Masthead header

Category Archives: okumalık

Sızılı bir bellekle, içli duygularla yazan bir anlatıcıyla yıllar önce karşılaştığımı bana hatırlatan bir roman masamda duruyordu. Dahası, romancının o ilk romanıyla yenisi aynı zarftan çıkmıştı. Önceki yıl okuduğum romanından hatırımda kalanları düşündüm bir ân… Belleğime iz düşüren bir bölümü vardı romanın. Kederli bir iyimserlikten söz ediyordu hatırladığımca. Umutlu olabilmenin yaşanılan zamanın en küçük zerresindeki […]

devamını oku »

O sesle yaşadın günlerce gecelerce… Çınıltısı bakışlarınızın alevini taşıyordu. Kederli ânınızda bile kopmuyordunuz yaşama ışıltısından. Bazen havai fişeği gibiydi sözleriniz, bazen içli. Duygu yüklüydü her haliniz. Kendini taşıyan bakışınızı sakınmadan yansıtıyordunuz duygularınıza. Öyle ki, aranızda durdurulan bir zaman var. Rüyası kabus, hatırlayışları elem. Yetindiren bir duygunun kapılarını kapayalı çok oldu. Şimdi sessizliğin diliyle kuruyorsun her […]

devamını oku »

Yazarın yolculuk seyri nerede başlar? Böyle bir sorunun ilk yanıtı şudur: başka yazarların yazdıklarıyla. Kuşkusuz o seyre çıkmak önemlidir. Yazının başlama noktasıdır bu okumalar. Bilmeden, bazen de anlamadan, hatta geleceği(ni) de görmeden yalnızca okuruz. Bu okumalar, zamanla, bizde bir bakış açısıyla birlikte belli bir birikim, yorumsama/kavrama gücü oluşturur. Hatta başka alanlara yazı/sanat/bilim disiplinlerine ilgimizi de […]

devamını oku »

Sese ne kadar duyarlısınız? Peki kokuya? Dokunma duyunuz nasıldır, ya tatlarla aranız? Sahi görmek yalnızca ışık mıdır sizin için; nesneler, biçimler…ve daha birçok şey… Sorarım size, görme yolculuğunuzda başat olan nedir öyleyse? Bunun farklı farklı biçimlerini bize hatırlatır ya John Berger. Gene de ben görmek deyince, ilkten şunları sıralarım zihnimde: Bir şeyi görmek, Kendini görmek, […]

devamını oku »

-Fulya’ya, acı’ya itirazı olan öğrencisine. Aramızdaki zaman bizi geçitsiz kılıyor madem, söze dönmeliyiz yüzümüzü. Avutan değil, sağaltıp yol aldıran… Bağlanmanın dilini öğreten söze dönmeli… Bir mitos yaratarak arınmayı seçiyoruz her zaman; dahası acıdan kopuşun, bunun tekrarına dönmemenin tek yolu  tabulaştırdığımızın verdiği sızıyı sağaltmak… İşte bu da bizi yaratısal olanın iklimlerine yöneltiyor. Yani yüzümüzü döndüğümüz her […]

devamını oku »

“Eğer nostalji, bugüne karşı saldırgan ve dışlayıcı         olursa, vazgeçmek en iyisidir.”                                   Michel Foucault Gözlerimi karartarak düşündüm! Evet. Kapamadım. Aramızdaki mesafenin rengini görmek istedim yalnızca. Bende  yaşayanları, unuttuklarımı, bir imgeyle hatırladıklarımı… Evet; her birinin bir rengi varmış belleğimde. Bunu ise şimdi görebiliyorum. Durup dururken hatırlayamaz,  o mekânlara gidemez, insanlarla geçen zamanlarınıza dönemezsiniz. Mesafe zamanın geçmişliğinin, uzaklığının, […]

devamını oku »

Yazar olmanın ilk koşulu en az on altı defa “Bildiğini yaz!” diye uyarılmaktır. İkinci koşulu ise yayıncılık hayatınızın geleceği ile ilgili korkular tarafından kemirilmektir; fakat bu başka bir gün değinilecek bir konu. “Bildiğini yaz” yazı yazmanın ana kurallarından biri olmasına karşın çoğu zaman doğrudan ziyade yanlış bir yönlendirmedir. Kuşkusuz yazarlar yalnızca kişisel deneyimlerini yazsalar kurgusal […]

devamını oku »

Şu son iki ay sosyal medya ile ilişkimi tamamen koparmış bulunmaktayım. Ve geri dönebileceğimden de emin değilim.  Geçenlerde kocamla birlikte iki yıldır ilk defa tatile çıktık. İkimiz de uzun zamandır o kadar ağır çalışıyorduk ki, dinlenip gevşemeye çok ihtiyacımız vardı. Ben kitabımın son kontrollerini tamamlayıp teslim etmiştim. Tam bir ay boyunca bir sürü aile ziyareti […]

devamını oku »

Öyle görünüyor ki yazma zanaati ile ilgili her usta yazarın kendine özgü bir sırrı var, ama bunların içinde belki de en kalıcıları Alman edebiyat eleştirmeni, filozof, deneme yazarı Walter Benjamin’inkiler. İşte, Benjamin’in yazarlık tekniğine ilişkin olarak sunduğu on üç temel ilke:  Büyük bir iş için kolları sıvayan kişi kendine karşı merhametli olmalı, ancak sonraki çalışma öncesinde […]

devamını oku »

Margaret Atwood’un yazmak üzerine on maddelik listesi şöyle: Uçakta yazmak için yanınıza kurşunkalem alın. Tükenmezler akıyor. Ama ya kurşunkalemin ucu kırılırsa, yanınızda bıçak taşıyamayacağınız için uçakta onu açamazsınız. Bu yüzden yanınızda iki kurşunkalem olsun. Eğer iki kurşunkalemin de ucu kırılırsa, onları metal ya da cam bir tırnak törpüsüyle kabaca bileyebilirsiniz. Yanınıza üzerine yazmak için bir […]

devamını oku »

Yazar olarak kişisel tecrübelerim bir yana, çok sayıda yazar dostum var; yazar olan akrabalarım, arkadaşlarım ve zamanında çıktığım insanlar…  Yani bir yazarla olabilecek ilişki durumlarını farklı açılardan gözlemledim diyebilirim. Böylece yakın olduğum yazarlara destek olmanın en iyi yollarından birkaç tanesini sıraladım sanırım. Her ne kadar “standart beden, herkese olur” gibi bir seçenek bulunmadığını hatırlamakta fayda […]

devamını oku »

Bir kitabı sadece kapağına göz gezdirip yargılamamız pek beklenen bir şey değil elbette, ama bu yazının bağlamında yalnızca bu konuya odaklanacağız.  Şu sembolik özdeyişe katılmadığımı söylemiyorum -var ya şu “İnsanları deri renklerine ya da kafalarına giymek istedikleri şeylere göre yargılama!..” meselesi. Bunun tamamen yanındayım. Söylemeye çalıştığım özdeyişin yanlış olduğu değil, ama kitaplar için geçerli olmadığı. […]

devamını oku »

“Herkesin meselesi kendi biçimini yaratır sonuçta.”  Toni Morrison Sürekli yazan biri olarak, asıl yazmak istediğim “şey”i beklediğimi/beklettiğimi söylersem; bu size abartılı gelmemeli. Evet, biliyorum ki yazı/yazmak benim işim, uğraşım. Her konuda, her durum ve ortamda yazabiliyorum. Kendime yer açtığım en küçük alan/yer/mekân/masa o ân benim için yazı/okuma adasına dönüşebiliyor. Böyleyken, bekleyen nedir diyeceksiniz! Birkaç ailenin, […]

devamını oku »

“Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın  mutluluğu beni ürpertiyor.” Fernando Pessoa Başka bir dilde, başka bir zamanda konuşuyordunuz onunla. Aranızda akıp  giden sözlerin her birinin bükümlendiği yerde bir bahçe kurma düşü gibi yeni diller, yeni imgeler yaratıyordunuz. Şimdi uzağındasınız her şeyin. Zamanın uğultusu sarmış dört bir yanı. Canhıraş kaygılar, sığıntı çadırlarının gölgelediği bakışlar adlandırılmayı bekliyor ötede. […]

devamını oku »

“Veda edenin sevilmesi ne kadar daha kolaydır.” Walter Benjamin Zaman kendini günbatımının kollarına bırakmıştı. Trenin aheste beste yanaştığı bu ara istasyondaki küçük gar binasının alınlığındaki yazıyı okuyup emin olduktan sonra valizimi alıp aşağı inmiştim. Ortalıkta derin bir sessizlik, hat boyunda gezinen, duran insanlarda koygun bir yalnızlık esintisi vardı. Yüzümü yalayan rüzgâr bunu anlatıyordu sanki. Puhu […]

devamını oku »

Mark Twain’in o gençlik düşleri yamandır. Siz o koca nehir Mississippi’yi bir baştan bir başa kat etmeyi merak edin… Kalkın nehirde çalışan buharlı gemilerden birine seyrüseferci olun… Gemi işletmecisi Horace Bixby’nin yanında bu işe başladığında, onun her bir önerisi, talimatı onun bu yolculuklarını zenginleştirir. Öyle ki; bir defter açıp ilk notlarını buharlı gemilerde yazmaya başlar. […]

devamını oku »

Yaşarken, ilk adım ve sonrasında ne kadar farkındasınız hikâyenizin? Adım adım sizi bir yere taşıyan, sonrasında yaşadığınız her âna izdüşüren, anlam katan… Evet evet, sizin hikâyenizden söz ediyorum. Size neden/niçin yaşadığınızı sorduran, varlığınızın, hatta varoluşunuzun rengi, soluğu olan hikâyenizden… Bunu nerede nasıl yaşadığınız elbette ki önemli. Sizi siz yapan şeyin sesi soluğu da orada bükümleniyor […]

devamını oku »

I. Songül Öztürk –belki herzamanki gibi herşeyin arka yüzündeki kötülükleri görmeye alışık olduğumdan- Aziz Nesin -belki herzamanki gibi söylenenlerin söylenmeyenlerin örtüsü olduğunu görmeye alışık olduğumdan-  Mehmet Nusret nasıl Aziz Nesin oldu: Mehmet dedesinin adı, Tanrı yardımı, başarı, üstünlük anlamına gelen Nusret ise Çanakkale Savaşının en kızgın, en civcivli zamanında savaşı kazanma dileğinin bir ifadesi… Nesin […]

devamını oku »

“Umut bizi hep yarı yolda bırakır, Keder ise asla Bu yüzden bazılarımız tercih ederler Bilinen kederi bilinmeyen kedere Umut bir yanılsamadır onlara göre Onlar kedere aldanmamışlardır.”  Juan Gelman Say ki gözlerinle hiç görmedin. İşitmedin sesini. Dokunmadın, yanmadı parmak uçların. Nefesin nefesine karışmadı. Geceyi uzatmadınız. Sabah hiç gündoğumunuz olmadı… Say ki yeni bir alfabe kurmadınız. Uzaklıkları […]

devamını oku »

Sözü öteye aldınız madem, kabullenmeli bu yabanlığı. Unutmalı da zamanınızı sizin. Ne eşikte beklemeli, ne de geçitler yaratmalı. Endişe de bir çağrıdır, bunu bilmiyorsunuz madem; neden konuşup durmalı böyle. Kendinizi nasıl adlandırır, tanımlarsanız tanımlayın; iyi söz, iyicil bakış hayatın içinden akıp duruyor. Açıp okuyorum Silvina Ocampo’nun “Sonsuz Kule”sini. İçimin yurdunun renkleri canlanıyor birden. Bir keşif […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z