Masthead header

Category Archives: okumalık

Bir dersimde, yeni okuduğum Şebnem İşigüzel’in “Gözyaşı Konağı: Ada 1876” romanından söz ediyordum. Öğrencilerimden biri şu soruyu yöneltmişti: “O dönemin gerçeğini nasıl biliyor da anlatıyor?” Yanıtı kolay olmakla birlikte açıklaması zordu. Gene de, Antonioni Tabucchi’nin benzersiz romanı “Pereira İddia Ediyor”daki şu sözlerini hatırlatmıştım önce: “Felsefe sadece gerçekle uğraştığı izlenimini verir, ama belki de düşlemleri dile […]

devamını oku »

10 yılımı geçirdiğim kentim, Ankara. Kyoto’ya gelmeden önceki zamanlarımın kenti. Kentlerle ne zaman bir bağ oluşturduğunuzu asla bilemiyormuşsunuz meğer, bunu anlamak için ülke dışına çıkmanız gerekiyormuş. Ancak çıkınca anlıyormuşsunuz ki ülke dışına çıkmak mesele değilmiş, çünkü ülkenizi sırtınızda, ruhunuzda, içinizde, gülümsemenizde ve hüznünüzde taşıyormuşsunuz.   Japonya’nın eski başkenti Kyoto, bir masal kent. Bir düş kent. […]

devamını oku »

Şu günlerde Gonçarov’un “Oblomov”unu okuyorum yeni bir çeviriden. Sabri Gürses’in Rusçadan yaptığı bu çeviri, bizi, onun “sessizliği” ile karşılasa da; bana göre gene de geniş bir tanıtım/önsöz bekliyordu çevirmeninden. Selim İleri‘nin o “yavan” yazısına ise hiç gerek yoktu. Ne romana/romancıya ne de edebiyata dair hiç bir şey söylemiyor, İleri. Yazısına göz attığınızda, ister istemez, romancının […]

devamını oku »

Sadece Paris’in değil, dünyanın en tanınmış kitabevlerinden biri Shakespeare and Company. Ambleminde, mottosu şöyle yazıyor: Kilometer zero Paris, Türkçesi: Paris’e sıfır kilometre. Notre-Dame’in gölgesinde, Seine nehri boyunca sıralanan açık hava sahaf dükkânlarının karşısında, şehrin tam kalbinde. Kapısında İrlandalı şair Yeats’in “Yabancılara düşman olma; belki onlar kılık değiştirmiş bir melek olabilirler” dizeleri yazan tarihî bir yer… […]

devamını oku »

Yazarlar ne zaman yazarlar sorusunu kendime sorarım zaman zaman. Hem kendi yazın sürecimi incelerken, hem de yazma sürecinin inşasının yazarların hayatlarında kendine özgü hikayeler barındırdığını ve bunun yazma sürecinin temel taşlarından biri olduğunu düşündüğüm için. Yazarın asıl işi midir yazma eylemi?  Asıl iş denilen şeyle yazma arasında nasıl bir ilişki vardır? Yazarlık bir meslek halini […]

devamını oku »

Ankara’daki Dost Kitabevi’nin son halini görünce, İstanbul’un kitabevlerini düşündüm ister istemez. Kızılay’daki iki yerini kapatan Dost, mevcut büyük yerini daha da genişletmiş. Adeta bir “kitap hangarı”na çevirmiş. Erdal Akalın’ı görseydim, kitabevinin bu yeni halini neden beğenmediğimi kendisine bir bir anlatırdım. Olmadı, yazacağım da…  Gelelim yaşadığımız kent İstanbul’u kitabevlerine.  Başta, bu işi yapanlara haksızlık etmeden şunu […]

devamını oku »

“Beyoğlu’nun yitirilen kitabevleri” yazısından sonra Beyoğlu ve Kadıköy’den yılların sinema salonlarının kapanmanın eşiğe gelmelerinin haberlerini okumaya başladık. Kadıköy Rexx Sineması’nın işletmecisi mülk sahibiyle güç bela anlaşmaya varmış görünüyor. Beyoğlu Sineması içinse yapımcılar filmlerini bir hafta bedelsiz oynatma kararı aldılar. Bu karamsar tablonun vesilesiyle tarihe bir not daha düşüp son 10-15 yıllık süreçte Beyoğlu’nun yitirilen sinema […]

devamını oku »

Ece Temelkuran Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısının ardından New York Times’ın davetiyle yazdığı makalede Türkiye’de dayatılan vurdumduymazlığı anlattı. Ülkenin ruh sağlığının nasıl etkilendiğini anlatan Temelkuran, siyasi otoritenin topluma hiçbir şey olmamış gibi davranmayı nasıl kabul ettirmeye çalıştığını yazdı. Aşağıda, makalenin Türkçesini bulabilirsiniz: “Yayın yasağını eleştirtenler umarım böyle bir patlamada can verirler de yayın yasağının ne anlama geldiğini […]

devamını oku »

Yaratıcılığın yönü/yordamı üzerine şunca yıldır düşünen, bunun eğitimini veren biri olarak, ülkemizin eğitim sisteminde yaratıcılık/sanat eğitimine yeterince ilgi gösterilememesini de bir açmaz olarak görmekteyim. Tam da bu noktada Serdar Turgut’un “Yaratıcılığın Ölümü” yazısındaki şu düşünceleri beni gene bu konuya döndürdü. Turgut şöyle diyordu: “Türkiye’de şu anda yaratıcı düşünceden, yaratıcı olanlardan korkuluyor. Hayal kurabilenler, yaratıcı olanlar, […]

devamını oku »

Gecekondulaşma ve Kentleşmenin Anlatılaştırımı “Kafamda Bir Tuhaflık” romanında yazınsallaştırılan tuhaflık sözcüğü, başkahraman Mevlut’un bir kez görüp güzel gözlerine tutulduğu Samiha’yı düşünerek, ancak Samiha’nın ablası Rayiha adına gönderdiği mektuplarla başlar; Samiha yerine Rayiha’yı kaçırarak evlenmesiyle sürer. Mevlut’un Samiha’yı düşünerek yazdığı mektupları Rayiha adına göndermesini sağlayan da Samiha’ya göz koyan amcaoğlu Süleyman’dır. İçgöçün bir türevi olarak İstanbul’un […]

devamını oku »

Ortalığı pıtrak gibi saran yazıcıların yazıp ettiklerine bakınca karşımıza iki temel etmen çıkıyor: Bilgi düzeyinin yetersizliği, belli bir dünya görüşünden yoksunluk. Yazmaya soyunan birinin daha başka şeylere de gereksinimi vardır. Ama ilkten bunlarsız olamayacağını bilememek belki de onlar için yazmayı “kolay” kılan şey… “Ne var, ben de yazarım,” deyip kaleme sarılmak. Peki yazılanlara bakınca karşımıza […]

devamını oku »

Dokunur taşrada insan size; bakışı, duruşu, yaşayışı ve bir sözüyle. Sinik, kendi halinde görünen o insan; her şeyiyle hayatın içindedir. Dokunduğunuz toprağın nemini nerden geldiğini bilir, gölgesinde oturduğunuz defne ağacının manolya olduğuna iddia etmeniz boşunadır onun yanında. Hangi yönden esen rüzgârın insana iyi gelmeyeceğini bilir o. Bir sözü başka bir sözle karşılarken mutlaka sizi gülümsetip […]

devamını oku »

İşten eve dönenlerin aceleci kalabalığıyla dolu Kadıköy metro istasyonunda, treni ilk gören en uç yerdeyim. Önce sesi geliyor… Derken trenin önüne kattığı rüzgar tüneli doldurup bizi üşütüyor. Metronun, istasyona yaklaştığı anda zemin hafiften titrerken bir elin ya da el kuvvetinde bir şeyin beni sarı güvenlik şeridinden raylara ittiğini hissediyorum. Ama nedense arkamı dönüp bakmıyorum ya […]

devamını oku »

Yazan insanın temel sorusu/sorgusudur; neyi/nasıl okumalıyım. Benim için okumak yoksa, yazmak da  yoktur. Okumayı bıraktığım gün yazıdan da vazgeçebileceğimi bilirim. Suna Anday anlatmıştı bir gün, Melih Cevdet Anday’ı konuşurken. Demişti ki; şurada, sizin oturduğunuz yerdeki koltukta oturuyordu. Elinde defter, kalem, kitap vardı. Bir ara kaldırıp fırlattı hepsini; “Ne böyle okur ne de yazar olunur,” dedi […]

devamını oku »

Belirli bir düşünce, ideoloji veya hayat felsefesinin doğum sancılarını yaşamayan kültürlerde, kavramların çerçevesi maalesef belirsiz kalır. Sözgelimi, modern süreci yaşamaya başlayan ve bunu hayatın hemen hemen bütün dinamiklerinde hisseden Batı’nın sanatı da bu anlayışla şekillendikten çok sonraları bizde “modern” kelimesi karşılık bulmaya çalışır. Hemen sonraki süreç de benzer: Modern algının her şeyi akılla anlamlandıran görüşüne […]

devamını oku »

İstiklâl Caddesi, fazla değil birkaç sene öncesine kadar ülkenin kültür merkezi konumundaydı. Günümüzde yeme-içme merkezine dönüşmüş hali bize geçmişini unutturuyor.  Bu hızlı dönüşüm döneminde yok olan kitabevlerini hatırlamalı, klasik bir ifadeyle nereden nereye geldiğimiz görelim istedim. İstiklâl Caddesi’nin girişinde, solda Literatür Kitabevi vardı. Sonra el değiştirip Arkadaş Kitabevi, son olarak da İstiklâl Kitabevi oldu. Şimdilerde […]

devamını oku »

İnsanca yaşayabilmek adına  tutunduğumuz en önemli değerlerden birisidir “umut.” Hayat yolunda gücümüzün tükenmemesi için dört elle sarıldığımız. Hele ki umutsuzluk uçurumunun yanı başında olduğumuz günümüz dünyasında… İnsan dilde ikamet ediyorsa gerçekten, “Kullandığımız sözcükler anlamı indirgeme ve ya çoğaltma imkânına sahiptir.” diye önerebilir miyiz? Kelimeler gibi anlatılar da yüzeyde görünenden çok daha fazlasını işaret edebilir mi? […]

devamını oku »

Her kitabı okumak Her yıl kitaplığımı gözden geçirip düzenlerken, bazı ayıklamalar yapar; yer/konu düzen değişikliğine de giderim. Çalışma konularımdır çoğunlukla belirleyici olan. Ama kitaplığımın genel düzenin hiç mi hiç bozmaktan yana değilimdir. Geçmişte her ay kaç kitap/kaç sayfa okuduğumun çetelesini tutardım. Okuma güncelerim, yazar/konu okuma defterlerim çoğaldıkça bundan vazgeçtim. Gene de içimdeki her kitabı okuma […]

devamını oku »

Bir Edward Hopper resmine bakmak, dünyanın üzerine ışığın sorunsuzca indiğini neredeyse dolaysızca fark etmekle birdir: Bir evin iç odasını, yüzünü pencereye dönmüş bir kadının beden kıvrımlarını, tarihle medeniyetin seyrini aynı anda düşündüren anıtsal yapıların sütunlarının, çatılarının güzel köşelerini ya da tüm bunların aksine kapalı, gölgeli iç mekânları yansıtan ışık, Hopper için, resme bakacak olanları Batılıların […]

devamını oku »

Sanat, aynı zamanda toplumbilimsel tasarımdır. Yazar/sanatçının insana/topluma dönüktür yüzü. Bir de doğaya elbette. O, bir buluşturma eylemine yönelirken; estetik bakış, toplumsal/tarihsel bilincinden hareket eder. Anlatacağı mesele/konu onda tasarım düşüncesini oluşturur. Belirleyici olan, biçimleyendir konu her zaman. Buradan hareketle okur bir yapıta önce “ne anlatıyor” sorusuyla başlar. “Nasıl anlatıyor” sorusu ise ardından gelir. Bu da, bize, […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z