Masthead header

Category Archives: okumalık

“Herkesin meselesi kendi biçimini yaratır sonuçta.”  Toni Morrison Sürekli yazan biri olarak, asıl yazmak istediğim “şey”i beklediğimi/beklettiğimi söylersem; bu size abartılı gelmemeli. Evet, biliyorum ki yazı/yazmak benim işim, uğraşım. Her konuda, her durum ve ortamda yazabiliyorum. Kendime yer açtığım en küçük alan/yer/mekân/masa o ân benim için yazı/okuma adasına dönüşebiliyor. Böyleyken, bekleyen nedir diyeceksiniz! Birkaç ailenin, […]

devamını oku »

“Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın  mutluluğu beni ürpertiyor.” Fernando Pessoa Başka bir dilde, başka bir zamanda konuşuyordunuz onunla. Aranızda akıp  giden sözlerin her birinin bükümlendiği yerde bir bahçe kurma düşü gibi yeni diller, yeni imgeler yaratıyordunuz. Şimdi uzağındasınız her şeyin. Zamanın uğultusu sarmış dört bir yanı. Canhıraş kaygılar, sığıntı çadırlarının gölgelediği bakışlar adlandırılmayı bekliyor ötede. […]

devamını oku »

“Veda edenin sevilmesi ne kadar daha kolaydır.” Walter Benjamin Zaman kendini günbatımının kollarına bırakmıştı. Trenin aheste beste yanaştığı bu ara istasyondaki küçük gar binasının alınlığındaki yazıyı okuyup emin olduktan sonra valizimi alıp aşağı inmiştim. Ortalıkta derin bir sessizlik, hat boyunda gezinen, duran insanlarda koygun bir yalnızlık esintisi vardı. Yüzümü yalayan rüzgâr bunu anlatıyordu sanki. Puhu […]

devamını oku »

Mark Twain’in o gençlik düşleri yamandır. Siz o koca nehir Mississippi’yi bir baştan bir başa kat etmeyi merak edin… Kalkın nehirde çalışan buharlı gemilerden birine seyrüseferci olun… Gemi işletmecisi Horace Bixby’nin yanında bu işe başladığında, onun her bir önerisi, talimatı onun bu yolculuklarını zenginleştirir. Öyle ki; bir defter açıp ilk notlarını buharlı gemilerde yazmaya başlar. […]

devamını oku »

Yaşarken, ilk adım ve sonrasında ne kadar farkındasınız hikâyenizin? Adım adım sizi bir yere taşıyan, sonrasında yaşadığınız her âna izdüşüren, anlam katan… Evet evet, sizin hikâyenizden söz ediyorum. Size neden/niçin yaşadığınızı sorduran, varlığınızın, hatta varoluşunuzun rengi, soluğu olan hikâyenizden… Bunu nerede nasıl yaşadığınız elbette ki önemli. Sizi siz yapan şeyin sesi soluğu da orada bükümleniyor […]

devamını oku »

I. Songül Öztürk –belki herzamanki gibi herşeyin arka yüzündeki kötülükleri görmeye alışık olduğumdan- Aziz Nesin -belki herzamanki gibi söylenenlerin söylenmeyenlerin örtüsü olduğunu görmeye alışık olduğumdan-  Mehmet Nusret nasıl Aziz Nesin oldu: Mehmet dedesinin adı, Tanrı yardımı, başarı, üstünlük anlamına gelen Nusret ise Çanakkale Savaşının en kızgın, en civcivli zamanında savaşı kazanma dileğinin bir ifadesi… Nesin […]

devamını oku »

“Umut bizi hep yarı yolda bırakır, Keder ise asla Bu yüzden bazılarımız tercih ederler Bilinen kederi bilinmeyen kedere Umut bir yanılsamadır onlara göre Onlar kedere aldanmamışlardır.”  Juan Gelman Say ki gözlerinle hiç görmedin. İşitmedin sesini. Dokunmadın, yanmadı parmak uçların. Nefesin nefesine karışmadı. Geceyi uzatmadınız. Sabah hiç gündoğumunuz olmadı… Say ki yeni bir alfabe kurmadınız. Uzaklıkları […]

devamını oku »

Sözü öteye aldınız madem, kabullenmeli bu yabanlığı. Unutmalı da zamanınızı sizin. Ne eşikte beklemeli, ne de geçitler yaratmalı. Endişe de bir çağrıdır, bunu bilmiyorsunuz madem; neden konuşup durmalı böyle. Kendinizi nasıl adlandırır, tanımlarsanız tanımlayın; iyi söz, iyicil bakış hayatın içinden akıp duruyor. Açıp okuyorum Silvina Ocampo’nun “Sonsuz Kule”sini. İçimin yurdunun renkleri canlanıyor birden. Bir keşif […]

devamını oku »

“Az gelir övgülerim ve benim gökleştirmelerim, Benim sitayişlerim, benim övgülerim.” Boris Pasternak “Tabii ki bilmezsiniz, annemden hiç söz etmedim size. Konuşmuyoruz uzunca bir süredir onunla.” Kolay yaşamaktan söz etmişti. İnsanın istediklerini yapabilmesi için ekonomik  rahatlığının olması gerektiğini dillendiriyordu. Söz bir ânda başka bir yöne evrilmişti. Senin aklın gözlerinin kızarıklığındaydı, bakışlarındaki öfkede, elindeki buz torbasında… Soru […]

devamını oku »

İnsanlara hep ömür boyu hiç bıkmadan yaşayacağı mevsimler, iklimler sorulur. Ama hangi mevsimde ölmeyi yeğleyeceği sorulmaz. Zira o “test sorusu”, yüzleştirir. Oysa önemlidir. Kendi payıma, ölmeyi zaten istemem de… Yazın ölmeyi asla istemem. Pat diye gelmezse… Ölümle yaz sıcağında, sonu belli, uzunca bir muharebeye girersen… Kan-ter içinde beklersen,ölmeyi… “Güllerin içinden canım, koşarak koşarak gel bana […]

devamını oku »

“Böyle olmalıydı bizim yolculuklarımız;  ciddi ve belleğe kazınabilir.”  Elizabeth Bishop     Geçkin bahar kuşudur ebabil. Sen unut tufeyli gönüllünün sesini. Avuntudur bu, baharları karşılar nasılsa. Çığlık çığlığa olsan ne fayda, göz gözü görmüyor el ele ulaşmıyor madem. Bırak, ufalansın aranızdaki zaman. Kimdir sesini sessiz kılan, o yana dön. Unut çağcıl acıyı, zaman teraneleri isyanda madem. De […]

devamını oku »

Yer, zaman/mekân, gerçeklik duygusu açısından “Ahlat Ağacı”nı bir “taşra filmi” olarak okumak pek mümkün değil! Bir anlatıcı olarak Nuri Bilge Ceylan’ın, sinemasını konumlandırdığı gerçeklik ve bakışında en temel olgu olan ZAMAN bütün boyutlarıyla anlatılan hikâyede yer eder. Buradaki esas öğenin görüntü/resim olduğunun bilincinde bir anlatıcı olarak; her şeyi bunun gerçeklik duygusu, imgesel yaratımı üzerine kuruduğu […]

devamını oku »

Sinemada, edebiyatta bir yeri bir duyguyu anlatmak önemlidir. Hele o yeri, duyguyu iyi biliyor, hissediyor ve yaşıyorsanız bunu iyi anlatmak sizin vazgeçilmezinizdir. Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi “Ahlat Ağacı” dokunaklı bir film. Hem bu nedenlerle, hem de orada adeta bir Türkiye senfonisi yarattığından… Filmi izlerken aldığım notlara dönüyorum. Görselliğin sizi içine çeken büyülü görünümünün yanı […]

devamını oku »

Ne dersek diyelim, yazılı toplum olmanın bir özelliği de bireyin varoluşunu kanıtlamaktır. Yani, sürekli iki arada bir derede olma halini anlatan insanın yeryüzü konukluğundaki sürüklenişleri bir zaman sonra bu döngünün sorgusunu getirir. Soran/sorgulayan bireyi var eden toplumun tümüyle sıradanlıktan vazgeçtiğini söyleyebilir miyiz? Eğer öyle olsaydı, yeryüzü cennete dönüşürdü! Ne dersek diyelim, azda kalanın macerası toplumları […]

devamını oku »

2 Mart – 18 Nisan 2018 tarihleri arasında Mixer’de sanatseverlerin beğenisine sunulan “Teşbihte Hata Olmaz” sergisinde görselliğin yazıyla zenginleştirildiği çağrışım yüklü işler yer aldı. Merve Dündar’ın Abyss ve İlmek adlı kolajları ise duygular ve şiirle olan ilişkilerinden hareketle teşbih kavramının hem gerçek hem de mecaz anlamı üzerinden yorum olanakları sunuyor. Öncelikle serginin adını sorguluyoruz. “Teşbihte […]

devamını oku »

Sesçil bir bakışla yol almak bu. Yani kendi içindeki suskunluk duvarlarını göstermeden yol alış… Başka seslerden, başka sokaklardan uzaklaşarak orada, ötede, giderek koygunlaşan bir sesin ötesine düşmek. Henry James, tarihsiz ve köksüz zamanların insanını/ruhunu anlatıyordu romanlarında. Kendinde olmak ya da olamamak sanrısındaki bireyin öyküsüydü gelip gelip sizi bulan. Şimdi, tam da oradasın. Dönüp anlatıcının satır […]

devamını oku »

Bazen insan gerçek sandığı sorular sorar. Soranı sorusunun gerçek olmadığına uyandıracak süreç soruyla başlamak zorunda olduğundan yine de büyük bir felaket değildir bu. Bu türden sorulara verilebilecek ilk örnekler yazmaya yeni başlayanların soru sepetinden çıkabilir. “Yazmaya nereden başlanır” ya da “hikâyenin başında olup olmadığımı nasıl bilebilirim”. Bu sorular ve yanıtları aşağı yukarı şu kıvamda aslında: […]

devamını oku »

“Yataklar hazırlanıyor acılar için.” Nelly Sachs Yaşanacak yer düşüncesine kapıldım birden adımlayınca kentin sokaklarını. Bir düşten uyanırcasına baktım her bir şeye. Tomurcuklanan ağaçlara, evlerin taraçalarına, balkonların gölgesine… Sonra taş avlularının serinliğini düşündüm Akdeniz evlerinin. Yağmurun çisentisindeki buğulanış yeri göğü ayaklandırmıştı adeta. Gözlerinize yeni bir renk ağışması inmişti. Bu kez, hatırladım Saramago’nun romanını, insandaki içkörlüğü neyin […]

devamını oku »

Eğer hâlâ Johann Peter Eckermann’ın “Goethe ile Konuşmalar”ını başucu kitabınız yapmadıysanız, yaşama yolculuğunuzda eksikliğiniz vardır, derim! Öğrenme yolculuğunuzun, hatta yaşamınızda size eşlik eden düşüncelerin, bir o kadar da duyguların ne olduğu kadar nerede/nasıl biçimlenegelerek sizde bir duyuş/bakışa dönüştüğünü görebilmek için Goethe bir kılavuz olabilir. Dahası, bu soy sanatçıların çağdan çağa aşan düşünceleri; bunları var eden […]

devamını oku »

1./ İmgen senin Günlerdir bakışlarımı alamıyorum fotoğraflardan. Buruk, ezgin, yaralı birinin sızısını hissettiriyor her biri. Gülüşlerde kalan derin bir kederin izleri… Sonra, dönüp baktım yüzüne…Orada da bu vardı. Kaçışın ve sığınışın diliyle konuşuyordu bakışların. İnsanı tüketen sürüklenişlerin adı olmalıydı: sürgün ve yalnız. Hem kopuş çağrıştıran, hem de içindeki ıssızlıkları anlatan. Bir dönemeçteydik biz seninle; yazmak […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z