Masthead header

Bir ruhun hikâyesi | Zuhal Demirarslan

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

fotoğraf 5 (1)Hiç düşündünüz mü, insan ruhunun portresi yapılsa neye benzerdi? Bir beden maskesi olmaksızın resmedilsek nasıl bir tablo ortaya çıkardı? Gördüğümüz eserden hoşlanır mıydık, yoksa tiksinir miydik? Oscar Wilde, 1890 yılında yazdığı “Dorian Gray’in Portresi” adlı kitabıyla işte bu sorulara sarsıcı bir cevap veriyor. 120 yıl önce ahlaki değerlere aykırı bulunarak kırpılan kitabın sansürsüz nüshası ise geçtiğimiz aylarda kitapçılarda yerini aldı.

19. yüzyılın sonlarında yaşayan ve estetikçilik akımının İngiltere’deki öncüsü sayılan İrlandalı yazar Oscar Wilde’ı kelimelere dökmek çok güç. O, yaşadığı Victoria döneminin muhafazakar İngiltere’sinde, çirkinliğe, iki yüzlülüğe ve dönemin ahlak anlayışına meydan okumuş cesur bir yazar. Öyle ki ahlaksızlıkla suçlandığı o dönemde bile, “Modern ahlak anlayışı çağın normlarını kabul etmemizi istiyor. Kanımca, kültürlü bir insanın çağın normlarını kabul edebilmesi, ahlaksızlığın en büyüğüdür.” diyebilecek kadar cesur. Tarihe geçmesini de bu cesaretine ve insanları derinden etkileyen cümlelerine borçlu. Sarkastik, nükteli ve zeki bir edebiyatçı olan Wilde, 46 yıllık kısa yaşamında durup durup özlü bir söz söylemiş. Hatta günümüzde özlü sözlerinin bir araya getirildiği kitaplar bile yazılmış. Bu sıra dışı yazarın yanlış bir zamanda dünyaya geldiğini düşünmüşümdür hep. Zira yaşadığı dönemde onurlandırılmadı ve cinsel seçimi yüzünden eserlerinin pek kıymeti bilinmedi. Eşcinsellik suçlamasıyla hakkında dava açıldı ve 1895-97 yılları arasında yargılanarak hapis yattı. Ancak yıllar sonra itibarı iade edilerek, cinsel tercihleri nedeniyle ona yapılan linç lanetlendi ve İngiliz Edebiyatı’nın önemli isimleri arasında hak ettiği yeri aldı.

Oscar Wilde’ın tek romanı olan “Dorian Gray’in Portresi” ise, sonsuz gençlik ve güzellik için ruhunu şeytana satan genç bir adamın öyküsünü anlatıyor. Wilde, “bir ruhun hikâyesi” diye nitelediği kitabında;Hissedilerek çizilen her portre aslında ressamın portresidir, poz veren kişinin değil. Model yalnızca bir vesile, tesadüfî bir araçtır. Ressamın rengârenk tuval üzerinde gözler önüne serdiği kişi, modelden daha ziyade kendisidir.” diyor. Dorian Gray de, portresini yapan ressam Basil Hallward için hayran olduğu ve onu yaratıcılığa iten bir güdüdür. Genç ve oldukça yakışıklı olan Gray, kendi portresinin güzelliği karşısında büyülenir ama içinde büyüyen kıskançlığa engel olamaz. O, ihtiyarlaşıp çirkinleştiğinde bile resmi sonsuza dek genç kalacak bir aynadır ve Gray o resimle yer değiştirebilmek için ruhunu bile satmaya hazırdır. Bilinçsizce ağzından dökülen sözlerin ise hayatını alt üst edeceğinden henüz habersizdir. “Keşke tabloyla yer değiştirip sonsuza kadar genç kalacak olan o olsaydı.” dileği mucizevi bir şekilde gerçek olur. Nitekim âşık olduğu kadının intiharına sebep olarak işlediği ilk günahla portrede değişim başlar. Fikirlerinden fazlasıyla etkilendiği Lord Henry’nin de yönlendirmeleriyle, hazcılığın ve kötülüğün çekimine kapılarak dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanır. Dorian için kötülük ve günahta heyecan varken, iyilik ve erdem sahibi insanlar sıkıcıdır. Vicdanını yansıtan portre her günahıyla daha da çirkinleşirken, Dorian Gray tıpkı dilediği gibi genç ve yakışıklı kalır. O artık Gray’in değil ruhunun portresidir. Yaptığı kirli işlerinin bedelini, kendi bedeni değil portresi öder. Kimse giderek çirkinleşen portredeki değişiklikleri görmesin diye ruhunu çatı katına saklayıp, kapıyı üzerine kilitlese de nafile. Kibri onu tüketmiştir. İnsanların görmesini istemediği için sakladığı portre aslında vicdanının sembolüdür. O portreyi tek gören yaratıcısı ressam Basil ise hayran olduğu Dorian Gray’in ruhunun çirkinliği karşısında dehşete düşer ve Dorian tarafından öldürülür. Basil’in ölmeden önceki son sözleri ise “Ben sana hayranlık besledim. Sense kendine taptın. İkimiz de cezalandırılıyoruz.” olur.

Tarih boyunca insanoğlunun ebedi güzelliğin peşinde olduğu bir gerçek. Kitabın kahramanı  Dorian Gray de her ne günah işlerse işlesin insanların genç ve güzel bir yüze hiçbir kötülüğü yakıştıramadığının bir ispatı. Genç kalmasına rağmen yaşamından duyduğu mutsuzluk güzelliğin bir lanet mi yoksa lütuf mu olduğunu sorgulatıyor insana.

Dorian Gray’in gençliğin ve güzelliğin önemini fark etmesini sağlayan Lord Henry ile aralarındaki bu konuşma ise kitapta beni en çok etkileyen diyaloglardan biri oldu. Gray, korku içinde kötü bir şeyler olacağını hissettiğini söylediğinde, Henry: “Sana ne oldu Dorian? Dünyada bir insanın arzu edebileceği her şey sende var. Yerini seninle seve seve değiştirmeyecek tek bir insan yoktur.” der.
Dorian’ın cevabı ise sarsıcı olur:
Benim kendisiyle yer değiştirmeyeceğim tek bir insan yoktur.
Nitekim Dorian Gray çareyi ruhunun hapsedildiği tabloyu ortadan kaldırmakta bulur. Ressamı öldürdüğü bıçağı portreye sapladığında ise bunun bir intihar olacağından habersizdir.

Oscar Wilde bu romanıyla, o dönemin İngiltere’sini, erkekle kadının evlenmek zorunda olmasını ve ikiyüzlü, sahicilikten uzak İngiltere sosyetesini yarattığı karakterler aracılığıyla eleştiriyor. Bundan dolayı romanda bahsi geçen üç ana karakter bana göre Oscar Wilde’ın kişiliğini yansıtıyor. Wilde bu karakterler için “Ressam Basil Halward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…” diyerek, aslında bazı insanların kendilerini iyi biri olarak görmek istemelerine rağmen ruhlarının derinliklerinde itiraf edemeseler de kötüye olan özlemlerini dile getirmiştir.

Yaşadığı dönemde anlaşılmamasını “Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde “beni anlamıyorlar” diye üzülmek niye?” sözleriyle dile getiren Oscar Wilde, 1900 yılında Paris’te bir otel odasında, yalnız ve parasız olarak menenjitten öldü. Sonraları arkadaşı yazar Andre Gide cenazesini şöyle anlatacaktı: “Cenazeye yedi kişi katıldı, üstelik hepsi mezarlığa kadar gitmedi. Tabutun üzerine konan çiçekler ve çelenkler arasında yalnızca birinin üzerinde bir yazı vardı; otel sahibinin gönderdiği çelengin üzerinde şu söz yazılıydı: KİRACIMA.

Oscar Wilde’ın yaşadığı devrin insanlarına fazla gelmiş büyük bir söz ustası olduğunu düşünüyor ve sizi çok sevdiğim bir şiirinden alıntı ile baş başa bırakıyorum.

“Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Çünkü herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.”

Zuhal Demirarslanedebiyathaber.net (27 Şubat 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z