Masthead header

Behiç Ak: “Hem yazar hem çizer olmanın büyük avantajı var”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Çocuk kitapları Japonya, Kore, Almanya ve Çin’de yayımlanan, başka alanlarda da ürünler veren çok yönlü bir sanatçı Behiç Ak. Sorularımızı içtenlikle yanıtladı:

Çok yönlü bir sanatçısınız, karikatürcüsünüz, günlük bir gazeteye bant karikatür çiziyorsunuz, kitap yazıp resimliyorsunuz; aynı zamanda tiyatro oyunu ve roman yazıyorsunuz. Ortak bir paydası var mı bunca uğraşın?

Bunca uğraşın ortak paydası düzenli bir işten kaçmak. Aslında hayatta en korktuğum, her gün bir işyerine gitmekti. Yıllar önce bir süre yaptım ve çok sıkıldım. Aslında hep yaptığım şeyleri yapmak istiyordum. Karikatür çizmek, hikâye yazmak, resim yapmak… Bunları gerçekleştirmek için, bir işte çalışırken, çok iyi bir pozisyondayken oradan ayrıldım. İşsiz birkaç yıl geçirdim. Çok hoşuma gitti bu. Yani üniversite sonrası. Çünkü çocukluğumdan beri kendi isteklerimi yapmaya değil de başkalarının isteklerini yapmaya koşullanmışım. Sonunda ne istiyorum diye düşüneceğim bir iki, üç yıl edindim. Gerçek eğitimimi o iki üç yılda aldığımı söyleyebilirim. Ben, “Üniversiteyi bitirdikten birkaç yıl sonra emekli oldum,” diyorum ve gerçekten yapmak istediklerime yöneldim. Karikatür yapmak, hikâye yazmak gibi. Tabii bunlar çok kolay yapılabilecek şeyler değil. Özellikle roman, tiyatro eseri yazmak. Çok uzun yıllarımı aldı. İyi bir tiyatro eseri yazmak çok zor çünkü tiyatro eserinin amacı kalıcı olması ve onun yönetmenler tarafından değişik bakış açılarıyla yorumlanarak sahneye konması. Çocuk kitaplarının amacı da o. Bir çocuk kitabı yazdım, sonra bir tane daha yazdım şeklinde değil de onların kalıcı olması lazım. Birçok jenerasyon tarafından beğenilebilir ve izlenebilir kitaplar olması lazım. Bütün o konuları düşünmek, tasarlamak, öncesinde bir çalışmayı ve uzun yılların deneyimini gerektiriyor. Şimdi rahatlıkla söyleyebilirim, ilk tiyatro eserim Bina’yı yazmak 10 yılımı aldı ve yarım saatte okunan bir oyun. O zamana kadar bir sürü oyun yazdım ama hiçbiri iyi olmadı. Çünkü insanın kendisini ifade edebilmesi kolay bir şey değil.

Çocuk kitaplarınızın hem yazarı hem resimleyenisiniz. Öykülerinize hayat katan öncelikle metin mi illüstrasyonlar mı, bu karşılıklı bir üretim. Siz bu süreci nasıl yaşıyorsunuz, nasıl tanımlıyorsunuz?

İkisi de birbirini tetikliyor. Hem yazar hem çizer olmanın çok büyük avantajları var, aslında ben hem yazıp hem çizen insanların dünyada çok olduğunu düşünüyordum, ama uluslararası ilişkilerim arttıkça çok olmadığını gördüm. Ya yazarlar var, ya çizerler var. Hem yazan hem çizen insanların olduğu durumlar sınırlı, çok ender. Yazıp çizmenin faydası iki elle yazmak gibi: Beyninizin her tarafını kullanabiliyorsunuz. Çizme fikrinin kafanızda olması hikâyeye müthiş esneklik sağlıyor.

Otuz yıldır günlük bir gazete için çizdiğiniz karikatürlerden oluşan bir seçki, geçtiğimiz aylarda Günışığı Kitaplığı’nda yayımlandı. On binlerce karikatür arasından böyle bir seçki nasıl yapıldı, bu süreç nasıl oldu?

Çocuklarla ilgili karikatürler arasından seçildi. Çok zor bir şey, hakikaten otuz yıldır her gün karikatür çiziyorum Cumhuriyet gazetesine. Bunların bir kısmı da çocukları konu alan karikatürler, bunları da ben büyükler için çizdiğimi düşünüyordum, fakat bir süre sonra fark ettim ki bazen bu karikatürlerin ne demek istediğini büyüklere çocuklar anlatıyor. Çünkü birçok büyüğün ihtisaslaşmış bir zekâsı var, kıvraklıklarını zamanla yitiriyorlar, ama çocukların daha geniş bir alanda hayal güçleri var. Bir yandan astronot olmak isterken bir yandan vidayı sıkıştırmak, bir yandan matematik problemi çözmek bir yandan top oynamak, hepsi aynı gün içinde gelip geçebiliyor çocukların hayatında. Oysaki büyükler, diyelim ki çevre sorunlarıyla yalnızca ilkokuldayken ilgileniyorlar ama büyüyünce bununla ilgili hiçbir şey okumuyorlar. Oysaki çocuklar öyle değil, derinliği olmasa da geniş bakabiliyorlar, daha entelektüel buluyorum onları. O yüzden çocukların karikatürle kurdukları ilişki çok daha direkt, çok daha sevecen.

Buzdolabındaki Köpek, Gülümseten Öyküler’in dokuzuncu kitabı oldu. Yakın bir zamanda yayımlandı o da. Bu dizinin çocuklar tarafından bu kadar çok sevilmesini neye bağlıyorsunuz?

Gülümseten Öyküler’in bu kadar sevilmesinin, tutulmasının nedeni çocukların zekâsı. Ben çocukları gerçekten çok zeki buluyorum. Fakat o zekâlarını kışkırtacak ortamlarda değil çocuklar. Zekâlarını kışkırtacak ortamlara girer, o tür ürünlerle ilişki kurarlarsa çocukların hem dünyası değişiyor hem de dünyayı değiştirir hale geliyorlar. Gülümseten Öyküler’deki mizah anlayışı ve bakış açısı çocukların zekâsını kışkırtıcı nitelikte. Çok uzun sürede düşünerek oluşturduğum bir dizi aslında. Oradaki hikâyeler bir anda ortaya çıkmadı, daha önceden aldığım notlara dayanarak yazdığım kitaplar ve çok zevk alıyorum hem yazıp hem çizmekten, bunu çocuklar için yapmaktan çok zevk alıyorum. Daha önceden okulöncesi çocuklar için yazıp çiziyordum. Bu benim için de bir aşama oldu, ben de bu kitaplarla birazcık daha büyüdüm.

Bu dizide bir editörle çalıştınız, çalışıyorsunuz. Son yıllarda yazarlar, bu tür işbirliklerin önemini vurgular oldular. Sizce de fark yaratıyor mu bu işbirliği?

Çocuk kitapları yayınlayan bir yayınevinde mutlaka editör olmalı. Japonlar’la çalışırken kontratı bile editörle yapıyorduk. Yayınevi adına kontratı editör imzalıyordu, bu bence çok önemli. Çünkü editörün çok önemli olmadığı yayınevleriyle de çalıştım. Çocuk kitabı okumayan, çocuk kitaplarıyla ilgili belli bir kültürel birikimi olmayan kişilerin editör olduğu yayınevleriyle de çalıştım önceden. Boğaziçi’ni bitirmiş ama bu konuyla ilgili değil, sonrasında bir bakıyorsun reklam-pazarlama işine geçmiş. Bundan farklı bir şey çocuk kitabı editörlüğü. Bir kitabın seçiminde en önemli şey editörün, yazarın çalışmasının farklılığını algılaması, zaten editörlük burada başlıyor. Sadece bunu yapsa bile editör, çok büyük bir şey yapmış oluyor. Örneğin bu diziyi editörlüğün gelişmiş olmadığı sıradan bir yayınevine götürsek bu kitapları çok sıradan kitaplar olarak görebilirdi. Günışığı’ndaki Müren Beykan bu kitapların farkını hemen fark edebildi. Bu kitapların dizi haline getirilmesi yayınevleri açısından bir risk taşıyor, kolay bir şey değil, bir yazarın kitaplarını arka arkaya basmak o yayınevine zarar da verebilir. Editörün seçiciliği burada çok önemli. Bir de yazarın görmediği başka şeyleri görmesi, örneğin imla hataları, çocuklar için kullanılmayan kelimelerin kullanılması gibi. Bu noktada editörün okullardan, evlerden gelen dönüşleri biriktirmesi ve bu doğrultuda yazarı kelime seçimleri konusunda uyarması gerekiyor. Bu anlamda işbirliği önemli.

Çocuk kitaplarını yazarken gerçek olaylardan esinleniyorsunuz. Gözlemlediğiniz olumsuz olayları pozitif bir bakış açısıyla çocuklara aktarma kaygısı taşıyor musunuz?

Tabii, çocuklara negatif olayları vermemiz, ama negatif bir şekilde anlatmamamız lazım, çünkü çocukların pozitif bir dünyaları var ve dünyayla bütünleşmek istiyorlar büyüme çağında. Dünyayla bütünleşme çağında bu çocukları negatif şekilde kırarsak çocuk negatifle pozitif arasındaki farkı algılayamıyor. Çocuk, ilk önce güzelin, doğrunun, mutluluğun ne olduğunu algılayabilmeli. Eğer çocukluk çağında biz onu mutsuz edersek mutlulukla mutsuzluk arasındaki ayrımı algılayamaz. O yüzden negatif şeyleri bile anlatırken ki anlatıyorum ben, pozitif bir dil kullanmaya çalışıyorum. Yani bunları benimsetmek açısından değil, yine problem olarak ortaya koymak, problem olarak algılatmak, o problemle baş edebilme yöntemini anlatabilmeliyiz, insanların o konuda muktedir olduklarını kavratabilmeliyiz ki ilerde o problemle karşılaştığında kendine olan güveni örselenmesin. Çocuk belli bir yaştan sonra negatif olayları anlatan kitapları okuyabilir, iyi edebiyat eserleri olabilir bunlar. Ama belli bir yaş seviyesinde verilmemelidir. Örneğin Ömer Seyfettin’in “Kaşağı hikâyesi çocuklarda suçluluk duygusu uyandırır. Ömer Seyfettin iyi bir yazar, “Kaşağıiyi bir hikâye olmasına rağmen küçük yaştaki çocukları çok hırpalayan bir eser. Hikâyede küçük bir çocuk yalan söylediği için kardeşi ölüyor. Yalan söylediğinde birisi ölür, şeklinde ağır bir suçluluk duygusunu çocuğa yüklediğimiz zaman çocuğu ezmiş oluruz. Çocuğa ağır bir suçluluk duygusu aktaracak, çocuğu ezecek olan bakış açılarından kaçınmak gerekiyor böyle kitaplarda. İleriki yaşlarda bu sert hikâyeleri insanlar daha rahat algılayabiliyorlar.

edebiyathaber.net (19 Temmuz 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z