Masthead header

Bir bakışı solduran zaman (3): Göze gelen | Feridun Andaç

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

“Ütopyalar, bir avunma sağlarlar; gerçek yerleri

olmadığı halde yine de, kendilerini açıp gösterdikleri

fantastik ve dingin bir bölge vardır.”

Michel Foucault

Size hikâyemi anlatmalı mıyım, bilemedim!

Esin verdiğiniz kesin.

O bakışların öyle kime gülümsediğini merak etmedim desem yalan olur.

Hayır, kendimi anlatmayacağım. O bildiğiniz hikâye içindekini, yani o ‘ben’liği anlatabilirim ancak.

Dinleyen biri olduğunuz için değil, benzer acıyı yaşadığınız için olabilir bu.

Birinin beni anlamasını istediğim filân yok. Sonra ‘anlamak’ niye ki?

Hele insanı anlamak… Öyle iki sözcüğün yan yana gelmesi gibi filân da değildir.

Kim demiş susup eden, kendi halinde biriyim diye?! Bunlardan daha fazlasıyımdır.

Gözlerinizdeki ışıltıyı sevdim. Gülüşünüzü de… Sanki sizinle ortak zamana bakıyoruz!

Bilgisiz insan cahildir, tehlikelidir de. Ürküp korktuğum için söylemiyorum. Yıkıcılığını bildiğimden mesafeli durmaya çalışıyorum. Hem bu şehrin geçmişte yaşadıklarının hâlâ kanadığını da hatırlatmak isterim size.

Boşluk duygusu mu dediniz?

Doluluktan ne anladığınıza bağlı bu da.

Yok edemediğiniz şeye bağlanmayın, demişti bir Batıni. Adının ne önemi var. Yaşayan düşüncedir. Kelâm derler ya; hayır, söze, söyleyişe dönüp bakmalı.

Firkat mi dediniz? Hiç değil, yokluğa kederlenirsiniz, başka. Gelin görün ki; sevdiğinizi yaşatmanın nedeni çoktur.

Evet, bahanesiz sevda olmadığı gibi; ölünmüyor da.

Şimdi uzaklaşalım bu limandan dilerseniz.

Size söz, bana dostluğunuz gerekli. Buluşup ayrışmak mı dediniz?

Biri insani, diğeri cismanidir. İnsanı madde gibi görmemeli. Akıl varsa, irade de vardır.

Tedirgin edici ne var, dile soruyorsunuz, hayatınız…

İnsanın incinmesini bilmem bilir misiniz, yani incinmenin ne olabildiğini? İşte asıl büyük tedirginliğimdir. İşte bunu seçemezsiniz; beklenmedik bir ânda, zamanda gelip alacakaranlık bir örtü gibi çöker hayatınıza.

Çok değil de, çoğul düşünce diyorum ben. Bu da sizi örseler. Yalanlara başvuranlar her zaman kurtuluşu seçmişlerdir, yani yalan-yaşam’ı.

Ötede zahirde kalanlar ne denli kendilerini saydam gibi görüp gösterseler de; avuntudur bütün hayatları, ömürleri de beklemekle geçer.

Karşı olmak yetmiyor. Kendine bir neden yaratmalı insan. Dedim ya; acı da bir nedenden doğar, keder de…

Sözlerim size bulanık mı geldi?

Evet, anlamayan insan görmeyendir de.

Evet, evet; ironi değil, tıpkı söylediğiniz gibi; bir görme seferberliği yapmalı toplum.

Kuşku iyidir. Sizi düşten düşünceye taşır. Sonra, akıl çağı böyle kurulmadı mı? İnsan kendini nasıl bizleştirir ki sonra.

Size, gözlerinize gülüşünüze baktıkça gördüğüm de; işte o zamanların var ettiği ışıltı.

Yücelendirmeden söylüyorum size. Sonra kader dediğiniz aklın ürküntüsüdür, bundan kaçışınızdır. Kuyu gibidir insan. Görmek için adeta kazıcı olmak gerek.

Freud bunu başka türlü yorumlasa da; bulanık gelir bana onun bakışı. Jung’u daha analitik bulurum. Bu yanı da bize hukukta yarar sağlar.

O karanlıkta uyum yoktur, olamaz da; tek olan siyahtır. Ne benzeştirme, ne de bir karşılaştırma yapabilirsiniz.

Eğer aykırılığa bir renk, biçim, düşünce arıyorsanız; insan düşüncesini var eden doğanın uyumu uyumsuzluğudur.

Çok mu örtük geldi size? Hayır! Sorgulamak için demedim. Bilmem bilir misiniz şu namlı Fransız filozofu Michel Foucault’nun “Bu Bir Pipo Değildir” adlı yapıtını. Bir zamanlar okumuş, içinden çıkamamıştım.

Ayrı ayrı gözlerle gördüğümüz bir şeyin hiçbir zaman “aynı” olmadığını pek düşündürtmüştü bana.

Bir olay da öyle değil midir?

Size ve bana görelik!

Algımızdaki değişkenlik bakıp gördüğümüz şeyi de farklı kılar.

Sizin söylediğinizi nasıl mı yendim?!

İşte o “akıl” dediğimle.

Sapmadan, diyebilirim. Bizi diri tutandır da. Şimdi siz “duygu”ya takılacaksın biliyorum.

Bir de, iki de, üç de, dört de, beş de aynı acıdadır; aynı duyguda! Bölemezsiniz bunu. Ayrı ayrı yerlere koyamazsınız.

İşte sizin dediğiniz boşluk bunları çıkardığınızda doğar. Onun için her birini kuyumda saklı tutmaya özen gösteriyorum.

Evet; hiçbir şey göze geldiği, gözle görüldüğü gibi değildir, acı da…

***

Kadın, gelip kentin orta yerindeki çay bahçesinde gölgede bir masaya geçip çantasından bir de defter çıkardı. Adam’ın sözünü ettiği kitabı kitapçıda bulmuştu. Açıp buradan şunları yazdı defterine:

“Onlara götüren yol bir hayalden başka bir şey olmadığı halde ütopyalar, geniş caddeli kentlerden, göz kamaştırıcı bahçelerden, yaşamın çok kolay olduğu ülkelerden söz ederler.”

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (7 Nisan 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

O k u m a   L i s t e n i z