Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Tam zili çalacakken teyzem açıyor kapıyı. Balkondan görmüş taksiden indiğimi. İçeri girmeden sarılıyorum ona sıkıca. Ne kadar uzun zaman oldu bu eve ayak basmayalı. Çok özlediğimin ayırdına o an varıyorum. Daha kapıdayken beni karşılayan teyzemin parfümü ile çamaşır suyu kokusu karışımı bu evde pek de bir şeyin değişmediğinin habercisi oluyor. Eniştem elimden kapıveriyor valizimi. ‘’Portmantonun […]

devamını oku »

İki katlı, ahşap evin önünde arabacı hızla çekti dizginleri. Atların sarkmış dudakları sağa sola sallandı, eskimiş, sararmış dişleri göründü loş ışıkta, nefesleri beyaza çalıyordu soğuktan. “Geldik beyim,” dedi arabacı. Evlerden sızan ışıkla hafifçe aydınlanıyordu sokak. Güneş, İmamoğlu’ndan bu yana gökyüzünde salınmış, Bizans’ın duvarlarını yalamış, Mercin Suyu’nu, Han Deresi’ni aşmış ve Ceyhan’ın üzerinde batıp kaybolmuştu az […]

devamını oku »

Koltukta sessizce oturuyorum. O, pencerenin önünde. O dışarıyı izliyor, bense onu. Üzerinde benim hediye ettiğim siyah tişörtü var. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş. O kadar kendinden emin ve dik duruyor ki, sırtımı dikleştirme ihtiyacı hissediyorum. İyice büzülmüşüm koltukta. Bir şeyler söylemesini bekliyorum. Sessizlik aramızdaki mesafeyi gittikçe büyütüyor. Bir kelime, sadece tek bir kelime ne iyi gelir […]

devamını oku »

Sevgili Pervin, Bu satırları yazıp yazmamakta o kadar tereddüt ettim ki, hala doğru şeyi mi yapıyorum emin değilim. Daha geçenlerde takvimi karıştırıp üzerinden ne kadar zaman geçmiş onu hesapladım, biliyor musun? Kırk altı yıl. İnanabiliyor musun buna? Koskoca kırk altı yıl. Bazı insanlar ellisini bile göremiyor. Biz ise doğduk, büyüdük, o geceyi atlattık ve üzerine […]

devamını oku »

Gece yarısı kan ter içinde uyanıp yatakta doğruluyorum. Yanardağ patlamış, tepemden yüzüme, ensemden sırtıma lav akıyor sanki. Boğazımda görünmez bir el. Nefes almakta zorlanıyorum. Kocam yanımda, sırtı bana dönük yatıyor, yorgana sarılı gövdesiyle aramıza sıra dağlar dizmiş tıslıyor uykusunda. Kalkıp ışığı yakmadan ıslak fanilamla geceliğimi değiştiriyorum. Birkaç haftadır ateş basmasıyla başım dertte. Ne zaman geleceği […]

devamını oku »

Ali omuzundan sarsan Elif’in sesini geçten geç duydu. Bahçede çalışmanın yorgunluğunu derin bir uykuyla gidermeye çalışıyordu. Kim bilir gecenin kaçı. Ortalık hâlâ karanlık. Ender yakaladığı güzel rüyalardan birini bırakmak istemedi, arada gidip geliyor. Sarsıntı arttı, sesi de artık duyuyor. “Ali senin ateşin var.” Denizdeydi, dalmış balıkları izliyordu, bu ateş nerden çıktı, neyin nesi şimdi. Paletlerini […]

devamını oku »

Minicik bir böcek, milyonlarca yıldır yeryüzünün bilinen en sağlam ipliğini üretir. Binlerce yıldır bu böcek, insanların en güzel ve en narin dedikleri kumaşları dokuduğu bu ipliği üretmek için kendini ördüğü kozanın içine hapseder. Kelebek olmak için koza örmeye başlar. Sonunda da kendini bu incecik ipekle örülmüş kozasına hapsedip uykuya dalar.[1] Gün doğmadan uyandı Hayriye. Yatağın […]

devamını oku »

Gospodinov’a… Üniversitede okurken Çetin adında, doğduğu gün de dahil olmak üzere yaşamış olduğu tüm deneyimleri en ince ayrıntısına kadar anımsayabildiğini iddia eden bir arkadaşımız vardı. Sınav haftalarının sonunda takıldığımız o salaş birahanede -Kirli sarı boyayla kapısının üstüne DEMPEREST yazılmıştı öğrenciler tarafından. Altına da küçük harflerle “Sarhoşlar giremez, ayıklar çıkamaz.”- art arda sıraladığı anılarıyla hem bizi […]

devamını oku »

Kristal vazodaki ölü çiçekler gibi uyanıyorum her sabah. Nerede olursam olayım geçmişimden kaçamıyorum. Köklerim o suların içinde olduğu müddetçe kopamayacağımı anlıyorum. Mutlu olmaya çabaladıkça sanki daha çok dibe çekiliyor gülüşlerim. Yine de çoğu zaman onun beni şımartmasına ve onu çok sevdiğim için naz yaptığımı düşünmesine izin veriyorum. Elimden geleni yapıyorum. Çok uzun zaman oluyor geçmişi […]

devamını oku »

Kanarya ölmüş. Falcı değilim. Melek Hanım kafesin içindeki cesedi görünce ne yapacak, bilemem. Belki hiç aldırmaz, eksikliğe rağmen gündelik hayatını aynen sürdürür. Kollarını göğsünün altında kavuşturup üst kattaki komşuların gürültüsünü dinler. Servis bekleyen oğluna rahat vermeyen anneyi, sokaktan geçen arabaların sesini, hatta su borularındaki hareketi. Tahmin ediyorum, saatin guguğu yuvasından çıkıp öttükçe içini çekecektir çünkü […]

devamını oku »

Babam konuşmayı bıraktıktan dört gün sonra öldü. Üstelik bize haber vermeden… Tek başına… Bir otel odasında… O sırada biz evdeydik. Babamın öldüğünü bir polis cep telefonlarımızı değil de ev telefonumuzu arayarak bildirdi bize, tabii babamın hangi otelde olduğunu/öldüğünü ve beklendiğimizi de. Bizden önce gelen iki polis arabası, bir ambulans, resmî plakalı bir araç ve meraklı […]

devamını oku »

“Hazır çocuk uyuyorken ben bir dolaşayım aşkım,” dedi Fatma. “Yeni şeyler gelmiş. Şu alttan hazneli rendelerden almak istiyorum.” Furkan itiraz etmedi. “Tamam. Ben buradayım.” “Nasıl canım? Restoranda beklemeyecek misin?”                                                          “Yo, iyi böyle. Şu koltukta otururum. İki saat uyur mu?” “Uyur uyur, çok yoruldu top havuzunda. Arabasını şöyle kenara çek de geleni geçeni engellemesin.” Kadın türbanının […]

devamını oku »

Kapıyı açar açmaz burnuma bir badana kokusu geldi. Apartmanın içine dolan ilk yaz esintisi kokuyu yoğunlaştırmıştı. Uzun bir süredir yan daire boştu. Anlaşılan sonunda satılmıştı ve birileri taşınmak üzereydi. Bu daireye her yeni taşınanla beraber peyda olan endişem beni gelip bulmuştu yine. Acaba yeni komşum bir hayvansever miydi? Kedimden rahatsız olur muydu? Bana gülümseyerek mi […]

devamını oku »

Dolmuştan inip evin önündeki yokuşu çıkarken kendimi bütün gün yük taşımış bir hamal kadar yorgun hissediyorum. İçimden sürekli tekrar ediyorum, nasıl yaparsın bunu bana, nasıl, nasıl? Apartmanın önüne gelince durup evimizin penceresine bakıyorum. Sıkıca kapatılmış perdelerin arasında ne zamandır unutulmuş bir hissi arıyor gözlerim. Zerresi yok. Evim bile yabancı geliyor. Merdivenleri çıkıyorum aheste adımlarla. Sıklıkla […]

devamını oku »

Ben böyle olsun istemedim. Hiçbir şey yapmadım ki ben, Cevdet yaptı! O tutuşturdu elime el arabasını. ‘’Bundan böyle anayoldan gelen malları sen karşılayacaksın,’’ dedi. Sonra dükkânın köşesindeki masanın arkasından elini suratıma doğru yaklaştırıp çat dedi yaktı çakmağı, doğru düzgün yapamazsam nah böyle tutuşturacakmış olmayan aklımı. Korkmadım ki ben. Hiç korkmadım. Koskoca kasabada bütün herkes geldi […]

devamını oku »

Tam bir yıl geçmişti. Üç yüz altmış beş gün. Her günün gecesinde üzerine bir çizik attığı takvimine baktı cebinden çıkartıp. Mayıs ayının ilk haftasıydı; havada türlü çiçeklerin kokuları dolanıyordu. Bunaltıcı sıcakların gelmesine zaman varken uzun yürüyüşler yapar, her zaman çantasında bulundurduğu kedi, köpek mamalarını dağıtırdı yol boyunca kendisine eşlik eden arkadaşlarına. Hiç terk etmediği ailesiyle […]

devamını oku »

Kötü anılar, örsün üzerindeki demiri döven çekiç gibi beynine, beynine iniyordu. Hancının Hasan -herkes Hancı diye hitap ederdi- Yeni Barda Şaşı Abdi’nin dostu Sarı Suzan’ı   –bilerek ya da bilmeyerek- konsomasyona çağırmış; sonra da içtiği bollar kofti diye kızı,  locadan dışarı atmıştı. O gün bu gündür Abdi, Hancının bir açığını, bir zayıf anını kolluyordu. Günlerce düşündükten […]

devamını oku »

“Diyelim sabah oldu, uyandın, görmek isteyeceğin manzara ne olurdu?” “Akıtmayan bir tavan.” Tabii Hatice haksız değil, insan gündelik dertlerden başını kaldıramayınca hayal gücünün sınırsızlığı bir şey ifade etmez oluyor. Yine de belki açık mavi bir gökyüzü diyebilirdi, o da akıtmıyor. Ama Hatice böyle laflardan hoşlanmaz, onları yalancı bulur. Ona kalırsa gökyüzü görmek isteyecek yaşı çoktan […]

devamını oku »

Yanaklarımı elimin tersiyle sildim, alelacele kırmızı ojelerimi sürüyorum. Pavyonun çamurlu tuvaletinde. Azıcık kurumasını bekleyip klozetin kapağını açıyorum. İçeride bileğim kalınlığında bir bok. Ben ona bakıyorum, o bana. Pis pis sırıtıyor. İmalarını anlamazdan gelip sifonu çekiyorum, gitmiyor. Dans pistindeyim. Işıklar henüz beyaz, masaların çoğu boş. Sadece müdavimler gelmiş. Rakıya erken dadananlar. Saati on etmeden zum olurlar. […]

devamını oku »

Ter içinde. Beş altı kişi yatağını sarsıyor. Uyansın diye uğraşan bir grup dev cüsseli adam gelmiş salladıkça sallıyor. Her biri bir kenarından tutmuş yatağın. Uyku mahmurluğu, kâbusun korkusu, endişe, merak. Alnında boncuk boncuk damlalar. Titreyen ellerine hâkim olamıyor. Uyanmış olmalı. Bakışları bulanık. Etrafa göz gezdiriyor. Kimse yok. Yok mu gerçekten? Ama görünmeyen eller var. Hala […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r