Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Cansever’de böyle yerler kaldı mı? Zor. Kepçelerin ve hafriyat kamyonlarının kör nokta gibi gözükene dek kazıp yok ettikleri bu yerde bir zamanlar açık hava sineması vardı. Coşkusunu tüm hafta içinde saklayan çalışan kesim cuma günü paydos etti mi, eşini dostunu, çoluğunu çocuğunu alır doğru buraya koşardı. Yıldızların ışıl ışıl olduğu ılık bahar akşamlarında havayı iğde […]

devamını oku »

Hafif hafif atıştırmaya başlayan kar, rüzgarın da etkisiyle, çıplak ağaçlarda kalan son yaprakları alıp beraberinde uçuruyordu. Toprak karı özlemişti. Beyaz  tanecikler toprağın ve çimlerin üzerine beklendiklerini bilerek pervasızca yayılıyordu. İyice kurumuş sarı, kırmızı alacalı yapraklar sanki bu güzelliğe katılmak için o kadar beklemişlerdi dallarında. Kış hiç gelmeyecekmiş gibi geçen sonbahardan sonra, doğa kendi gerçeğine kavuşmanın […]

devamını oku »

Varvara’dan Amasya’dan Tire’den Bir kaz aldık pazardan Çatladı gitti nazardan Sekizimiz hopladı Dokuzumuz dürtledi Ağzımız şap şap etti Karnımızın hiç haberi yok. Babamın bilmecesiniiii; Sakııııız, deyip bilir iken. Develer tellal Pireler berber iken Ben bakkal Sabri Amca’nın dükkânının ekmek büfesinde haftalık yevmiye ile çalışan çırak iken. Akşam olup satılan ekmeklerin hesabı çıkınca bilmezden geldiğim eksik […]

devamını oku »

   7  Mayıs 1973 / Ankara Son dört mektubuma neden cevap yazmadın? Hemen beni  düzeltmeye kalkma! Ben de biliyorum mektuba bir hitapla başlanacağını, hâl hatır sorulacağını… Beni mektupsuz bıraktığın bu süreçte aldığım bir kararın uygulaması bu. Bana cevap yazana kadar sana yazdığım mektuplarıma hitap ederek başlamayacağım. Yaklaşık bir aydır senden mektup alamıyorum. Oysa ben anlaştığımız […]

devamını oku »

Teninde kabartılar çıkan, kızarıklıklar oluşan birinin merakla bedeninde olup bitenleri izlemesi gibi, ruhumu şaşkın, meraklı izliyordum. Benim dışımda, kendi başına hissediyor, kendi başına acı çekiyor, kendi başına çıkışlar arıyordu. Ben de dışarıdan biri olarak sadece mücadelesine tanıklık ediyordum. Ben, yaşadıklarımın tesiriyle felce uğramış gibi ne kadar kıpırtısız duruyorsam o o kadar çırpınıyordu. Adım atıyor, sendeliyor, […]

devamını oku »

  Nermin elindekine donuk gözlerle bakmaya devam edince adam boğulacağını hissederek hızla odadan dışarı çıktı. Hüzünlü bir sonbahar sabahı. İlk geldiklerinde pencereden görünen canlı yeşil bahçenin yerini küllü kahverengiler aldı. Demek üçüncü mevsime giriyorlar. Hala buradalar. Titreyen parmakları arasında sımsıkı tutmaya devam ediyor Nermin. Beş yıl önce kardeşleri ile yazlıkta çekilmiş bir fotoğraf. Kitabın arasından […]

devamını oku »

Paslanmış asma kilidi açmakta zorlanıyorum. Sabah güneşi sırtımda. Saçlarımı havalandırıp terli ensemi ferahlatıyorum biraz. Boncuklarla süslü ipin ucundaki küçük çanın sesiyle açılıyor dükkânın kapısı. İçerisi hatırımdaki kadar büyük değil. Soğutuculu büfe boş, fişi çekili. Beyaz duvara çakılı ikili askıda eski, kahverengi bir ceket asılı. Sesler, kokular terk etmiş dükkânı, alan, veren, işleyen eller kaybolmuş, gözden […]

devamını oku »

Ekim ayının son günü kenti esir alan bıçkın lodos vapur seferlerini iptal etmeseydi, Sinan bacağını kırmayacak, Demet’le Metin ise belki hiç karşılaşmayacaktı. Demet kadere, ilahi yazgıya veya şansa fazlaca inanmazdı. Akşamları yıldızlara bakıp hayallere dalan bir anne ve emeklilik yıllarının boş vakitlerini mahallenin kadınlarının avuç içlerini okumaya adayan bir anneanne tarafından yetiştirilmenin onda yarattığı etki,bu […]

devamını oku »

“Evet” demiştim. Çok istediğimden değil.Karanlıkta parlayan gözler yüzünden. Tepemdeki ışık gözümü alıyordu ve ben sadece onları görebiliyordum. Hepsi dudaklarıma abanmış, cevabımı bekliyordu. Oraya kadar gelmiştim, reddetsem ağızları açık kalacak, yıllarca bunu konuşacaklardı. Şakaklarımdan birer damla terin süzüldüğünü hissetmiş, ellerimin titrediği anlaşılmasın diye silememiştim. Çeneme doğru akıyor, huzurumu hepten kaçırıyorlardı. Saygı duruşunda burnumun kaşınması gibi. Masanın […]

devamını oku »

Arnavut kaldırımlı bir sokakta, Rumlar, Ermeniler, Türkler, Arnavutlar hep birlikte yaşardık ve ben o kaldırımları mahallenin bakkalı Arnavut Hacı amca yaptı sanırdım. Kapılar kilitlenmezdi bu mahallede, çocuklar istediği bahçeye girip erik toplayıp yiyebilirdi. Kimin başı derde girse herkes yardımına koşardı. Mutluyduk, mesuttuk ve de çocuktuk daha ne olsundu ki. Hele ben, hele ben en mutlu […]

devamını oku »

Soba tezeği hazmetmiş, içi içine sığmıyor. Ciğer yemiş kedi gibi. Harlanıyor. Bacaya kadar ulaşan alevler, bazen dumana boğuluyor, sığmıyor borulara. Aralarında bir çekişmedir sürüp gidiyor. Tezeğin gücüyle harlanan soba, gümbürdeyerek bomba etkisi yaratıyor. Neredeyse üzerindeki çaydanlığı havaya uçuracak. Püskürttüğü dumanla göz gözü görmezken alev kıvılcımları is içindeki sahnede dans eden ateş böcekleriydi. Boruların birleşme ve […]

devamını oku »

“…ve Külkedisi kaçarken pabucu ayağından fırladı. Ertesi gün Prens ayağı bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu. Ülkenin tüm kızları, Prens tarafından beğenilmek için, ayaklarını daha ufak hale nasıl getireceklerinin çabasına giriştiler. İşte o gün bu gündür kadınlar, ayaklarını erkekler tarafından belirlenmiş kalıplara sıkıştırmaya çalışır. Erkekler ise ellerindeki ayakkabıya (düşlerindeki kalıba) ayağını (kendini) sıkıştıracak kadını […]

devamını oku »

Boşluğun ortasında üç kişiydik. Ben, Tekin ve yaşlı adam. Bozkır, ıssız; gece, beyaz bir karanlık içindeydi.Uzaktaki dağlar, bizim gibi sisin içinde kaybolmuş, varlıklarından hiçbir işaret bırakmaksızın silinip gitmişlerdi. İnsan kolaylıkla kendini, kocaman bir boşluğa düşmüş gibi duyumsayabilirdi. Saatlerimizin durduğu bu kasabada, gerçekte var olduğundan emin olamadığımız bir kahvenin önüne konmuş üç iskemlede oturuyorduk. Arabamız yolun […]

devamını oku »

Tık tık tık tık tık …. Biteviye bir ses. Kimi zaman kesilse de süregiden bu ses gerçekten çok itici. Buna itici demek yeterli değil aslında. Bu ses, şu yan taraftaki okulun bahçesinden gelen seslerle birlikte diğer dış sesler ve tabii benim kafamın içindeki sesler olmasa çıldırtıcı olabilecek düzeyde. Bizim apartmandan iki apartman ötedeki bir inşaat […]

devamını oku »

Gece. İçeriden televizyon homurtuları ve annemin “vah vah”ları geliyor. Artık dayanamıyorum, sigara içmem lazım. Yataktan çıkıp balkon kapısına gitmeliyim ama kahrolası parkeler “çaturçutur” edecekler şimdi. Sonra balkon kapısı gıcırdayacak. Derdime bak! Neden yataktan kalkıp balkona çıkarak istediğim gibi sigara içemiyorum? Kaç yaşındayım? Sol ayağımı yavaşça yere basıyorum, sonra diğerini. Birkaç adım atıyorum, çatırdıyorlar! Bir süre […]

devamını oku »

Sabahleyin evden yarım saat geç çıktın. Seni beklerken, belki de hayatımda ilk kez korktum. Varlıkla yokluk arasındaki sınır, ince bir çizgiden ibaretti. Tanrı bana son bir şans vermiş, tutunabileceğim cılız bir dal parçası uzatmıştı. Ama her an pişman olup geri çekebilirdi. Bu, bir balığın parmaklarımın arasından kayıp gidişi gibi olurdu. Sen gidersen, geride yalnız hayalin […]

devamını oku »

Hastane odasında uyunmuyor. Bilen bilir. Etraf zoraki uyanık insanlarla, gündüz gibi aydınlatan beyaz ışıkla doluyken kolay değil. Haydi bunları geçtim göbeğime bağlanmış büyük bir alet varken nasıl uyuyabilirim? Ebe olduğu alnında yazan hemşire, aleti kontrole geldiğinde gözlerimi leopar görmüş bir ceylan gibi kocaman açık görünce, “Biraz uyumaya çalışın belki de son derin uykunuz olacak… ” […]

devamını oku »

Sokağın bir köşesinde, kaldırım kenarında, sabahın erken bir saatinde bir kedi olarak uyanmıştım. Apaçık bir rüyâda idim. Gece, derinleşen sarhoşluk yerini tatlı bir rüyâya bırakmıştı. Gecenin hangi saatinde-karanlığında, nerede uyumuş, kendimi kaybetmişim, hatırlamıyorum. En son yasemin kokusu vardı aklımda. Begonvil kokusuyla uyandım. Sokakta, bir kaldırımda, bir büyük beton saksının yanında uyandım. Hatta galiba saksının içinde […]

devamını oku »

Topal değildi ama baston kullanıyordu. Kuru bir meşe dalına benzeyen upuzun, incecik vücuduyla uyum içindeydi bastonu. Öyle ki, uzaktan göründüğünde, kollarından birinin, bilekten sonra hastalıklı bir şekilde incelerek yere kadar uzamış olduğu izlenimi bırakıyordu. Sopayla eli arasında organik bir bağ vardı sanki. Onunla dokunurdu ilgi alanına giren her şeye. Canlı-cansız, rütbeli-rütbesiz fark etmezdi. Kimi zaman […]

devamını oku »

Birkaç adım ötemdeydi. İki yanı çalılık olan dar beton yolda duraksadım ve onun ağır ağır bir çalılıktan çıkıp diğerine girmesini bekledim. İlk kez bir kirpi görüyordum. O gayet sakindi ama benim tüylerim diken diken oldu. Sanki hayatımı duraksatmak, beton yolun üstünde sürünüşünü bana izletmek için çıkmıştı karşıma. Benden güçlü olduğunu duyumsuyordum, diğer bütün sürüngenler gibi. […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z