Masthead header

Bu patiklere her şey sığıyor | Zeynep Sönmez

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Kısa öykü kuramı ile ilgili her türlü çalışma, öncelikle bir yazarın başka türde değil de, kısa öykü türünde yazmasına ilişkin nedenselliklerin, ardından da, kısa öykünün ne kadar uzunlukta olacağının sorgulanması ile yapılır.

Günümüzde hızın artık bir ideoloji olduğunu sıkça dile getiren; hızın biçimleri, süreçleri ve gücü üzerine kuramsal çalışmalarıyla da tanınan şair-yazar Aydın Şimşek’in kısa öykü üzerine hazırladığı Bebek Patikleri, Ele Avuca Sığmayan Bir Tür: Kısa Öykü adlı kitabı, Kanguru Yayınları’ndan çıktı. Kitap, söz konusu alanda yukarıda değinilen önemli sorunsallara açıklık getirmekle kalmıyor; kısa öyküye gelinceye değin yazınsal süreçlere, özellikle klasik anlatının unsurlarına da yoğunlaşarak değiniyor.

Kısa öykü dili ile ilişki kurabilmenin, klasik anlatı süreçlerine yabancı kalarak mümkün olamayacağını belirten yazar; kısa öykü ya da durum anlatılarını klasik anlatılarla karşılaştırmakla, modern anlatıların kavranışının, yazınsal birikimle yüzleşmekten geçtiğinin altını çizmiş oluyor bir kez daha. Şimşek’in anlatı tarihinin tarih bilincinden yoksun düşünülemeyeceğini her fırsatta vurgulaması önem taşıyor.

Kısa öykünün temellerine de bu bağlamda eğilmek gerektiğini söylüyor Şimşek. 19.yüzyılda Sanayi Devrimi’yle birlikte ortaya çıktığını, 20.yüzyıl başında ise gelişimini tamamlayıp yeni bir edebi tür olarak kabul edildiğini ve yüzyıl süresince rüşdünü ispat ettiğini gördüğümüz kısa öykü, modernizmin çocuğudur.

Daha ilk adımda bilinmesi gereken, kısa öykünün modern/postmodern bir döneme ait olduğudur. O nedenle kısa öykünün kaynaklarına ve tarihsel süreçlerine ilişkin vurgular yaparken, onu masallardan, mesellerden, kıssalardan, aforizmalardan, tablet yazılarından, duvar yazılarından ayıracak bilince sahip olmak gerekiyor.”(1)

Klasik anlatı, olay öyküsünün temelleri üzerine kurulu olan, dramatik kurgusu giriş-gelişme-zirve-sonuç evreleriyle yükselip alçalan bir eğrisel yapı gösteren, belli bir sona ulaşmayı amaç edinen, bu sonun aktarılmasında öğretici unsurlardan yana tavır koyan anlatıdır. Klasik anlatıda kahramanların değişip dönüşmeye zamanları vardır çünkü biçimsel olarak nispeten uzun olan bu anlatılar, olayların çevrenini daha geniş biçimde içerirler.

Ancak günümüzde klasik anlatı, Şimşek’in, kısa anlatı tarzlarının ve kısa öykünün öne çıkmasının nedenlerine değinirken bahsettiği gibi, günümüz insanının beklentileriyle yeterince uyum sağlayamıyor. Hızın gündelik yaşamı değiştirip dönüştüren etkisine karşın kısa öykünün hızdan daha hızlı hareket ederek onu kuşattığını, böylelikle kontrol altına almayı ve hızın yarattığı eksiklik ya da aksaklıklar gibi, modern toplumda görülen açmazlara itiraz etmeyi mümkün kıldığını söyleyen yazar; kısa öykünün, en önemli biçimsel özelliği olan kısalık sebebiyle, metinde anlamın yer vermeden, boşluklar bırakarak, şifrelemeler kullanarak çoğaltıldığını, dolayısıyla da hızlı, vurucu, devrimci bir anlatı türü olduğunu açımlıyor.

“Kısa öykü devrimci bir özellik sergilemektedir. Bu özelliğini, hız karşısında karşıt bir hız üretmesinden alır. Bir virüs gibi sistemin içine girip, onun yönetselliğini kısa bir süre de olsa devre dışı bırakmayı amaçlar. Okuru kendi diliyle düşünmeye sevk ederken, diğer yandan da şaşkınlığa uğratmakta ve eyleme davet etmektedir.”(2)

Kısa öykünün yoğunluğu biçiminden kaynaklanır. Az zamanda ve dar mekânda söyleyecek olduğumuz çok şeyi anlatmak için, elbette sözü kısa kesmemiz beklenir. Böyle olunca da anlam söylenmeyenlerden oluşan o boşluklarda katmanlaşır. Yoğun anlam, vurucu anlatıma yol açar. Bu sebeple iyi bir kısa öykü, okurunda balyoz etkisi yapar, yapmalıdır. İçeriksel anlamda yoğunlaşmak, kısa öyküde nedenselliğin indirgenmesine bağlıdır. Tek bir nedenselliğe indirgenen olay/olgular da, durumlara taşınmış olur. Kısa öykü bu sebeple olay ya da olgular dizgesini terk ederek durumu anlatmaya yönelir.

“Kısa öyküyü oluşturan nedensellik ve indirgemecilik, okuru metnin kurucu yapısından çok yıkıcı yapısına, anlatıcı yapısından çok durum yapısına, var kılmaktan çok yer vermeme özelliğine çağırır.”(3)

Gerçekten de kitaba adını veren Ernest Hemingway’in o ünlü, beş kelimelik minimal öyküsünde görüldüğü gibi –Satılık bebek patikleri. Hiç giyilmemiş.– söylenmek istenen birçok şey, söylenmeden anlatılır. Böylelikle kısa öykü, okurunu aktif kılar ve ondan her seferinde öyküyü yeniden yorumlamasını, ona başka anlamlar yüklemesini ve öykünün açıklamadan gösteren, işaret eden kimliğini sevmesini bekler. Sonlardan hoşlanan, kesinlemelere ihtiyaç duyan okur, daha baştan kısa öykünün okuru olamayacaktır.

Modernizmin bu haşarı, deli dolu çocuğu gerçekten de ele avuca sığmıyor. Bugün onun kendine özgü bir tür olduğu kabul edilmiştir. Bunun nedenini şöyle açıklıyor Aydın Şimşek:

“Fiziki zamanı, içerik zamanı ve psikolojik zamanı iç içe geçmiş bir yapıdan bahsediyoruz. Yani tüm yaklaşımı yazarın zihinsel-imgesel dünyasında karşılığını bulan, dış dünyayla kuracağı ilişkide tamamen özerk olan bir yapı bu. Bireysel bir yapı ve toplumsal bir akılla sınırlandırılmaya daha baştan karşı çıkan bir tür… Öyleyse kısa öykü için kesin tanımlamalar ve sınırlar getirme çabası, yani onu toplumsallaştırma çabası pek de anlamlı değildir, olmayacaktır da.”(4)

Bebek Patikleri, kısa öykü üzerine düşünen, yazan herkesin derinliğine okuması gereken, yazınımızda kaynak niteliğinde yer alan, çok önemli bir kuramsal çalışma.

Kaynakça:

1-Aydın Şimşek’le Bebek Patikleri üzerine söyleşi, Zeynep Sönmez, Cumhuriyet Kitap eki, 24.3.2011, sayı 1101.

2-Aydın Şimşek, Bebek Patikleri, Ele Avuca Sığmayan Bir Tür: Kısa Öykü, Kanguru Yayınları, 2011, s.79.

3-a.g.e. , s.74.

4-a.g.e. , s.89.

Zeynep Sönmez – Hece Öykü Dergisi, sayı 45 (Haziran-Temmuz 2011)

edebiyathaber.net (15 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Ali Hasan - 16/08/2012 - 11:56

    Beni dinlerseniz bu yazının ilk paragrafını kaldırın..cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z