Masthead header

Category Archives: okumalık

Dönüşen bir yolculuktan söz ediyorduk onunla. Yazılan metinlerin arenasında gezinirken, neyin/neden oldurulamadığına da dönüp bakar, düşüncelerimizi taşırdık birbirimize. Kuşkusuz onunla bizi buluşturan okuma zamanlarıydı öncelikle. Öyle ki; okumadığı yerde duran bir “kök – anlatı”nın çevresinde dönenirken mutlaka yan bilgilerin gerekliliğinden söz ederdik. Bunları da çoğunlukla mektuplarımızda taşırdık birbirimize. Yakın zamanda okunan, altı satır satır çizilen […]

devamını oku »

1./ Başlamak Evet, galiba, bir masa benim için önce başlamak duygusudur. Bir şeye… Yani düşünmeye, kalemi kâğıdı elime almaya, kitaba ve deftere yönelmeye… Yazıya, okumaya, çizgiye, renge biçim verme yolculuğumun başlama noktasıdır. Anlatmak için sözü kuşanma, çizgiyi deneme, düşlere dönme yeridir. 2./ Anlatmak Anlatmak için yola çıkarım orada. Anlaşılır olmak kaygı değil, bir bakış/yaşama ilkesidir. […]

devamını oku »

O hissizleşmeyi düşündün. Sonra içindeki ıssızlığı. Uzaklık neydi, nerede yaşanandı; içteki mi, dıştaki miydi aslolan? Zaman alevdi; zaman solgun bir güz yaprağı. Giden bakışın bıraktığı izdi… Celaliydi bakışları. Uçkun ve dar yerde bir dildi. Uçarıydı, taşra kokuyordu elleri, bakışları yaban. Bir pars öyküsü anlatmıştı sana. Oysa sen geyiklere düşkünlüğünden söz etmiştin ona. Sonra, dönüp şunu […]

devamını oku »

Geçen gün Doğan Hızlan’la konuşurken, söz “1950 Kuşağı”na gelmişti. Muzaffer Buyrukçu’ylaTaşlıtarla’daki evinde buluştuğumuz son günlerinden söz etmiştim. Masasında yayımlanmayı bekleyen roman, öykü dosyaları geliyordu aklıma. Ama daha da ötesi; onun ilk okuduğum romanı “Bir Olayın Başlangıcı”ndan (1970) aklımda kalan Orhan Kemal vari anlatıcılığıydı. Ama Buyrukçu’nun bir farkı vardı, ayrıntıları ve insan psikolojisini derinlikli biçimde anlatmasıydı. […]

devamını oku »

Yaşamımızda sözü değişken kılanın çizgi ve renk olduğunu düşünürüm. Hatırlayalım ilk mağara resimleri karşısındaki şaşkınlığımızı…  İlk akla gelen şudur; kim çizdi, nasıl çizdi, peki neyle çizdi. Sonrasını sonra düşünürüz, yani anlatılanı. Bu bakışın, algının o gün bugün değişmediğini düşünenlerdenim. Çünkü çizgide ve renklerdeki bir hayatın yaratıcısı insanın yüzü hep doğaya dönüktür. Bütün bu uğraşının aurasını […]

devamını oku »

Popüler kültürün önemli ikonlarından birine dönüştürülen Frida, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ile tanınıyor. 17 Eylül 1925’te okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkar. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ […]

devamını oku »

Yazar olmanın ilk koşulu en az on altı defa “Bildiğini yaz!” diye uyarılmaktır. İkinci koşulu ise yayıncılık hayatınızın geleceği ile ilgili korkular tarafından kemirilmektir; fakat bu başka bir gün değinilecek bir konu. “Bildiğini yaz” yazı yazmanın ana kurallarından biri olmasına karşın çoğu zaman doğrudan ziyade yanlış bir yönlendirmedir. Kuşkusuz yazarlar yalnızca kişisel deneyimlerini yazsalar kurgusal […]

devamını oku »

Bir dostum konuşmamız arasında Dostoyevski’nin “Kırılgan Bir Yürek” (Çev.: Hazal Yalın)  adlı öyküsünü yeni okuduğundan söz etmişti. O öykünün adından esinle yazdığım “Saf Bir Yufka Yürekli” öykümü bana yazdıran durumu hatırlamıştım birden. Yaşadığımız zevksiz, umursamaz zamanların insanı nasıl örselediğini görmek derin bir keder yaratıyordu bende. İşte bunu da bir biçimde bir insan/karşılaşma öyküsünde anlatmam gerekiyordu. […]

devamını oku »

Sık sık edebiyatın işlevinden söz eder dururuz. Hatta yakındığımız da olur. Ortak nokta: okumuyoruz. Peki yazıyor muyuz? Sanki okuduğumuzdan daha fazla! Peki bu nasıl bir ikilem, “okumadan nasıl yazabiliyorsunuz,” demezler mi insana? Çok basit bunun yanıtı: Efendim, toplum olarak okuma oranımız düşük olabilir, kişi başına okunan kitap sayımız yarım bile değilken, nasıl oluyor bu? Demek […]

devamını oku »

Kendimi bildim bileli dünyayı kitapların kurtaracağına inanırım. Eğer dünyanın her yerinde tüm insanlar kadim birer kitap okuru olsalardı daha güzel bir dünyada yaşıyor olurduk diye düşünürüm. Ne kadar ütopik şeylere inanıyor olursak olalım, ne kadar ütopik düşlere sahip olursak olalım, hepsi insandan doğuyor. Dünyayı bu kadar korkunç yapabilmeyi de başaran insandan. Ama öyle de güzel […]

devamını oku »

Öyle görünüyor ki yazma zanaati ile ilgili her usta yazarın kendine özgü bir sırrı var, ama bunların içinde belki de en kalıcıları Alman edebiyat eleştirmeni, filozof, deneme yazarı Walter Benjamin’inkiler. İşte, Benjamin’in yazarlık tekniğine ilişkin olarak sunduğu on üç temel ilke:  Büyük bir iş için kolları sıvayan kişi kendine karşı merhametli olmalı, ancak sonraki çalışma öncesinde […]

devamını oku »

Virginia Woolf Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm! (Dalgalar adlı kitabından) Sylvia Plath Harlı alevlerin ortasında bile altın nilüfer yetiştirilebilir. John Keats İsmi suya yazılmış olan burada yatıyor. F. Scott Fitzgerald ve Zelda Sayre Fitzgerald Şimdi sefer etmekteyiz, biz o akıntıya karşı giden tekneler… Durmadan geriye, geçmişe çarpılıp atılsak da ne gam… […]

devamını oku »

“Yetenek tek başına bir yazar yaratamaz!” Ralph Waldo Emerson John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı: “Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum” Sevgili yazar, Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve […]

devamını oku »

Bir kitap ya da hikaye üzerinde çalışıyorken, her sabah etraf aydınlanmaya başladığı gibi yazmaya başlarım. Eğer yazmak istiyorsanız, sizi engelleyecek hiçkimse yoktur ve havanın soğuk ya da sıcak olması önemli değildir. İşinize odaklanırsınız ve şevkle yazarsınız. Yazdıklarınızı okursunuz ve genellikle gelecek sahnede ne olacağını bildiğiniz zaman ara verdiğiniz için buradan devam edersiniz. Ne yapacağınızı ve […]

devamını oku »

Penny C. Sansevieri  bir yayıncı olarak yazarlarla konuşurken ya da bir yazardan gelen maili okurken genelde “dosyam yayımlanmaya hazır” cümlesiyle karşılaştığını söylüyor.  Fakat çoğunun gerçekten hazır olmadığını belirten Sansevieri, bir kitabın yayına hazır olmadığını nasıl anlayabileceğimiz konusunda 7 maddelik bir liste hazırlamış. 1) Yayıncılık piyasasını iyi bilmemek: Bu madde çok önemli. Çalıştığınız piyasanın kodlarını anlamanız […]

devamını oku »

Ertelemek öğrenciliğin en büyük parçalarından biri. Sonuçta üniversite kütüphaneleri boşluğa bakmaktan, güzel kızları ya da oğlanları kesmekten, akşam nerede içileceği ile ilgili plan yapıp müzik dinlemekten başka ne işe yarıyor ki? Ki bu erteleme işi çok da yeni bir sorun değil. Düşünsenize Hamlet’in bile harekete geçmesi ne kadar çok zamanını almıştı. Tabii Hamlet 21. yüzyılda […]

devamını oku »

Romanlar yeniden okunmak için yazılır. Bu görüşü destekleyecek pek çok yazar sayılabilir. Örneğin Nabokov, kitaplara bir resme yaklaşır gibi yaklaşmayı öneriyor: “Ancak ikinci, üçüncü ya da dördüncü okumada, bir anlamda, kitabı bir resim gibi görmeye başlarız.” Kundera için romanlar, tıpkı müzik yapıtları gibi defalarca ziyaret edilmek üzere yazılmıştır. Gündelik yaşamın koşturmacası içinde yeniden okumak nasıl […]

devamını oku »

Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmi Tereddüt, daha ilk karede içimizdeki karanlığın sesini yansıtan bir yolculuğa çıkıyoruz izlenimini vermişti bana. Onun sinemasına uzak-yakın bakışla gelip oturmuştum Atlas Sineması’ndaki seyirci koltuğuma. Salonun hıncahınç doluluğu, o ilk ânda yaşanan uğultu ışıklar sönünce derin bir sessizliğe bürünürken; içimden, ‘hazır olun, acaba şimdi hangi karanlık yanlarımıza ışık tutacak bu insana bakan […]

devamını oku »

Ne çok şeyi hatırlatıyor onun fotoğrafları, her bakışta/okuyuşta kendinizi alamıyorsunuz. Hayatın sırlı yanları, doğanın devinimi ve insanın yeryüzüne dağılan acısı gelip bulur sizi onun fotoğraflarıyla. Toprağın Tuzu belgeselini izlemeden önce Salgado, benim gözümde iyi bir fotoğrafçıydı yalnızca. Ama bu belgeselden sonra onun dünyanın vicdanı olduğunu öğrendim. Ve daha çok şeyi… Onun kendini anlattığı Toprağımdan Yeryüzüne’yi […]

devamını oku »

Gecenin sessizliğinde gelip bulmuştu seni o genç kızın (*) metni. Gündüzleyin söze durduğunuz dostun anlatmıştı yaşananı. Atlarla ilgini bildiğinden; “Atsız kalmak nasıl bir şey, sen bilirsin bunu,” diyerek üstelik. Hiç kopmadığın bir duygu da olsa; sürdüremeyeceğini anladığında, bırakmıştın ata binmeyi. O an, dinlemiştin yalnızca dostunu. Genç kızla tanışmıştın bir akşam yemeğinde; annesi, sen, dostun buluşmuştunuz […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z