Masthead header

Category Archives: okumalık

Aslı Biçen’in üç anlatısını (“Elime Tutun”, 2005; “İnceldiği Yerden”, 2008, “Tehdit Mektupları”, 2011)  aynı anda okumaya başladım. Buna paralel okumalar da denebilir. Eğer notlar alarak okuyorsanız, bu karşılaştırmalı okumanın o yazarın anlatı dünyasına bakmanız/kavramanızda yararı var. Biçen’in üç romanında belirgin birkaç özelliği hemence öne çıkıyor: Ele aldığı konunun içeriği, Gerçeklik duygusu, Dil tutumu, Kurgu yetkinliği, […]

devamını oku »

Kars’a gittiğim zaman, Cemal Süreya’nın Göçebe’si, bir de Behçet Necatigil’in Evler’i çantamdaydı. Sarıkamış’ta, istasyonda, treni beklerken okuyordum Necatigil’i. Evden kopuşun dönencesine girmiş, göçebe iklimi tanımıştım.  O sıralar  henüz lisede öğrenci, İller Bankası Sarıkamış Su İşleri Şantiyesi’nde  yazlık puantördüm. Bir zaman aralığı yaratarak gidip Kars’ı görmeye karar vermiştim. Yola çıkarken, Süreya’nın “Kars” şiiri de ezberimdeydi: “Öyle […]

devamını oku »

Cemal Süreya’nın dert/iş ve gönül mektuplarını biliriz de, onca yazılanlar arasından edebî yolculuğuna dair olanına pek rastlamayız. Neyi nasıl yazdığı, bunlar üzerine ne düşündüğünden çok da söz etmez. Bunların çoğu ölümünden sonra yayımlananlar. Bir yazarın yaşarken mektuplarının yayımlanması ne kadar doğru değilse, yitiminden sonra rasgele yayımı da hiç hoş değil. Mektup yayımlanmak için yazılmaz. Eğer […]

devamını oku »

“Bir Yazarınız Olmalı” seminerlerimin köşetaşı  yazarlarındandır Balzac. Seminer notlarımın akışında dile getirdiklerimin bir ucu mutlaka ona, Stendhal’e, Flaubert’e çıkar. Balzac’ı çağdaşlarından farklı kılan birçok neden/yan var. Bunları sıralamak yerine onu bir yanından okumaya başlamak gerek diye düşünürüm. O başlama noktanız hangi yapıtıyla olursa olsun, sizi kendi merakları kadar düşüncelerinin de ardına düşürür Balzac. Onunla romanın […]

devamını oku »

Burada size  Rebecca Solnit’in yazdıklarından söz etmiş olmalıyım. Dahası onun her insana, insandan insana giden her yaşama yolcusuna çağrısı olan düşüncelerinden… İnsana gitmek… Hep gösteren ama kendini görmeyen bir ayna gibidir tıpkı. Vardığınızı sandığınız yerde, bir bakmışsınız ki katılaşan bir bakışla ya da sözle çıktığınız yerden aşağı yuvarlanıp kalmışsınız. Yeni baştan güç toplayıp gitmek… Belki […]

devamını oku »

Eminim ki bir gülme tutmuştur sizi bu başlığı görünce! O zaman dinleyin beni: Önceki gün, sanırım ülkemizde bir ilk (ama dünyanın en büyüğü değil kuşkusuz); “Penfest” adı verilen bir kalem festivaline konuşmacı olarak katıldım. Buket Uzuner ile karşılıklı konuşmamızı Metin Uca’nın sorularıyla izleyicilere taşıdık. Açılışta Doğan Hızlan, Nabi Avcı da vardı. Daha birkaç kalemsever oradaydı […]

devamını oku »

Şunu hemen söylemeliyim ki; Emine Uşaklıgil’in Serra Yılmaz’la gerçekleştirdiği konuşma/anlatı kitabı uzunca süredir düşünüp tasarladığım, yapmak istediğim bir kitaptı. Biri tiyatro, diğeri de müzik ve edebiyat  dünyamızdan iki kişiyle bu kitabın kuruluşunu enine boyuna konuştuğumuzda; “dedim- dedi”nin ötesinde bir kurguyla oluşmasında hemfikirdik. Ama bunu gerçekleştirmek için uzunca bir (tanıma/yakın duruşu içeren) süreç gerekiyordu. Yoksa böylesi […]

devamını oku »

“Misafir”, bir delirme/cinnet öyküsü mü? Bir bakıma “evet”! Ama salt böyle bakarsak eksik, hatta yetersiz kalır bakışımız. Romancı, burada, bir akıl hastanesi ekseninde insanın/toplumun ruh sağlığının nerede/nasıl/niçin bozulabildiğinin altını çizer. Ve daha başka şeyler de anlatır elbette. Acının ve ironinin buluştuğu iklimden söz edişi, örneğin. Bu yalnızca bireyin/insanın yaşadığı toplum düzeni, aile/insan ilişkilerindeki akıl sağlığının […]

devamını oku »

Sızılı bir bellekle, içli duygularla yazan bir anlatıcıyla yıllar önce karşılaştığımı bana hatırlatan bir roman masamda duruyordu. Dahası, romancının o ilk romanıyla yenisi aynı zarftan çıkmıştı. Önceki yıl okuduğum romanından hatırımda kalanları düşündüm bir ân… Belleğime iz düşüren bir bölümü vardı romanın. Kederli bir iyimserlikten söz ediyordu hatırladığımca. Umutlu olabilmenin yaşanılan zamanın en küçük zerresindeki […]

devamını oku »

O sesle yaşadın günlerce gecelerce… Çınıltısı bakışlarınızın alevini taşıyordu. Kederli ânınızda bile kopmuyordunuz yaşama ışıltısından. Bazen havai fişeği gibiydi sözleriniz, bazen içli. Duygu yüklüydü her haliniz. Kendini taşıyan bakışınızı sakınmadan yansıtıyordunuz duygularınıza. Öyle ki, aranızda durdurulan bir zaman var. Rüyası kabus, hatırlayışları elem. Yetindiren bir duygunun kapılarını kapayalı çok oldu. Şimdi sessizliğin diliyle kuruyorsun her […]

devamını oku »

Yazarın yolculuk seyri nerede başlar? Böyle bir sorunun ilk yanıtı şudur: başka yazarların yazdıklarıyla. Kuşkusuz o seyre çıkmak önemlidir. Yazının başlama noktasıdır bu okumalar. Bilmeden, bazen de anlamadan, hatta geleceği(ni) de görmeden yalnızca okuruz. Bu okumalar, zamanla, bizde bir bakış açısıyla birlikte belli bir birikim, yorumsama/kavrama gücü oluşturur. Hatta başka alanlara yazı/sanat/bilim disiplinlerine ilgimizi de […]

devamını oku »

Sese ne kadar duyarlısınız? Peki kokuya? Dokunma duyunuz nasıldır, ya tatlarla aranız? Sahi görmek yalnızca ışık mıdır sizin için; nesneler, biçimler…ve daha birçok şey… Sorarım size, görme yolculuğunuzda başat olan nedir öyleyse? Bunun farklı farklı biçimlerini bize hatırlatır ya John Berger. Gene de ben görmek deyince, ilkten şunları sıralarım zihnimde: Bir şeyi görmek, Kendini görmek, […]

devamını oku »

-Fulya’ya, acı’ya itirazı olan öğrencisine. Aramızdaki zaman bizi geçitsiz kılıyor madem, söze dönmeliyiz yüzümüzü. Avutan değil, sağaltıp yol aldıran… Bağlanmanın dilini öğreten söze dönmeli… Bir mitos yaratarak arınmayı seçiyoruz her zaman; dahası acıdan kopuşun, bunun tekrarına dönmemenin tek yolu  tabulaştırdığımızın verdiği sızıyı sağaltmak… İşte bu da bizi yaratısal olanın iklimlerine yöneltiyor. Yani yüzümüzü döndüğümüz her […]

devamını oku »

“Eğer nostalji, bugüne karşı saldırgan ve dışlayıcı         olursa, vazgeçmek en iyisidir.”                                   Michel Foucault Gözlerimi karartarak düşündüm! Evet. Kapamadım. Aramızdaki mesafenin rengini görmek istedim yalnızca. Bende  yaşayanları, unuttuklarımı, bir imgeyle hatırladıklarımı… Evet; her birinin bir rengi varmış belleğimde. Bunu ise şimdi görebiliyorum. Durup dururken hatırlayamaz,  o mekânlara gidemez, insanlarla geçen zamanlarınıza dönemezsiniz. Mesafe zamanın geçmişliğinin, uzaklığının, […]

devamını oku »

Yazar olmanın ilk koşulu en az on altı defa “Bildiğini yaz!” diye uyarılmaktır. İkinci koşulu ise yayıncılık hayatınızın geleceği ile ilgili korkular tarafından kemirilmektir; fakat bu başka bir gün değinilecek bir konu. “Bildiğini yaz” yazı yazmanın ana kurallarından biri olmasına karşın çoğu zaman doğrudan ziyade yanlış bir yönlendirmedir. Kuşkusuz yazarlar yalnızca kişisel deneyimlerini yazsalar kurgusal […]

devamını oku »

Şu son iki ay sosyal medya ile ilişkimi tamamen koparmış bulunmaktayım. Ve geri dönebileceğimden de emin değilim.  Geçenlerde kocamla birlikte iki yıldır ilk defa tatile çıktık. İkimiz de uzun zamandır o kadar ağır çalışıyorduk ki, dinlenip gevşemeye çok ihtiyacımız vardı. Ben kitabımın son kontrollerini tamamlayıp teslim etmiştim. Tam bir ay boyunca bir sürü aile ziyareti […]

devamını oku »

Öyle görünüyor ki yazma zanaati ile ilgili her usta yazarın kendine özgü bir sırrı var, ama bunların içinde belki de en kalıcıları Alman edebiyat eleştirmeni, filozof, deneme yazarı Walter Benjamin’inkiler. İşte, Benjamin’in yazarlık tekniğine ilişkin olarak sunduğu on üç temel ilke:  Büyük bir iş için kolları sıvayan kişi kendine karşı merhametli olmalı, ancak sonraki çalışma öncesinde […]

devamını oku »

Margaret Atwood’un yazmak üzerine on maddelik listesi şöyle: Uçakta yazmak için yanınıza kurşunkalem alın. Tükenmezler akıyor. Ama ya kurşunkalemin ucu kırılırsa, yanınızda bıçak taşıyamayacağınız için uçakta onu açamazsınız. Bu yüzden yanınızda iki kurşunkalem olsun. Eğer iki kurşunkalemin de ucu kırılırsa, onları metal ya da cam bir tırnak törpüsüyle kabaca bileyebilirsiniz. Yanınıza üzerine yazmak için bir […]

devamını oku »

Yazar olarak kişisel tecrübelerim bir yana, çok sayıda yazar dostum var; yazar olan akrabalarım, arkadaşlarım ve zamanında çıktığım insanlar…  Yani bir yazarla olabilecek ilişki durumlarını farklı açılardan gözlemledim diyebilirim. Böylece yakın olduğum yazarlara destek olmanın en iyi yollarından birkaç tanesini sıraladım sanırım. Her ne kadar “standart beden, herkese olur” gibi bir seçenek bulunmadığını hatırlamakta fayda […]

devamını oku »

Bir kitabı sadece kapağına göz gezdirip yargılamamız pek beklenen bir şey değil elbette, ama bu yazının bağlamında yalnızca bu konuya odaklanacağız.  Şu sembolik özdeyişe katılmadığımı söylemiyorum -var ya şu “İnsanları deri renklerine ya da kafalarına giymek istedikleri şeylere göre yargılama!..” meselesi. Bunun tamamen yanındayım. Söylemeye çalıştığım özdeyişin yanlış olduğu değil, ama kitaplar için geçerli olmadığı. […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z