Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Tek odalı bodrum katın nem kokan serinliğine uyandığı anda,evinde olmadığını hatırlamıştı yine Veysel;  canı sıkılarak, ruhu daralarak. Uyandığına pişman olmuş gibi isteksiz, yavaşça doğruldu yataktan. Yerdeki ince, eski, kirli kilime bastığında çıplak ayakları üşüdü, içi ürperdi. Soğuk ev içleri hep keyfini kaçırırdı zaten. Kafasını yavaş hareketlerle çevirerek bildiği odanın içine, yeni görüyormuş gibi göz gezdirdi. […]

devamını oku »

Bazen öyle bir ruh haline bürünüyorum ki, kimselere haber vermeden uzaklaşmak, sadece bilinmeze doğru yol almak istiyorum. Rüzgârın savurduğu yöne doğru, bir o yana, bir bu yana.Bazen de bir kuş gibi, başımı aşağıya çevirdiğimde sonsuz bir mavilikle karşılaşacağım, dalga seslerinin bana ulaşabileceği uzaklıkta uçmak istiyorum, hiçbir şey düşünmeden. Uzun zamandır yalnız kalamadım, oysa buna o […]

devamını oku »

Nezir Dayı ne kadar olmaz dese de Münire Aba dediğini yaptı, oğlunu everdi. Bir haftadır içerdeydiler. Anası yemeklerini kapının önüne bırakıyor, oğlan boş tabakları tepsiye koyup gene aynı yere bırakıyordu. Köyde herkes konuşuyordu;  sen bak şu Abdi’nin işine bir hafta, koca bir haftadır yataktan çıkmadı. Sen bir de Abdi’ye sor bakalım yatağa girebilmiş miydi? Karısını […]

devamını oku »

Biteviye karanlık. Köpekler uluyordu. Durmadan uluyordu. “Allahüekber” dedi müezzin. Allahüekber dağlarından bir askerin izdüşümüydü gözlerimdeki. Donmuş bir asker. Donuk elleri ve gözleriyle bakıyordı bana. Şaşkın baktım. Bakıştık. “Tanımadın mı beni?” dedi. “Tanımadım…” dedim. “Ben…” dedi. “Ben kardeşin Osman…” “Osman…?” dedim. “Ama sen hiç asker olmadın ki!” Sayrılıydın hep ve saralı. Kafandaki kocaman yara yüzünden her […]

devamını oku »

Taksinin buğulu camından dışarı bakarken iki gün sonra gerçekleşecek büyük yarışma düşüyor yine aklıma, heyecanlanıyorum. Zaten son günlerde aklım hep orada. Bugünü yaşamıyorum, gelecekteyim, Paris’teki o büyülü gecedeyim. Kariyerimin en önemli gününe bu kadar az kalmışken şu an Sibel’in davetine gitmekle doğrumu yapıyorum, bilmiyorum. Telefonda o kadar çok ısrar etti ki, kıramadım. Yarışma öncesi bize […]

devamını oku »

Cazip olan buydu belki. Bilmediği, görmediği bir coğrafyaya çekip gitmek, yeni bir hayata başlamak ya da kim bilir kaçmak. Mutsuz hissettirenlerden. Her şeyden. Oysa yolun başında olan biri için gezip tozulan, âşık olunan, ötesi düşünülmeyen yıllar olmalıydı. Görünen sebep onlar olsa da onu asıl ürküten, bekâret çapasını çamura saplama korkusuydu. Koruyup kolladığı bakireliğine çamur bulaşmasıydı. […]

devamını oku »

Bir telefonun sesine uyandım. Melodisi çok da tanıdık değil gibiydi, acaba üst kattan mı geliyor diye düşündüm önce ama birkaç çalıştan sonra emin oldum, telefonumdaki melodiyi birkaç gün önce değiştirdiğimi hatırladım. Daha doğrusu, büyük oğlumu okul çıkışı aldığım bir gün heyecanla arabaya atlayıp melodiyi telefonuma kaydedişini. Rihanna bu, demişti, şarkının şimdi anımsayamadığım uzunca adını büyük […]

devamını oku »

Gitti… Bir daha geri dönmeyeceğini bilmenin huzuru var içimde. İçimde ne bir öfke kırıntısı ne de bir kırgınlık. Git gide artan duyarsızlığımın ödülü olmalı bu gidiş. Diğerlerinden bir farkı yok. Süt dişlerimi hatırlıyorum her gidişin ardından olduğu gibi. Yerine bir yenisi gelecek, bir kere daha bu amansız çoğalma içgüdüsüne kayıtsız kalamayacağım. Yeni bir bakış, yeni […]

devamını oku »

Toprağa sırt üstü uzanmış gökyüzünü izliyor.Bir çift kır serçesi, tepesinde cıvıldayıp duruyor. Kuşluk güneşi yüzünü yakınca,yüzükoyun döndü toprağa. Serçelerin tehdit edici cıvıldamalarına aldırış etmeden, çıtlığın etrafında dolanan karıncayı izledi bir müddet. ‘’Tepemde cıvıldaşmalarına bakılırsa yuvaları olmalı buralarda’’ dedi. Serçelerin daha fazla huzursuz olmalarını istemedi. Ağzında kürdan gibi tuttuğu çöp parçasını tükürdü. Piyade tüfeğini alarak ayağa […]

devamını oku »

Yazdan kalma pamuk gibi bir sonbahar akşamıydı. Kalabalığın arasından sıyrılıp binanın önünde kendine çeki düzen verdi. Onuncu katın butonuna bastı;asansör katları tırmanırken, aynada kravatını düzeltti; hâlâ yerinde duran saçlarını taradı. Uçaktan inip doğru salona gelmişti. Yüzlerce şiirinden birini şarkı yapmışlar; üçüncü kez yılın söz yazarı seçilmişti. Ayrıca bugün sanat yaşamının altmışıncı yılını kutluyordu. Salona girerken […]

devamını oku »

“Bugün daha iyi misin Süleyman Amca?” Süleyman, yatak olarak kullandığı divanında yarı doğrulmuş bir halde yemek yerken kırışık, hummalı yüzünü çevirip altı torba torba olmuş gözleriyle küçük kıza baktı. Küçük kız divanın karşısındaki iskemlede büzülmüş tedirgin ve meraklı gözlerle etrafa bakınıyordu. Divanın yanında duran bulanık pencere odayı belli belirsiz aydınlatıyordu. Süleyman, kıza aldırmadan yemesine devam […]

devamını oku »

Polis olmayı isteyen çocuk çoktur. Dik yürüyen gururlu bir doktor olmayı isterler, futbolcu, avukat falan… Onlar daha çocuktular, ben değildim. İcra memuru olacaktım. Çok defa icra memurlarıyla karşılaşmış bir çocuk olarak, asıl kralın icra memuru olduğunu biliyordum. Bir defa, her an her yerden çıkabiliyorlardı. Aniden. Yoktan var olabilen, uçabilen bir kahraman gibiydiler. Kapı duvar nafile! […]

devamını oku »

Dışarıdan geldi. Islanmıştı. Ayaklarını girişteki paspasa uzun uzun sildi. Beni görünce keyiflendiğini hissettim ama bana belli etmemeye çalışıyordu sanki. Yine de dayanamadı, usulca geçip karşımdaki koltuğa kuruldu. “Seni anlamıyorum”, dedim. “Hem ıslanmaktan haz etmezsin. Hem de bu havada dışarıda gezip duruyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!.” “Arkadaşlarla takıldık biraz”, diye cevapladı umursamaz bir […]

devamını oku »

  Uzun ve güzel geçen bir tatil döneminin ardından garip bir iç sıkıntısı ile   uyandım.  Gözlerimi açtığım anda odanın duvarları üstüme üstüme gelmeye başladı, sanki bir sıkımlık canım kalmış da burnumda, çıkmayı bilememiş gibi…Nefesim kesiliyor, istemsiz ofluyorum, ofladıkça aklıma babamın “Of demem Allah derim” cümlesi geliyor, yararı oluyordur belki diye düşünüp ben de “of demem […]

devamını oku »

Patlayan mayın paramparça etti karanlığı,  toprak gümbürtüyle sarsıldı, bir anda parlayan ışık yerin bağrını göğe fırlattı. Tozun, toprağın ve mayının o kekremsi kokusu yayıldı ortalığa. Temmuz sıcağı geceyi bile boğuyordu, ne rüzgâr ne de ay vardı. Karanlıktı her yan, gözlerini kaldırıp bakamıyordu, bilinci yarı bulanıktı. Cayırtıların ardı arkası kesilmiyor, inlemeler, toz-toprak, kavurucu sıcak ve kan […]

devamını oku »

Üzerinde ‘’MORG’’ yazılı beyaz kapı kapalıydı. Çünkü içerdeki görevli kusmakla meşguldü. Midesi en dayanıklı insanlardan biri olarak görürdü kendini. Üniversiteyi okurken arkadaşları hayrandı onun bu özelliğine. Sınıftaki herkesin tiksindiği kadavraları, o, bir resim tablosu inceleyen eleştirmen gibi inceliyordu. Şimdiyse, midesini çöp kovasına boşaltıyordu. Annesinin, o çocukken kustuğunda ona dediği gibi ‘içi çıkacaktı şimdi. Kusması bitti. […]

devamını oku »

Dünden önceki gün değildi, perşembeydi. Aylardan haziran… Evimin penceresinde “satılık ev” levhası sallanıyor, ileri-geri, ileri-geri,… Masamın başında yazarın, haziran ayının herhangi bir “perşembe” gününü anlatan romanını on dört yılda yazdığını okurken; kapım çalınıyor… Hurdacıyla karısı, sahaf söyledikleri saatte geliyorlar, munchkin ve sineklik hariç her şeyi vereceğimi söylüyorum. Sahaf, binlerce kitabımı tartarak kilogram hesabı yapıyor; diğer eşyalarım için […]

devamını oku »

Cep telefonunun uyandırma alarmı, ukulele melodisi çalıyordu.Yatak odasına sinmiş kasvet, açtırmadı gözünü. Komodinin üstündeki telefonu el yordamıyla susturdun.Kocan kalkmış, kalın perdeleri açıyordu. Göz kapaklarına binen ışığın ağırlığıyla yastığa gömdün yüzünü. Ter kokusu,yatakta oyalanmana izin vermedi. Banyo lavabosunda, musluktan akan su avuçlarını doldururken hâlâ için uyuyordu.Seyre daldın. Su çoğaldıkça cazibesi artıyordu. Kapılıp gitme isteğiyle burnunu daldırdın. […]

devamını oku »

Bu psikoterapi odasından son 15 yıldır kaçıncı  çıkışıydı acaba…  Kaç psikoterapist geçmişti hayatından ve kaçından benzer cümleleri duymuştu.  Evet kronik depresyon sorunundan kurtulmak için önce babasıyla barışmalı ve onunla arasını düzeltmeliydi. İyi de nasıl olacaktı bu!  Yıllardır artarak biriken  öfke ve nefret duygularından nasıl arınabilirdi ki? Gerçi bu duygulardan arınabilmek için daha önce pek çok […]

devamını oku »

İki kulağımda da telefon vardı. Gözlerimi önümdeki ekrandan bir an bile ayırmadan, bir kulağımdaki telefondan Akın’a, “Sat,” öbür telefonda talimatımı bekleyen Cengiz’e de, “Al,” dedim. Operasyon tıkır tıkır yürüyordu. Ekip deneyimliydi. Çok insana fiyat beş lira civarındayken hisse senetlerini aldırmış, “Biz sat demeden elden çıkarmayın,” diye tembih etmiştik. Baş döndürücü yükseliş onların da aklını başından […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z