Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Balkonda sardunyalarımı suluyordum. Bahçede sırtı bana dönük bir kadın gözüme ilişti. Köşedeki kiraz ağacının yanındaydı. Yeni çiçeklenmeye başlamış ağaçla konuşuyor gibiydi.  Hareketlerinden o olduğunu anladım. “Mediha Teyze?” diye seslendim. Döndü, başını yukarı kaldırdı, “İlknur,” dedi gülümseyerek. Bir an sessiz kaldıktan sonra, sanki dört ay önce hiç kimseyle vedalaşmadan çekip giden kendisi değilmiş, sanki daha dün […]

devamını oku »

Sümbülköy’e akşam inmek üzeredir şimdi. Tesisatçı Şeref, neredeyse yarım saat önce dükkanını kilitleyip, elindeki sigarayı bahçedeki gülün dibine fırlatmış, yirmi metre kadar yürüdükten sonra geri dönüp, sağ omuz darbesiyle kapıyı kontrol ederek tekrar yola koyulmuş, şimdiye evine varmış, karısını pataklamış, pişirdiği yemeği beğenmediyse tenceresiyle yere çalmış, sekiz, on iki yaş arası, boy boy kızlarını cama, […]

devamını oku »

Yazlıkçıların gelip geçtiği kaldırımda yanan sokak lambaları,karanlığa meydan okumaktan aciz görünüyor. Cılız ışıkları ancak kaldırıma sıfır park etmiş arabaların tepelerini aydınlatıyor. Güzel, sakin bir gece. Denizden esen rüzgâr önüne çıkan hanımeli ve yasemin kokularını çekip üflüyor ortalığa. Bahçe duvarlarında, arabaların altında cirit atan kedilerin kuyrukları bir görünüp bir kayboluyor. Nadiren,tatilcilerin çektiği bavulların tekerlek sesleri bozuyor […]

devamını oku »

Kör Mirza, bütün gün ihtiyar çınar ağacının altında otururdu. Karısı beş yıl önce ölmüştü. Oğlu, gelini ve torunlarıyla yaşardı.  Evi, bu ağaç ve üstünde oturduğu sedirdi. Sedirin üstünde boylu boyunca uzanan minderin yüzü, ölen karısının fistanı ile kaplanmıştı. Bilse asla oturmazdı mindere. Gelini nasıl olsa kör adam, nerden bilecek diyerek dikmişti minderi. Mirza, her sabah […]

devamını oku »

Sıkıntılarının üstüne bütün ağırlığıyla abanan Ağustos sıcağı canından bezdirmişti.  Herkesin derin uykularında ya da kim bilir ne hesapların peşinden koştuğu tekinsiz saatlerin kuytusunda, çınar ağacının yorulmuş yaşanmışlığına sığınan bu sessiz mahalle kahvesinde, kimsesiz bir köşede, kafasını dayadığı kollarıyla örtüsü yerlere kadar sarkmış masaya yayılan adam, sıcağın bunaltısında yorgunluğunu daha bir ağır hissediyordu. Doğruldu, alnında biriken […]

devamını oku »

Bir artı bir evde malikânede yaşıyor gibiydik. Samanlık seyran olur misali. Şiirler okuyarak âşık etmiştin beni kendine, hatırlıyor musun? ‘’Ne zaman seni düşünsem Bir ceylan su içmeye iner, Çayırları büyürken görürüm’’ diye, İlhan Berk’in dizeleriyle. Bir kanepenin üzerinde, bir battaniyenin altında, ayaklarımız dışarıda, keyfimize bakardık. Ve sen devam ederdin okumaya ‘’Öyle bir yazdı ki Sanki […]

devamını oku »

“Doktor Bey oğlum” dedim, “öyle bir hap veresin ki, hafızamı silip süpürse tümünden. Nasıl hatırlayamıyorsam burnumun dibini, geçmişi de unutabileyim o denli. Bir de şu üşümem geçse, başka da sıkıntım yok çok şükür. Öyle böyle değil, iliklerim donuyor.” “Endişelenme, teyze hallederiz” dedi, kapıyı çekti. Ne endişesi, canım dedim arkasından. Gelmeden Bedesten’e tembihledim sıkıca. “İçin rahat […]

devamını oku »

Kısa bir bekleyişten sonra asansör geldi. Esmer uzun boylu delikanlı,“Günaydın,” diyerek içeri girdi.Hiç kimseden ses çıkmadı. Sanırım kulak doktoruna ihtiyaçları var, diye düşündü. Yan tarafındaki mini etekli genç kız dikkatini çekti.Ojesi ve ruju pembeydi. Sarı saçları, bal sürülmüş gibi parlayan dudakları, iri ela gözleriyle magazin dergilerinden fırlamış mankenlere benziyordu. Kızın önünde hafif topluca, orta yaşı […]

devamını oku »

Hafta sonunu  salya sümük yatakta geçirdikten sonra, bu sabah alacakaranlıkta açtım gözlerimi. Uyandığımda şöyle bir kendimi yokladım, beynim kafatasımdan fırlayacak gibi zonkluyordu, elimle başımı tutarak doğrulabildim. İki gündür yataktan çıkmadığımdan mıdır bilmiyorum ayağa kalkınca fırıldak gibi döndü kafam.  Yapmam gereken aile hekiminin kapısını tıklatıp,  birkaç gün rapor almaktı ama o birkaç günün nasıl lafa söze […]

devamını oku »

Camdan dışarı baktı.  Ağaran günün nazlı ışığı binaların, arabaların üstüne yansıyordu. Gözlerini kapamak üzereyken seslendi. “Radyoyu açsana.” Arabanın içine yayılan müzik Dilber’in gözlerini belertti. Eski bir şarkı, çocukluğundan. Annesinin sesiyle şarkıcının sesi birbirine karıştı. Camı aralayıp serin havayı soludu. Dikiz aynasından bakan İbrahim atıldı. “Ne oldu abla? Üzdüyse başka kanalı açayım.” “Yok, kalsın.” Gözlerinden yanaklarına […]

devamını oku »

Yine yağmur yağıyor, çok eskiden severdim yağmuru, tertemiz oluyorum diye. Hatta yeni çinkonun çıkardığı ses masal gibi gelirdi bana. Sonra rüzgar, hırçın bir çocuk gibi gezer dururdu her yerimde. Oynasın bırak, derdim, bazen onu ninni söyleyip avuturdum. Bahçemdeki ağaçlarla dost olmuştum, çiçeklerin nazlarını da çekerdim, onlara bir şey olmasın, aman küsmesinler, solmasınlar isterdim. Bahar geldiğinde […]

devamını oku »

Yüksek ağaçlarla dolu parkta, saçağın altındaki bankta oturuyorum. Kuğular nazlı nazlı süzülüyor. Kahverenkli olan, yorulup annesinin sırtına çıkıveriyor. Büyük olanın kafası suyun içinde. Diğeri kuvvetli kanat çırpışlarıyla gökyüzüne yükselmek istiyor ama belli ki kanadı kırık, suya çarparak durabiliyor.Sonra ikisi birden gagalaşıyor. Yaprakların, iri ekmek parçalarının o tarafa bu tarafa yüzdüğü havuz simsiyah görünüyor. Eve gitmem […]

devamını oku »

  Geceyi gözleriyle, kulaklarıyla, bütün vücuduyla dinlemek ister gibi, kıpırtısız yatıyor yatağın içinde. Soluksuz kalıyor. Azıcık indiriyor yorganı. Burnundan nefes alabilecek kadar. Gözleri iri iri açık. Kulakları iyice dikelmiş. Olabildiğince yavaş nefes alıyor ki, eve doğru yaklaşan adımları duyabilsin. Yandaki odadan, öldürsen uyanmayacak bir uykunun içinden, ekşimiş horultular yükseliyor. “Ne ettin sen baba!” Horlamalar, arada […]

devamını oku »

‘‘Başıma geleceğini bilseydim kendimi ona göre hazırlar mıydım bilmiyorum. Ama kendimi en azından artık yapamayacağım şeyler için hazırlamazdım.Hep sorarlar ya hayatınızda tek bir anı değiştirme hakkınız olsa hangi anı değiştirirsiniz.Size sorsam kesinlikle benim cevabımı bildiğinizi söylersiniz.Yanılıyorsunuz hepiniz yanılıyorsunuz. Ben o geceyi yaşamamış olmayı ya da değiştirmeyi istemezdim. Ah! Ne kadar aptalca demi? Ben o geceden […]

devamını oku »

Baştan beri orada mıydı, bir şekilde sonradan mı geldi, bilmiyorum. Ama onu ilk fark ettiğimde çok korkmuştum. Aslında varlığı kendime açıklayamadığım, anlam veremediğim birçok şeyi izah ediyordu. Bunun beni epeyce rahatlattığını itiraf etmeliyim. Ancak, onu ürkütmemek, ona uymamak için azami derecede dikkatli olmam gerekiyordu. Aksi halde, başımı rahatlıkla belaya sokabilirdi. Bu konuyu kimseyle konuşamıyordum, konuşamazdım […]

devamını oku »

Bu kararı vermek kolay mı sandınız. Hem de küçücük bir çocukla. Ama düşünecek çok fazla zamanım yoktu. Hayatımızı değiştiren o günden sonra. Yani, o patlamadan sonra. Tam da biz kaçmak için her şeyi planlamışken. Ama bunu yapmalıyım. En azından oğlum için. Yolculuğun kaçıncı günü bugün, kaç gün doğumunu kaçırdık bilmiyorum. Bizi doldurdukları kamyonun üstü kapalı […]

devamını oku »

Mesai bitmiş, hastanedeki odamdan çıkmak üzereydim. Çalan telefon kapıdan döndürdü beni. “Alo, ben cildiye kliniğinden Doktor Hamdullah. Hocam, bir hâkim albay akrabam baltayla parmağını kesmiş size getirebilir miyiz?” Acil servise uğrayıp vakit kaybetmemelerini söyledim.Yerime oturup beyaz önlüğümü giydim.  Oyalanırken de nasıl bir parmağın gelebileceğini düşünmeye başladım. Nöbetçi hekimi bilgilendirdim,  belli ki bizi, uzun bir gece […]

devamını oku »

Canı sıkıldıkça telefonu eline alıyor. Rastgele numaralar çeviriyor. Kimi düşüyor, kimi düşmüyor. Sucu. Benzin istasyonu. Yaşlı bir kadın. Döner büfesi. En çok tutturabildiği numaralar dönerciler. Numaralarını ezberliyor. Bazen arayıp sipariş veriyor; her seferinde farklı bir büfeden. Ve her seferinde daha çok soruyla. Aldığı cevaplarsa hep aynı. Çeyrek ekmek, yarım, tombik, dürüm. Patates de ister mi, […]

devamını oku »

Köhne minibüsün kenarına derme çatma yerleştirilmiş sıranın en köşesinde oturuyorum. Ağır bir müzik çalıyor, müzikten yayılan hava minibüsteki ağır kokuya karışıyor. Karşımda üç yaşlarında küçük bir çocuk, babasının kucağından bana bakıyor. Gözlerinin derinlerinde kendi siyah gözlerimi görüyorum; bana verilenleri, ondan esirgenenleri, bana sunulanları, ondan sakınılanları. Gece inmek üzere. Tıklım tıklım minibüsteki iri gözlü güzel çocuk […]

devamını oku »

‘‘Abi lüks lambasını aldın,değil mi?’’ diye sordu arabanın kapısını açarken.‘‘Cumartesi günü olmasından dolayı trafik yoğun ama bekle beni, yine de çok geç kalacağımı sanmam’’ diyerek telefonu kapattı. Bazı geceler yaptıkları gibi yine tekneye atlayıp lüfer avına çıkacaklardı. O saatte balık avlamayı seviyorlardı, ortamın sessizliği içinde kendilerini dünyadan ayrı hissediyorlardı. İşlerinin gerginliği ile beraber şehrin stresini […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z