Masthead header

Category Archives: feridun andaç

“Sarmaşık kendi kendine daha iyi büyür, ıssız ve  sanatsız kuytuluklarda kocayemiş daha gür biter,   kuşlar daha bir ezgili öterler.” Provence Yüzümüzü doğaya dönünce, orada saklı duranların albenili görünüşü hemence cezbeder bizi. Saflık, bozulmamışlık her zaman insanın çekim odağındadır. İçinde yaşarken fark edemediklerimizi, uzaklaşınca ya da saflığın bozulmaya/tehdit edilmeye başlandığında yitirdiğimizin ne olduğunu anlamaya yöneliriz. Algımız […]

devamını oku »

“Bu kentte bir çocuk olmak kolay değildir.” İsmail Kadare 1./ Geçitsizlik Burcu  “benim sesimi taşlarca dinliyorsun taşsın hemen dinlediklerini unutuyorsun” Furuğ Özlensin diye gidilmez, beklenmez eşiklerde. Kendini geçitsiz kılan bir bakışa tutulalı beri, yerin anlamı, kökenin nerede/nasıl bir bağlayıcılık taşıdığı hep sorusu/sorgusudur insanın. Nereye giderseniz gidin, doğuş yerinizin coğrafyadaki izleri sizin ardınızdadır. Dahası, rüyalarınızın en […]

devamını oku »

Mürekkep zaman dediğimiz çağ geride mi kalıyor yoksa? Giderek uzaklaştığımız yazı, edebiyat, okuma uğraşı nice insanı hayatın dışına düşürüyor. Yani, “mutlu bilgisizlik”le yaşamanın “iyicil” sürüklenişinde insanlık. Şunu biliyoruz ki, yığınları anlamanın/anlatmanın yolu edebiyattan geçer. Doğamızdaki insanî olanı ortaya çıkardığı gibi, bize iyi bir dünya kurma düşünü/düşüncesini de veren edebiyattır. Peki, bunu bilmeden/anlamadan yaşamak toplumu nereye […]

devamını oku »

Yaratıcı yazarlık derslerimde, sıklıkla, kitap değil yazar okumalısınız derim öğrencilerime. Derslerimiz bir süre ilerlediğinde ise; onlara, “sizin yazarınız kimdir” diye de bir soru yöneltir, bunu yazmalarını isterim. Geçen derslerimde birinde, Hilâl Zağlı, “Nerdesin?” başlıklı bir yazı yazarak kendi yazarını anlatmıştı. Okurken, ayna tutmanın ötesinde, uyarıcı da gelmişti bana; hem bir okur, hem de yazar olarak […]

devamını oku »

Gözlerimle bir tanıklık arıyorum. Kentime dair ne varsa her birini çocukluk belleğim saklı tutuyor… Bir iz, bir renk, bir koku, bir dokunuş ve bir sesle ardına düşüyorum o karanlık kuyunun. Saklı olanları bana gösteren/anlatan bir imgeyi yakalamak istercesine yüzümü ta ötelere dönüyorum, dağın enginine. Geçen zamana dönük bakışlarımla dağın zirvesine taşınıyorum… Aslında her şeyin orada […]

devamını oku »

Anı yazmanın giderek ilgi gören bir yazı uğraşına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Yaşanmışlık, tanıklık duygusu ağır basan bu türün en önemli yanı; anlatıcının kendi kişisel tarihinden yola çıkarak belirli bir dönemi, dönemsel gerçeklikleri anlatmasıdır. İz bırakan, bellekte yer eden her bir şey anılara konu olabilir. Anlatıcının uzak/yakın tanıklıklarla derlediği, başkaca bilgi/belgelerle zenginleştirdiği anılar demeti, bir zaman sonra, […]

devamını oku »

Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Avusturyalı yazar Elfriede Jelinek, bir konuşmasında şunları söylüyordu: “Deneyimsiz bir okura yönelmeyeceğim kesin…” Yazarın Türkçedeki romanlarına baktığımızda kurgusu, kapalı yapısı, ele alıp işlediği konu/sorunsal yazarın düşüncesini doğrulayacak düzeyde. Nedir deneyimli okur? Okunan bir metni anlayan, yorumlayan, bunun üzerine kendi düşüncesini geliştirendir diyebiliriz.  Bir roman, öykü veya şiir okurla buluştuğunda ona yeni […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile “Yaratıcı Yazarlık Dersleri – Karşı Okumalar” yaz programı 19 Haziran-4 Eylül tarihleri arasında Butik Global Online tarafından düzenleniyor. Tanıtım bülteninden Yaratıcılığın İzlerinde BİR DUYGUDA, BİR DÜŞÜNCEDE, BİR ZAMANDA YOLCULUK  “Bir problemin araştırılmasında, sanat-hayat ayrımı   yerinde olmayan bir ayırmadır. Sanatçının yaptığı şey, durumları belli sınırlar içinde göstermek; sayısız olaylar, ya da olabilecek olaylar arasından en önemlilerini çekip […]

devamını oku »

Söyleşi: Feridun Andaç Haziran 2002’de, Latif Demirci’ye, “Kimlik Yansımaları” adıyla hazırlayacağım kitaptan söz etmiş, kendisine de orada yer vermek istediğimi söylemiştim. Farklı disiplinlerde uğraş veren sanatçılar/bilim insanları ile yaptığım söyleşilerden oluşacaktı kitap. O günden bugüne yaklaşık 50 kişiyle yaptığım söyleşiler kitap oylumuna ulaştı. Yayım için sırada bekleyen kitaplarımdan biri. Latif Demirci sorularımı yanıtladı. Onun kaybının […]

devamını oku »

Galiba söze Walter Benjamin’in şu sözlerini hatırlayarak başlamak gerekecek ilkten: “Hayatın yapısını kurma işi şu anda, kanılardan pek daha çok olguların gücü altına girmiş durumda. Hem bunlar şimdiye kadar  hiçbir zaman, hiçbir yerde kanılara temel olma durumuna gelmemiş olgular. Bu şartlar altında gerçek edebiyat etkinliği edebî çerçeveyle yetinebilme iddiasını atamaz ortaya – daha çok, kısırlığının […]

devamını oku »

Aziz Nesin, mizahı “gülmece” sözüyle karşılıyordu. Yazınsal olarak bir karşılık bulmak kaygısıyla değil, anlamı doğrulama açısından böyle bir bakışı olduğunu yazmış, anlatmıştı. Bir konuşmamızda, Çetin Altan’ın onu eleştirirken söz ettiği; “gülmece ciddi bir iş değildir,” düşüncesine karşı şunu demişti: “Çok ciddi bir iştir!” Gene o konuşmamızda şunları da dile getirmişti: “…gülmecenin öbür edebiyat dallarından çok […]

devamını oku »

Virginia Woolf romanlarında nasıl bir dünya sunar bize?        Bunun ipucu olabilecek özellikleri içeren iki kitabı var: Kendine Ait Bir Oda ve Bir Yazarın Güncesi. Kendine Ait Bir Oda’da kadının yazar olarak varoluşunu, aidiyetini, yazma güdüsünü ve bu alandaki güçlüklerini, karşılaştıklarının bu yönde yarattığı açmazları ve kadınlık bilincini anlatır. Bir o kadar da yazıda kendini nasıl […]

devamını oku »

Çocukluk kentim, “yitik cennetim” dediğim Erzurum’dan kopuşumda 19 yaşındaydım. Küsmüş, bir daha hiç dönmemeye karar vermiştim. Bunun öyküsünü anlatmışımdır başka denemelerimde, kitaplarımda. Kentime yıllar sonra ilk dönüşüm yazarak başlamıştı. Sonunda yazdıklarım beni bir gün çekeleyip Doğu Ekspresi’ne bindirmiş, kentime doğru, on beş yıl sonra yolculuğa çıkarmıştı. Hatırlarım… Kompartımanda okuduğum kitaplar arasında Puşkin, Gogol, Turgenyev, Çehov, […]

devamını oku »

Kemal Bilbaşar benim yazarlarımdandır. Bunu başta söyleyeyim. Bizim tatlı su aydınları hemen burun kıvıracaklardır, eminim! Çünkü çoğunun okumadığını az  çok bilirim. Onun Yeşil Gölge romanıyla Sarıkamış İlçe Halk Kütüphanesi’nin raflarında karşılaşmıştım. Kemal Tahir’i, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i okuyan o ilkgençlik çağının delifişeği, bu romanı da çekip almıştı raftan, ve kasabanın orta yerindeki çay bahçesine geçip […]

devamını oku »

Söz barınaklarından çıkan yolcu gibiyim. Gitmenin heyecanı, varabilmenin belirsizliği var bakışlarımda. Dur duraksız yolcu olmanın telaşı demeli buna. Rüyalardan geçip gelen duygu selintisi zamanın burcu gibi yanı başımda. Okurken de karşıma çıkan biraz o imge. Başkalaşma… Her ân, her durumda bunu derinden hissediyorsunuz. Şimdi, burada, Bursa’da, Tayyare Kültür Merkezi’ne  yakın yerde, Setbaşı’ndaki şu kahvede Bener […]

devamını oku »

Edebiyatın dili kentte kurulsa da, insanın ruhunu, toplumun anatomisini asıl yansıtanın taşra olduğunu düşünürüm. Bu bağlamda, Türkçenin yazı dili olmasının en temel özelliği anlam/anlatım birliğinin sağlanmasında bu ikilemin birbirini sürekli beslediğinden de söz edebiliriz. Konuşma dili ile yazı dilinin arasındaki uçurumu kapatan temel olgunun, insanın/toplumun yaşama kültürünün/duyuş-seziş bilgisinin yazıya yansımasıyla başladığını da belirtmek isterim. Toplumunu, […]

devamını oku »

Tanınmak, neredeyse günün modasına dönüştü. Ad ve ün üstüne geliştirilen söylemler bugün, daha çok, yazılı ve görsel medyanın malzemesi olma gerçeğinden kaynaklanıyor. Görünmek, durmak eylemleri yetiyor bir yerde adınızdan söz edilmeye. Yaşadığımız toplumda salgına dönüşen, ‘televole’ zihniyeti, ister istemez ‘öteki’ni göstermekle bir ‘iş’ yaptığını varsayarak; ad ve ün üstüne bir takım şeyleri ‘bildirmek’le kendini görevlendirecektir. […]

devamını oku »

Cortazar dindirerek okuduğum yazarlardandır. Yazma bilinci kadar, hayata bakışı, tasarım düşüncesiyle de beni kendine çeken biri.  Andrés Fava’nın Güncesi (*) onun dünyasına kapı aralayan bir anlatı. Cortazar’ın yazı yolculuğuna, yazının anlamına oradan bakmak usta anlatıcıya daha da yakınlaştırıyor size. Onun sürgün yaşamı 1951’de Paris’ta başlar (doğ.:1914-ölm.:1984). Bu kitabın 1950’de yazar. 1986’da da Buenos Aires’te basılır. […]

devamını oku »

Türkiye değişiyor! Bunu toplumsal reflekslerimize bakarak söylemiyorum. Daha çok toplumsal-siyasal konumlanışlarımızı gözlemleyerek çıkarsayabileceklerimiz nasıl bir değişime yöneldiğimizi konusunda birçok ipucu verebilir bize. Ben de, nicedir, bunlar üzerinde düşünüp yazadurmaktayım. Geçenlerde bir televizyon programında konuşmacılardan biri, Türkiye’nin siyasal anlamda doğurganlığından söz etmişti. Bizde , siyaset kitlesel olarak yapılanıp ortak bilinçle kurulmadığı için; yan yana gelen birtakım […]

devamını oku »

Edebiyatın dönüştürücü rolü gene kendi kuralları içinde varlığını biçimler. Bu dönüştürme eylemi, yansıtıcı bilincin neleri içerdiği, yazarın algısıyla ilgilidir çoğunlukla. Duruş yeri, hayata bakışı/kavrayışı, donanımı, onu anlatma kıyısına getirenler bu belirleyicilikte başattır. Edebiyatın nesnesi hayat, öznesi insan olduğuna göre; türsel metinlerin bizleri çıkardığı yolculuklar gösterilenlerin anlamlarını kavramaya dair görme/bilme/anlama yolculuğudur çoğunlukla.   Yazarın oradan yansıttığı ışık […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r