Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Gitti… Bir daha geri dönmeyeceğini bilmenin huzuru var içimde. İçimde ne bir öfke kırıntısı ne de bir kırgınlık. Git gide artan duyarsızlığımın ödülü olmalı bu gidiş. Diğerlerinden bir farkı yok. Süt dişlerimi hatırlıyorum her gidişin ardından olduğu gibi. Yerine bir yenisi gelecek, bir kere daha bu amansız çoğalma içgüdüsüne kayıtsız kalamayacağım. Yeni bir bakış, yeni […]

devamını oku »

Toprağa sırt üstü uzanmış gökyüzünü izliyor.Bir çift kır serçesi, tepesinde cıvıldayıp duruyor. Kuşluk güneşi yüzünü yakınca,yüzükoyun döndü toprağa. Serçelerin tehdit edici cıvıldamalarına aldırış etmeden, çıtlığın etrafında dolanan karıncayı izledi bir müddet. ‘’Tepemde cıvıldaşmalarına bakılırsa yuvaları olmalı buralarda’’ dedi. Serçelerin daha fazla huzursuz olmalarını istemedi. Ağzında kürdan gibi tuttuğu çöp parçasını tükürdü. Piyade tüfeğini alarak ayağa […]

devamını oku »

Yazdan kalma pamuk gibi bir sonbahar akşamıydı. Kalabalığın arasından sıyrılıp binanın önünde kendine çeki düzen verdi. Onuncu katın butonuna bastı;asansör katları tırmanırken, aynada kravatını düzeltti; hâlâ yerinde duran saçlarını taradı. Uçaktan inip doğru salona gelmişti. Yüzlerce şiirinden birini şarkı yapmışlar; üçüncü kez yılın söz yazarı seçilmişti. Ayrıca bugün sanat yaşamının altmışıncı yılını kutluyordu. Salona girerken […]

devamını oku »

“Bugün daha iyi misin Süleyman Amca?” Süleyman, yatak olarak kullandığı divanında yarı doğrulmuş bir halde yemek yerken kırışık, hummalı yüzünü çevirip altı torba torba olmuş gözleriyle küçük kıza baktı. Küçük kız divanın karşısındaki iskemlede büzülmüş tedirgin ve meraklı gözlerle etrafa bakınıyordu. Divanın yanında duran bulanık pencere odayı belli belirsiz aydınlatıyordu. Süleyman, kıza aldırmadan yemesine devam […]

devamını oku »

Polis olmayı isteyen çocuk çoktur. Dik yürüyen gururlu bir doktor olmayı isterler, futbolcu, avukat falan… Onlar daha çocuktular, ben değildim. İcra memuru olacaktım. Çok defa icra memurlarıyla karşılaşmış bir çocuk olarak, asıl kralın icra memuru olduğunu biliyordum. Bir defa, her an her yerden çıkabiliyorlardı. Aniden. Yoktan var olabilen, uçabilen bir kahraman gibiydiler. Kapı duvar nafile! […]

devamını oku »

Dışarıdan geldi. Islanmıştı. Ayaklarını girişteki paspasa uzun uzun sildi. Beni görünce keyiflendiğini hissettim ama bana belli etmemeye çalışıyordu sanki. Yine de dayanamadı, usulca geçip karşımdaki koltuğa kuruldu. “Seni anlamıyorum”, dedim. “Hem ıslanmaktan haz etmezsin. Hem de bu havada dışarıda gezip duruyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!.” “Arkadaşlarla takıldık biraz”, diye cevapladı umursamaz bir […]

devamını oku »

  Uzun ve güzel geçen bir tatil döneminin ardından garip bir iç sıkıntısı ile   uyandım.  Gözlerimi açtığım anda odanın duvarları üstüme üstüme gelmeye başladı, sanki bir sıkımlık canım kalmış da burnumda, çıkmayı bilememiş gibi…Nefesim kesiliyor, istemsiz ofluyorum, ofladıkça aklıma babamın “Of demem Allah derim” cümlesi geliyor, yararı oluyordur belki diye düşünüp ben de “of demem […]

devamını oku »

Patlayan mayın paramparça etti karanlığı,  toprak gümbürtüyle sarsıldı, bir anda parlayan ışık yerin bağrını göğe fırlattı. Tozun, toprağın ve mayının o kekremsi kokusu yayıldı ortalığa. Temmuz sıcağı geceyi bile boğuyordu, ne rüzgâr ne de ay vardı. Karanlıktı her yan, gözlerini kaldırıp bakamıyordu, bilinci yarı bulanıktı. Cayırtıların ardı arkası kesilmiyor, inlemeler, toz-toprak, kavurucu sıcak ve kan […]

devamını oku »

Üzerinde ‘’MORG’’ yazılı beyaz kapı kapalıydı. Çünkü içerdeki görevli kusmakla meşguldü. Midesi en dayanıklı insanlardan biri olarak görürdü kendini. Üniversiteyi okurken arkadaşları hayrandı onun bu özelliğine. Sınıftaki herkesin tiksindiği kadavraları, o, bir resim tablosu inceleyen eleştirmen gibi inceliyordu. Şimdiyse, midesini çöp kovasına boşaltıyordu. Annesinin, o çocukken kustuğunda ona dediği gibi ‘içi çıkacaktı şimdi. Kusması bitti. […]

devamını oku »

Dünden önceki gün değildi, perşembeydi. Aylardan haziran… Evimin penceresinde “satılık ev” levhası sallanıyor, ileri-geri, ileri-geri,… Masamın başında yazarın, haziran ayının herhangi bir “perşembe” gününü anlatan romanını on dört yılda yazdığını okurken; kapım çalınıyor… Hurdacıyla karısı, sahaf söyledikleri saatte geliyorlar, munchkin ve sineklik hariç her şeyi vereceğimi söylüyorum. Sahaf, binlerce kitabımı tartarak kilogram hesabı yapıyor; diğer eşyalarım için […]

devamını oku »

Cep telefonunun uyandırma alarmı, ukulele melodisi çalıyordu.Yatak odasına sinmiş kasvet, açtırmadı gözünü. Komodinin üstündeki telefonu el yordamıyla susturdun.Kocan kalkmış, kalın perdeleri açıyordu. Göz kapaklarına binen ışığın ağırlığıyla yastığa gömdün yüzünü. Ter kokusu,yatakta oyalanmana izin vermedi. Banyo lavabosunda, musluktan akan su avuçlarını doldururken hâlâ için uyuyordu.Seyre daldın. Su çoğaldıkça cazibesi artıyordu. Kapılıp gitme isteğiyle burnunu daldırdın. […]

devamını oku »

Bu psikoterapi odasından son 15 yıldır kaçıncı  çıkışıydı acaba…  Kaç psikoterapist geçmişti hayatından ve kaçından benzer cümleleri duymuştu.  Evet kronik depresyon sorunundan kurtulmak için önce babasıyla barışmalı ve onunla arasını düzeltmeliydi. İyi de nasıl olacaktı bu!  Yıllardır artarak biriken  öfke ve nefret duygularından nasıl arınabilirdi ki? Gerçi bu duygulardan arınabilmek için daha önce pek çok […]

devamını oku »

İki kulağımda da telefon vardı. Gözlerimi önümdeki ekrandan bir an bile ayırmadan, bir kulağımdaki telefondan Akın’a, “Sat,” öbür telefonda talimatımı bekleyen Cengiz’e de, “Al,” dedim. Operasyon tıkır tıkır yürüyordu. Ekip deneyimliydi. Çok insana fiyat beş lira civarındayken hisse senetlerini aldırmış, “Biz sat demeden elden çıkarmayın,” diye tembih etmiştik. Baş döndürücü yükseliş onların da aklını başından […]

devamını oku »

“Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulâde sessiz ve büyük…” – Bozkırkurdu-Hermann Hesse Yağmur yağıyordu. Bu şehirde yağmurun yağması en az “yağmur yağıyordu” diye başlayan bir yazı kadar olağandı… Puslu bir sonbahar günü yapılması gereken en son şey, […]

devamını oku »

Duyduk duymadık demeyin , kurtlu kiraz yemeyin. Benden duymuş olmayın. Bu mahallede bugün birini keseceklerrrr, diye sağa sola koşan, herkesin deli dediği Veli ağbinin sesiyle uyansaydınız, ne yapardınız? Kesinlikle yataktan fırlar, nefesinizi pencerenin önünde alırdınız. Ben de öyle yaptım. Tam pencereyi açıp olayı  anlayacakken  annem, gel oğlum gel az daha yat, diye  kolumdan çekip yatırdı […]

devamını oku »

Duvarları sarı küçük bir oda. İki yatak. Duvara monte edilmiş raflar üzerinde masal kitapları… Tavanda parlayan fosforlu yıldızlar, gezegenler… Komidin üzerinde pembe çalar saat… Saniyenin acelesi olduğu belli.Yorgan içinde hareketsiz kalışı, tehlikenin geçmesini bekleyen örümcek gibiydi. Karanlık odasını prize takılan pembe gece lambası aydınlatıyordu. Siyah komidinin üzerinde kaç aydır alınmayan toz kendini ele veriyor. Dört […]

devamını oku »

O kapıdan son kez çıktığımı bilseydim, belki başka türlü davranırdım. Ardımda, yalnız kalınan her karanlıkta çınlayan tumturaklı bir cümle bırakırdım mesela. Sitemli ve yıkıcı! Aklıma gelir miydi bilmiyorum. Fazla bir şey düşünememiştim. Sadece cüzdanımı ve niyeyse anahtarlarımı alıp çıktım. Saat sabahın üçüne geliyordu. Ne bir giysi, ne bir kitap, ne babadan kalan saatim. Hiçbir şeyi […]

devamını oku »

Kapandım yine sığınağıma,  hep burada kalmak istiyorum. Yorgunum bir o kadar da yılgın…Kocaman bir mutsuzluk- umutsuzluk sarmalının içinde debelenip duruyorum kaç zamandır. En son ne zaman aynaya baktım, çalılaşmış ellerime ne zaman bir krem sürdüm, keçeleşmiş saçlarıma ne zaman tarak vurdum anımsamıyorum.Ne zaman bu hale geldim bilmiyorum, ne zaman vazgeçtim kendimden, ne zaman bu kadar […]

devamını oku »

Karşımdaki koltukta oturan kadının trenin camına yansıyan görüntüsü, bazen aniden giriverdiğimiz bir tünelin karanlık ve nemli duvarlarında beliriyor, bazen de gecenin zifiri karanlığı onu tıpkı siyah dev bir canavar gibi yutuveriyor. Kafamı yasladığım cam, soluğumdan yer yer buğulanıyor. Metal kokulu ve tozla karışık nemli hava çarpıyor burnuma.Başım, trenin sarsıntılarıyla hafif ve ritmik bir şekilde cama […]

devamını oku »

Dönüyordu. Ev, gözümün önünde dönüyordu. Sırtımı duvara yasladım. Sağ elimle başımı, sonra boynumu ovaladım. İçeriden Kaan’ın sesi geliyordu. Bilgisayar oyununa kapılmıştı. En küçüğü sepete koyduğum oyuncakları tekrar dağıtıp salonun her yerine saçıyordu. Ben topluyordum o saçıyordu. Bunu bilinçli yapıyor gibi hissediyordum. Kendi çocuğum bana savaş açmıştı. Yerlerde sürünüyordu. Ben yemek hazırlarken, lego kutusunu getirip mutfağın […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z