Masthead header

Category Archives: okumalık

1./ BANA ANLAT  “Oysa yaşam camın ardında-uzak- sanki   artık hiçbir şey bizim değil, sanki bir tren         camından görünür gibi.”   Witold Gombrowicz “Üçüncü ihtimal, buna çok rağbet etmesem de, kendini kaybetmek; yani alıp başını gitmek…” Öyle deyip susmuştu bir ân. Söz gelip buraya dayandığında, çıktıkları televizyon programında neler konuştuklarını merak etmiştim. En iyisi bu kaybolma hikâyesini […]

devamını oku »

Sesin yankısına dönüyorum yüzümü. Kararan gökyüzü o uğultuyu çekip alıyor. Dinlediğim Barok müziğin getirdiği esinlemeyle gözlerimi alamıyorum kentin solgun görünümünden. Gökyüzüne bir pencere açıyorum kendimce. Daraltıyorum bakış alanımı iyice. Göz atıyorum gazete sütunlarına, dergi kapaklarına çıkarılan yazılara. Masamda duran kitapların adları çekip alıyor beni içine: “Güneydoğudan Öyküler” (Hakan Evrensel), “Barbarları Beklerken” (J. M. Coetzee), “Tarçın […]

devamını oku »

Sanat yapıtları, Bertram’ın “Sanat”[1] adlı yapıtının “Sanatta Anlama” bölümündeki deyişiyle, özgül deneyim süreçleriyle bağlantılı olan “göstergelerdir.” Bir başka anlatımla, sanat yapıtları, estetik göstergeleri anlama, estetik deneyim ve birikimce belirlenir. Sanatsal göstergeleri anlama, özellikle sanat yapıtlarının “duyusal-özdeksel yönü” ile ilgilidir; çünkü her sanat yapıtı “tikel duyusal deneyimleri” aktarır/dolayımlar. Sanat yapıtları, “sesleri, renkleri, yüzey yapıları ve diğer […]

devamını oku »

Erlend Loe, çağdaş edebiyatının son zamanlardaki en önemli isimlerinin başında geliyor. Norveçli yazar geçtiğimiz yıllarda modern hayattan kaçıp ormana kaçan bir adamın öyküsü olan Doppler’le beynelmilel bir başarı elde etmişti.  Erlend Loe’ye son yıllarda ülkemizde de yoğun bir ilgi söz konusu. Özellikle Doppler ve hikayenin devamı sayılacak Bildiğimiz Dünyanı Sonu  ve Naif.Süper okuyucuların bir hayli […]

devamını oku »

Yazınsal yapıt nedir, nasıl tanımlanabilir, hangi öz-yapısal nitelikler taşır?’ gibi sorular sorulduğunda, ilk akla gelen kaynaklardan biri, Roman Ingarden’in “Yazınsal Sanat Yapıtı”[1] adlı çalışmasıdır. Ingarden anılan kitabının “Yazınsal Yapıtın Var-oluş Tarzı Sorunu” ara-başlığı altında şu belirlemeyi yapar: Yazınsal yapıt hem gerçek (real), hem de ülküsel (ideal) bir nesnedir. Bu belirleme uyarınca, bir yazınsal yapıt her […]

devamını oku »

İlkten cesaret isteyen bir şey gibi geliyor insana. İki hecenin getirdiği çağrışımı düşününce öyle: git-mek… Bense, nicedir, gidememeyi seçmiştim kendime. Gezginliği yurt edinmişken, düşlerime giren, yazarak, düşünerek sıklıkla dönüp durduğum çocukluk yurduma gidemiyordum bir türlü. Uzaklığın, ayrı kalmanın ne anlama gelebildiğini düşünmek bir yana; asıl beni düş sanrılarının ateş çemberlerinden geçiren gidememek düşüncesiydi. “Gidip gördüm […]

devamını oku »

Marcel Proust’un romancı belleği günümüz romancısının en çok gidip başvurabileceği bir kaynaktır bence! Kurduğu anakronik roman yapısı içinde bizlere gösterdiği dünya evet çok ilginç tanıklıkları içerir. Bir yüz yıl biterken, dönem Fransası’nın ihtişamının nasıl yaşandığı; ama bunun içinde barındırılan bütün hayatların döngüsünün  hangi ırmaklarda nasıl/ne yönde aktığını incelikli biçimde yansıtan Proust, burjuvazinin ve aristokrasinin ironik […]

devamını oku »

1./ Dille Var Olan kimlik Kimliğinin yansıma biçimlerine bakıyorum… Yazdıklarına yansıyan “ne/dir?” diye bir soru takılıyor elbette ki aklıma. Gene de, ben, onun neden farklı birçok “dışkimlik”te gezindiğini merak ediyorum. Ayrımlar koymak bir yana, bunları farklı potalarda eritmek başka çaba/iş gerektiriyor. Kimi zaman insan, yazarken “gerçek” kimliğini saklı tutmayı düşünmüyor değil. Ki; ben de birkaç […]

devamını oku »

Giwi Margwelaschwili’nin yazınsal ve felsefi anlayışı ve yapıtlarına ilişkin önemli bir başka yapıtı ‘Anlam Dünyaları’[1] (Verbrecher Verlag, Belin 2017) adını taşımaktadır. Cani (Almanca: Verbrecher) adlı yayınevinin kurucusu Jörg Sundermeyer’in bu filozof-yazarla özgeçmişi ve yapıtları üzerine yaptığı nehir söyleşiden oluşan bu kitap, anlatı kuramının anlatılaştırımının öyküsü olarak da okunabilir. Gürcistan’ın 1921’de Sovyetler Birliği’ne katılmasına karşı çıkan […]

devamını oku »

Almanya Humboldt Vakfı ve Tiflis Devlet Üniversitesi tarafından düzenlenen 31 Ekim- 6 Kasım 2019 arasında Tiflis’te ‘Öğelerin Ölçülemez Çeşitliliği; Doğanın, Dillerin ve Kültürlerin Araştırılmasında Humboldt’a Özgü Yollar’ adıyla düzenlenen, 15 ülkeden 60’a yakın bilimcinin katıldığı bilimsel etkinliğe katıldım. Çağrılı konuşmacı olarak tüm katılımcıların bulunduğu toplantıda ‘dil- düşünce ilişkisi ve Türk Dil Devrimi’ konulu bir bildiri […]

devamını oku »

Karşılaşma Dönüp dönüp okuma duygumu perçinleyen bir söz ırmağıdır Salâh Birsel’in anlatıcılığı. Evet, şiirle başlayan yolculuğunu  getirip denemede günlükte buluşturmuş; şiirden kopmamış, ama şiirin gizemli duruşunu öyküleyici bir anlatımla bu yeni yoluna taşımıştır hep. Denemeleri ve günlükleriyle yol alırken, bir gün arayıp kendisini kalkıp gittim. Ama bu öyle hemen olmadı. Telefondaki konuşmamızda bana Çatalçeşme Hatboyu […]

devamını oku »

-Her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. Fernando Pessoa 1 . Benim gök gözlü selvicanım, şimdi bilmelisin ki sözün okyanusuna açılıyoruz seninle. Turna katarı olmuş sevinçlerimle kendimi ehlileştiriyorum. Yani ayrılığı, özlemi, vuslatı yaşatan günleri hatırlamaktır bütün amacım. Canımı esriten, geçiş barınakları bildiğim yurtluklarıma uğruyorum önce. Yani acıyı, kavuşmayı yaşatan sözlere bağlanmaktır dileğim. 2. Ey […]

devamını oku »

Yeni Türk yazısına geçilmesinin en ateşli ve ilkeli savunucularının biri olan ve 27 Temmuz 1928’de Atatürk’e Dolmabahçe Sarayı’nda  ‘yeni yazı’ hakkında bilgi veren Falih Rıfkı Atay, “yeni yazının, dil sorununu da çözeceğini, yalnız Arap yazısını değil, Osmanlıcanın tasfiye edilmesini” sağlayacağını belirtir. “Biz bunları halka ve çocuklara nasıl öğretebiliriz” diyen Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a “yeni yazının, […]

devamını oku »

“Hayattan hikâye olarak söz etmek anlamlıysa,    yaşamaktan bir sanat olarak söz etmek de  anlamlıdır, çünkü hikâye bir sanat biçimidir.” William L. Randall                                                                        Tolstoy’u okurken gözledim; onda doğaya kavrayıcı bir bakış var. Gerçekliğini yansıttığı insanın duygu tonunu doğanın renkleriyle buluşturarak etkileyici  bir atmosfer yaratıyor. Bu da, onun dış dünya bilgisinin yansısını getirir. Gözlemevine  girenlerin yazıda […]

devamını oku »

“Belleğimiz bizim uyumumuz, varlık nedenimiz, davranışlarımız ve duygularımızdır. Biz onsuz hiçiz.”                                Luis Buñuel Yaşama alanlarına bakmadan belleğin çarşılarında dolaşamayız. Hatırlamak dediğimiz şey, eninde sonunda bizi bir mekâna götürüyor. Sonra, orada olup bitenlerin izlerini düşünüyoruz. Kalıcı olan ses/renk de bu hatırlananlardır […]

devamını oku »

1800’den sonra gelişmeye başlayan Türkçe bilincinin bazı öncülerini anmak gerekir. Bu öncülerden biri, 1862’de harflerin düzeltilmesini gündeme getiren Münif Paşa’dır. 1869’da Mustafa Celalettin Paşa Türk dilinin yenilenmesi için, Latin harflerinin kabul edilmesi gerektiğini dile getirmenin yanı sıra, kızına Latin harfleriyle Türkçe mektuplar yazmış, Türkçenin ‘arılaştırılmasına’ yönelik öncü çalışmalar yapmış ve halkın kolay öğrenmesi için, ‘Türkçenin […]

devamını oku »

“Kırılganlık hayatın bir parçası, yapıtaşlarından, ontolojik kökenlerinden biridir…” Eugenio Borgna Gözlerini kaçırmakla yetinmedi, sözcüklerini de esirgedi senden. Kaçış ve sığınışlar öyledir, baş edilemez duyguların barınağı yoktur. Şimdi anlıyordun neden kırlangıçlar yuvalarını kuytuluklara yapar, yaparken de kimselere gölgelerini göstermez; saklı tutar her bir çerçöpünü… İçler dışlar çarpımı bir hayatın avenesi olalı beri bu böyleydi. Bilirdin ki […]

devamını oku »

“Azgınca vuruyor şimdi çekicim, acımadan vuruyor onu tutsak eden taşa. Yongalar savruluyor: Varsın savrulsun!” Friedrich Nietzsche Sese gelen söz olunca yalnızlaşıyoruz madem, dindir bu çağıltıyı öyleyse. Aylanan  zaman diğerinin yerini alamayacağına göre, avuntuyu kaldır aradan. Göze göz, dişe diş çağı geride kaldı. Şenlik dediğin ne ki; mutsuzluk şiiri yazan da bir yazmayan da! Madem elinde […]

devamını oku »

“Biri benim hakkımda yazacaksa, onun ben olmasını yeğlerim.” Pedro Almodovar Pedro Almodovar’ın yeni filmi “Acı ve Zafer” her ne kadar kişisel tanıklığı/özyaşamı üzerine kurulu öyküler dizisinden oluşsa da; filmdeki ana izlek bellek ve hatırlama üzerinedir. Buradan bakınca anlatıcının/öyküsü anlatılanın (Salvador Mallo) zaman bakışının kişisel tanıklığının medcezirlerini içerdiğini gözleriz. O gelgit ânlarındaki hatırlama/bellek yolculuğu bir bakıma […]

devamını oku »

“Cehennemi cehennem yapan, acı değil sevinçtir.” Clarice Lespector Böyle ölünebilirmiş demek! Bunu da anladın. “Sessiz ölüm,” denilen, bu olabilir… Yudum yudum gelen, nefesinin gitmesi… Ötelere taşınan yürek ne anlatır ki sana, diyor içsesin. Başka bir göğün rengini anlamak niye sahi? İnsan nefes alabildiği yerdedir sevinciyle, cenneti cehennemiyle. Bırak kınamayı. Göz gördüğünü sever, yalanına da inanma […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z