Masthead header

Category Archives: okumalık

“Popüler Gerçek” oyununu ikinci kez izlediğimde, ilkinden daha farklı noktalara dair notlar aldığımı söylemeliyim. Dahası bir oyun, herhangi bir kitap okuması, film izlemesinden farklıdır. Başlayan ve biten, yinelenerek süren bir seyirdir tiyatro. Kısa bir zaman diliminde karşımıza çıkarılan konu/izlekler, oyuncuların oyun gücü/becerisiyle ve yönetmenin neyi/nasıl  söylemek istediğiyle buluşarak bir anlam oluşturur. Öyle ki; tiyatroda yansıtma […]

devamını oku »

-Mektuplarıma henüz yanıt vermeyen dostuma. Yazmak için ne bekliyorsunuz, hadi yazın; demeyeceğim size. Ama neden mektup yazmadığınızı/yazamadığınızı sormak isterim. Geçen gün Galatasaray Postahanesi’ne uğradım, bir dostuma yazdığım mektubu postaya vermek için. Bankonun önünde beklerken, “acaba  pul var mıdır,” diye de aklımdan geçirip duruyordum! Bu konuda deneyimlendiğim için biliyorum, olmayabilir; “zarfınızı makineden geçireceğiz,” diye tutturabilirlerdi de. Oysa, […]

devamını oku »

Arınma, yüzleşme çağrısı Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; bir oyun izleyerek yüzleşme, arınma yolculuğuna çıkabilirsiniz. Cem Uslu’nun yazıp yönetip, rol aldığı “Popüler Gerçek” oyunu günümüzün gerçekliklerine ayna tutuyor. Öyle bir ayna ki bu, Stendhal’in söylediğinin benzeridir: Hayatımızı sarmalayan, yozlaşmamızı, yabanlığımızı, birbirimize yaptığımız eziyetleri, tutsak olduklarımızı, bağımlı kaldıklarımızı bir bir karşımıza çıkarıyor. İzlerken düşünüp, gülümserken ağlamaya hazırlanıp, […]

devamını oku »

Giden söz Akdeniz kanatlandırır sizi. Renk ağışması ta dağlardan başlar. Toros Dağları’na yaslanan kent, denizin mavisiyle yeşilini buluşturur. Öyle ki; burada bir yanda sonsuzluk duygusunu yaşarken, ötede de bir yere bağlılık aidiyetini hissettirir. Bunun içinde,  yarımadaya kurulan kaleyi seyre çıkmanız yeterlidir. Yüksekliği seyre çıkmanız yeterlidir. Yüksekliği denizden 250 metre. Surların uzunluğu 6,5 km. 13. yüzyılda […]

devamını oku »

Umut Sarıkaya’nın karikatürlerini Penguen ve sonrasında Uykusuz yıllarında izledim. Sarıkaya bir süredir tek kalem takılıyor. Neredeyse tamamını tek başına yazıp çizdiği üç aylık N’aber adında bir dergi çıkarıyor(du). Derginin her sayısı için ortaya koyduğu emek benim ölçümle 250-300 sayfalık bir romanı tamamlamaya eş değer… Tam zamanlı olarak bununla uğraşıyor olsa bile insanın böyle bir odaklanma […]

devamını oku »

Eğitimdeki tartışmaların ucu gelip insan yetiştirmeye dayanıyor. Nasıl bir birey yetiştirmeliyiz? Bu sorunun birçok yanıtı olmakla birlikte amaçlananın arka planını da görmek gerek. Sıklıkla yinelediğimdir: Cumhuriyet Osmanlı’nın çözemediği iki temel sorunu almıştır; ilki toprak sorunu, diğeri aile. Ne yazık ki, bunu çözümleyebilmiş değildir. İnanç eksenli siyasetle, henüz kendi aydınlanmasını yaşayamamış, sanayileşememiş bir ülkede bu sorunlar […]

devamını oku »

Her gün yeni bir derse, öğrenme yolculuğuna başlarcasına başlarım güne. Yeni ve bilinmez her şey beni ilgilendirir. Sürekli yeni bilgiler, yeni merakların peşinden giderim. Öğrenmenin tutsağı biriyim diyebilirim kendime. Gene de, insan, kendini alıp bir yere taşımak istemine kapıldığında şunu ânlar; kendimi görmek istiyorum. Ben bunu daha çok yazıda çıktığım yolculuklarım için söyleyebilirim. Giderken “ben” […]

devamını oku »

ELEŞTİRİ, şöyle yazın/böyle yazın demek olmadığına göre; edebiyata da kalıpları olan bir tanım getirmek zordur. Geçmişte, “iyi ve güzel duyguların anlatımı” denilerek sığ bir tanım getirilmişse de; günümüzde artık edebiyat çok farklı anlamlar/tanımlar içermektedir. Hatta öyle ki; her yazan yazdıklarıyla, edebiyata yeni bir tanım getirebilir. Aynı dönemde yazan, ihtimal, birbirlerini de dikkatle okuyan Virginia Woolf […]

devamını oku »

Sabah uykudaydı herkes. Bahçe kapısını aralayıp sokağa çıktın. Pazaryerinin geceden kalan döküntüleri ilk gözü alanlardı. Adımlarken sokağı bir baştan bir başa, cırcır böceklerinin cırıltısına verdin  kendini. Bahçeli taş evler kasabanın nişanesi adeta. Mekânı kendi içinde saklı tutan o yeşil kümelere baka baka başka sokaklara geçtin. Kendi labirentini kuran bir yer. Gene de eski yerleşim yeri […]

devamını oku »

Benlik sanrısı yaşamadan var olmak mümkün müdür? Hele şu çağda! Savaşların ve inanç tellallığının süredurduğu bir zamanda… Eğitim, bilgi, aklın egemenliğindense güdülerin belirleyici olduğu; insan ruhunu tutsak alan zihniyetlerin deccallığa büründüğü bir dünyada sanrısız yaşamak, kaygı ve endişe içinde olmamak mümkün mü?! Ruh aşınması, kimlik çözülmesi diyorum böylesi durumlarda sıkışıp kalmışlıklarımıza. İnsanın dar zamanı da […]

devamını oku »

İyi ve vicdanlı yazarın her zaman öğretici/uyarıcı olduğuna inanmışımdır. İster edebî, ister siyasî, ister tarihî konularda yazsın; bilgiyi vicdanla buluşturamadığı sürece yaptığı şeyin adı “hamaset”tir. Günümüzde bu türden yazıcılar pıtrak gibi her yandadır. Yazdıklarının sürekli okuru olduğum Soner Yalçın’ın yeni kitabı “Galat-ı Meşhur: Doğru Bildiğimiz Yanlışlar”ı okurken; yakın tarihimizin seyrine uzanıp, topraklarımızın bu türden insanları […]

devamını oku »

“Yeni Türkiye” nidasıyla ortalığa düşenler “15 Temmuz” kuşatma hareketini iyi okumak zorundadırlar. Bu kuşatma çok öncelerden başlamıştı. Ve herkes, her kesimden insan bu toplumda üç maymunu oynuyorlardı sürekli. Onların mankurt maskelerine aldanıyordu kimileri, kimileri de o “dindar”lık kisvesine inanıyordu; ama çoğumuz da “bize dokunmuyor” diyerek umursamazlıktan geliyorduk. Hanibal Censeric’in analizini okuyunca olup biten daha bir […]

devamını oku »

“Amerika’nın taşeronları” demek daha doğru. Bu işgal provasının görünen ve gizli aktörlerini düşününce, böyle nitelemek kaçınılmaz. Yola düşerken gene “Emperyalizmin Ölümcül Silahı Demokrasi Yalanı”nı (William Blum) okumaya koyuldum. Her satırın yansıttığı gerçeklik ürpertici! Bugün yapılmak istenen nedir? Yalnızca hükümeti alaşağı etmek mi? Elbette ki daha ötesi. Türkiye’yi Ortadoğu’nun yeni haritasını biçimlendirmede hizaya sokmak. Bunu yapabilecek […]

devamını oku »

Bir söz arıyorum biriktirerek yaşadıklarımızı, yaşadıkça gördüklerimizi kendi aynasında gösterebilecek. Adım adım çöken karanlığı hisseden bir bakış… Ve yetmeyen bir duyguyla, bazen de öfkeyle bunları anlatmaya yöneliş… Öyle ki; şu ânda yaşananı, gözümüzün önünde olup bitenleri “tıp” dercesine durup seyrediş… Evet, seyreden ya da sokağa çıkıp üzerimize çöken karanlığa karşı biraz “muzaffer”, biraz “mağdur” edalı […]

devamını oku »

Bir dersimde, yeni okuduğum Şebnem İşigüzel’in “Gözyaşı Konağı: Ada 1876” romanından söz ediyordum. Öğrencilerimden biri şu soruyu yöneltmişti: “O dönemin gerçeğini nasıl biliyor da anlatıyor?” Yanıtı kolay olmakla birlikte açıklaması zordu. Gene de, Antonioni Tabucchi’nin benzersiz romanı “Pereira İddia Ediyor”daki şu sözlerini hatırlatmıştım önce: “Felsefe sadece gerçekle uğraştığı izlenimini verir, ama belki de düşlemleri dile […]

devamını oku »

10 yılımı geçirdiğim kentim, Ankara. Kyoto’ya gelmeden önceki zamanlarımın kenti. Kentlerle ne zaman bir bağ oluşturduğunuzu asla bilemiyormuşsunuz meğer, bunu anlamak için ülke dışına çıkmanız gerekiyormuş. Ancak çıkınca anlıyormuşsunuz ki ülke dışına çıkmak mesele değilmiş, çünkü ülkenizi sırtınızda, ruhunuzda, içinizde, gülümsemenizde ve hüznünüzde taşıyormuşsunuz.   Japonya’nın eski başkenti Kyoto, bir masal kent. Bir düş kent. […]

devamını oku »

Şu günlerde Gonçarov’un “Oblomov”unu okuyorum yeni bir çeviriden. Sabri Gürses’in Rusçadan yaptığı bu çeviri, bizi, onun “sessizliği” ile karşılasa da; bana göre gene de geniş bir tanıtım/önsöz bekliyordu çevirmeninden. Selim İleri‘nin o “yavan” yazısına ise hiç gerek yoktu. Ne romana/romancıya ne de edebiyata dair hiç bir şey söylemiyor, İleri. Yazısına göz attığınızda, ister istemez, romancının […]

devamını oku »

Sadece Paris’in değil, dünyanın en tanınmış kitabevlerinden biri Shakespeare and Company. Ambleminde, mottosu şöyle yazıyor: Kilometer zero Paris, Türkçesi: Paris’e sıfır kilometre. Notre-Dame’in gölgesinde, Seine nehri boyunca sıralanan açık hava sahaf dükkânlarının karşısında, şehrin tam kalbinde. Kapısında İrlandalı şair Yeats’in “Yabancılara düşman olma; belki onlar kılık değiştirmiş bir melek olabilirler” dizeleri yazan tarihî bir yer… […]

devamını oku »

Yazarlar ne zaman yazarlar sorusunu kendime sorarım zaman zaman. Hem kendi yazın sürecimi incelerken, hem de yazma sürecinin inşasının yazarların hayatlarında kendine özgü hikayeler barındırdığını ve bunun yazma sürecinin temel taşlarından biri olduğunu düşündüğüm için. Yazarın asıl işi midir yazma eylemi?  Asıl iş denilen şeyle yazma arasında nasıl bir ilişki vardır? Yazarlık bir meslek halini […]

devamını oku »

Ankara’daki Dost Kitabevi’nin son halini görünce, İstanbul’un kitabevlerini düşündüm ister istemez. Kızılay’daki iki yerini kapatan Dost, mevcut büyük yerini daha da genişletmiş. Adeta bir “kitap hangarı”na çevirmiş. Erdal Akalın’ı görseydim, kitabevinin bu yeni halini neden beğenmediğimi kendisine bir bir anlatırdım. Olmadı, yazacağım da…  Gelelim yaşadığımız kent İstanbul’u kitabevlerine.  Başta, bu işi yapanlara haksızlık etmeden şunu […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z