Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Bu kararı vermek kolay mı sandınız. Hem de küçücük bir çocukla. Ama düşünecek çok fazla zamanım yoktu. Hayatımızı değiştiren o günden sonra. Yani, o patlamadan sonra. Tam da biz kaçmak için her şeyi planlamışken. Ama bunu yapmalıyım. En azından oğlum için. Yolculuğun kaçıncı günü bugün, kaç gün doğumunu kaçırdık bilmiyorum. Bizi doldurdukları kamyonun üstü kapalı […]

devamını oku »

Mesai bitmiş, hastanedeki odamdan çıkmak üzereydim. Çalan telefon kapıdan döndürdü beni. “Alo, ben cildiye kliniğinden Doktor Hamdullah. Hocam, bir hâkim albay akrabam baltayla parmağını kesmiş size getirebilir miyiz?” Acil servise uğrayıp vakit kaybetmemelerini söyledim.Yerime oturup beyaz önlüğümü giydim.  Oyalanırken de nasıl bir parmağın gelebileceğini düşünmeye başladım. Nöbetçi hekimi bilgilendirdim,  belli ki bizi, uzun bir gece […]

devamını oku »

Canı sıkıldıkça telefonu eline alıyor. Rastgele numaralar çeviriyor. Kimi düşüyor, kimi düşmüyor. Sucu. Benzin istasyonu. Yaşlı bir kadın. Döner büfesi. En çok tutturabildiği numaralar dönerciler. Numaralarını ezberliyor. Bazen arayıp sipariş veriyor; her seferinde farklı bir büfeden. Ve her seferinde daha çok soruyla. Aldığı cevaplarsa hep aynı. Çeyrek ekmek, yarım, tombik, dürüm. Patates de ister mi, […]

devamını oku »

Köhne minibüsün kenarına derme çatma yerleştirilmiş sıranın en köşesinde oturuyorum. Ağır bir müzik çalıyor, müzikten yayılan hava minibüsteki ağır kokuya karışıyor. Karşımda üç yaşlarında küçük bir çocuk, babasının kucağından bana bakıyor. Gözlerinin derinlerinde kendi siyah gözlerimi görüyorum; bana verilenleri, ondan esirgenenleri, bana sunulanları, ondan sakınılanları. Gece inmek üzere. Tıklım tıklım minibüsteki iri gözlü güzel çocuk […]

devamını oku »

‘‘Abi lüks lambasını aldın,değil mi?’’ diye sordu arabanın kapısını açarken.‘‘Cumartesi günü olmasından dolayı trafik yoğun ama bekle beni, yine de çok geç kalacağımı sanmam’’ diyerek telefonu kapattı. Bazı geceler yaptıkları gibi yine tekneye atlayıp lüfer avına çıkacaklardı. O saatte balık avlamayı seviyorlardı, ortamın sessizliği içinde kendilerini dünyadan ayrı hissediyorlardı. İşlerinin gerginliği ile beraber şehrin stresini […]

devamını oku »

Müezzinin yanık sesi, yağmurla birlikte akıyordu mahallenin üzerine. Geceden başlayan yağmur bir an olsun dinmemiş, o gün birkaç bakkal ve fırından başka dükkânını açan olmamıştı. Sırtında kendi cüssesini zorlayan çantasıyla, su kaçıran sarı çizmesiyle İshak zar-zor gelebildi bakkaliyenin önüne. Yanında suç ortağı Şahin vardı. Saçlarından koca koca yağmur tanecikleri damlıyordu. Bir süre konuşmadan birbirlerine baktılar. […]

devamını oku »

Vurulmuşum Düşüm, gecelerden kara Bir hayra yoranım çıkmaz Canım alırlar ecelsiz Sığdıramam kitaplara Şifre buyurmuş bir paşa Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Ahmet Arif- Otuzüç Kurşun Dört yanı dağlarla çevrili küçük kentte, hava kararmak üzereydi. Jandarma karakolunu çok net görebileceğim bir noktada konuşlanmış, avımı bekliyordum. Soğuk, sevimsiz bir kış günüydü. Ellerimi kalın gocuğumun ceplerine sokmuş; ağzına […]

devamını oku »

Yatağa bakıyorsun. Son bir haftadır başka hiçbir şey yapmadın. Yatağa baktın ağladın. Yataktan gözlerini alırsan kötü bir şey olacaktı.Öyle inandın. Halbuki en kötüsü olmuştu zaten.“Ölecek olan ölür hiçbir şey yapamazsın, Allah yardım etsin,” demişti o kadın. Demiş miydi? Rüya mıydı? Hatırlayamadın. Zihnini kapattın kadına, ötelere ittin, altın bir makasla kestin hayalini, rahatlamadın. Seher vaktinin pencereden […]

devamını oku »

Burnumda şehrin kokusu koşar adımlarla yürüdüm.Tarihin el ayak izleriyle, sesleriyle, ruhuyla dolu eski merkezi ile kimliksiz yeni yaşam alanı arasında geçiş görevi gören büyük meydanından geçtim. Bazalt taşlarıyla vücut bulmuş yapıların kuşattığı, her zerresinde binlerce yılın hikayesi gizli, şefkat dolu bir anne gibi kucağını açıp bekleyen caddeye adım attım. Şimdi olabildiğince sakinim. Çünkü kadim zamanların […]

devamını oku »

Gri sabahın yedisi. Hafta içi kurulan cep telefonu ısrarla çalmaya başladı. Dün geceden beri bugün yapacaklarını düşünmekten başı ağrıyordu. Cep telefonunun bezgin alarmını kapattı. Sol tarafına kayıtsızca bakarak doğruldu. Yanındaki yedi yıllık eşi değil, yabancıydı onun için. Açık mavi terliklerini yavaş yavaş ayağına geçirdi, annesinin ördüğü hırkayı omuzlarına attı. Hava aydınlanmaya başlamış, mutfak penceresinden görünen […]

devamını oku »

Fotoğraf: Susan Meiselas Nereden çıktı bunlar sana bakacağız diye geldiler çöktüler evime. Onlar olmasa Savcı bakardı bana. Evlenmeme mani oldular. Yaşlıymışım. Evlenmenin yaşı mı olur. Yalnızlık Allah’a mahsus. Onlar kendi dünyalarında mutlu tabii, bende burada duvarlara bakayım. Hem zaten savcının kendi apartmanı vardı; üç katlı. Aldı çirkin, cahil Çeşminaz’ı hanım etti. Oysa ben olgunlaşma mezunuydum. […]

devamını oku »

  Özgürlük el ele vermiş iki kadının altından kalkamayacağı bir şey miydi? Ocak, 2002 Sevgili Şermin, Mektubunda bahsettiğin şanssızlıklar beni derinden yaraladı. Umutlarının yanıp kül olmasına izin verme. Hatırla! Biz birlikteyken solan çiçeklerden saçlarımıza olağanüstü güzellikte taçlar yapardık. En soluk çiçekler bile nihayetinde çiçektir. Ve en önemlisi senin “kendi” çiçeklerindir. Seni çok özledim Şermin. Beni […]

devamını oku »

  Ormanda aşk zamanıydı. Yağmurun hemen ardından doğan güneş palmiye yapraklarının uçlarındaki kristal damlacıklarda şavkıyordu. Başımın üstündeki yedi şeritli gökkuşağı, az daha yükselirsem kanatlarımın altında kalacakmış gibi yakınımda görünüyordu. Ben, bir gözle tabiatın güzelliklerine dalarken diğeriyle kendisini beğendirme çabası içinde daldan dala atlayıp çevremde fır dönen erkeğimi izliyordum sezdirmeden. Etrafımda değişik kuşların ötmelerini taklit ederek […]

devamını oku »

Aşağıdaki öyküyü, bana verilen sadece iki kelime üzerine yazmıştım. Kelimeler; kadın ve tornavida idi. İsmini Yunan mitolojisindeki acı nehrinden alması ise, her bir satırın aslında sadece acıyı anlatmasındandır.  Kadın beyaz, uzun ve damarlı elleriyle Acheron’u anlatan tablonun altında masayı hazırlıyordu. Arkada plaktan Erik Satie odadaki soğukluğa katılıyordu. Kahverengi koltukta kitap okuyormuş gibi duran adam bir […]

devamını oku »

Birazdan çıkacağım evden, herkes beni uğurlamak için yerini aldı bile. Düne kadar içim içime sığmazken, şimdi evden çıkmakta zorlanıyorum, sevincim hüzne isteklerim bilinmez korkuya dönüşüyor bir anda.Güçlü olmaya çalışırken en zoru vedalaşmak, boğazından fışkıran çığlığın karanlığına saplanmak. Anneme sarılırken, dünyanın sonu sandım… Günlerdir umutlarımı, özlemlerimi, beklentilerimi de yüklediğim bavulumu sürüklemekte zorlanıyorum,yüküm mü çok ağır, benim […]

devamını oku »

‘Nasılsın?’ sorusuna ‘Aynıyım’ dememek için susuyor Suzan. O susunca her şey susuyor. Ağız birliği ediyor aynı olan her şey. Sussun bakalım. Suzan sustukça ben konuşurum. O sadece dinler. Belki içten içe güler, bilinmez. Bazen bir boşluğa konuştuğumu düşünüyorum. Ama Suzan’ın incecik parmakları kıpırdayınca, görünce onların kuş gibi hareket ettiğini geçiyor bu gereksiz hüzün. Öğleden sonra […]

devamını oku »

Fotoğraf: Susan Meiselas“Aa, Şaplak Gülcan, n’aber kız?” Aysel. Oynak Aysel. Hiçbir karşılaşmamızı boş geçmeyen, her fırsatta şaplağı alnımın ortasına yapıştıran Aysel. Hele yanında erkek cinsinden biri olmaya görsün. “Şekerim bak, seni tanıştırayım, bu Gülcan, Şaplak Gülcan!” diye sırıtık ağzından dökülüşü yok mu, ifrit eder insanı. Yanındaki sormaya fırsat bulamadan, “Ay, bak çok komik. Biz buna niye […]

devamını oku »

İlacı dikkatle dilinin üstüne yerleştirdi. Bir bardak suyu tek seferde kafasına dikti. Hayriye Hanım kaç kere uyarmıştı oysa. Yavaş yavaş içmek lazımmış suyu. Hele ilaçla birlikteyse,yudum yudum. Bardağı sertçe tezgâha koydu.Geçen sene bembeyaz yaptırdı mutfağı, iyi oldu, hem kiri gösteriyor, hep sakız gibi bembeyaz kalıyor.  Geceden temizleyip yattığı için mis gibi etraf. Örgüsü nerede? Komşunun […]

devamını oku »

Soğuk bir rüzgâr, apartman boşluğunun ikinci katında aralık bırakılmış pencereyi sonuna kadar açıp yaşlı adamın yüzüne çarptı. Adam evinden yeni çıkmış, kapısını çekmek üzereydi. Nedensiz duraksadı. Açılan pencereden dışarı baktı. Rüzgâr yol kenarındaki erik ağacının dallarını sallıyordu. Çıplak daldan bir saksağan havalandı. Adam, paltosunun ceplerini yoklarken buldu kendini. Yakın gözlüğünü almamıştı. Salonda, masanın üstünde bıraktığı […]

devamını oku »

Gözlerimi açamıyorum, sanki bedenim tüm ağırlığını zihnime vermiş gibi. Ah! Hareket edemiyorum, ne oldu burada böyle? Gözlerimi açmaktan korkuyorum, nedir hissettiğim bu acı? Başım. Başımı da döndüremiyorum, tutulmuş sanki her yanım. Etraftan sesler geliyor, evet bir korna sesi bu, uzun uzun çalıyor. Korna sesleri uzun çaldıklarında bana hep siren sesini hatırlatır, ürküyorum. Bu düşünceler arasında […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z