Masthead header

Category Archives: portreler

Hiç kuşkusuz satın aldığımızda ruhumuzu zenginleştiren en önemli iki şey; yolculuk ve kitaplar. Aslında her yolculukta kendim dediğimiz insanla ilgili yeni keşiflerde bulunuyoruz. Belki de bu yüzden beni mücevherden ya da bir çift pahalı ayakkabıdan çok satın aldığım uçak bileti heyecanlandırıyor. Bana göre uzun uçuşlar, düşünmek, okumak, yazmak, kararlar almak ve hayal kurmak için sunulan […]

devamını oku »

“Çünkü kendimi var ettiğim dil Türkçe. Gerçek vatanım olarak ben Türkçeyi görüyorum. Bu bir aidiyettir.” (Mario Levi)  Mario Levi’yi okumak Türkçe düşünmek, Türkçe hissetmektir; yaşadığın ülkeyi sevmektir, bağlanmanın dilini öğrenmektir, aidiyetin ne olduğunu görmektir. Onun yazdıklarını okuyamayan/okumayan bir güruhun çığırtkanlığıyla yıllar önce gene karşılaşmıştım, üstelik bir toplantı da. 1492’nin 500. yıl esintisiydi. Dayanamayıp araya girmiş, […]

devamını oku »

Bizim Pascal Mercier olarak tanıdığımız yazar aslında felsefeci Peter Bieri. II. Dünya Savaşı’nın sonlarında, tüm Avrupa ve dünya kavrulurken diplomatik, finansal ve fiziksel dağların korunaklı kıldığı İsviçre’de, başkent Bern’de 1944’te dünyaya gelmiş Bieri. Babası klasik müzik bestecisi. Kolejden sonra üniversite eğitimini kendi kentinde dilbilim üzerine görmekteyken, yeniden kurulan dünyada aşka verilen fırsatı kullanarak Londra’ya gitmiş. […]

devamını oku »

“Ah sevgili Tanrım, özgürlük istiyorum, yani diğer kuşlar gibi bir kuş olmak” Van Gogh Tarih 28 Aralık 1888’di… Van Gogh, geçirdiği sinir krizi sonrası kulak memesini kesip, kanlar içinde peçeteye koyarak bir fahişeye verecekti. Ve sonrasında ruhsal sıkıntıları giderek büyüyecek, sinir krizlerinin şiddeti artacak, ressam iki yıl sonra da intihar ederek yaşamına son verecekti. 28 […]

devamını oku »

İmkânsız şey Şiir yazmak Aşıksan eğer; Ve yazmamak, Aylardan Nisansa Orhan Veli işte tam da böyle bir bahar sabahı, 13 Nisan 1914 günü İstanbul’un Beykoz semtinde dünyaya gelir. Babası müzisyen Mehmet Veli Bey, annesi Fatma Nigâr Hanım’dır. Bakakalırım giden geminin ardından; Atamam kendimi denize, dünya güzel; Serde erkeklik var, ağlayamam. Çocukluğu huzurlu bir ortamda geçen […]

devamını oku »

“İnsanın aşkından ölmesinin dilde hoş görülebilir şiirsel bir abartı olduğunu düşünmüşümdür hep.” G.G. Marquez  Söz ırmağındayız şimdi, gecesiz gün gibi. Bize büyük anlatıcılar çağının henüz geçmediğini anlatan söz ırmağını taşımıştı. Hem de bilmediğimiz, görmediğimiz dil/düş iklimlerinden çıkıp gelmişti. Her bir sözcükle aydınlanan bakışın taşıdığı nedir, diye sorduğumuzda, bizi yanıtlayan gene anlattığı öykülerin dokusundaki hayatlardı. Bir yerin […]

devamını oku »

“1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenciydim… İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, şöyle diyordu: “Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş bulur.” … Lanet Olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime, “Bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi! Demek olabiliyormuş! Öyleyse ben de […]

devamını oku »

“Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim…” İmparatorluğun gücü eridikçe topraklarını gün ve gün kaybeden Osmanlı’nın Selanik kentinde 15 Ocak 1902 günü bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Oğullarının adını Nâzım koyan babası Hikmet Bey Matbuat Genel Müdürlüğü ve Hamburg Konsolosluğu görevlerinde bulunmuş bir bürokrat, annesi Celile Hanım ise piyano çalan, resim […]

devamını oku »

“Güzel fakat uygulanması olanaksız sözler, kokusuz güzel çiçeklere benzer.”  Servet-i Fünun şairlerinden İsmail Safa ve Server Bedia’nın oğulları Peyami, 1899 yılında İstanbul’da doğar. Sürgüne gönderilen babasını kaybettiğinde henüz iki yaşındadır. Kardeşi de yakalandığı hastalık nedeniyle hayatını kaybedip annesi mateme girince, Peyami hayatının ilk yıllarını içine kapanık, çekingen bir çocuk olarak geçirecektir. “Büyük bir hastalık geçirmeyenler, […]

devamını oku »

“Ben Orhan Veli ‘Yazık oldu Süleyman Efendiye’ Mısra-i meşhurunun mübdii. Duydum ki merak ediyormuşsunuz, Hususi hayatımı, Anlatayım” Varlık dergisi, 1936 yılında Orhan Veli ve arkadaşlarının şiirlerini yayımlamaya karar verir. Dergide yayımlanan tanıtım yazısı şöyledir;  “Varlık’ın şiir kadrosu yeni ve kuvvetli genç imzalarla zenginleşmektedir. Aşağıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Veli, şimdiye kadar yazılarını neşretmemiş olmasına rağmen […]

devamını oku »

“Merhaba! Yokuşbaşına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekilerde hep böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler” Halikarnas Balıkçısı Halikarnas Balıkçısı’nın hayat hikâyesini okudunuz mu? Bu hikâye bir imparatorluğun dağılma sürecinde bir adada başlar. Balıkçı, ilk merhabasını bu adada “maviye” adamıştır. Köklü bir ailesi vardır. Kardeşleri de onun gibi sanata ilgi duyacak […]

devamını oku »

“Her devrim gün gelir buharlaşır, ardında yapış yapış bir bürokrasi kalır.” Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun topraklarında, Prag kentinde, Almanca konuşan Yahudi bir ailenin ilk erkek çocuğu doğar. Daha I. Dünya Savaşı’nın başlamasına otuz yıl vardır. Franz Kafka’nın kayıtlarına “3 Temmuz 1883 tarihinde doğdu” diye yazar bir memur. O masum bebek hayatı boyunca hicvedeceği bürokrasiyle böylece tanışmıştır artık. […]

devamını oku »

“Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul bir adam değilim ben.  Kötü adamı sevdim ben, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kravatlı adamlardan hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, düşleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları.” Amerikan Ordusu’nun bir çavuşu, Polonya asıllı Heinrich Karl Bukowski, I. Dünya Savaşı sonrasında görev icabı Almanya’ya gider ve orada tanıştığı Katharina […]

devamını oku »

“Monarşik yönetimin en büyük sırrı, insanları denetim altında tutması gereken korkuyu dinin aldatıcı adıyla örtmek ve böylece onların kurtuluş için savaşırcasına esaret için de savaşmalarını ve yalnızca tek bir insan böbürlenebilsin diye canlarını feda etmeyi utanç verici değil, en şerefli bir başarı olarak görmelerini sağlamaktır.” On beşinci yüzyıl sonlarında Cizvit papazlarının İspanyol ve Portekiz krallarından […]

devamını oku »

“Tarih daima kazananlar tarafından yazılmıştır. İki kültür çatıştığında, kaybeden imha olur, kazanan taraf ise kendi değerlerini yüceltip mağlup ettiği hasmını aşağılar. Napolyon’un dediği gibi, ‘Tarih, üzerinde anlaşılan bir masaldan başka nedir?’” 22 Haziran 1964 günü Amerika’nın kuzey doğusunda New Hampshire eyaletinde bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Exeter Akademisi’nin başarılı matematik hocası Richard Brown ve dini […]

devamını oku »

“…Görüyorsunuz ya sevgili dostum, ben tezatlardan oluşan bir insanım ve hiçbir pozitif şeye dayanmadan, huzursuz ruhumu din ya da felsefeyle sakinleştirmeden, çok olgun bir yaşa eriştim. Hiç şüphe yok ki müzik olmasa çıldırmış olmam gerekirdi.” 7 Mayıs 1840 sabahı, Moskova’nın doğusundaki Votkinsk kasabasında bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Maden ocaklarında yöneticilik yapan askeri mühendis İlya […]

devamını oku »

“Ulvi, coşkulu kahkahanın soylu, lirik heyecanlarla aynı seviyede tutulmaya değer olduğunu ve onunla bir panayırdaki palyaçonun soytarılıkları arasında sonsuz derecede büyük bir fark olduğunu kamuoyu teslim etmez.” Rusya steplerinde kara kış hükmünü sürerken, Saint Petersburg şehrinin doğusundaki Tikhvin kentinde 18 Mart 1844 günü bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Orduda ve deniz kuvvetlerinde nesillerce hizmet vermiş […]

devamını oku »

“Birçok şeyi değiştiririm, diğerlerini gözden çıkarıp atarım ve tatmin olana kadar defalarca uğraşırım. Sonra, çalışmayı enine boyuna, yüksekliği ve derinliğiyle kafamda detaylandırıp ince ince işlerim… Onu önümde, sanki bir kalıba dökülmüş gibi her açıdan görür, işitirim ve artık bana kalan tek şey onu kâğıda dökmektir.” Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu sınırları içindeki Bonn şehrinde bir erkek çocuğu […]

devamını oku »

“Eğer Mozart kadar güzel yazamıyorsak, hiç değilse onun safiyetiyle yazmaya çalışalım.” Ludwig van Beethoven Kar fırtınalarının Orta Avrupa’yı kasıp kavurduğu bir kış günü, 27 Ocak 1756 tarihinde Avusturya’nın Salzburg kentinde bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Leopold ve karısı Anna Marie Pertl oğullarını Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus adıyla vaftiz ettirirler. Yetenekleri sınırlı bir besteci ama disiplinli […]

devamını oku »

“Uygar dünyanın müziğinin tarihsel evrimi hakkında hiç fikrim yoktu ve tüm modern müziğin her şeyi Bach’a borçlu olduğunu henüz fark etmemiştim.”  Nikolay Rimsky-Korsakov Almanya’nın tam kalbindeki Eisenach kentinin müzik direktörü Johann Ambrosius’un yedinci çocuğu 21 Mart 1685 günü dünyaya gelir. Üç kuşaktır müzikle geçinen ailenin yeni doğan bebeğine Johann Sebastian adı verilir. Amcaları da müzisyen […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z