Masthead header

Category Archives: okumalık

Sonsuzluk ve belirsizlik içinde yaşadığımızı söyleyebilir miyiz? İnsanın doğuş /göçüş zamanlarını düşünecek olursak, biraz öyle! Gene de, her sözün bir eksik yanı, tamamlanamamış bir düşüncesi olduğuna inanırım. İşte o nedenledir ki, sürekli yazar, anlatır, üretiriz. Eksik kalanı tamamlayabilmek için değil, tam tersi; yeni söylenebilecek sözlere kapı aralamaktır bu yaratma eyleminin amacı. Gustave Flaubert’in anlatısındaki ölçüyü, […]

devamını oku »

Fakir Baykurt’un romancılığı ele alınırken, kuşkusuz, Türkiye’nin toplumsal değişiminin seyrine getirdiği tanıklık ilk kayda değer “tespit” olarak belirlenmeli. Ardından, kurucu edebiyatın bir yazarı olarak, onun, yazınsal gelenek oluşturmadaki çabasını görmek; dil/biçem kaygılarına getirdiği zenginlikle, ufuk açıcı birikime bakmak gerektiğini düşünürüm. Çünkü, onun yazıda/edebiyatta kurduğu dünya; ülke/insan gerçeğinden beslenerek yansıyan/yansıtılan bir gerçektir. Yazarlık varoluşunun debisi de […]

devamını oku »

Öykülerin ilk cümleleri her zaman sorun olmuştur. Aslında sorun da denemez, bir konu, üstüne konuşulacak bir mevzu olmuştur her zaman. O ilk cümle, hem söylediği hem de söyleyişi ile öykünün devamına dair bir vaattir. Oturduğumuz Yer öyküsü de bize kavanozları vadediyor; yani boş görünen, mesele bile olmayan şeffaf, gündelik şeyler. O yüzden sorun da denemez, […]

devamını oku »

Bir yazarı / yapıtı bir düşünceden yola çıkarak okursunuz. Bu, sizdeki bakışın/düşünüşün bir ivmesi olduğu kadar; zamanın sizden istediği gerçeklik duygusuyla da ortaya çıkandır. Yakın zamandaki okumalarımda yer alan bir dönemin kuşak yazarlarından Fakir Baykurt’un öykülerine dönünce şunu gözledim: Baykurt, nerede olursa olsun, insanı ve insana dair bir gerçekliği anlatmada ustaca bir bakış, dili kullanmada […]

devamını oku »

Cortazar’ın “Ötekinin Rüyası” öyküsünü okuyorum geceden gündüze geçer, güzden bahara erişir gibi!        Alıyorum oradan iki sözcüğü; endişe sabırsız Sonra ne anlamda ilerleyebileceğini de düşünerek anlatıcının, gene iki sözcüğünü yazıyorum: hatıra yokluk Bunları aklımda tutarak ilerliyorum. İyi anlatıcıların yaptığı da biraz öyledir, size bazı sözcükleri verir, kimi imgelerden söz eder. Ele vermez anlatısının sırrını öyle. […]

devamını oku »

1./ BANA ANLAT  “Oysa yaşam camın ardında-uzak- sanki   artık hiçbir şey bizim değil, sanki bir tren         camından görünür gibi.”   Witold Gombrowicz “Üçüncü ihtimal, buna çok rağbet etmesem de, kendini kaybetmek; yani alıp başını gitmek…” Öyle deyip susmuştu bir ân. Söz gelip buraya dayandığında, çıktıkları televizyon programında neler konuştuklarını merak etmiştim. En iyisi bu kaybolma hikâyesini […]

devamını oku »

Bitmek üzereydi sonbahar. Öğretmen seni çağırıyor dedi. Gitmemek için unuttum, gidip ne diyecektim ki? Anlamıyor musun, öğretmen seni çağırıyor, yarın artık gelsin dedi. Çok çabuk yarın oldu. Elimden tutmadı, yanımda yürümedi, aldı başını önden önden gitti. Arkasını dönüp geç kalma dedi. Ardı sıra gittim. Öğretmenin saçları kısaydı. Gül şeklinde küpeleri vardı. Elleri bir güzeldi bembeyaz, […]

devamını oku »

Sesin yankısına dönüyorum yüzümü. Kararan gökyüzü o uğultuyu çekip alıyor. Dinlediğim Barok müziğin getirdiği esinlemeyle gözlerimi alamıyorum kentin solgun görünümünden. Gökyüzüne bir pencere açıyorum kendimce. Daraltıyorum bakış alanımı iyice. Göz atıyorum gazete sütunlarına, dergi kapaklarına çıkarılan yazılara. Masamda duran kitapların adları çekip alıyor beni içine: “Güneydoğudan Öyküler” (Hakan Evrensel), “Barbarları Beklerken” (J. M. Coetzee), “Tarçın […]

devamını oku »

Sanat yapıtları, Bertram’ın “Sanat”[1] adlı yapıtının “Sanatta Anlama” bölümündeki deyişiyle, özgül deneyim süreçleriyle bağlantılı olan “göstergelerdir.” Bir başka anlatımla, sanat yapıtları, estetik göstergeleri anlama, estetik deneyim ve birikimce belirlenir. Sanatsal göstergeleri anlama, özellikle sanat yapıtlarının “duyusal-özdeksel yönü” ile ilgilidir; çünkü her sanat yapıtı “tikel duyusal deneyimleri” aktarır/dolayımlar. Sanat yapıtları, “sesleri, renkleri, yüzey yapıları ve diğer […]

devamını oku »

Erlend Loe, çağdaş edebiyatının son zamanlardaki en önemli isimlerinin başında geliyor. Norveçli yazar geçtiğimiz yıllarda modern hayattan kaçıp ormana kaçan bir adamın öyküsü olan Doppler’le beynelmilel bir başarı elde etmişti.  Erlend Loe’ye son yıllarda ülkemizde de yoğun bir ilgi söz konusu. Özellikle Doppler ve hikayenin devamı sayılacak Bildiğimiz Dünyanı Sonu  ve Naif.Süper okuyucuların bir hayli […]

devamını oku »

Yazınsal yapıt nedir, nasıl tanımlanabilir, hangi öz-yapısal nitelikler taşır?’ gibi sorular sorulduğunda, ilk akla gelen kaynaklardan biri, Roman Ingarden’in “Yazınsal Sanat Yapıtı”[1] adlı çalışmasıdır. Ingarden anılan kitabının “Yazınsal Yapıtın Var-oluş Tarzı Sorunu” ara-başlığı altında şu belirlemeyi yapar: Yazınsal yapıt hem gerçek (real), hem de ülküsel (ideal) bir nesnedir. Bu belirleme uyarınca, bir yazınsal yapıt her […]

devamını oku »

İlkten cesaret isteyen bir şey gibi geliyor insana. İki hecenin getirdiği çağrışımı düşününce öyle: git-mek… Bense, nicedir, gidememeyi seçmiştim kendime. Gezginliği yurt edinmişken, düşlerime giren, yazarak, düşünerek sıklıkla dönüp durduğum çocukluk yurduma gidemiyordum bir türlü. Uzaklığın, ayrı kalmanın ne anlama gelebildiğini düşünmek bir yana; asıl beni düş sanrılarının ateş çemberlerinden geçiren gidememek düşüncesiydi. “Gidip gördüm […]

devamını oku »

Marcel Proust’un romancı belleği günümüz romancısının en çok gidip başvurabileceği bir kaynaktır bence! Kurduğu anakronik roman yapısı içinde bizlere gösterdiği dünya evet çok ilginç tanıklıkları içerir. Bir yüz yıl biterken, dönem Fransası’nın ihtişamının nasıl yaşandığı; ama bunun içinde barındırılan bütün hayatların döngüsünün  hangi ırmaklarda nasıl/ne yönde aktığını incelikli biçimde yansıtan Proust, burjuvazinin ve aristokrasinin ironik […]

devamını oku »

1./ Dille Var Olan kimlik Kimliğinin yansıma biçimlerine bakıyorum… Yazdıklarına yansıyan “ne/dir?” diye bir soru takılıyor elbette ki aklıma. Gene de, ben, onun neden farklı birçok “dışkimlik”te gezindiğini merak ediyorum. Ayrımlar koymak bir yana, bunları farklı potalarda eritmek başka çaba/iş gerektiriyor. Kimi zaman insan, yazarken “gerçek” kimliğini saklı tutmayı düşünmüyor değil. Ki; ben de birkaç […]

devamını oku »

Giwi Margwelaschwili’nin yazınsal ve felsefi anlayışı ve yapıtlarına ilişkin önemli bir başka yapıtı ‘Anlam Dünyaları’[1] (Verbrecher Verlag, Belin 2017) adını taşımaktadır. Cani (Almanca: Verbrecher) adlı yayınevinin kurucusu Jörg Sundermeyer’in bu filozof-yazarla özgeçmişi ve yapıtları üzerine yaptığı nehir söyleşiden oluşan bu kitap, anlatı kuramının anlatılaştırımının öyküsü olarak da okunabilir. Gürcistan’ın 1921’de Sovyetler Birliği’ne katılmasına karşı çıkan […]

devamını oku »

Almanya Humboldt Vakfı ve Tiflis Devlet Üniversitesi tarafından düzenlenen 31 Ekim- 6 Kasım 2019 arasında Tiflis’te ‘Öğelerin Ölçülemez Çeşitliliği; Doğanın, Dillerin ve Kültürlerin Araştırılmasında Humboldt’a Özgü Yollar’ adıyla düzenlenen, 15 ülkeden 60’a yakın bilimcinin katıldığı bilimsel etkinliğe katıldım. Çağrılı konuşmacı olarak tüm katılımcıların bulunduğu toplantıda ‘dil- düşünce ilişkisi ve Türk Dil Devrimi’ konulu bir bildiri […]

devamını oku »

Karşılaşma Dönüp dönüp okuma duygumu perçinleyen bir söz ırmağıdır Salâh Birsel’in anlatıcılığı. Evet, şiirle başlayan yolculuğunu  getirip denemede günlükte buluşturmuş; şiirden kopmamış, ama şiirin gizemli duruşunu öyküleyici bir anlatımla bu yeni yoluna taşımıştır hep. Denemeleri ve günlükleriyle yol alırken, bir gün arayıp kendisini kalkıp gittim. Ama bu öyle hemen olmadı. Telefondaki konuşmamızda bana Çatalçeşme Hatboyu […]

devamını oku »

-Her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. Fernando Pessoa 1 . Benim gök gözlü selvicanım, şimdi bilmelisin ki sözün okyanusuna açılıyoruz seninle. Turna katarı olmuş sevinçlerimle kendimi ehlileştiriyorum. Yani ayrılığı, özlemi, vuslatı yaşatan günleri hatırlamaktır bütün amacım. Canımı esriten, geçiş barınakları bildiğim yurtluklarıma uğruyorum önce. Yani acıyı, kavuşmayı yaşatan sözlere bağlanmaktır dileğim. 2. Ey […]

devamını oku »

Yeni Türk yazısına geçilmesinin en ateşli ve ilkeli savunucularının biri olan ve 27 Temmuz 1928’de Atatürk’e Dolmabahçe Sarayı’nda  ‘yeni yazı’ hakkında bilgi veren Falih Rıfkı Atay, “yeni yazının, dil sorununu da çözeceğini, yalnız Arap yazısını değil, Osmanlıcanın tasfiye edilmesini” sağlayacağını belirtir. “Biz bunları halka ve çocuklara nasıl öğretebiliriz” diyen Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a “yeni yazının, […]

devamını oku »

“Hayattan hikâye olarak söz etmek anlamlıysa,    yaşamaktan bir sanat olarak söz etmek de  anlamlıdır, çünkü hikâye bir sanat biçimidir.” William L. Randall                                                                        Tolstoy’u okurken gözledim; onda doğaya kavrayıcı bir bakış var. Gerçekliğini yansıttığı insanın duygu tonunu doğanın renkleriyle buluşturarak etkileyici  bir atmosfer yaratıyor. Bu da, onun dış dünya bilgisinin yansısını getirir. Gözlemevine  girenlerin yazıda […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z