Masthead header

Category Archives: okumalık

“Canla zindesin sen, bilmezsin canı. Ne büyük yaratıcılık gücü; gizli aşikâr! Susmaktan başka kimseye yok yarar.” Ferîdüddîn Attâr Günü nerede karşılamalıydın, bilemedin. Gece geceydi biliyordun; hem içinde insanın hem de dışındaydı. Dolunay vardı gecede. Gözlerini alan parıltı değildi yalnızca. Karanlığın da dili olduğunu anlatıyordu o ışıltı. Güne, zamana, yaşadıklarına döndükçe biriktirilen her şeyin yarınki günün […]

devamını oku »

Aşağıdaki mektup Kurt Vonnegut: Letters adlı kitaptan alındı. Kurt Vonnegut, bu mektubu ilk eşi ve çocukluk aşkı olan Jane Marie Cox‘a yazmış. Cox ve Vonnegut, II. Dünya Savaşı’ndan sonra evlenmiş, 1970’den sonra ayrı yaşamaya başlamış ve 1979’da resmi olarak ayrılmışlar. 1966’da yazılan bu mektup, yazarın Iowa Üniversitesi Yazarlık Atölyesi’nde çalışmaya başlamasından önce, Iowa’daki yeni evinden yollanmış. […]

devamını oku »

“Her algı, ya mevcut olduğu düşünülen bir şeyin ya da sadece bir özün algısıdır. Kurgular da genellikle mevcut olduğu düşünülen şeylerle alâkalı olarak meydana gelir..” Spinoza -Ezra için Size, ‘elinden tutun günü’ diye bir şarkı mırıldanmak isterim şu ân. Gözlerimi alan ışıltıların seyrinde yol alıyorum. Uzaktan, renklerinin alaşımı gözlerimi alıyor günebakanların. Sevdiğiniz bir günün, yerin […]

devamını oku »

“En nihayetinde bir insan, çözülmesi az çok karmaşık bir depremdir.” Philippe Sollers Yazdığı her metinde sizi söylensel bir dille buluşturan Philippe Sollers, çağın deneysel anlatıcısı bence! Neden “deneysel” diyorum onca yapıtıyla zamanına iz düşürmüş bir anlatıcıya? Dilimize yeni çevrilen “Merkez” romanını okurken, ister istemez Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları”na döndüm. Ortak bir payda bulduğumdan değil; […]

devamını oku »

“…başkalarının kurmacaları, hepimizin kurmaca içinde yaşadığımızın bilincine vardığımız anda yeni bir anlam kazanacaktır.” Marc Augé Söz değil de duygu yorgunlaştırıyor bazen. Dönünce birinin içsesine bunu anlıyorsunuz. Uzayan bir yol, yolculuk bakışı gelip siniyor ruhunuza. Size iyi gelebilecek biriyle yolculuk… Başka hayatlara bölünmeyen, birlikte var edebileceğiniz bir zaman yolculuğu… Günboyu denizin seyrine dalarken çaybahçesinde bunu düşündün. […]

devamını oku »

“Sanki tümüyle başka biri şimdi dağcı.” Max Frisch Sözü geçitte bıraktın madem, adsızlaştır kendini. Dağlara döneceğiz yüzümüzü. Yolunu ayrıştırmanın anlamı yok. Sesinin rengini değiştirmenin de. Gitmeyi seçince insan bazen görmeyi de unutuyor. Dahası yaşadığı bilinç yarılması bunu anlatıyor, duygu diline yansıyan da bu. Kentinin sokaklarında gölgen. Orada, içinde değil dışındasın zamanın. Olmakla olmamak arası bir […]

devamını oku »

“Gözlerimizi aldatan şeyler,   aklımızı da sürüklüyor peşinden…” Shakespeare “Trollos ile Kressida”, S.17 SESİNDEKİ sitemi sorgulamak istememiştin. Susarak dinlemiştin yalnızca. O ıssızlığı seçtiğin saatlerin anlamından uzaktı sözleri. Duygularındaki yenilgiden ona hiç söz edemezdin. Dağın yamacındaki bu evde bir süreliğine yaşamayı seçmenin seni nasıl bir dönemece getirdiğini de anlatamazdın. Yaşadığı kente vardığından beri içindeki sanrılar dinmiyordu. Gecesini […]

devamını oku »

Sözcüklerin bazen bükümlendiğini, düşündüklerimi kâğıda aktarmada beni durdurduklarını görüyorum. “Yazma, iletme, dillendirme, geç…” diyemeyeceğime göre… Neden peki, yazmak neden? Yazı bizi neden kendine çekiyor; zamanın her dönemecinde eşlik ederek sağaltıcı bir işlev de üstleniyor… Belki de bu da yanıtsız sorularından hayatımızın! Birinin sizden beklemediğini bile bile yazmak… Her biri yanıtsız sözleri dizimlemek… Sonra tutup şunu […]

devamını oku »

20.yüzyılın son çeyreğinde uzay boşluğunda süzülen büyük mavi topun içerisinde çok uzun süredir bir mucize olmuyordu. İnsanlığı şaşırtan tüm büyük olaylar, gelişmeler geçtiğimiz yüzyıllarda olmuştu, modern dünyada mucizelere, ütopyalara yer yoktu artık. Hatta bir takım akademisyenler “tarihin sonunu” ilan ediyor, artık yer kürede büyük olaylar olmayacak ve her gün birbirinin tekrarı olacaktı. Dolayısıyla insanlar sıkıntıdan patlıyor, […]

devamını oku »

1./ Uçurum O ayrılık  ânında uçurumu görmüştü. Yapayalnızlığını derinden hissetmişti birden. Sonra, bunu yönsüzlük olarak da nitelendirmişti kendince. Gözleri kararmış, yuvarlanmamak için bir ağacın gövdesine tutunmuştu. Kaybolmak istemişti bir ân. O kalabalığa karışıp kaybolmak, hiçleşmek… 2./ Kalsaydım Eğer Yalnızca bunu düşünmüştü. Gitmeyip de kalsaydım eğer nasıl bir hayatım olurdu… Giderek kendini özgürleştirdiğini yazmıştı bir mektubunda […]

devamını oku »

1./ Dokunan Kadının sessizliğindeydi bakışların. O içe dönük halinde. Gülümseyişine gözlerinle yanıt verdin. Dün geceden beri onların buradaki yalnızlıklarını düşünmüştün. Her şeyi o denli özenli kurmuşlardı ki; odada hiçbir şeyin yerini değiştirmeyi düşünemezdiniz bile. Bir masa istemiştin. Örtüsü ve sandalyesiyle gelmişti. “Tek bir bardak çay yeter,” demiştin. Demlik ve şekerlikle bir tepside sunulmuştu. Uykunu kaçırtmak, […]

devamını oku »

Haruki Murakami’nin külliyatına hakimseniz, yazarın kitaplarında ortak bir takım temaların hakim olduğunu fark etmişsinizdir. Bu temalar da, gerçek üstü olaylar, esrarengiz kadınlar, kaybolan kediler, rüya ve gerçeğin iç içe geçtiği evrenlerdir. Bunların haricinde yazarın en favori teması hiç kuşku yok ki yalnızlıktır. Haruki Murakami’nin 2014 yılında yayımlanan romanı Renksiz Tsukuru’nun Haç Yılları, Japon yazarın en sevdiği […]

devamını oku »

Yazıya bir soru ile başlayalım. Sovyetler Birliği çökmeseydi nasıl bir ülke olurdu? Tabii, bunu artık bilmemiz mümkün değil. Ancak yine de 20. yüzyıla damgasını vuran bu çok uluslu ve bir dönemin süper gücünün nasıl olabileceğiile ilgili hayal kurulabilir. Son zamanlarda izlediğim iki Rus dizisi, bir yandan bilim kurgusal, diğer yandan ise ütopik bir yaklaşımla, Sovyetler […]

devamını oku »

Söyleşi: Sevgi Ak Gülten Dayıoğlu olmak kolay değil. Üç kuşağı büyütmüş bir yazar, eğitimci ve dünya gezgini bir anne o! Yazdığı kitaplarla çocuklara ve gençlere kattıkları yadsınamaz. Bir yandan da her yıl “Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı” bünyesinde düzenlenen yarışmayla genç yeteneklere keşfedilme imkanı sunuyor. Ömrünü çocuklara adamış bir kere… Şehir şehir dolaşıp […]

devamını oku »

Kalemin bir çağrısı olmalı benim için. Yaşadığımız zamanın tınısına eş bir duygu ve düşün taşıyıcısı olarak görürüm çünkü kalemi. Her gün dokunduğum, taşıyıp düş ve düşüncelerimin kâğıda aktarılmasında araç kıldığım kalemim benim altıncı duyu organımdır. Onunla düşünür, okur yazarım; yaşarım da… Kalemsiz bir hayat sönük siliktir benim gözümde. Yeni yaşdönümümde kendimi sokaklara bırakmıştım. Yazın sıcağı […]

devamını oku »

Fareler ve İnsanlar‘ın Nobel ödüllü yazarı John Steinbeck (1902-1968) iyi de bir mektup yazarıydı. Aşağıda, 1958 yılında, yatılı okulda okurken, Susan isimli bir kıza âşık olduğunu söyleyen büyük oğlu Thom’un mektubuna verdiği cevap var. Steinbeck’in bilgelikle, şefkatle, iyimserlikle, zamansızlıkla alakalı son derece etkileyici sözleri okurlarda iz bırakacak nitelikte:   New York 10 Kasım 1958 Sevgili […]

devamını oku »

1980 başlarında bir yaz akşamı, Füsun Akatlı, Nimet Tuna ve Tomris Uyar, o dönemin gözde uğrağı Şadırvan’da buluşmuş, denizin tadını çıkarıyorlar. Konu bir ara aşka, sonra aşksızlığa, en sonunda da “aşık olunabilecek bir erkeğin özellikleri”ne geliyor ve bir oyuna dönüşüyor. Nesnel davranmakta kararlı olduklarından masalarına gelen Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın da görüşlerini alıyorlar. (Sonraları […]

devamını oku »

1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz? 2015 yılında Türkiye Hikayelerini Anlatıyor projesi için “Bir Göl Kıyısı Hikayesi” başlıklı öykü kaleme almıştım. Çocukluğumu, çocukluğumun cennet bahçesini anlattım o öyküde. Öyküyü yazarken göl kıyısında büyüyen ve göl kıyısındaki küçük bir binada, cama çarpıp pencere kenarına düşen kuşların acısını yaşayan kız çocuğuyla, çocukluğumla karşılaştım. O küçük kız elini uzattı […]

devamını oku »

1./ Sizi Odalarda Tutalım Oda imgesi  bende her zaman sıcaklık ve koruma duygusunu verir. Ev gidilen yer ise, oda yaşanan nefes alınan mekândır. Özeldir, özgüldür. Size kendini açana bu yer sizden ilgi bekler. Yani, yaşayacağın gibi donat beni, der. Çünkü oda içerisidir, sizi koruyan gözeten ve tanımlayandır. Ve oda her şeydir, çoktur, çoğuldur, çoğaltandır. Odanın […]

devamını oku »

Acı gelip kapınıza dayandığında ne yaparsınız? Yaşama telâşı mı alır sizi, yoksa benliğiniz tümden kaskatı mı kesilir? Herkes bu yöndeki bir deneyimini, yaşadığı ânı anlatsın desek; eminim ki her birimizin duygu yansıması başka başka olacaktır. Bıçak yarası acısı bile farklılıklar gösterdiğine göre… Flaubert kardeşi Caroline’i genç yaşında yitirince derin bir kedere bürünür. Ona  duyduğu sevginin […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z