda olması içler acısı gerçekten. Sonra internet ortamında yayımlanan birkaç şiirine göz gezdirdim de Süreya adına bir kez daha üzüntü duydum.

Cemal Süreya adının böylesi bir lekeye karışması şiirimiz adına da utanç verici bir durumdur. “Öne Çıkan 10 Kitap” safsatası nasıl bir düşünce sisteminin sonucunda gelişti onu da anlamış değilim. Geriye kalan ve plaket verilmesi düşünülen kitap sahiplerinin bu durum karşısında tutunacakları tavrı ben de Enver Ercan gibi özellikle merak ediyorum. Bu lekeli ceketi sırtlarında mı taşıyacaklar, yoksa usta şairinin adına yakışır karşı duruş mu sergileyecekler? Hep birlikte göreceğiz…

Şiirimiz çok zorlu bir sınavdan geçiyor.

Onu bütün bu kirlilikten uzak tutmanın yolu, ödül şartnamelerini yeniden düzenlemekle sağlanabilir ancak. Parasal kaygılardan arındırılmış bir ödül seçeneğini ivedilikle yaşama geçirmek gerekir. Sanata ve sanatçının özüne inebilecek, gençleri daha çok kucaklayacak şekilde yapılandırılması kaçınılmaz gibi duruyor.

Çünkü şiirin kazanacağına dair umudum sonsuzdur…

Not: Edebiyat Haber taraflardan gelecek nitelikli açıklamaları yayımlamayı taahhüt eder.

Ömer Turan – edebiyathaber.net (7 Ocak 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Bilge Cagatay - 19/04/2015 - 08:39

    Sevgili Turan,
    “Kapitalizmin parası şiiri kirletmesin” diyorsunuz. Yahu şiir zaten sisteme karşı bir duruş değil midir? Nasıl direniriz şiirsiz…

    Kapitalizmin kirli aracı olarak gördüğünüz “parasal” ödüle karşısınız, ama şairin dosyasının kitaplaştırılmasına “olur” diyorsunuz. Peki giyinme, barınma vs temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü bir insan olarak şairin buzdolabına beyaz peyniri nasıl koymayı pilanlıyorsunuz? Rakıdan geçtim… Elbette bu ödül bir ev geçindirmeyecek sonuçta, ama belki bir kış kömürünü alacak, artanla dergi aboneliği, ve on-onbeş kitap, belki de iki büyük, bir kasa Efes… Huh?

    Her şeye karşı olmak güzel, anarşist ruh pek güzel, didişmek, saldırmak, karşıdakini hırpalayıp kahretmek ve rahatlamak güzel, ama altenatif fikir üretmek, yaratmak, yaşatmak, sevişmek ve rahatlamak daha da güzel…

    Mesela, ABD’de 20bin Dolar değerinde devlet ödülleri var… Şair ve yazarlara Üniversitelerde kürsülerde İş veriliyor ki adam ekmek götürsün evine. Öyle kapitallist teorisyen şairde görmedim henüz. Ben, şahsen, içim şiir tüte tüte yazılım yapıyorum bazı günler akşama kadar. Yazıyorum, yaratıyorum sonuçta… Mesela GA Tech teknik bir üniversitedir, kimse bilmez ama Şiir kürsüsü vardır, başında da Thomas Lux. Yada Lesli M.Silko… Yani, bizde bırakın okullarda şairlere ekmek vermeyi, maphuslarda çürütüyoruz bu adamları… Sonra bir de içten gelen salvolar. Şairin, şiire emek verenlerin (siz de dahil) böğrüne, kendi yoldaşlarının attığı salvolar…Yapmayın gözünüzü seveyim. Neden birbirinizden bu kadar nefret ediyorsunuz? Sevmeyi deneyin… Ben buradan Türkiye’deki, Orta Doğu’daki kavga haline çok üzülüyorum. Yani birisi çıkıp bir şey için “Emperyalizmi” suçlarsa da külahımla gülüyorum… Kurulmaya, kavgaya, bölünüp zayıflatılmaya öyle müsaitiz ki… Asıl olan ortak paydada bütünleşebilmek…Cemal Süreya yaşıyor olsa idi, o da aynı şeyi söylerdi eminim: “Sev” derdi.

    CSKSD’nin ödül sürecini tam olarak bilemem, ama ABD’de PEN’in uyguladığı seçim benzeri bir yöntemdir. Daha dün, son 10 esere ait liste eldi bana. İki ay önce de son 25 gelmişti.. Bunlarda yazarlar için birer “recongnization”, “onur”. Bırakın adamlar aldıkları ödülle sevinsin, neden kara çalıyorusunuz ekmeklerine, sanatlarına, sanatçı kişiliklerine…

    Neden yeniliklere açık değiliz sevgili Turan? Şapkayı önümüze koyup düşünelim: “Tamam, para işin içinden çıksın” dediğimiz anda, şiirde, ve edebiyattaki sorunsal çözülüyor mu? Elbette hayır… O zaman, “bir aydın olan sizi”, düşünüp, daha başka projeler üretmeye dave ediyorum.

    Sait Faik’in ölümü arsından Nurullah Ataç’ın kaleme aldığı bir makale vardı, bilirsiniz. Diyor ki özcesi orada, pek çok yazar ölmeden kıymeti anlaşılamadığından yarı-aç öldü. Ama Sait Faik kıymeti anlaşılmış biriydi. İyiki de bir annesi vardı Faik’in…

    Bu arada, “Köylü olmak” bir hakaret aracı falan değildir. O amaçla diyen olduysa bile size, bunu “onur” olarak algılayın. Alıç ve çiğdem üstüne yazabiliyorsam, köylülüğümdendir. Sonuçta bir hamalın sırtındaki küfededir ruhumuz…

    Amacım kırmak incitmek değil, farklı bir açı kazandırmaktır. Dostlukle ve şiirle kalın… BÇAcevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z