Masthead header

Category Archives: okumalık

“Yetenek tek başına bir yazar yaratamaz!” Ralph Waldo Emerson John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı: “Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum” Sevgili yazar, Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve […]

devamını oku »

Bir kitap ya da hikaye üzerinde çalışıyorken, her sabah etraf aydınlanmaya başladığı gibi yazmaya başlarım. Eğer yazmak istiyorsanız, sizi engelleyecek hiçkimse yoktur ve havanın soğuk ya da sıcak olması önemli değildir. İşinize odaklanırsınız ve şevkle yazarsınız. Yazdıklarınızı okursunuz ve genellikle gelecek sahnede ne olacağını bildiğiniz zaman ara verdiğiniz için buradan devam edersiniz. Ne yapacağınızı ve […]

devamını oku »

Penny C. Sansevieri  bir yayıncı olarak yazarlarla konuşurken ya da bir yazardan gelen maili okurken genelde “dosyam yayımlanmaya hazır” cümlesiyle karşılaştığını söylüyor.  Fakat çoğunun gerçekten hazır olmadığını belirten Sansevieri, bir kitabın yayına hazır olmadığını nasıl anlayabileceğimiz konusunda 7 maddelik bir liste hazırlamış. 1) Yayıncılık piyasasını iyi bilmemek: Bu madde çok önemli. Çalıştığınız piyasanın kodlarını anlamanız […]

devamını oku »

Ertelemek öğrenciliğin en büyük parçalarından biri. Sonuçta üniversite kütüphaneleri boşluğa bakmaktan, güzel kızları ya da oğlanları kesmekten, akşam nerede içileceği ile ilgili plan yapıp müzik dinlemekten başka ne işe yarıyor ki? Ki bu erteleme işi çok da yeni bir sorun değil. Düşünsenize Hamlet’in bile harekete geçmesi ne kadar çok zamanını almıştı. Tabii Hamlet 21. yüzyılda […]

devamını oku »

Romanlar yeniden okunmak için yazılır. Bu görüşü destekleyecek pek çok yazar sayılabilir. Örneğin Nabokov, kitaplara bir resme yaklaşır gibi yaklaşmayı öneriyor: “Ancak ikinci, üçüncü ya da dördüncü okumada, bir anlamda, kitabı bir resim gibi görmeye başlarız.” Kundera için romanlar, tıpkı müzik yapıtları gibi defalarca ziyaret edilmek üzere yazılmıştır. Gündelik yaşamın koşturmacası içinde yeniden okumak nasıl […]

devamını oku »

Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmi Tereddüt, daha ilk karede içimizdeki karanlığın sesini yansıtan bir yolculuğa çıkıyoruz izlenimini vermişti bana. Onun sinemasına uzak-yakın bakışla gelip oturmuştum Atlas Sineması’ndaki seyirci koltuğuma. Salonun hıncahınç doluluğu, o ilk ânda yaşanan uğultu ışıklar sönünce derin bir sessizliğe bürünürken; içimden, ‘hazır olun, acaba şimdi hangi karanlık yanlarımıza ışık tutacak bu insana bakan […]

devamını oku »

Ne çok şeyi hatırlatıyor onun fotoğrafları, her bakışta/okuyuşta kendinizi alamıyorsunuz. Hayatın sırlı yanları, doğanın devinimi ve insanın yeryüzüne dağılan acısı gelip bulur sizi onun fotoğraflarıyla. Toprağın Tuzu belgeselini izlemeden önce Salgado, benim gözümde iyi bir fotoğrafçıydı yalnızca. Ama bu belgeselden sonra onun dünyanın vicdanı olduğunu öğrendim. Ve daha çok şeyi… Onun kendini anlattığı Toprağımdan Yeryüzüne’yi […]

devamını oku »

Gecenin sessizliğinde gelip bulmuştu seni o genç kızın (*) metni. Gündüzleyin söze durduğunuz dostun anlatmıştı yaşananı. Atlarla ilgini bildiğinden; “Atsız kalmak nasıl bir şey, sen bilirsin bunu,” diyerek üstelik. Hiç kopmadığın bir duygu da olsa; sürdüremeyeceğini anladığında, bırakmıştın ata binmeyi. O an, dinlemiştin yalnızca dostunu. Genç kızla tanışmıştın bir akşam yemeğinde; annesi, sen, dostun buluşmuştunuz […]

devamını oku »

Esra’ya, ebedi ve edebî yolculuğumuza. Bu duygu, bazen, acı veren bir durum/duruş olarak çıkar karşıma. Haftanın altı günü, neredeyse günde 6-7 saat ders veren, konuşan, anlatan biri olarak birçok karşılaşma yaşarım. Günümün çoğunlukla her ânını dolduran bu karşılaşmalar farklı yerlerde/zamanlarda, insanlarda, kitaplarda, izlediğim filmlerdeki duygu/düşünce durumlarıyla çıkarlar karşıma. Tüm bunların üzerine bir de meraklı biri […]

devamını oku »

Yaşadıkça görmek, gördükçe yaşamak… Nerede durursanız durun, hayatın size taşıdıklarıyla yaşantınızda biçimleneduranlar önünüze ışık düşürür her daim. Belki de deneyim dediğimiz şey de buradan ağıp gelenlerle oluşur benliğimizde. Bizi biçimleyen de biraz bunlar değil midir? Ama bilgi, hele hele bilimsel bilgi en temel koşuludur yaşamanın, öğrenmenin… Bu, bir yolda giderken, başka bir yöne dönüp gideceğinizden […]

devamını oku »

Gözlerimde taşırım seni Duramadın yazdın ona. Troyat’nın Ölçüsüz Dostluk romanından söz ettin. Not alarak okumaya başlamıştın romanı. Her adımda karşına çıkan, sözcüklerin yarattığı görüntü diğer yandan da duygu dilinin anlatımını beziyordu. Yolculuğa çıkan, sekiz günlük tatillerinde neleri/nasıl yaşayacaklarını merak ettiren Jean ile Madeleine’in öyküsü başlamıştı işte. Paris’tesin. Kendi zamanında. Paris zamanı, sana, bir zamanlar çizgili […]

devamını oku »

Aragon’un Paris Köylüsü’nü okuyordu genç kadın. Fotoğraf makinesini okşayıp duruyordu bir eliyle de. Beyoğlu’nun sokaklarını gezinip gelmiş hali vardı. Merak etmiştin, daha raflarda yerini yeni almış bir kitaba onu götüren duyguyu. Kaldı ki, Fransız gerçeküstücülerinin öncü metnini şunca yıl sonra Türkçede görmek yeterince sevindiriciydi. Gene de gezgin bir fotoğrafçının okuma odağına girmesi dikkate değerdi. Tam […]

devamını oku »

Geçtiğimiz günlerde bir kişisel bakım ve kozmetik mağazasında genç bir kız kapıdaki hırsızlık dedektörüne yakalandığı için mağaza çalışanları, AVM personeli ve galiba güvenlik tarafından yasalara aykırı şekilde alıkonmuş. Üstelik alıkoyan kişiler böyle bir yetkileri olmamasına karşın kızcağızı depoya götürüp üstünü aramaya cüret etmiş. Kelimenin tam anlamıyla, harfi harfine TACİZ etmişler. AVM’lerdeki güvenlik müsameresine kendilerini fazla […]

devamını oku »

Meltem Arıkan’a, onunla hatırlayıp paylaştığımız zamana. Bu günü bekledim. Kaç zamandır ilkgençlik çağımın semtine gitmek istiyordum. Başka bir ülkede, kara parçasında bir semt gibi uzağına düşmüştüm. Gidememek burcuna tutulmak da bu olsa gerek! Bütün yolları bilirsiniz, ama gidemezsiniz… Sanki, daha o yeni yetme çağlarında, kulağıma fısıldamıştı Lorca imkânsızın ne olabileceğini: Bilirim de yolları, Varamam Kurtuba’ya… […]

devamını oku »

Menzilini yitiren yolcunun bir fenere ihtiyacı var mıdır? Ne iş görür ki elindeki o parıltılı nesne? Oysa bir pusulası olmalı insanın her daim yanında. Göz  ışığı aralığında bakabileceği, belki de yer yer içine tutabileceği bir ayna gibidir o titreşen camlı göz! Çağrısız düş gibidir yitirilenin ardına düşmek. Hele bu yol yön kaybıysa… Bir insana gidiyorsanız […]

devamını oku »

Düşe döndük mü demeli şimdi yokluğunuza… Ya da bırakıp gitmelerin anlamını mı sorgulamalı yoksa… Sık sık sorguladığınız değil miydi “sonsuzluk nerede”? Peki, şimdi ne yapmalı bütün bu bırakıp gitmelerin yaşattığı boşlukları, acıları… İçerlediğimiz zamanları, hoyratlıkları, umarsızlıkları… Bir sözle başlamalı belki de sevgili John Berger. Yazdığınız “Otoportre” beni şu açıdan ilgilendiriyor; insan neyse onu yazar, bütün […]

devamını oku »

Açıp, “Düşünmek Acı Verir” bölümünü bir kez daha okudun romanın. Julien’in öyküsünde dünle bugünün “acı”sı vardı. Yaşanıp hatırlananla, yitirilip kavuşulan… Zamandan zamana geçişlerde dönüşülen durumların insanı nasıl değiştirdiğinin öyküsünü anlatırdı hep Stendhal. Kendinden çıkıp giden insanın öyküsünde başka ne bulabilirsiniz ki… Roman, biraz da bunları anlatmaz mı bizlere? Hele hele iyi romanlar, romancıların söyledikleri bu […]

devamını oku »

“(…) Her ciddi siyasi protesto mevcut olmayan adalete yapılan bir çağrı ve bu adaletin istikbalde gerçekleşeceğine dair bir umuttur; ancak protestoların birincil nedeni bu umut değildir. Karşı çıkmamak son derece onur kırıcı, küçültücü, ölümden de beter olacağı için protesto eder insan. Barikat kurarak, silahlanarak, açlık grevi başlatarak, omuz omuza haykırarak ya da yazarak karşı çıkar; çünkü gelecekte […]

devamını oku »

Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki […]

devamını oku »

“Ben bir geceyim, sen bir aysın madem, Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.” Mevlânâ/A.Kadir Bir çınıltı ötedesiniz. Geceniz gece değil. Tanımlanmış sözlerin duldasında her bakış. Şimdi, nafile deyip geçmenin mevsimindeyiz madem; hadi, unutun kurduğunuz bütün sözcükleri. Alt alta yazıp bir alfabe oluşturun yeniden. ZAMAN ve ACI arasına ince bir çizgi çekin. Ne söylerseniz bir eksiktir sonrası için. […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z