Masthead header

Category Archives: okumalık

Fareler ve İnsanlar‘ın Nobel ödüllü yazarı John Steinbeck (1902-1968) iyi de bir mektup yazarıydı. Aşağıda, 1958 yılında, yatılı okulda okurken, Susan isimli bir kıza âşık olduğunu söyleyen büyük oğlu Thom’un mektubuna verdiği cevap var. Steinbeck’in bilgelikle, şefkatle, iyimserlikle, zamansızlıkla alakalı son derece etkileyici sözleri okurlarda iz bırakacak nitelikte:   New York 10 Kasım 1958 Sevgili […]

devamını oku »

1980 başlarında bir yaz akşamı, Füsun Akatlı, Nimet Tuna ve Tomris Uyar, o dönemin gözde uğrağı Şadırvan’da buluşmuş, denizin tadını çıkarıyorlar. Konu bir ara aşka, sonra aşksızlığa, en sonunda da “aşık olunabilecek bir erkeğin özellikleri”ne geliyor ve bir oyuna dönüşüyor. Nesnel davranmakta kararlı olduklarından masalarına gelen Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın da görüşlerini alıyorlar. (Sonraları […]

devamını oku »

1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz? 2015 yılında Türkiye Hikayelerini Anlatıyor projesi için “Bir Göl Kıyısı Hikayesi” başlıklı öykü kaleme almıştım. Çocukluğumu, çocukluğumun cennet bahçesini anlattım o öyküde. Öyküyü yazarken göl kıyısında büyüyen ve göl kıyısındaki küçük bir binada, cama çarpıp pencere kenarına düşen kuşların acısını yaşayan kız çocuğuyla, çocukluğumla karşılaştım. O küçük kız elini uzattı […]

devamını oku »

1./ Sizi Odalarda Tutalım Oda imgesi  bende her zaman sıcaklık ve koruma duygusunu verir. Ev gidilen yer ise, oda yaşanan nefes alınan mekândır. Özeldir, özgüldür. Size kendini açana bu yer sizden ilgi bekler. Yani, yaşayacağın gibi donat beni, der. Çünkü oda içerisidir, sizi koruyan gözeten ve tanımlayandır. Ve oda her şeydir, çoktur, çoğuldur, çoğaltandır. Odanın […]

devamını oku »

Acı gelip kapınıza dayandığında ne yaparsınız? Yaşama telâşı mı alır sizi, yoksa benliğiniz tümden kaskatı mı kesilir? Herkes bu yöndeki bir deneyimini, yaşadığı ânı anlatsın desek; eminim ki her birimizin duygu yansıması başka başka olacaktır. Bıçak yarası acısı bile farklılıklar gösterdiğine göre… Flaubert kardeşi Caroline’i genç yaşında yitirince derin bir kedere bürünür. Ona  duyduğu sevginin […]

devamını oku »

“Böyle küçük şeylerin ne önemi vardı!” Flaubert Kaçıncı düştü bu, sormadın. Avunçlu bekleyişlerin gölgesindeydi duyguların. Zaman esintileri almıştı bakışlarınızdaki yorgunluğu. Kentin alacakaranlığı ise anlatıyordu asıl örselenenlerin ne olduğunu. Adlandırmak nafileydi. Yıkıntılardan geçiyordunuz gün gün. Suskunluk örtüsünü aralayan bir görüntü ilişmişti gözünüze. Yitirilen söze kavuşmuşçasına dönmüştü bakışlarınız ona. Umutlanış vardı, bekleyişlerin yaşattığı ayrılıkları ortadan kaldıran yakınlık… […]

devamını oku »

Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son dönemde okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Nihan Kaya’yı, eşiyle konuştuk.   1) Yazılarını nerede oturup yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu? Gördüğüm kadarıyla yazılarının ilk halini masasında yazıyor her zaman. Yazarken çoşkuludur genelde, yanına oturup seyretmiyorum ama mesela […]

devamını oku »

Gönlümde bir yerde durur İzmir. Zaman zaman burnumda tüter kokusu, rengi, havası. Hele o imbatı yok mu… Gelip de o özlem ağır basınca, dayanamam yolunu tutarım İzmir’in. Ege’de, Akdeniz’de bir yere gidecek olsam dönüş zamanımda mutlaka İzmir uğrağım olur. Aydın’dan ya da Manisa’dan kente gelmek bambaşka bir duygu yaşatır bende. Bir kente kavuşmak duygusunu en […]

devamını oku »

Romanın, edebi tür olarak ülkemizde son otuz yıla damgasını vurduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yoğun üretimin sürecinde popüler bir alt tür olarak görülen suç-polisiye romanlarına ise kitapevlerinde bölümler ayrılmaya başlandı. Çok sayıda yerli yazarımız edebi açıdan nitelikli metinler yazıyor. Polisiye dergisi 221B iki ayda bir raflardaki yerini alıyor. Yazarlar bir araya gelerek Türkiye’de polisiye edebiyatın geliştirilmesi, […]

devamını oku »

-Çağrısız gelen okur için. Sonsuzluğun dilini kurmak istiyorum diyebilirim ilkten. Kuşkusuz bu çok soyut bir niteleme: Sonsuzluğun dili… Açmalıyım bunu önce… Neleri içerir, ne anlam taşır benim için böylesi bir  bakış. Öncelikle beni bu düşünceye taşıyan şu  sözleri aklımdadır hep Flaubert’in: “Muhakkak bir hayalet peşinde koşmak lâzımsa ben en heybetli olanın peşinden  koşmayı tercih ederim… […]

devamını oku »

  Armağan Ekici’nin, Edebiyat Haber okurları için önerdiği 10 kitap: Candide, Voltaire, Çev: Ayşe Meral, Alfa Yayınları Ezelî ve ebedî iyimserlik-şüphecilik tartışmamızı ifade edişini takdir etmek, mizahına gülmek, meşhur bahçe metaforunu öğrenmek, 260 yıl sonra hâlâ yanıbaşımızdan konuşuyor olmasına kulak vermek için. Karagöz, Cevdet Kudret, Yapı Kredi Yayınları Türkçe’nin zenginliğinin ve kıvraklığının tadını çıkarmak, kendimizi […]

devamını oku »

“Bütün âlemi apaçık seninle görüyorum da  âlemde senden bir iz bile göremiyorum.”                           Ferideddin-i Attar Sızı değildi bu, biliyordun. Biriktirerek yaşananların gözenekleri açılınca hatırladıklarınla gelenlerin sorgusuydu. Bir bakış gerekti oysa her unutana, ya da unutarak yol alana. Şimdi geçtiğin yerlerin imgeleriyle uyandığın sabahta zamanın ne denli yavaş aktığını anlatıyor sana çiçekler. Her biri saksılarındaki biçimde, renkte; […]

devamını oku »

Kitap okumak bireysel bir yolculuktur. Kimileri bu yolda ilerlerken okuduğu, incelediği, daha sonra okumak üzere not aldığı, belki sadece ismini duyduğu kitapları ilgi alanına göre listeler. Senem Gezeroğlu, Edebiyat Haber okurları için “MEKÂN”ı merkeze alan, ya bütünü ya içeriği ya da ismiyle mekânın sınırlarında dolaşan kitapları seçti. Sayısı 10 ile sınırlandırılmış bu kitap listesi kişisel […]

devamını oku »

Alışverişkolik (Shopacholic) serisi ile dünya çapında üne kavuşan bununla da yetinmeyip kendine has mizahı ve zekası ile “chiclit” edebiyatının yaşayan klasiklerinden birine dönüşen Sophie Kinsella,Türkçe’de henüz yayınlanan ve DEX yayınevinden çıkan son romanı Sır Tutabilir Misin?ile okurlarının bir kere daha kalbini çalıyor. Şimdi çok basit bir soru soracak olursak: Hangimizin sırları yok ki? Başkahramanımız Emma […]

devamını oku »

En son okuduğunuz kitabın adı nedir?  İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz? Bu esasında çok tuhaf bir soru, benim gibi son yıllarını editörlük yaparak geçiren biri için. Benim için bir tür lanet sanırım bu. Çünkü KHK’yla üniversiteden ihraç edilmeden önce yıllarımı tiyatro akademisyeni olarak geçirdim. Bütün gün tiyatro metinleri okumak/anlatmak/çözümlemek, öğrencilerin çalıştıkları parçaları izlemek, tiyatro üzerine konuşmaktan; kendim […]

devamını oku »

Geçenlerde yayımlanan “Kültürsüzlüğümüzün Dört Mevsimi”deneme kitabımla ilgili bir okurla konuşurken, şunu sormuştu bana: “hangi ivme, durum bunu size yazdırdı?” Ona, önce, biriktirerek yazdığımı söyledim. Hayatın ve yaşadıklarımızın biriktirdiklerinden oluştu bu kitaptaki yazılar gibisinden sözler ettim. Doğruydu da… İnsan biriktirerek yaşar, öyle de yazar. Hele hele insan biriktirmeyi önemseyen biriyseniz, ayıklayarak yaşamanın da “ustası” kesilmişsinizdir. Şu […]

devamını oku »

Kim anlatmıştı Halamdan mı dinledim, yoksa onun anlattığını dinleyen başka biri mi anlattı bana hatırlamıyorum! Olayı etraflıca bildiğime, ama kendim de bunun tanığı olmadığıma göre bir anlatanı var. Sabahları yaptığı bilinen yürüyüşlerinden biri… Bahçedeki çeşmeye uğramadan dışarı çıkıyor. Günün erken saati. Ortalıkla kimseler görünmüyor. Mevsim güz. Köylüler yavaş yavaş ev içlerine çekilmiş. Yol işaretlerine baka […]

devamını oku »

Gözlerindeydi bakışlarım. Saklı duran söz gibiydi ışıltın. Renkten renge bürünen bir sessizlik… Varoluş dedikleri de bu olmalıydı. Uzak ve yakın olanı gösteren bir imgeydin belki de! Gene de bakınca sana, bir yerin bütün renklerini taşıyan bir yurt gibiydin bana. Bir adım ötende, “Gözyaşları ve Azizler”i (Emile Michel Cioran) okurken, şu “parçalı denemeler”i yazmıştım: Aşılmazlık İnsanın […]

devamını oku »

Benim için durdurulamayan bir zaman/ın dönencesine girmektir öykü/ler yazmaya yöneldiğim ânlar. Öyle ki; belleğimde ardı ardına sökün eder sözcükler. Bir tını, bir sesten; bazen bir imge, görüntü, çağrışımdan yola çıkarım… Sonrasında ise sesin sessizliğinde yol alırım, kapanırım her bir şeye… Sözcüklerin tınısı/rengi/musikisi alır beni içine. Düzyazının, özellikle de yaratıcı yazının insanın ‘iç yaşamı’nı zenginleştiren bir […]

devamını oku »

Latife Tekin bir hikâye anlatıcısı. “Sevgili Arsız Ölüm”le başlayan anlatı yolculuğunun seyrinde bu yanına hep sadık kaldı. İnsanın sürüklenen öyküsünü anlatırken toplumun iniş çıkışları, değişim ve dönüşümlerinden söz etti sürekli. Bir anlatıcı olarak hayata hep yakın durdu. Yanında, ötesinde değil; hep içindeydi. Bakışı, duyuşu, sezişi, gözlemleriyle… Yaşadığı, inandığı, tanıklığını yaptığı hayatı anlattı hep bize. Aynı […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z