Masthead header

Çarpık düzenin uyumsuz çocukları: Mrs. Dalloway romanı üzerine bir inceleme | Ayşe Korkmaz

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Mrs. Dalloway romanında olay örgüsü ve karakterlerin özellikleri

Clarissa Dalloway, o akşam büyük bir parti verecektir.  Sabahın erken saatlerinde çiçekleri almak üzere dışarı çıkar. Londra sokaklarında yaptığı yürüyüş sırasında gözlemledikleri ve algıladıkları ona geçmişi hatırlatır.

Evden ayrılırken, çocukluğunun geçtiği Bourton’daki yazlık evi ve eski talibi Peter Walsh’ı düşünür. Mektubunda bu günlerde Hindistan’dan döneceğini yazmıştır. Peter, ona dışarıdan bakan ve eleştiren üçüncü gözdür. Clarissa’nın aykırı ve açık fikirli yanını temsil eder. Aralarındaki ilişki, Peter’ı reddetmesi yüzünden bitmiştir.

Yolda çocukluk arkadaşı Hugh Whitbread ile tanışırız. “… iyi giyimli, erkeksi, son derece yakışıklı…” (1) (s.8) olduğunu öğreniriz. İngiliz sosyetesinin kaymak tabakasında dolaşmış, başbakanlar tanımış, onlarla derin bağlar kurmuş, bu sayede küçük işler başarmıştır.

Clarissa çiçekçi dükkânındayken, aynı sokaktan geçmekte olan Septimus Warren Smith ve İtalyan karısı Lucrezia Smith’i tanırız. Septimus, “Otuz yaşlarında, soluk benizli, gaga burunlu, kahverengi ayakkabı ve eski püskü bir pardösü giyen” (s.17), garip bir adamdır. Stround’da bir şair için gelecek göremediğinden evini terk edip Londra’ya yerleşmiş, savaşta yakın arkadaşının ölümüne şahit olduktan sonra akli dengesini yitirmiştir.

Lucrezzia, kocasını çok seven, genç, sıcakkanlı, “…solgun, sivri suratında iri gözleri olan küçük bir kadın….”dır (s.18). İngiltere’ye alışamamıştır. Sık sık İtalya’daki o beyaz evleri, gezinen, kahkahalar atan insanların her akşam doldurduğu sokakları hatırlar.

Septimus’un ilk doktoru, rahatsızlığını anlayamamış olan “İri yarı, pembe yanaklı, yakışıklı…” (s.99) pratisyen hekim Dr. Holmes’tir. Septimus onu burun delikleri kırmızı, iğrenç bir canavar olarak görür. Adını insan doğası takar. Lucrezia, Septimus’u işinde uzman olduğu söylenen Sir William Bradshaw’a gitmeye ikna eder. Sir William, duyarsız biridir. Muayene sonrası Septimus’un bir kliniğe yatırılması gerektiğini anlatır, yeterince ilgilenmez. Günün ilerleyen saatlerinde, Dr. Holmes evlerine ziyarete gelir. Septimus, kliniğe götürüleceğini sanıp, tedavi olmaktansa pencereden atlayarak intihar etmeyi seçer.

Clarissa eve döndüğünde kocasının Lady Broton tarafından öğlen yemeğine davet edildiğini öğrenir. Bu davette adı geçmediği için üzülüp tavan arasındaki odasına çıkar. Oysa bir kadının Lady Bruton’dan kabul görebilmesi için ancak silik bir karakter olması gereklidir.

Clarissa, tavan arasındayken, eski arkadaşı Sally Seton’u ve onunla olan ilişkisini hatırlar: “Sally durmuş, bir çiçek koparmış, onu dudaklarından öpmüştü.” (s.40) Böylece kadınlara olan ilgisini öğreniriz. Sally Seton, pervasız, hayata meydan okuma adına aklına gelen her şeyi yapabilen, garip biridir. Üstelik inanılmaz bir çekiciliği vardır, özellikle Clarissa üzerinde… Ama herkesi şaşırtarak, ceketinin yakasına kocaman bir çiçek takan kel kafalı biriyle evlenip beş tane oğlan doğurmuştur.

Clarissa odada, akşam giyeceği kıyafeti onarırken, Peter Walsh çıkagelir. Onu akşamki partisine çağırır. Kısa bir sohbetten sonra, ikisinin de eski duyguları depreşir. Peter, Dalloway’lerin evinden ayrıldıktan sonra uzun uzun birlikte yaşadıklarını düşünür. “Clarissa onun içinde bir şeyleri hiç düzelmemek üzere” (s.171) bozmuştur. Clarissa’nın neden Richard Dalloway’i seçtiğine anlam veremez. O, özünde iyi biri olsa da yaratıcılıktan yoksun ve kalın kafalıdır. Atlardan ve köpeklerden anlar, açık havada çok beceriklidir. Ama Clarissa’yla bir köpekle konuşur gibi konuşur. “Haydi, tatlım, kendini topla. Tut bunu- getir şunu” (s.82)

Peter Walsh’tan sonra Dalloway’lerin güzel kızı Elizabeth ve onun özel öğretmeni Doris Kilman’ı tanırız.  Elizabeth, Londra’yı çok kasvetli bulur ve katılmak zorunda olduğu partilerden hoşlanmaz. Kent dışında babası ve köpeklerle birlikte zaman geçirmek ona çok daha keyifli gelir. Mrs. Kilman ise insanların görmeye katlanamadıkları çirkin bedeni, yumurtaya benzeyen çıplak alnıyla Virginia’nın hayal gücünün derinliklerinden gelen antipatik bir nefret figürüdür. Elizabeth’e karşı, bencil, öfkeli ve ihtiraslı bir sevgi besler.

Akşam olunca, başbakan dâhil, birçok tanınmış insan, eşleriyle birlikte Dalloway’lerin evinde toplanır.  Peter Walsh, Miss. Pary (Helena Hala) ve sürpriz bir şekilde Sally Seton da gelenler arasındadır. Clarissa, eski günlerdeki gibi Peter ve Sally’yi birlikte görmekten mutludur. Fakat misafirler yüzünden onlarla fazla ilgilenemez.

Clarissa, Peter ve Sally’nin ortak geçmişinde Helena Hala’nın da önemli bir yeri vardır. Yaşı sekseni geçmiş, bir gözü bütünüyle işlevini yitirmiştir. Merdivenlerden bastonuna dayanarak ağır ağır iner; bir koltuğa oturtulur.

Partiye geç gelen Lady Bradshaw, Clarissa’ya intihar haberini verir. Lady Bradshaw, ünlü hekim Sir William Bradshaw’un karısı, aynı zamanda eski hastasıdır. İyileşmek için Sir William’a boyun eğmeyi seçmiş, kendi iradesinden çıkıp onun iradesine girmiştir.

Ölüm haberi, Septimus’u tanımasa da, Clarissa’nın, partiden bir süreliğine kopmasına neden olur. Geçmiş ve günümüz arasında gidip gelirken, Clarissa’nın ruh halindeki dönüşüme şahit oluruz. Mrs. Dalloway, Richard Dalloway’in karısı olmak dışında hiçbir özelliği bulunmayan, orta yaşlı, zavallı bir kadındır. İçini kemiren korkulardan, yetersizlik ve yalnızlık duygularından uzaklaşmak ve birileri tarafından sevilebilmek için verdiği partilere hayatını adamıştır. Özgürlüğüne düşkünlüğü yüzünden Peter’le evlenmek fikrinden uzak dursa da, Richard Dalloway ile olan evliliği boynuna aristokrasinin kelepçesini takmıştır.

Parti bitip misafirler ayrılırken, Richard Dalloway, kızı Elizabeth’e duyduğu sevgiyi ifade eder.  Clarissa nihayet, Peter ve Sally’nin yanına dönmeyi başarmıştır. “Bu korku ne? Bu coşkunluk ne?” diye düşünür Peter. “İçimi böyle olağanüstü bir heyecanla dolduran ne?” (s.208) Clarissa karşısındadır.

Londra sokaklarında bir Flâneur karakter: Mrs. Dalloway

“Flâneur, geniş kalabalıklar arasında sıkılmayan, kendini bina cephelerinin arasında evindeymiş gibi duyumsayan kişidir. Flâneur görünüşte tembel, özünde bir gözlemcinin uyanıklığı ile donanmış kişidir.” (2)

Aşağıdaki satırlardan Clarissa Dalloway’in kalabalık Londra sokaklarını seven ve kendini o kargaşanın içinde mutlu hisseden bir karakter olduğunu anlarız: “İnsanların gözlerindeydi, salınarak gezinmelerinde ve ayaklarını sürüyerek yürümelerindeydi; bağırışlarda ve kargaşadaydı; arabalarda ve otomobillerde, otobüslerde, kamyonetlerde, ayaklarını sürüyerek, iki yana sallanarak yürüyen sandviç satıcılarında; bandolarda; laternalarda; havadaki bir uçağın utkulu, çınlamalı, tuhaf, tiz, uğultusundaydı onun sevdiği şey; hayattı; Londra’ydı; hazirandaki bu andı.” (s.6) Septimus da Clarissa gibi Londra’nın büyüsüne kapılıp evini terk etmiştir.

Mrs. Dalloway, bölünmüş bir karakterdir. Bu karakterin bir parçasını Clarissa, diğer parçasını Septimus temsil eder. Woolf yeni kitabında kahramanının sadece ailesi, akrabaları ve birkaç arkadaşıyla değil, İngiliz sosyetesiyle de yakın ilişki halinde olmasını ister. Tanıdıkları arasında bu rol için en iyi model Kitty Maxse’tır. Aklındakileri kâğıda döküp bir sonraki bölüme geçmiştir ki, Kitty’nin intihar izlenimi veren ölüm haberi gelir. Virginia Woolf’un dönem dönem nükseden akıl hastalığını göz önünde bulundurursak, Septimus’un da Woolf ve Kitty’nin karanlık tarafı olduğunu düşünebiliriz.

Clarissa ve Septimus, romanda hiç karşılaşmazlar. Fakat onları birleştiren birçok unsur vardır. Sokaktan geçen bir arabanın lastiğinin patlaması, hem çiçekçi dükkânındaki Clarissa’yı, hem de sokaktan geçmekte olan Septimus ve Lucrezia’ yı ürkütür. Gökyüzünde karamela reklamı yapan uçak hem parktaki Smithler’in, hem de eve dönmekte olan Clarissa’nın dikkatini çeker.

Septimus ve Clarissa’nın doktorlara bakış açılarının benzerliği, bu bağı güçlendirir. Septimus onları insan doğası adını taktığı birer canavar olarak görür: “Düşmeye gör, diye tekrarladı içinden Septimus, insan doğası biner üstüne. Holmes ile Bradshaw binerler üstüne.” (s.106) Clarissa ise Sir William Bradshaw’e karşı nedenini bilmediği bir korku duyar. “…insan Sir William gibi birinin kendisini mutsuzken görmesini istemezdi.” (s.196)

Flaneur karakterin bir de görünmeyen yüzü vardır. Yaşadığı kentin onca kalabalığına rağmen yapayalnız bir insandır: “Kalabalık” der Benjamin, “lânetlinin yalnızca en yeni sığınağı değildir; aynı zamanda toplumdışı kılınmış insanın kullandığı en yeni uyuşturucudur. Flâneur, kalabalık içerisinde yaşayan, terk edilmiş kişidir.” (3)

“Clarissa’nın evinde rastladığı şu şık züppeler, düşesler, yaşlı başlı kontesler –Peter’in gözünde en ufak bir değeri olmayan insanlar” (s.83) Clarissa için önemlidirler. Çünkü onları kullanarak yalnızlığını perdeler. Sally, yıllar önce, bu tehlikenin farkına varır. Clarissa’yı götür der Peter’a: “…onu Hugh’lardan ve Dalloway’lerden ve “ruhunu karartacak” (o günlerde sayfalarca şiir yazıyordu Sally) bütün öteki “kusursuz centilmenlerden” kurtar, onlar onu tam bir ev kadınına dönüştürür, maddiyatçılığını körükler.” (s.82-83)

Ve Londra yutar Septimus’u: “Adı Smith olan milyonlarca genç adamı yutmuştu Londra; ailelerin çocuklarına farklı olsun diye taktığı Septimus gibi fantastik isimler umurunda değildi; Euston yolunun yakınında otururken pek çok şey yaşamıştı, örneğin pembe, masum, oval yüzü iki yıl içinde ince, gergin, saldırgan bir yüze dönüşmüştü.” (s.92)

Eski doktoru Holmes evlerine ziyarete gelir. Septimus onu kliniğe götüreceğini sanıp, tedavi olmaktansa, pencereden atlayarak intihar etmeyi seçer. Septimus’un ölüm şekli babasının ölümünden sonra hastalanan Virginia’nın yatak odasının penceresinden atlayarak gerçekleştirdiği ilk intihar girişimini hatırlatır.

Parti sırasında doktorun karısı Septimus’un ölüm haberini verdiğinde Clarissa önce kızar:

“Ah, partimin tam orta yerinde bir ölüm” (s.197) diye düşünür. Sonra Septimus’u anlamaya başlar: “Önemli olan bir şeyler vardı; Clarisa’nın yaşamında gevezeliğe boğulan, çirkinleşen, karanlığa gömülen, soysuzlaşan, yalanlara, gevezeliklere gömülen bir şey. Bunu kendinde tutabilmişti genç adam. Ölüm, bir meydan okuyuştu.” (s.197-198)

Savaşın etkisiyle bunalıma sürüklenen Septimus, uyumla uyumsuzluk arasında gidip gelirken kendini topluma yem etmemeyi seçmiştir. Clarissa ise, Peter’la bir maceraya atılmak ya da Sally’ye âşık olmak yerine, toplumun uygun gördüğü ve beğendiği bir kadın olarak yaşamını sürdürmüştür. Aslında her ikisi de çarpık düzenin uyumsuz çocuklarıdır. Bu düzeni kırma adına birinin ölmesi gereklidir. Kurban Septimus olmuştur.

Sonuç olarak:

Virginia Woolf, Mrs. Dalloway’i neden yazdığını günlüğünde şöyle açıklar: “Hayatı ve ölümü, aklı ve deliliği vermek istiyorum; toplum düzenini eleştirmek istiyorum…” (4) Böylece ortaya uyum bozukluğu yaşayan karakterler çıkar. Onları bu hale getiren, düzenin çarpıklığıdır. Çünkü uyum, toplumun belirlediği kalıplara sıkışıp kalmaktır. Oysa insan ruhu, hiçbir kalıba sığamayacak kadar özgürdür.

Woolf bu kitapla, bütün toplumsal değerleri çürütür. Huhnes, Mrs. Dalloway ile ilgili yazdığı eleştiri yazısında bunu şöyle açıklar: “Woolf, romanını son derece canlı bir şekilde betimlediği Londra’nın tek gerçekliğinde temellendirir ancak, bu gözle görülür dünyasının elle tutulurluğuna rağmen, kitap boyunca hafif bir korku ortaya çıkar. Clarissa Dalloway’in kendisi, kısmen daha kurgusal sayılabilecek (eski talibi) Peter ve kaçık Septimus Warren Simith, kendilerine ait az çok şekillenmiş olan hayatın anlamına yönelik varsayımlarıyla birlikte tüm manevi değerlerin dayandığı dipsizliğin çözümsüz birer örneğidirler.” (5)

Dipnotlar:

(1) Woolf, V.; Mrs. Dalloway, Çev. İ.Özdemir, Kırmızıkedi Yayınları, İstanbul, Eylül 2012, (Tırnak içinde ve italik yazılmış bütün bölümler aynı kitaptan yapılan alıntılardır.)

(2) Walter, B.; Pasajlar, Çev. A.Cemal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995, s.81

(3) Walter, B.; Pasajlar, Çev. A.Cemal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995, s.81

(4) Woolf, V.; Bir Yazarın Güncesi, Çev. F. Özgüven, İletişim Yayınları, İstanbul, 2011, s.82

(5) Curtis, A.; Virginia Woolf  Bloomsbury ve Ötesi, Çev. Ö. Ç. Aksoy, İletişim Yayınları, İstanbul, 2011, s.186

Ayşe Korkmaz – edebiyathaber.net (26 Nisan 2019)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z