Masthead header

“Ben Küçük Bir Çocukken” üzerine: Hayatın çarpım tablosu | Çağlar Mirik

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Erich Kästner,  her iki dünya savaşını yaşamış ve I. Dünya Savaşı’na katılmış bir yazar. Savaşa katıldığında henüz 15 yaşındaydı. Lise ve üniversiteyi ise savaştan sonra bitirdi. Alman dili, tarih, felsefe ve tiyatro tarihi okudu. 1933 yılında Naziler Almanya’da iktidara geldiğinde tüm kitapları yakıldı ve yazması yasaklandı. İki kez tutuklandı. Bunlara rağmen çocuklar için yazmış olduğu kitaplar pek çok dile çevrildi. Kästner için “Alman çocuk edebiyatını gerçekçi temeller üzerine oturtarak yeni bir çığır açtığı” söylenir. Yaşamı böylesine daraltılmış ve çalışması engellenmişken yazdıklarıyla büyük başarı kazanan bir yazarın çocukluğu da ilgi çekici olabilir.

Ben Küçük Bir Çocukken  adlı kitabında Erich Kästner kendi çocukluğunu anlatıyor ve şöyle diyor: “İnsanın günün birinde beşikte yatıp ciyak ciyak ciyaklamasının ve ‘kendi olması’nın hangi rastlantılara bağlı olduğunu düşünsenize!” Kästner bu ihtimalleri detaylıca sıralıyor ve kendi oluşunun serüvenini anlatıyor. Çocukluğunu anlatırken bir yetişkin olarak yazarın kendisi de anlatıya giriyor ve bize çocukluğunun geçtiği yerlerde rehberlik ediyor. Böylece birbirinden güzel binaların ve bahçelerin bulunduğu Dresden’i ve daha fazlasını görmüş kadar oluyoruz. Yazarla birlikte buralarda dolaşıyoruz çünkü bu kitaptaki anlatı dili o kadar sıcak, güldürücü, sade ve çekici ki bir an evvel kitabı bitirmek istiyorsunuz, ama bir yandan da hiç bitmesin diyorsunuz.

Anı yazmak, hele ki çocukluk anıları yazmak kolay bir iş değildir. Yazılanların okunması için farklı bir yanı olması gerekir. Bu yüzden de Erich Kästner bir elemeye başvuruyor ve bunu da şöyle özetliyor: “Bu kitapta çocuklara, çocukluğumdan bazı kesitler anlatmak istiyorum. Bütün çocukluğumu değil, sadece bazı kesitleri. Yoksa o hiç hoşlanmadığım tuğla gibi ağır kitaplardan biri olurdu bu kitap; oysa çalışma masam tuğla üretim yeri değil.” Zaten kitap boyunca “Şimdi bunu anlatmanın sırası değil” cümlesini çok defa okuyacaksınız.

Çocuklukta kahramanların yeri büyüktür. Ancak kahramanlar sahte ve gerçek olmak üzere ikiye ayrılır. Kahramanlarımızı seçerken şu farkı bilmeli değil mi: “Sahte kahramanlar hayal gücüne sahip olmadıkları için korkmazlar. Hem aptallardır hem de sinirleri yoktur. Gerçek kahramanlar ise korkar ama korkularını aşarlar.”

Çocuklar okumayı pek sevmezler ama bir de sevdikleri zaman ne olur? İşte bunu da anılarından süzerek şöyle dile getiriyor Kästner: “Bir çocuk okumayı öğrendiyse ve okumayı seviyorsa ikinci bir dünya keşfetmiş, ikinci bir dünya fethetmiş demektir; harflerin dünyasıdır bu. Okumanın ülkesi, gizemli ve sonsuz bir kara parçası gibi uzanır önünde. Matbaa mürekkebinin içinde, başka türlü görülmesi olanaksız şeyler, insanlar, ruhlar, Tanrılar oluşur… Okuyordum ve okuyordum ve okuyordum. Elimden hiçbir harfin kurtuluşu yoktu… soluk alıp verir gibi okuyordum. Okumazsam boğulacakmışım gibi okuyordum.”

Erich Kästner bu kitabında büyük tecrübeler sunuyor çocuklara. Dert ve keder, sevinç ve coşku, paylaşım ve çalışkanlık, vefa ve fedakârlık gibi temel insani durumlar öğretici olaylarla sergileniyor. Çocukluğu ve hayatı besleyen ne varsa onun ipucunu veriyor Kästner kendi çocukluğundan hareket ederek. Okumanın gizemli ülkesine bir de Ben Küçük Bir Çocukken kitabıyla yolculuk edin. Okullarda söz edilmeyen pek çok şeyi öğrenmek ve okumanın zevkine varmak için bu kitabı okumalısınız. Çünkü kitap okumak bizi büyütür. Hatta bazen çocuklar büyüklerden daha büyük olabiliyor: “Bir insanın büyüklüğü etki alanına bağlı değildir. Hayatın çarpım tablosundan çıkarılmış temel bir ilkedir bu. Okullarda bundan fazlaca söz edilmez.”

Çağlar Mirik – edebiyathaber.net (8 Ekim 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z