Masthead header

Category Archives: feridun andaç

Cortazar’ın “Ötekinin Rüyası” öyküsünü okuyorum geceden gündüze geçer, güzden bahara erişir gibi!        Alıyorum oradan iki sözcüğü; endişe sabırsız Sonra ne anlamda ilerleyebileceğini de düşünerek anlatıcının, gene iki sözcüğünü yazıyorum: hatıra yokluk Bunları aklımda tutarak ilerliyorum. İyi anlatıcıların yaptığı da biraz öyledir, size bazı sözcükleri verir, kimi imgelerden söz eder. Ele vermez anlatısının sırrını öyle. […]

devamını oku »

1./ BANA ANLAT  “Oysa yaşam camın ardında-uzak- sanki   artık hiçbir şey bizim değil, sanki bir tren         camından görünür gibi.”   Witold Gombrowicz “Üçüncü ihtimal, buna çok rağbet etmesem de, kendini kaybetmek; yani alıp başını gitmek…” Öyle deyip susmuştu bir ân. Söz gelip buraya dayandığında, çıktıkları televizyon programında neler konuştuklarını merak etmiştim. En iyisi bu kaybolma hikâyesini […]

devamını oku »

Sesin yankısına dönüyorum yüzümü. Kararan gökyüzü o uğultuyu çekip alıyor. Dinlediğim Barok müziğin getirdiği esinlemeyle gözlerimi alamıyorum kentin solgun görünümünden. Gökyüzüne bir pencere açıyorum kendimce. Daraltıyorum bakış alanımı iyice. Göz atıyorum gazete sütunlarına, dergi kapaklarına çıkarılan yazılara. Masamda duran kitapların adları çekip alıyor beni içine: “Güneydoğudan Öyküler” (Hakan Evrensel), “Barbarları Beklerken” (J. M. Coetzee), “Tarçın […]

devamını oku »

İlkten cesaret isteyen bir şey gibi geliyor insana. İki hecenin getirdiği çağrışımı düşününce öyle: git-mek… Bense, nicedir, gidememeyi seçmiştim kendime. Gezginliği yurt edinmişken, düşlerime giren, yazarak, düşünerek sıklıkla dönüp durduğum çocukluk yurduma gidemiyordum bir türlü. Uzaklığın, ayrı kalmanın ne anlama gelebildiğini düşünmek bir yana; asıl beni düş sanrılarının ateş çemberlerinden geçiren gidememek düşüncesiydi. “Gidip gördüm […]

devamını oku »

Marcel Proust’un romancı belleği günümüz romancısının en çok gidip başvurabileceği bir kaynaktır bence! Kurduğu anakronik roman yapısı içinde bizlere gösterdiği dünya evet çok ilginç tanıklıkları içerir. Bir yüz yıl biterken, dönem Fransası’nın ihtişamının nasıl yaşandığı; ama bunun içinde barındırılan bütün hayatların döngüsünün  hangi ırmaklarda nasıl/ne yönde aktığını incelikli biçimde yansıtan Proust, burjuvazinin ve aristokrasinin ironik […]

devamını oku »

1./ Dille Var Olan kimlik Kimliğinin yansıma biçimlerine bakıyorum… Yazdıklarına yansıyan “ne/dir?” diye bir soru takılıyor elbette ki aklıma. Gene de, ben, onun neden farklı birçok “dışkimlik”te gezindiğini merak ediyorum. Ayrımlar koymak bir yana, bunları farklı potalarda eritmek başka çaba/iş gerektiriyor. Kimi zaman insan, yazarken “gerçek” kimliğini saklı tutmayı düşünmüyor değil. Ki; ben de birkaç […]

devamını oku »

Karşılaşma Dönüp dönüp okuma duygumu perçinleyen bir söz ırmağıdır Salâh Birsel’in anlatıcılığı. Evet, şiirle başlayan yolculuğunu  getirip denemede günlükte buluşturmuş; şiirden kopmamış, ama şiirin gizemli duruşunu öyküleyici bir anlatımla bu yeni yoluna taşımıştır hep. Denemeleri ve günlükleriyle yol alırken, bir gün arayıp kendisini kalkıp gittim. Ama bu öyle hemen olmadı. Telefondaki konuşmamızda bana Çatalçeşme Hatboyu […]

devamını oku »

-Her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. Fernando Pessoa 1 . Benim gök gözlü selvicanım, şimdi bilmelisin ki sözün okyanusuna açılıyoruz seninle. Turna katarı olmuş sevinçlerimle kendimi ehlileştiriyorum. Yani ayrılığı, özlemi, vuslatı yaşatan günleri hatırlamaktır bütün amacım. Canımı esriten, geçiş barınakları bildiğim yurtluklarıma uğruyorum önce. Yani acıyı, kavuşmayı yaşatan sözlere bağlanmaktır dileğim. 2. Ey […]

devamını oku »

“Hayattan hikâye olarak söz etmek anlamlıysa,    yaşamaktan bir sanat olarak söz etmek de  anlamlıdır, çünkü hikâye bir sanat biçimidir.” William L. Randall                                                                        Tolstoy’u okurken gözledim; onda doğaya kavrayıcı bir bakış var. Gerçekliğini yansıttığı insanın duygu tonunu doğanın renkleriyle buluşturarak etkileyici  bir atmosfer yaratıyor. Bu da, onun dış dünya bilgisinin yansısını getirir. Gözlemevine  girenlerin yazıda […]

devamını oku »

“Belleğimiz bizim uyumumuz, varlık nedenimiz, davranışlarımız ve duygularımızdır. Biz onsuz hiçiz.”                                Luis Buñuel Yaşama alanlarına bakmadan belleğin çarşılarında dolaşamayız. Hatırlamak dediğimiz şey, eninde sonunda bizi bir mekâna götürüyor. Sonra, orada olup bitenlerin izlerini düşünüyoruz. Kalıcı olan ses/renk de bu hatırlananlardır […]

devamını oku »

 “Hepimiz biçime, saf biçime döneceğiz…” Hermann Hesse Sesiniz, Sizin Sesiniz Kuşların sesine dönüyorum zamanın sessizliğinde. Günsüz, güneşsiz bir yerden bakıyorum hayata. İyimser olmanız nafile! Arsenikten ölümü hazırlanan bir tükenişin simgesi gibi anlatmıştı bize Flaubert. Oysa şimdi, hayatın içinden, en derininden yansıyor siyanürle nasıl/neden ölünebileceği. Biri, geçip gittiğim yol boyunca karşıma çıkan tarlasında anızları yakıyordu. Nefeslenip […]

devamını oku »

“Kırılganlık hayatın bir parçası, yapıtaşlarından, ontolojik kökenlerinden biridir…” Eugenio Borgna Gözlerini kaçırmakla yetinmedi, sözcüklerini de esirgedi senden. Kaçış ve sığınışlar öyledir, baş edilemez duyguların barınağı yoktur. Şimdi anlıyordun neden kırlangıçlar yuvalarını kuytuluklara yapar, yaparken de kimselere gölgelerini göstermez; saklı tutar her bir çerçöpünü… İçler dışlar çarpımı bir hayatın avenesi olalı beri bu böyleydi. Bilirdin ki […]

devamını oku »

“Azgınca vuruyor şimdi çekicim, acımadan vuruyor onu tutsak eden taşa. Yongalar savruluyor: Varsın savrulsun!” Friedrich Nietzsche Sese gelen söz olunca yalnızlaşıyoruz madem, dindir bu çağıltıyı öyleyse. Aylanan  zaman diğerinin yerini alamayacağına göre, avuntuyu kaldır aradan. Göze göz, dişe diş çağı geride kaldı. Şenlik dediğin ne ki; mutsuzluk şiiri yazan da bir yazmayan da! Madem elinde […]

devamını oku »

“Bahtiyarsınız, şikâyet etmeyin.” Anton Çehov Sese ne kadar duyarlısınız? Ötelerden gelene, yakınınızda olana… Ya da rengiyle, tınısıyla sizi kendine/kendinize kavuşturana… Ses, bazen yalnızlığınızın dokusunu oluşturur. İçinizdeki ıssızlığa dokunur… Çağrışımların da ötesine geçerek imge havuzlarında gezinirsiniz bununla gelen esintide. Hatırlayan ve hatırlatandır. Ses, esintidir evet.  İnsanı insana çağıran, hatta yaşanmışlıkları hatırlatan, geçilip gidilen yerleri/mekânları belleğinizden alıp […]

devamını oku »

“Biri benim hakkımda yazacaksa, onun ben olmasını yeğlerim.” Pedro Almodovar Pedro Almodovar’ın yeni filmi “Acı ve Zafer” her ne kadar kişisel tanıklığı/özyaşamı üzerine kurulu öyküler dizisinden oluşsa da; filmdeki ana izlek bellek ve hatırlama üzerinedir. Buradan bakınca anlatıcının/öyküsü anlatılanın (Salvador Mallo) zaman bakışının kişisel tanıklığının medcezirlerini içerdiğini gözleriz. O gelgit ânlarındaki hatırlama/bellek yolculuğu bir bakıma […]

devamını oku »

“Cehennemi cehennem yapan, acı değil sevinçtir.” Clarice Lespector Böyle ölünebilirmiş demek! Bunu da anladın. “Sessiz ölüm,” denilen, bu olabilir… Yudum yudum gelen, nefesinin gitmesi… Ötelere taşınan yürek ne anlatır ki sana, diyor içsesin. Başka bir göğün rengini anlamak niye sahi? İnsan nefes alabildiği yerdedir sevinciyle, cenneti cehennemiyle. Bırak kınamayı. Göz gördüğünü sever, yalanına da inanma […]

devamını oku »

“O zamanlar mutluyduk,  diye düşündüm kendi kendime.” Elio Vittorini Gece geçen trenlerin bekleyeni olduğum zamandayım. Sicilya Konuşmaları’nı okul çantamda gezdirdiğim yıllar. Yedek okuma kitabım ise Bohumil Hrabal’ın Sıkı Kontrol Edilen Trenler romanı. Okumak mı demeli, yoksa yudum yudum sözler devşirerek kendince bir dil yaratmak için söz alıştırmaları yapmak mı? Belki de her ikisi! Tutup şu […]

devamını oku »

“Daha uzaklara bakmak vardır. Dünya sınırsız ve rengârenktir: gidip onu görmek isteriz.” Carlo Rovelli Yüzümü yeni bir  kitaba döndüğümde, anlatılanı kavramayı bir keşif gibi algılarım. Bütün duyargalarımla yazılana dönüktür bakışım. Kuşkusuz sözü ettiğim seçilmiş bir kitaptır bu. “Yeni” dediğime bakmayın siz, iyi yazılan her kitap benim gözümdü yenidir. İsa’dan önce bir zamanda yazılan Lucretius’un “Evrenin […]

devamını oku »

“Sevenlerin kavmine iniyor gözlerim: Birbirimize bakıyoruz, karanlık şeyler söylediklerimiz, Karanlık şeyler söylediklerimiz, gelincik çiçeğiyle hatıraların birbirlerini   sevmeleri gibi seviyoruz birbirimizi, istiridyelere sızan şarap, ay ışığında yüzen deniz gibi uyuyoruz.” Paul Celan / Çev.: Ahmet Cemal Dezsó Kosztolányi’nin “Tarlakuşu” romanında anlattığı bir kızkurusunun öyküsüne dönünce, nedense, Celan’ın bu şiirini hatırladın. Sonra bir şiirsel mektuba dökülen şu […]

devamını oku »

“Kuşlar gibi kanatlı herkes, ışığı bilen yok.” Melih Cevdet Anday Taşıyıcı bir zamanın kahramanı Benim için taşıyıcı bir zamanın simgesidir annem. Hatırlatan ve kuşatan zamanın belleği desem yeri. Durup hayata bakma biçimlerinin bendeki yansısı… Oradaki yer/zaman bilgisi, yaşanmışlıklardan gelen/edinilen bakış… En çok da oradaki duruşu/varlığıyladır bende annem. Aramızdaki onca uzaklığa, kopuşa, ayrılığa, bırakılmışlığa rağmen, duygularımın […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z