Masthead header

Öykü: Çalar saatli/siz Kadınlar | Aynur Eğitmen

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Masa, sandalye, dizüstü bilgisayar ve o. Yazmak istiyordu ama ne yazacağını bilemiyordu. Belki de en basit olanı, her gün öylesine yaşananı yazmalıydı. Evet evet tam da buydu yazmak istediği. Öylesine olan.  O zaman önce bir kahraman bulmalıydı kendisine. Öylesine bir kahraman. Sonra da o kahramanın ne zaman, nerede, ne yaptığını düşünmeliydi. Öylesine bir zamanda, öylesine bir yerde, öylesine bir eylem. Bunları düşünürken gözlerinin ağırlaştığını farketti. Sabah zor kalkmış, şimdi de uykusu gelmişti. Bu hali aklına bir fikir getirdi. Herhangi bir kadının herhangi bir sabahını yazabilirdi. İşte tam da öylesine bir durumdu. Bundan daha sıradan, daha gündelik, daha öylesine ne olabilirdi ki…

……………………….

“Zırrrrrrrrrrrrrr” diye çalan saatin daha doğrusu cep telefonunun sesiyle uyandı. Gözlerini açmadan kalktı yataktan. Açamazdı çünkü. Sabahları kolay kolay kendine gelemezdi. Koridorda ilerleyip el yormadıyla kitaplıktaki telefonun sesini kapattı. Gözleri kapalı olarak salona gitti. El yordamıyla (otomatik olarak) perdeleri açtı. Sonra mutfağa gidip aynını yaptı. Farklı olarak çaydanlığa su koydu, ocağın üstüne yerleştirdi ve ocağı açtı. Oradan banyoya gitti. El yordamıyla dişlerini fırçaladı, yüzünü yıkadı. Her sabah olduğu gibi kremlerini sürdü. Sonunda kendine gelmişti. Aynadaki yüze uzun uzun baktı. Ne kadar huzurlu olduğunu düşündü. Artık ne kadar huzurlu! İşte her şey bitmişti. Kendini bir kafesin içinde gibi hissettiği o günler bitmişti. Sürekli küçülen, daralan, son günlerde nefes almasını zorlaştıran kafesten kurtulmuştu. Gülümsedi kendine. “Huzurun yüzü” dedi. Yıllarca çalıştığı, ‘üç maymun’ insanlar topluluğunun olduğu işinden ayrılmıştı. Hangi yana dönse “adam sende”cilik, hangi yana baksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılık ve “düzen böyle kurulmuş ben tek başıma ne yapabilirim ki”cilik ve şakşakcılık ve ikiyüzlülük ve yalancılık ve … Nefes alamıyordu, çevresine örülmüş, görünmez bir ağ onu her bir tarafından çekiştiriyordu. Sanki bir deli gömleği giydirilmişti ve karşısındakilere kocaman sarılması isteniyordu… Eşi uyanıp koridorda göründüğünde heyecanlandı. Kendisini ayna karşısında dalmış olarak görmesini istemiyordu. Bu halleri eşini üzüyordu. Her dalışının ardından başka bir hikayeyle dönmesi kaygılandırıyordu. Toparlanmaya çalıştı ama aynanın karşısına mıhlanmış gibiydi. Yakalandı! Eşinin “yine mi?” diyen bakışlarıyla karşı karşıya geldi.

……………………….

“Lülülülülülü” diye çalan saatin daha doğrusu cep telefonunun sesiyle uyandı. Hızla çıktı yataktan. Bugün önemli bir iş görüşmesi vardı. Bu işi istiyordu. Titiz, kuralları keskin bir kurum olduğunu duymuştu. Uzun zamandır ara vermişti ve bu büyük firmada başlamak güzel olacaktı. Hızlıca kahvaltıyı hazırladı, eşini ve çocuklarını kaldırdı. Kahvaltılarını yaptıktan sonra herkes evden çıktı. İşte kendisiyle baş başa kalmıştı. Yüzünü yıkamadığını hatırladı. Telaşından ne yaptığını biliyor muydu? Banyoya gitti, yüzünü yıkamak da neymiş, duş aldı, kremlendi. Çıktığında duşta oyalandığını fark etti. Fazla zamanı kalmamıştı. Böyle bir görüşmeye geç kalmamalıydı. Hızla yatak odasına gidip günler öncesinden planladığı kıyafetlerini giydi. Kıyafetine uygun çanta değişikliğini yapmadığını fark etti. Kendisine kızdı. Madem bu görüşmeyi önemsiyordu, daha titiz davranmalıydı. Ne giyeceği belli olduğuna göre çantasını önceden hazırlamalıydı. Neyse, kendisine kızarak gerginlik yaratmanın gereği yoktu. Bir yandan çantasını değiştiriyor bir yandan da ayakkabısını hazırlayıp hazırlamadığını düşünüyordu. Evet hazırlamıştı. Rahatladı. Çantasını aldı, ayakkabılarını giyindi, mutfağa uğrayıp çayın altını kapatıp kapatmadığını kontrol etti. Girişteki aynada kendine baktı. Göz kırptı. “Çok güzelsin” dedi ve çıktı. Sokağın karşısındaki taksi çağırma düğmesine bastı. Daha önce hiç olmadığı kadar bekledi. Taksi gelince şoföre olağanüstü bir şey olup olmadığını sordu. O da duraktaki diğer şoförlerle ilgili bazı mazeretlerden, birden bire bozulan üç araçtan söz etti. Hiç olmayacakların bir araya gelmesinden kaynaklanan sıradan bir şey olduğunu anladı. Kuruma vardığında görüşme saati beş dakika geçiyordu. İçeri girip girmemekte tereddüt etti. Kafasından geç kalışının nedenleri hızla geçti. Kendisine kızdı. Taksi durağındakilere kızdı. Merdivenleri bu kızgınlıkla çıkarak danışmaya yöneldi.

……………………….

“Bibibibiipbibibibiip” diye çalan saatin daha doğrusu cep telefonunun sesiyle uyandı. Ama çıkmadı yatağından. Annesinin “hadi kahvaltı hazır, daha ne zaman kalkacaksın?” demesini bekledi. Ne şanslıyım diye düşündü. Yatakta bir o yana bir bu yana dönmeye başladı. Sabah mahmurluğunu yatakta atmanın tadı bir başkaydı. Peki ya evlenince ne olacaktı. Okan annesinin yerini tutmayacaktı elbette. Akşam işten yorgun geldiğinde yemek masası hazır olmayacaktı. Hafta sonu sosyal etkinliklerin tadını çıkarırken çamaşırları yıkanmış ve ütülenmiş olmayacaktı. Ama sevdiği adamla aynı evde olacaktı. Sevdiği adam. Gerçekten Okan’ı seviyor muydu? Onunla sevdiği için mi evleniyordu. İşte yine aynı soru takılmıştı aklına. Bu soruyu ne kadar çok sormuştu kendisine. Birden annesinin sesini duydu ve yataktan fırladı. Annesinin yanağına bir öpücük kondurdu. “Seni seviyorum anne” dedi ve banyoya gitti. Annesini gerçekten seviyordu. Ama bu kez sevdiği için değil yanıtlamak istemediği sorudan kaçmasına yardımcı olduğu için “seni seviyorum” demişti. Banyoda yüzünü yıkarken o soru yine aklına gelir gibi olmuştu. Ama annesinin geç kalacağını hatırlatan sesini duydu. Hızla çıktı banyodan. Yine yanıtlamamıştı. Ne zaman yanıtlayacağını da bilmiyordu. Okan’ı gerçekten seviyor muydu?

……………………….

İnsan ne yazacağını bilemezse böyle olur işte, daldan dala atlar diye düşündü içinden. Kimdi bu kadınlar. Belki aynı şehirde hatta aynı apartmanda yaşıyorlardı. Belki her biri başka bir şehirde belki de her biri başka bir ülkedeydi. Sokakta yanımızdan geçip giden ya da aynı binada yaşadığımız ya da hayatına pek de giremediğimiz bir akrabamız.

Karşılaştıkları sorunları nasıl çözeceklerdi. Çözecek beceriye sahipler miydi? Kendi başlarına mı, yardım alarak mı çözeceklerdi?

Ne diyordu böyle? Sıradan olanı yazacaktı oysa. Yok, olmamıştı. Becerememişti. Yazamamıştı. En iyisi vazgeçmek diye geçirdi içinden. Biraz ara vermeli, sonra yeniden denemeliydi.

Sandalyesinden kalktı. Odadan çıktı. Dişlerini fırçaladı. Yattı. Önce bir o yana bir bu yana döndü durdu. Uyumaya çalışırken çalar saat sesleri geçti aklından. Her evde başka bir ses. Bunları düşünürken göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Sabah olduğunda “tatatatıssstatatatısss” diye çalan saatin daha doğrusu cep telefonunun sesiyle uyandı…

 Aynur Eğitmen kimdir:

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden 1991 yılında mezun oldu. Müze Eğitimi üzerine yükseklisans yaptı. Yaratıcı Drama Eğitmeni ve Müze Eğitmeni olarak özel sektörde çalıştı. Çocuklarla birlikte ve onlar için masal ve öyküler üretti. İçinde yedi ayrı masalın olduğu bir masal kitabı, ortak bir kitap çalışmasında çocuk öyküsü, alanı ile ilgili çeşitli yazıları yayımlandı. Ayrıca ATUDER öykü yarışmasında birincilik ödülü aldı. Evli ve iki çocuk annesidir.

edebiyathaber.net (27 Kasım 2018)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z