Masthead header

Bir ev olarak Ahmet Büke | Adalet Çavdar

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

insan-kendine-de-iyi-gelir-Front-1İnsan bazen edebiyattan çok şey bekliyor. Umut bekliyor, azıcık yaraya merhem diyor, bazen sahip olmadığı yeni acılar ediniyor, aklı açılsın istiyor, aklının yanık yerlerinin kokusunu değiştirsin diye bekliyor, kapılar yollar gökkuşakları göstersin istiyor…

Dedim ya insan bazen edebiyattan çok şey bekliyor. Çünkü bu her gün kahrolduğumuz dünyada biraz umudumuz kaldıysa bunun bir kısmı edebiyattan ötürü. Çünkü başkalarının hayatlarına olan merakımızı ya da çirkinliğimizi okuyarak saklayabiliyoruz. Çünkü kitaplar insanı kendinden ve aklından geçenlerden de korur elbet.
Yazdıkları, insana küçükken hasta olduğumuzda bize mercimek çorbası kaynatıp getiren içine de limon sıkan ninelerimizin dediği gibi şifa niyetine gelir Ahmet Büke’nin. Uyumadan önce alnınızdan öper, siz uyurken gelir sırtınızı örter, iyiliğinizden gayri bir şey düşünmez. İşte tam da bu iyimserliğinden ötürü insan Ahmet Büke’den bahsederken güzel kelimeler arıyor.
Bir nevi internet tefrikacısı olan On8 Blog’ta “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde uzun zamandır öyküler yazan Ahmet Büke’nin yeni öyküleri “İnsan Kendine de İyi Gelir” adıyla kitaplaştırıldı. Toplamda 38 öykünün bulunduğu kitapta yer alan öykülerin ilk 26’sı 2014 Mayıs – 2015 Haziran ayları içerisinde On8 Blog’ta yayınlananlar diğerleriyse gün yüzüne çıkmayan tazeler. Birçok öykü kitabı ve ödülleri olan Büke’nin ilk romanı Mevzumuz Derin’de On8 yayınları tarafından 2013 yılında yayınlanmıştı.
İnsan Kendine de İyi Gelir’in kitap kapağında bir aralıktan denize bakan bir çocuk var. Bir sahil kasabasından deniz kokusu getiriyor burnunuza. Sonra kapağı geçip içeriye baktığınızda karşınıza Çamlıbel’in dizeleriyle Neşe Ozon’a yollanan selam çıkıyor, burnunuzun direği sızlıyor bu sefer. Toprağa gidene, sevdikleri ve onu sevenler arasında uzak mesafeler yok hâlbuki koynuna koyduklarımızın yüzü suyu hürmetine toprağı her zamankinden çok severiz artık.
İnsan Kendine de İyi Gelir’de yoksul bir Ege mahallesinde anasını babasını kaybetmiş bir oğlan çocuğu dedesinin ve babaannesinin elinde bir mahallenin koynunda büyüyor. Babaannemin deyimiyle “küçüğü deli, büyüğü deli, beşikteki başını sallıyor” hali var bu mahallenin, herkes nevi şahsına münhasır. Dedikodu var, kavga var, ufak tefek küslükleri var amma velâkin hemdem olmuş halleri hepsinden ağır basar. İşte Büke, bütün o mahallenin yükünü almış sırtına mahallenin yollarını arşınlarken de bir sürü insanı peşine takmış. Peşinde dolanıp dururken Büke’nin insana dair bir sürü keşif çıkarıyorsunuz yüklükten.
Boş yere ağlamanın derdine çare olmadığını bilen bir çocuk olarak çıkıyor karşınıza bizim oğlan. Gidenlerin ardından bakarken büyüyor usul usul. İnsanın kederini görünce lokması boğazında kalan sokak köpeklerinin derdiyle kendininkini yan yana koyuyor, kederini keseyle çıkarmaya çalışan babaannesinin önünde duruveriyor sonra. Narlar konuşuyor, insanın değil yeryüzünde yaşayan her canlının hatırının sorulmaya hakkının olduğunu anlatıyorlar. Hırsızlığı hayat için yapan insanların arasında dünya gözlerinin önünde eriyor bu oğlanın, her kışı devirdiğinde hala hayatta olmasına seviniyor mahalleli. Veremli kedileri sanatoryuma taşıyan oğlan, yaşlandıkça aklını çocukluğa devşiren dedesinin peşinde mahallenin sevdalıları açılmadan ölmesinler diye telaşa kapılırken delikanlı oluyor. Ölümle tanışıklığından bu yana bir avuç pirincin hikâyesini de başına açılan onca belaya rağmen aklında tutuyor. Arzulu insanların birbirinden bıktığı devirde, kalbini garibanın sobası incirle doyuran gözünde bir rutubetle geçiriyor 12 Eylül günlerini.
Dedesini ve babaannesini kaybeden delikanlı saati saatine vedalarını gördüğü sevdiklerinin ardından bir ufak aklını yakıyor. Sonra mahalleye biraz fantastik kahramanlar geliyor. Kendini ikna ede ede, dayana dayana, biraz da aldanarak içine bir yaşamak kurdu koyuyor. Mutlu evleri ve mutlu çocukları bilen ve artık kocaman adam olan oğlumuz kimi zaman bir kelimenin güzelliğine kapılıyor kimi zaman mahallenin güzel kızlarının peşine takılıyor ama yine de dönüp dolaşıp kendini Arap Hatçam Teyze’nin yamacında buluveriyor. Karıncaların istilasına karşı mahallesini ve acılarını koruyor, onlarla konuşup gam alıp, gam veren mahalle duvarlarına sahip çıkıyor.
Bu hayatın olmazsa olmazlarını sade bir dille anlatıyor Ahmet Büke. Ufak tefek bilinmez hayat tüyoları veriyor öykülerinin içinde, bazı durumları için kelimenin tam anlamıyla “cuk oturan” deyimler kullanırken ve bir durumu betimlemesindeki naifliğe, küçücük kelimelerin kocaman manalarına kapılıp gidiyorsunuz. Mutsuz insanların içerisine girip kendine bir cümlecik yer bulduğu bir kitap İnsan Kendine de İyi Gelir ve her daim gülümseyebilen “Allah varsa gam yok; insan varsa mekân bahtiyar” diyen sesiyle kendine inandıran bir ev sahibi Ahmet Büke.

Not: Yazının içerisinde Ahmet Büke’nin İnsan Kendine de İyi Gelir kitabında bulunan cümleler kullanılmış amma ve lakin belirtilmemiştir.

Adalet Çavdar – edebiyathaber.net (18 Eylül 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z