Masthead header

Arzu Eylem’den “Buğulu Cam” adlı öykü

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Dünya darmadağın olurken biz âşık olmakla meşgulüz.                                                                                                                                                            (Casablanca Filminden)

Çıktıkça daralan merdiven basamakları gibi hayat. Soluk soluğa… Mevsimlerden soğuk. Leylâ’nın yüreği dünyanın duyabileceği kadar yüksek sesle vuruyor yaşama. Böyle devam ederse damarları kördüğüm olacak. Saatlerdir aynanın içinde, yüzünü kaybedene dek sürdürdü seyrini. Uzak şimdi çok uzak… Dalgınlığın ezberini bozmak ister mi, belki, bir gün, dolaştığı yerlerden dönüp varacak kendine, şimdiye… Ama yok! Kalp sesi, televizyon sesi… Sesten başka bir şey yok. Leylâ sabit, her şey hareket halinde. İlçeye düşen bombalar nedeniyle beş vatandaşımız hayatını kaybetti. Hükümet yetkilileri yaşanan olaylara tepkisiz kalmayacaklarını,  gerekirse aynı şekilde karşılık vereceklerini açıkladı.  Perde rüzgârla oynaşıyor,  Leylâ’nın yüzünü okşuyor… Derinden gelen zil sesi… Ah hüzün! Kovsa da gitmez. Yok canım, o olamaz. Kaç zaman oldu görüşmeyeli? Dürbün puslu, kapı göz ardında… Açtı. Onca yıl, onca anıya rağmen, insanlar bazen her defasında yeniden tanışmak zorunda kalır. Garip şey. Gelen yabancı bir tanıdık bu yüzden. Boynu bükük. Oysa o hep dimdik yürürdü eskiden. İyi mi, mutlu mu? Yüzü sisli… dişleri ve gözleri belirgin. Daha konuşmadı. Konuşsa ne der ki? Keşke gözleriyle sevse Leylâ’yı, baktıkça çoğalsa sevgi, aşsa adamın boyunu posunu. Leylâ, ince, zarif, şık. Başka birini bekliyormuş da şaşırmış gibi buyur etse içeri… Leylâ’nın kolu komodinin üstünde duran aynanın yanındaki çerçeveye çarptı. Kadına yönelik şiddet sürüyor. Dün yine bir kadın, kocası tarafından öldüresiye dayak yedi. 21 yaşındaki E.K. iki çocuk annesi. Kıskançlık krizine giren S.K. karısını yaşlı annesinin bastonuyla hastanelik etti. E.K. kıskançlığın sebepsiz olduğunu, kocasının eve alkollü geldiğini, kendisini çocuklarının ve kayınvalidesinin gözü önünde dövdüğünü söyledi.  Adam ve kadın birlikte pencereye doğru yürüse, el ele. Kadın bakışlarını kaçırsa, dışarıya çevirse yüzünü. Anlamsız. Çünkü soğuğun temasından buğulanmış pencere camı, sokağı gizler güpegündüz. Denize bakan pencerenin ardında martılar dans etse de nafile. Adamın ne sokak ne de martılar umurunda… O, kadının yüreğindeki kuşları görmek ister. Leylâ suskunluğu bozacak kelimeyi arıyor… Rüya daha gerçekçi olacak, belki, ama, kelime işte. Her şeyi kurabilir ya da geriye kalan ne varsa yıkabilir. Leylâ eliyle penceredeki buğuyu silse, kendisine küçük bir daire açsa, denizi de martıları da görebilir. Doğalgaz ve elektriğe zam. Adam elini uzatıp Leylâ’nın yüzünü kendine çevirse. İkinci köprüdeki tadilat nedeniyle İstanbul trafiği felç, vatandaş saatlerce yolda kaldı. Yüzlerce sözcük arasından bir tanesini seçse: Özledim. Sokakta yaşayan hayvanlar için yeni bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Bir anda cam terlese. Pencereye sarılmış buğu, çizgiler halinde akmaya başlasa. Kadın yüzünü hiç eğmese, camdan süzülen damlalar kaybolsa, adam sıcacık gülümsese… İstanbul Tarlabaşı’nda bir binada yangın çıktı. Olayda can kaybı yok fakat bina kullanılamayacak durumda. Çünkü Leylâ hâlâ onu seviyor. Adam elini eline alsa, sıkıca tutsa. O an hüzün bir an sendelese de düşmedi Leylâ’nın yüzünden. Kentsel dönüşüm nedeniyle İstanbul’un pek çok semtinde kamulaştırma çalışmaları devam ediyor. Sanki gözleri uzaktaki denizi ele geçirmek isterken zorla karaya mahkûm edilmiş. Yine de Leylâ, adamın uzatmasını istediğimiz neşeyi bir süre tutsa avucunda, şaşırsa, onunla ne yapacağını bilemese bir süre. Kısa bir reklam arasından sonra haberlere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yağmur yağmaya başlasa ve kuşku uğrasa adamın içine. Tüm sorular havada! Öyleyse yağmura bir de kar karışsa… Sokak çoktandır beyazı giymeye gönüllü genç bir kız gibi uzansa ve kardan yansıyan ışıkla gözleri kamaşsa Leylâ’nın.  ”Seni seviyorum…” demek ister mi? Özlemi sevgiye mi bağlasa Leylâ. Adamın söylemek istediği de bu belki ama sevmek sözcüğü bir türlü çıkmaz ki ağzından. “Affet” dese razı dünden. “Pişmanım” demese de olur. Leylâ daldıkça derinlere, uzaklaşıyor adam. Yollara kim düğüm attı. Yürüdükçe dolaşıyor. Havalar soğuk. Bu gidişle ismin üşür ağzımda, düşer dilimden. Bak yüzün düşüyor gönlümden… İçerisi dipsiz kuyu.  Unutmak, yakınlaşmaktan kolay… Sanki sevgi uzaklıktan alıyor gücünü. Özlemle birlikte mi yaşıyor her zaman? Nereye yürüse şimdi? Düne mi, yarına mı? Dünde sen varsın, peki yarın kim olacak yanımda? 

Şimdi bir geriye gidelim. Soruların öncesine. ”Hadi gidip karda yürüyelim” desin adam… Diyemedi. Televizyonda bir panzer, su sıkıyor insanların üstüne. Güneydoğu’dan manzaralar, Suriye’de kameralar. Herkes yaralı! Karanlıkta kalmış bakışları aydınlatmak, önlerinde duran belirsizliği hazzın ve mutluluğun kamaştırıcı gücüne teslim etmek istercesine, beyaz bir çarşafın üstünde mi düşünseydi adamı. Ya kulağa fısıldanacak sözler… gün olup çığ gibi düştü. Düşmedi mi? Hadi düşmesin. Leylâ’nın yorgunluktan ağzında uyuyakalmış dili, ısındı mı bir daha? Hayır! Denize dalan gözleri dalgalanıp kıyıya vurdu mu ki? Olmadı. Haberler bitti… Yarışmacılar masanın etrafına oturmuş, yemekleri eleştiriyor. Masanın sol başında oturan kadın çatalı sertçe bıraktı yere. Küstahça laflar ediyor. Tüm masa aynı anda konuşmaya başladı. Yemekleri pişiren adam hayli öfkeli. Yemekteyiz programı saat 22:00’da. Sakın kaçırmayın!  “Az sonra dizi başlayacak”  diye bir altyazı geçiyor ekranın altından.  Leylâ mutsuz. Tüm kaleleri fethedilseydi de ona sığınacak yer kalmasaydı keşke.

Ayna batıya dönen güneşin ışıklarıyla parlayınca tanıdı Leylâ kendini, sırrını orda bıraktı. Dizinin jenerik müziği çalmaya başladı. Pencerede buğu falan yok. Bu hikâye yarım, kadın hep aynanın karşısında mı kalacak? Olmaz. Sevmek istiyor kalbi, aklı izin verirse… Bir de dünya. Ama bir gün akıl uyur, düş kalkar ayağa. Hem adam gitti gelmez! Gelmek yetmez çoğu zaman. Kırık çerçeveden bir cam parçası ayağına battı. Resim halının üstünde, savunmasız… Leylâ pencereye doğru ilerledi, gerçekten ilerledi. Açtı… Kalbine taşınmış zihin kuşlarını salıverdi. Ayaklar baş mı olacak? Yoksa başımıza taş mı yağacak? En iyisi yüzünü gökyüzüne çevirsin ve gökkuşağını beklesin…

Arzu Eylem – edebiyathaber.net (13 Ekim 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z