Masthead header

Category Archives: okumalık

Geçtiğimiz günlerde bir kişisel bakım ve kozmetik mağazasında genç bir kız kapıdaki hırsızlık dedektörüne yakalandığı için mağaza çalışanları, AVM personeli ve galiba güvenlik tarafından yasalara aykırı şekilde alıkonmuş. Üstelik alıkoyan kişiler böyle bir yetkileri olmamasına karşın kızcağızı depoya götürüp üstünü aramaya cüret etmiş. Kelimenin tam anlamıyla, harfi harfine TACİZ etmişler. AVM’lerdeki güvenlik müsameresine kendilerini fazla […]

devamını oku »

Meltem Arıkan’a, onunla hatırlayıp paylaştığımız zamana. Bu günü bekledim. Kaç zamandır ilkgençlik çağımın semtine gitmek istiyordum. Başka bir ülkede, kara parçasında bir semt gibi uzağına düşmüştüm. Gidememek burcuna tutulmak da bu olsa gerek! Bütün yolları bilirsiniz, ama gidemezsiniz… Sanki, daha o yeni yetme çağlarında, kulağıma fısıldamıştı Lorca imkânsızın ne olabileceğini: Bilirim de yolları, Varamam Kurtuba’ya… […]

devamını oku »

Menzilini yitiren yolcunun bir fenere ihtiyacı var mıdır? Ne iş görür ki elindeki o parıltılı nesne? Oysa bir pusulası olmalı insanın her daim yanında. Göz  ışığı aralığında bakabileceği, belki de yer yer içine tutabileceği bir ayna gibidir o titreşen camlı göz! Çağrısız düş gibidir yitirilenin ardına düşmek. Hele bu yol yön kaybıysa… Bir insana gidiyorsanız […]

devamını oku »

Düşe döndük mü demeli şimdi yokluğunuza… Ya da bırakıp gitmelerin anlamını mı sorgulamalı yoksa… Sık sık sorguladığınız değil miydi “sonsuzluk nerede”? Peki, şimdi ne yapmalı bütün bu bırakıp gitmelerin yaşattığı boşlukları, acıları… İçerlediğimiz zamanları, hoyratlıkları, umarsızlıkları… Bir sözle başlamalı belki de sevgili John Berger. Yazdığınız “Otoportre” beni şu açıdan ilgilendiriyor; insan neyse onu yazar, bütün […]

devamını oku »

Açıp, “Düşünmek Acı Verir” bölümünü bir kez daha okudun romanın. Julien’in öyküsünde dünle bugünün “acı”sı vardı. Yaşanıp hatırlananla, yitirilip kavuşulan… Zamandan zamana geçişlerde dönüşülen durumların insanı nasıl değiştirdiğinin öyküsünü anlatırdı hep Stendhal. Kendinden çıkıp giden insanın öyküsünde başka ne bulabilirsiniz ki… Roman, biraz da bunları anlatmaz mı bizlere? Hele hele iyi romanlar, romancıların söyledikleri bu […]

devamını oku »

“(…) Her ciddi siyasi protesto mevcut olmayan adalete yapılan bir çağrı ve bu adaletin istikbalde gerçekleşeceğine dair bir umuttur; ancak protestoların birincil nedeni bu umut değildir. Karşı çıkmamak son derece onur kırıcı, küçültücü, ölümden de beter olacağı için protesto eder insan. Barikat kurarak, silahlanarak, açlık grevi başlatarak, omuz omuza haykırarak ya da yazarak karşı çıkar; çünkü gelecekte […]

devamını oku »

Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki […]

devamını oku »

“Ben bir geceyim, sen bir aysın madem, Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.” Mevlânâ/A.Kadir Bir çınıltı ötedesiniz. Geceniz gece değil. Tanımlanmış sözlerin duldasında her bakış. Şimdi, nafile deyip geçmenin mevsimindeyiz madem; hadi, unutun kurduğunuz bütün sözcükleri. Alt alta yazıp bir alfabe oluşturun yeniden. ZAMAN ve ACI arasına ince bir çizgi çekin. Ne söylerseniz bir eksiktir sonrası için. […]

devamını oku »

“Popüler Gerçek” oyununu ikinci kez izlediğimde, ilkinden daha farklı noktalara dair notlar aldığımı söylemeliyim. Dahası bir oyun, herhangi bir kitap okuması, film izlemesinden farklıdır. Başlayan ve biten, yinelenerek süren bir seyirdir tiyatro. Kısa bir zaman diliminde karşımıza çıkarılan konu/izlekler, oyuncuların oyun gücü/becerisiyle ve yönetmenin neyi/nasıl  söylemek istediğiyle buluşarak bir anlam oluşturur. Öyle ki; tiyatroda yansıtma […]

devamını oku »

-Mektuplarıma henüz yanıt vermeyen dostuma. Yazmak için ne bekliyorsunuz, hadi yazın; demeyeceğim size. Ama neden mektup yazmadığınızı/yazamadığınızı sormak isterim. Geçen gün Galatasaray Postahanesi’ne uğradım, bir dostuma yazdığım mektubu postaya vermek için. Bankonun önünde beklerken, “acaba  pul var mıdır,” diye de aklımdan geçirip duruyordum! Bu konuda deneyimlendiğim için biliyorum, olmayabilir; “zarfınızı makineden geçireceğiz,” diye tutturabilirlerdi de. Oysa, […]

devamını oku »

Arınma, yüzleşme çağrısı Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; bir oyun izleyerek yüzleşme, arınma yolculuğuna çıkabilirsiniz. Cem Uslu’nun yazıp yönetip, rol aldığı “Popüler Gerçek” oyunu günümüzün gerçekliklerine ayna tutuyor. Öyle bir ayna ki bu, Stendhal’in söylediğinin benzeridir: Hayatımızı sarmalayan, yozlaşmamızı, yabanlığımızı, birbirimize yaptığımız eziyetleri, tutsak olduklarımızı, bağımlı kaldıklarımızı bir bir karşımıza çıkarıyor. İzlerken düşünüp, gülümserken ağlamaya hazırlanıp, […]

devamını oku »

Giden söz Akdeniz kanatlandırır sizi. Renk ağışması ta dağlardan başlar. Toros Dağları’na yaslanan kent, denizin mavisiyle yeşilini buluşturur. Öyle ki; burada bir yanda sonsuzluk duygusunu yaşarken, ötede de bir yere bağlılık aidiyetini hissettirir. Bunun içinde,  yarımadaya kurulan kaleyi seyre çıkmanız yeterlidir. Yüksekliği seyre çıkmanız yeterlidir. Yüksekliği denizden 250 metre. Surların uzunluğu 6,5 km. 13. yüzyılda […]

devamını oku »

Umut Sarıkaya’nın karikatürlerini Penguen ve sonrasında Uykusuz yıllarında izledim. Sarıkaya bir süredir tek kalem takılıyor. Neredeyse tamamını tek başına yazıp çizdiği üç aylık N’aber adında bir dergi çıkarıyor(du). Derginin her sayısı için ortaya koyduğu emek benim ölçümle 250-300 sayfalık bir romanı tamamlamaya eş değer… Tam zamanlı olarak bununla uğraşıyor olsa bile insanın böyle bir odaklanma […]

devamını oku »

Eğitimdeki tartışmaların ucu gelip insan yetiştirmeye dayanıyor. Nasıl bir birey yetiştirmeliyiz? Bu sorunun birçok yanıtı olmakla birlikte amaçlananın arka planını da görmek gerek. Sıklıkla yinelediğimdir: Cumhuriyet Osmanlı’nın çözemediği iki temel sorunu almıştır; ilki toprak sorunu, diğeri aile. Ne yazık ki, bunu çözümleyebilmiş değildir. İnanç eksenli siyasetle, henüz kendi aydınlanmasını yaşayamamış, sanayileşememiş bir ülkede bu sorunlar […]

devamını oku »

Her gün yeni bir derse, öğrenme yolculuğuna başlarcasına başlarım güne. Yeni ve bilinmez her şey beni ilgilendirir. Sürekli yeni bilgiler, yeni merakların peşinden giderim. Öğrenmenin tutsağı biriyim diyebilirim kendime. Gene de, insan, kendini alıp bir yere taşımak istemine kapıldığında şunu ânlar; kendimi görmek istiyorum. Ben bunu daha çok yazıda çıktığım yolculuklarım için söyleyebilirim. Giderken “ben” […]

devamını oku »

ELEŞTİRİ, şöyle yazın/böyle yazın demek olmadığına göre; edebiyata da kalıpları olan bir tanım getirmek zordur. Geçmişte, “iyi ve güzel duyguların anlatımı” denilerek sığ bir tanım getirilmişse de; günümüzde artık edebiyat çok farklı anlamlar/tanımlar içermektedir. Hatta öyle ki; her yazan yazdıklarıyla, edebiyata yeni bir tanım getirebilir. Aynı dönemde yazan, ihtimal, birbirlerini de dikkatle okuyan Virginia Woolf […]

devamını oku »

Sabah uykudaydı herkes. Bahçe kapısını aralayıp sokağa çıktın. Pazaryerinin geceden kalan döküntüleri ilk gözü alanlardı. Adımlarken sokağı bir baştan bir başa, cırcır böceklerinin cırıltısına verdin  kendini. Bahçeli taş evler kasabanın nişanesi adeta. Mekânı kendi içinde saklı tutan o yeşil kümelere baka baka başka sokaklara geçtin. Kendi labirentini kuran bir yer. Gene de eski yerleşim yeri […]

devamını oku »

Benlik sanrısı yaşamadan var olmak mümkün müdür? Hele şu çağda! Savaşların ve inanç tellallığının süredurduğu bir zamanda… Eğitim, bilgi, aklın egemenliğindense güdülerin belirleyici olduğu; insan ruhunu tutsak alan zihniyetlerin deccallığa büründüğü bir dünyada sanrısız yaşamak, kaygı ve endişe içinde olmamak mümkün mü?! Ruh aşınması, kimlik çözülmesi diyorum böylesi durumlarda sıkışıp kalmışlıklarımıza. İnsanın dar zamanı da […]

devamını oku »

İyi ve vicdanlı yazarın her zaman öğretici/uyarıcı olduğuna inanmışımdır. İster edebî, ister siyasî, ister tarihî konularda yazsın; bilgiyi vicdanla buluşturamadığı sürece yaptığı şeyin adı “hamaset”tir. Günümüzde bu türden yazıcılar pıtrak gibi her yandadır. Yazdıklarının sürekli okuru olduğum Soner Yalçın’ın yeni kitabı “Galat-ı Meşhur: Doğru Bildiğimiz Yanlışlar”ı okurken; yakın tarihimizin seyrine uzanıp, topraklarımızın bu türden insanları […]

devamını oku »

“Yeni Türkiye” nidasıyla ortalığa düşenler “15 Temmuz” kuşatma hareketini iyi okumak zorundadırlar. Bu kuşatma çok öncelerden başlamıştı. Ve herkes, her kesimden insan bu toplumda üç maymunu oynuyorlardı sürekli. Onların mankurt maskelerine aldanıyordu kimileri, kimileri de o “dindar”lık kisvesine inanıyordu; ama çoğumuz da “bize dokunmuyor” diyerek umursamazlıktan geliyorduk. Hanibal Censeric’in analizini okuyunca olup biten daha bir […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z