Masthead header

Yeni Yollar: Almanya’dan yepyeni filmler

Bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, Goethe-Institut Istanbul ve İstanbul Modern Sinema işbirliğiyle 13-23 Haziran tarihleri arasında seyirciyle buluşacak.

Artık gelenekselleşen gösterim programında Berlinale başta olmak üzere çeşitli uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış, yılın öne çıkan Alman filmleri yer alıyor. Program bu yıl Yeni Yollar başlığını taşıyor. Seçkide yer alan filmler; hayatında yeni bir sayfa açan, yeni bir başlangıç deneyen veya olaylara yeni bir perspektifle bakmaya çalışan karakterleri birbirinden çok farklı hikâyelerle perdeye taşıyor. Programda; Berlin Film Festivali’nde büyük ilgi gören ve gerçekten de muhteşem bir keşif vadeden “Tuhaf Bir Kedicik”, ‘Almanya’nın ‘Brokeback Mountain’ı’ şeklinde yorumlanan “Serbest Düşüş”, Barbara Sukowa’nın müthiş bir performans sergilediği “Hannah Arendt” ve yapımcıları arasında Fatih Akın’ın da yer aldığı hınzır müzik belgeseli “Fraktus” gibi filmler yer alıyor.

Tüm filmler Almanca orijinal dilinde, Türkçe ve İngilizce altyazılı gösterilecektir.

Filmlere ücretsiz giriş için Goethe-Institut’tan giriş kartı alınması gerekmektedir. Giriş kartı için Goethe-Institut 3. katta kayıt yaptırabilirsiniz. 

Film listesi

Tuhaf Bir Kedicik / Das merkwürdige Kätzchen (2013)

Yönetmen/Regisseur: Ramon Zürcher

Serbest Düşüş / Freier Fall (2013)

Yönetmen/Regisseur: Stephan Lacant

Hannah Arendt (2012)

Yönetmen/Regisseur: Margarethe von Trotta

Fraktus / Fraktus – Das letzte Kapitel der Musikgeschichte (2012)

Yönetmen/Regisseur: Lars Jessen

3 Oda 1 Salon / Drei Zimmer/Küche/Bad (2012)

Yönetmen/Regisseur: Dietrich Brüggemann

Benim Güzel Yurdum / Die Brücke am Ibar (2012)

Yönetmen/Regisseur: Michaela Kezele

Unutmabeni / Vergiss mein nicht (2012)

Yönetmen/Regisseur: David Sieveking

Silvi (2013)

Yönetmen/Regisseur: Nico Sommer

Ehliyeti Bakkaldan mı Aldın? / You Drive Me Crazy (2012)

Yönetmen/Regisseur: Andrea Thiele

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği yetkilileri çözüm üretmeye çağırıyor

Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği, Gezi protestolarına dair bir basın açıklaması yaparak tüm yetkilileri çözüm üretmeye çağırdı. Açıklama şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yetkili kurumlarına,

15 gün önce Gezi Parkı’nda başlayan ve yurdun dört bir yanına yayılan protestoların ardından bugün gelinen noktadan duyduğumuz kaygıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bu tür toplumsal krizlerin hassasiyetle, zarafetle ve anlayışla ele alınması gerektiği aşikâr olmasına karşın, halkın sürekli olarak baskıyla yıldırılmaya çalışılmasının ülke huzuruna kalıcı hasar vermekte olduğunu endişeyle izliyor ve bizleri çok daha zor günlerin beklediğinden korkuyoruz. Politika ve diplomasi, zaten öncelikle şiddete gerek kalmasını engellemek için vardır.

Öncelikle Sayın Başbakan’ı ve ardından tüm yetkilileri artık her türlü tahrik edici ve yanıltıcı açıklamalara, uygulamalara son vermeye ve diplomatik çözümler üretmeye davet ediyoruz.

Tüm çocuklara herkesin kardeşçe yaşayabileceği, huzurlu bir Türkiye bırakabilmek için…”

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Luigi Pirandello’dan “Biri, Hiçbiri, Binlercesi”

Oyunları ve öyküleriyle tanınan İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun Biri, Hiçbiri, Binlercesi adlı romanı Fuat Sevimay’ın çevirisiyle Aylak Adam Yayınları’nca yayımlandı.

Tüm eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de Pirandello, insanın varoluşu ve kimliği üzerine eğiliyor. Halim selim bir adam olan Vitangelo Moscarda’nın tüm hayatı, karısının bir gün kendisine sorduğu ve burnunun eğriliğinden dem vurduğu o basit soruyla altüst olur. Kendisinden başlayarak tüm yaşamını acımasızca sorgular ve kendini yeniden bulmak için kendini parçalara bölmeyi öğrenir. Moscarda kimdir, kendi gördüğü mü yoksa başkalarının gördüğü mü? Kişilik bölünmesinin acımasızca ve mizahi bir dille işlendiği eser, ölümsüz bir de edebi kahraman da yaratır: Vitangelo Moscarda ve bu kahraman bize şu soruyu sorar, insan bir midir, hiç midir yoksa binlerce midir?

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Fırat Tanış Taksim için oyunculuğu bıraktı

Oyuncu Fırat Tanış, medyanın Taksim direnişine uyguladığı sansürü protesto etmek için dizi ve reklam oyunculuğunu bıraktığını açıkladı.

Gezi Parkı eylemlerine başından beri destek veren Tanış,  medyanın eylemleri hakkıyla vermediğini belirterek Twitter‘da “Hiçbir medya grubunun hiçbir mecrasında, televizyon dizisi ve reklam gibi projelerde çalışmayacağım… Sinemada, tiyatroda, müzikte ve resimde buluşuruz” dedi.

11 Haziran 2013

TEDA ile 880 yapıt yayımlandı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nce 8 yıl önce başlatılan ”Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılımı (TEDA)” Projesi kapsamında, bugüne kadar 57 ülkede 54 farklı dildeki 1.351 yapıta destek verildi.

Türk kültür, sanat ve edebiyatının yurtdışında tanıtılması ve Türkçenin yazı dili birikiminin dünya dillerine kazandırılması amacıyla 2005′ten bu yana yürütülen, özünde bir çeviri ve yayın destek projesi olan TEDA, 2012′de de sürdürüldü.

Mayıs ve kasım aylarında toplanan TEDA Danışma ve Değerlendirme Kurulu, 1.351 yapıta destek sağlanmasına karar verdi. Bu desteklerden şu ana kadar 880 yapıt yayımlandı. Ayrıca yeni, yetkin edebiyat çevirmenleri ve yeni çeviri eserler kazandırmak amacıyla çeviri atölyeleri de açılmaya başlandı.

11 Haziran 2013

Mektupları ve dostlarıyla Bilge Karasu

Yapı Kredi Yayınları ve Fransız Kültür Merkezi‘nin ortaklaşa düzenlediği Mektupları ve Dostlarıyla Bilge Karasu söyleşisi ve Jean ve Gino’ya Mektuplar kitabının lansmanı, 13 Haziran Perşembe günü ANAMED’de gerçekleşecek.

Bilge Karasu’nun 1964-1994 yılları arasında dostları Jean Nicolas ve Gino Harsh’a gönderdiği, bazen elle bazen de daktiloyla yazdığı Fransızca mektupların yayımı dolayısıyla düzenlenen söyleşide mektuplara gömülü bir Bilge Karasu portresi çizilmeye çalışılacak.

Alain Mascarou tarafından hazırlanan, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Jean ve Gino’ya Mektuplar”  kitabının lansmanının da yapılacağı etkinlikte yazar Güven Turan, yazar ve çevirmen Sevgi Sanlı, yazar Oruç Aruoba, edebiyat çevirmeni Alain Mascarou, İsmail Pelit ve oyuncu/çevirmen Serra Yılmaz konuşma yapacak.

Yazar Yiğit Bener’in moderatörlüğünü yapacağı etkinlik, 13 Haziran Perşembe günü, saat 18.00′de ANAMED’de (İstiklal Cad. No: 181 Merkez Han – Beyoğlu) yapılacak.

Alain Mascarou, hem Fransızca hem de Türkçe (sol sayfa Fransızca, sağ sayfa Türkçe) hazırlanan kitabın girişinde yazdığı yazısında “Pascal Quignard, Paris’in yedinci bölgesinin, fanatizmden uzak arkadaşlık ve sosyallik geliştirmek için en elverişli çevre olduğunu düşünür. Beaune ve Lille sokakları kavşağından geçen sokaklardan biri, bu önermeyi, şüphesiz, resmetmektedir. Bilge Karasu Hôtel de Lille’de, aynı adlı sokakta 40 numarada kiracıydı; 1963′ün karlı şubatında, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nın ilk sayfalarını orada yazdı. Birkaç ay sonra, güneşli bir 14 Temmuz günü, aynı otelde kalan Amerikalı bir arkadaş aracılığıyla, Lille Sokağı no. 33′teki evlerinde, Jean ve Gino’yla tanıştı. Noel’de Bilge’nin Roma’dan gönderdiği kartpostal otuz yıla yayılacak bir mektuplaşmanın başlangıcı olacaktı” diyor.

11 Haziran 2013

“İşten Kovduran Yazılar” çıktı

Nuri Kayış, 2007′den bu yana işini kaybeden köşe yazarları ile kovulmalarına neden olan yazılarını Tanyeri Kitap’ın yayımladığı İşten Kovduran Yazılar kitabında topladı.

Daha önce yine Tanyeri Kitap’tan çıkan Ölüme Götüren Yazılar isimli çalışması ile öldürülen gazeteci yazarların son yazılarını kitaplaştıran Kayış, bu sefer de Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Necati Doğru, Oktay Ekşi, Rahmi Turan, Özdemir İnce, Serdar Akinan, Metin Münir, Balçiçek İlter, Semih İdiz, Cüneyt Ülsever, Ece Temelkuran, Mehmet Altan, Nuray Mert, Ergun Babahan, Ali Akel, Yıldırım Türker ve Hasan Cemal başta olmak üzere birçok yazarın kovulmalarına neden olan yazıları derledi.

“Medyanın sermaye yapısı değişmedikçe” ve “medya patronlarının aynı zamanda devletle, bürokrasiyle ilişki içinde olmaya devam ettikçe” işten kovulmaların bir yöntem olarak var olacağını yazan Nuri Kayış kitabında şu yorumu yapıyor:

“Yazarların iktidarın telkinine ve patronların keyfine göre işten çıkarılmasını önlemenin birinci ve en etkin yolu medyanın sermaye yapısının değişmesidir.

Gazeteciliğin özel bir iş kolu olduğu düşünülerek gazete patronunun başka işlerle uğraşması önlenmelidir. Yazarından muhabirine, sayfa sekreterinden matbaa işçisine kadar medya sektöründe çalışanların sendikalı olmaları, keyfi kararlarla işten çıkarılmalarını zorlaştıracağı gibi, kendilerini güvencede hissetmelerini ve patron baskısına boyun eğmeden görevlerini profesyonelliğin gereklerine uyarak yerine getirmelerini sağlayabilir.

Yazarların kovulduğu gazetelerde çalışmaya devam eden yazarlara ve o gazeteyi alanlara da büyük sorumluluk düşüyor. Arkadaşları kovulan yazarların hiçbir şey olmamış gibi yazılarına devam etmelerinin etik olmadığı bilinmelidir.

Bir gazetede yazan onlarca yazarın bir anda patronun karşısında durmaları ve ona işten atılan arkadaşlarının geri alınmaması halinde artık yazmayacaklarını söylemeleri çok mu zordur? Evet, iktidarın ve medya sermayesinin büyük gücü vardır ama yazarlığın, aydın olmanın, fikir adamlığının hiç gücünün olmadığını söyleyebilir miyiz”.

Kaynak: Gazeteciler.com (11 Haziran 2013)

Ağam desinler desinler gazı yesinler

Üç öğrenci, Taksim eylemleri için “Kesik Çayır” türküsünü yeniden yorumladı.

11 Haziran 2013

fatma - 11/06/2013 - 10:26

bunun edebiyatla ne alakası var? ben buraya edebiyat haberleri için geliyorum, bu yaptığınız çok yanlış. yazık.

Hayat bazen fena halde romana benzer

İki ay önce kansere yakalandığını ve fazla zamanının kalmadığını kamuoyuna duyuran İskoç yazar Iain Banks, 59 yaşında yaşama veda etti.

Iain Banks‘in hayranları tarafından kurulan http://friends.banksophilia.com sitesinde ünlü yazarın sabah erken saatlerde evinde öldüğü açıklandı.

Yazar, nisan başında doktorların kendisine ileri aşama safra kesesi kanseri teşhisi koyduğunu, fazla zamanının kalmadığını açıklamış ve uzun süredir birlikte olduğu Adele Hartley’den “dul eşi olma onurunu kendisine bahşetmesi” ricasında bulunmuştu.

Little Brown Book Yayınevi, Banks’i “edebiyat dünyasının yeri doldurulamaz bir parçası ve İngiltere’nin en çok sevilen romancılarından biri” olarak niteledi.

Son kitabını göremedi
Banks, yayınevinden “The Quarry” adlı son romanının yayın tarihinin öne alınması talebinde bulunmuş ve ölmeden önce kitabını raflarda görmek istediğini söylemişti. Kanserin neden olduğu fiziksel ve duygusal acıların 40′lı yaşlarda son günlerini yaşayan bir adamın ağzından anlatıldığı kitap, 20 Haziran’da satışa sunulacak. Banks, kitabı yazmaya başladığında henüz kanser olduğunu bilmiyordu.

Times dergisinin 2008′de 1945 sonrasının en iyi 50 İngiliz yazarı arasında gösterdiği Banks, ilk eseri olan “The Wasp Factory”i 1984′te yayımlamıştı. Türkçeye Eşekarısı Fabrikası olarak çevrilen kitap, 1997 yılında Waterstones kitapevi ile Channel 4 TV kanalı tarafından yapılan bir ankette 20. yüzyılın en iyi 100 kitabından biri seçilmişti.

Eserleri birçok dile çevrilen Banks’in Türkçe yayımlanmış eserleri arasında Eşekarısı Fabrikası’nın yanı sıra Kanal Düşleri, Rock Laneti ve Camda Yürümek bulunuyor.

11 Haziran 2013

“Ekinle Gelen” çıktı

Çiğdem Ülker’in deneme-eleştiri kitabı Ekinle Gelen, Kanguru Yayınları’nca yayımlandı.

Kitabın tanıtım yazısından:

“Hayat, gözlerimizin önünden akıp gider ama olaylar,  bütünü görmemize çoğu kez izin vermez, akışın yönünü kestiremeyiz, aklımız güncelin aldatıcılığı ile karışır, renkli olanla kamaşır. Has edebiyat yapıtları ise olanı biteni anlatırken manzaranın bütününü görmemize yardımcı olur. Gerçek bir edebiyat eseri bir işaret fişeği gibi etrafı aydınlatır, bir an bile olsa en uzaktakini bize gösterir. İnsanın hoyratlığına sanatçı bir ruhun eli dokunmuştur ve işte o ışıkta insanoğlunun yıkıcılığının bedeli ödenir, adaletsizliği belki eşitlenir”.

Çiğdem Ülker kimdir?

Samsun, Çarşamba’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin felsefe bölümünde master derecesi aldı.
“Kültürel İşbirliği Programı” çerçevesinde, Makedonya’da görevlendirildi. (1992) Başkent Üsküp’te St. Kiril ve Metodiy Üniversitesi, Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde, dört yıl ders verdi. “Makedonlar için Türkçe” adlı bir dil bilgisi kitabı, 1994’te Üsküp’te basıldı. “Makedonya Türk Öyküsü” adlı kitabı, 1998’de T.C. Kültür Bakanlığı’nca basıldı. Makedonya’da yayımlanan Birlik, Sesler ve Oko dergilerinde,Türk dili, folkloru ve edebiyatı konularında yazdı.
“Üniversiteler için Türkçe” adlı ortak kitabı 2005’te, “Eleştirinin Odağında” adlı kitabı 2007’de yayımlandı.
Türkiye’nin Sesi radyosunda “Sözcüklerin Büyülü Dünyası” programının metinlerini yazdı ve sundu. (2001) Ankara Radyosunda “Gün Başlıyor” da (2004) ve TRT Diyarbakır radyosunda “Kitap Kurdu” programında Türk romanını yorumladı.(2007)
Star gazetesinde, Gazete Ankara ve Sabah gazetesinde köşe yazıları yazdı. 
Varlık, Cumhuriyet Kitap, Hürriyet Gösteri, SkyLife, Edebiyat ve Eleştiri ve Radikal Kitap’ta yazıyor.
Um:Ag’ın düzenlediği Araştırmacı Gazetecilik ve Yazma Seminerleri’nde ders veriyor.

edebiyathaber.net (11 Haziran 2013)

Gezi Postası yayında!

Gezi Parkı eylemcileri, cumartesi günü Gezi Postası adlı günlük gazeteyi yayımlamaya başladılar.

 Gazetenin tamamını Gezi Postası bloğundan okumak mümkün. Gazetenin İngilizcesi de aynı adreste yer alıyor. Gelişmeleri takip etmek isteyenlere gazetenin önerdiği bağlantılar şöyle:

Facebook / Gezi Postası 

Twitter/gezipostasi

Taksim Dayanışması

Müştereklerimiz

What is happening in istanbul?

İstanbul’da ne oluyor?

edebiyathaber.net (10 Haziran 2013)

Orhan Pamuk: “Ülkem için endişeliyim”

İtalya’nın Floransa kentinde bir söyleşiye katılan yazar Orhan Pamuk, Gezi Parkı protestolarıyla ilgili soruları cevapladı. “Ülkem için endişeliyim” diyen Pamuk, protestocuların öfkesine saygılı olduğunu dile getirdi.

Yazar Orhan Pamuk, İtalyan La Repubblica gazetesinin düzenlediği, bir okuyucu festivali olan “Repubblica delle İdee” (Fikirlerin Cumhuriyeti) adlı etkinliğe konuk olarak katıldı. Yazar, Floransa Belediyesi’ne ait olan Palazzo Vecchio’da (Eski Saray) düzenlenen bir söyleşide, Türkiye’de yaşanan son gelişmeler, kariyeri ve eserleri üzerine La Repubblica gazetesi yazarlarından Marco Ansaldo ve Gazeteci-Yazar Elena Stancanelli’nin sorularını yanıtladı.

“Masumiyetten ve aşktan” başlıklı söyleşide Gezi Parkı eylemleri hakkındaki düşünceleri sorulan Pamuk, “Türkiye’de önemli şeyler oluyor. Bir çeşit değişim sürecinden geçiyor. Bugün yaşananlar beni endişelendiriyor. Ülkemin geleceği için de endişeliyim ve göstericiler ile hükümet arasında barışçıl bir çözüme ulaşmak konusunda hiçbir sinyal olmamasından dolayı da çok üzgünüm” dedi.

10 Haziran 2013

Üzülmez Maden Ocağı sergisi başlıyor

Belgesel fotoğrafçısı Mehmet Özer‘in eğitmenliğinde amatör fotoğrafçıların çektiği “Üzülmez Maden Ocağı” fotoğraf sergisi bu akşam Ankara’da açılıyor.

Mehmet Özer’in yönetiminde Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği‘nin Toplumcu Gerçekçi Fotoğraf Atölyesi öğrencileri tarafından çekilen Üzülmez Maden Ocağı fotoğrafları, “Siyah en konuşkanıymış meğer renklerin. Acıttı, ama anladım” başlığıyla sergileniyor. Sergi, bu akşam saat 19.00′da Çağdaş Sanatlar Merkezi D Galerisi’nde açılacak.

Kaynak: Etkin Haber Ajansı (10 Haziran 2013)

ODTÜ’lüler Edebiyat Günü’nde yazarlarla buluştu

ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi’nin, öğrencileri edebiyatımızın yaşayan ustaları ile buluşturmak, okuma uğraşını zevkli kılmak amacıyla 2005 yılından beri düzenlediği Edebiyat Günü’nün dokuzuncusu, 7 Haziran’da yapıldı.

Bu yılki etkinliğin konuk yazarları Ahmet Büke, Faruk Duman, Haydar Ergülen, Işıl Özgentürk, Mehmet Saçlıoğlu, Yıldırım B. Doğan ve Yılmaz Karakoyunlu’ydu.

Edebiyat Günü programının ilk bölümünde, tüm yazarlarla öğrencilerin buluştuğu bir panel yapıldı. Panelde yazarlar, öğrencilerle “edebiyatla hayat bulma”nın ve “edebiyatla var olma”nın inceliklerini/kazanımlarını paylaştılar. Programın ikinci bölümünde, her yazar, kendisi için özel olarak hazırlanmış sınıfta öğrencilerle söyleşti. Son oturumda yazarlar, genç okurları için kitaplarını imzaladılar.

Programda aynı zamanda lise öğrencileri arasında düzenlenen “ben de YAZARım Öykü Yarışması”nın ödül törenine de yer verildi. Birinci olan öğrenci Gizem Naz Görmez’e ödülünü Yılmaz Karakoyunlu verdi.

edebiyathaber.net (10 Haziran 2013)

“Gezi Günlükleri” çıktı

Gezi Parkı direnişini konu eden ilk kitap, Gezi Günlükleri adıyla Yazılama Yayınevi tarafından yayımlandı. Kitabın editörlüğünü gazeteci Gamze Erbil yaptı.

Kitaba ilişkin tanıtım yazısı şöyle:

“Gezi direnişinin hikâyesi farklı biçimlerde, farklı dillerde, farklı yönleriyle çok anlatılacak. Paylaşılacak o kadar çok şey var ki paylaşmaya bile yetişemiyoruz. Sonuçta ‘anlatılan bizim hikâyemiz.’

Her direniş bir uyanıştır. Şaşırtır, heyecanlandırır, mutlu eder ve zihin açar. Her direnişte kayıplar da olur. Üzer, öfkelendirir, biler. Kayıplara rağmen ve onların öfkesiyle, direniş gülümsetmeye devam eder. Kendi aklını, yaratıcılığını, kendi kültürünü şekillendirir. Son bir haftada çok şaşırdık, çok heyecanlandık, çok öfkelendik. En önemlisi de kendimize, insanımıza güvenimiz tazelendi, yaratıcılığımıza hayran kaldık.

Bu derlemeyi hazırlarken bu duygu ve düşünceleri paylaştık. Hikâyemizin büyük fotoğrafını, farklı yönlerini ihmal etmemeye; duygusunu doğru yansıtmaya çalıştık. Bu uykusuzlukla, bu gazla, mümkün olduğunca…”

10 Haziran 2013

mehmet k. yücel - 12/07/2013 - 11:10

Böyle kitaplara prim verilmemesi taraftarıyız.
Bu kitap “GEZİ” ruhunu yansıtıyorsa pdf yapılır, internete koyulur ve ücretsiz dağıtıma girer.

Yok bu ve benzeri kitaplar gelir sağlayacaksa bunun tamamının maliyet düşüldükten sonra yaralanan arkadaşlara aktarılacağı açıklanır.

Onun dışında gezinin ‘aramızdan’ bazı kişilerin uyanıkça gelir sağlama kapısına dönüşmesinden rahatsızız. Zaten her saniyesi gözümüzün önünde oldu ve bu ve benzeri kitaplara giremeyecek binlerce resim, video, bilgi belge arşivlendi.

Spinoza: Otoriteye boyun eğmeyen filozof | Hasan Saraç

“Monarşik yönetimin en büyük sırrı, insanları denetim altında tutması gereken korkuyu dinin aldatıcı adıyla örtmek ve böylece onların kurtuluş için savaşırcasına esaret için de savaşmalarını ve yalnızca tek bir insan böbürlenebilsin diye canlarını feda etmeyi utanç verici değil, en şerefli bir başarı olarak görmelerini sağlamaktır.”

On beşinci yüzyıl sonlarında Cizvit papazlarının İspanyol ve Portekiz krallarından aldıkları güçle kurdukları engizisyon mahkemeleri, oralarda yaşayan Yahudi cemaatine yaşam hakkı tanımayınca, Sefarad adı verilen bu Yahudilerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına, bir kısmı da İtalya’ya sığınmıştı. Küçük bir azınlık da yaşamını şimdiki Hollanda topraklarında devam ettirmeye karar vermişti. Bu sığınmacılar bir süre sonra ortama ayak uydurmuşlar, kendi sinagoglarını Amsterdam’da kurmuşlardı.

Öncü göçmenlerden biri de başarılı bir tüccar olan Miguel Spinoza’dır. 24 Kasım 1632 günü Miguel ve ikinci karısı Ana Debora’nın bir oğulları dünyaya gelir. Adını Baruch koyarlar. Daha küçük yaşlarda keskin zekâsı ile dikkat çeken Baruch, altı yaşına geldiğinde annesini kaybeder. Genç yaşta Amsterdam’daki sinagogun hahamlarından Tevrat ve teoloji dersleri almaya başlayan Baruch, kısa sürede bu eğitimi yetersiz bulmaya başlayacaktır. Aklı ve sağduyuyu laik felsefede ve bilimde aramaya karar veren genç adam, entelektüel gelişimini güçlendirmek amacıyla yirmi yaşında Latince öğrenmeye başlar. 

“Her yoksula yardım eli uzatmak, bireylerin erişim ve gücünün çok ötesindedir. Yoksulların bakımı tümüyle toplumun üzerine düşen bir görevdir.”

Katolik bir serüvenci ve çok yönlü bir biliminsanı olan Franz van der Ende, genç Spinoza’ya Latince dışında matematik, geometri gibi pozitif bilim alanlarında da yol göstermektedir. İspanyolca, İbranice, Portekizce, Hollandaca ve Fransızcayı rahatça konuşabilen Spinoza, artık Latince diline de hâkim olmaya başlamış, bu dilde yayınlanan eserleri okuyarak yeni ufuklara yelken açmıştır. Tarih ve siyaset biliminin kurucusu sayılan Floransalı Niccolo Makyavelli ile Fransız matematikçi, biliminsanı ve filozof Rene Descartes’in düşüncelerinden etkilenen Spinoza, Yahudi dininin geleneksel öğretilerine karşı çıkmaya başlar. İlerde çok başarılı bir haham olması hayal edilen genç adamın gittikçe farklı tavırlar sergilemesi, onu yetiştiren hahamları rahatsız etmektedir. Önceleri sert biçimde uyarılan Spinoza, düşüncelerini savunmaya devam edince Yahudi tarihinin en ağır aforozuna tabi tutulacaktır. 24 yaşından itibaren tüm Yahudi dostlarından ve aile fertlerinden koparılan ve görüşme yasağı getirilen Spinoza inzivaya çekilir. Bu da yetmeyecek, hahamların talebi üzerine Amsterdam Belediyesi’nin kararıyla yaşadığı şehri de terk etmek zorunda kalacaktır.

“Nefret, karşılık gördükçe artar, oysa sevgiyle yok edilebilir. Sevginin tamamen yenilgiye uğrattığı nefret, sevginin içine girer ve böylece sevgi, öncesinde nefretin var olmadığı sevgiden daha da büyük olur.”

Bu gelişmelerden sonra Baruch adını Benedict’e çeviren gönlü yaralı düşünür, yaşamını sürdürebilmek için bir yandan teleskop ve mikroskoplarda kullanılan mercekleri yontma işi yaparken bir yandan da sığındığı kasabalarda okumaya, düşünmeye ve yazmaya devam etmektedir. 1670 yılında şimdiki Lahey’e taşınan Spinoza, geri kalan ömrünü orada, mütevazı koşullarda ve çoğu zaman tek başına geçirecektir.

Mercek yapımında uzmanlaşan Spinoza’nın yakın çevresi kendisinden optik alanında önemli buluşlar yapmasını beklerken, o vaktini karmaşık felsefi konularda derinleşmeye vakfeder. Değerini bilen ve yardımcı olmak isteyen az sayıda dostunun maddi desteklerini reddeden, ona teklif edilen hocalık önerilerini geri çeviren Spinoza için “gerçekliği öğreten bir hoca olarak, kendi tavsiyelerini özel hayatında da uygulayabilen, bu örnek davranışlarıyla her türlü övgüyü hak eden bir birey”  tanımlaması yapılmıştır.

“Gurur, insanın kendisini bir şey sanmasından kaynaklanan hazdır.”

Özgürlük kavramını “insanların nereden kaynaklandıklarını bilemedikleri istek ve arzularının, iştahlarının farkına varması” olarak tanımlayan genç filozof, yazdıklarını çoğunlukla kendine saklamış, yaşadığı dönemde yalnızca Tractacus Teologico – PoliticusMantıksal Siyasi Tez ve Principles of Descartes Philosophy Geometrically DemonstratedDescartes Felsefesinin Geometrik Biçimde Açıklanması adlı kısa denemeleri Latince yayınlanmıştır.

Spinoza, olan biten her şeyin bir gereği olduğuna inanırdı. Bu yönüyle Kierkegaard, Nietzsche,  Marcuse, Sartre gibi son dönem varoluşçularına ilham verdiği söylenebilir. Spinoza’ya göre insanlar neden, nasıl davrandıklarını anlama özgürlüğüne sahiptirler. Ünlü düşünüre göre özgürlük aslında olan bitene “hayır” demek değil, “neden” öyle olduğunu anlamak ve kabullenmektir, gerçekte insanlar özgür olduklarına inanır ama gözleri açık uyuduklarının farkına varmazlar.

 “Bir şeyi istediğiniz kadar ince dilimleyin daima iki yüzü olacaktır.”

Aydınlanma çağının ilk işaret fişeğini ateşleyen Spinoza’nın başyapıtı, ölümünden sonra yayınlanan Ethica: Geometrik Yöntemlerle Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Ahlak adlı Latince kaleme alınmış eserdir. Yazarın, milattan önce üçüncü yüzyılda yaşamış matematikçi Öklid’in geometrik çalışmalarını andıran şemalarla açıklanan teoremlerini anlamakta, bu konuda donanımlı okurlar bile zorluk çekmiştir. Bu devasa çalışmanın birinci bölümünde Spinoza’nın terimleri, ardından varsayımları sıralanır.

“Şimdinin geçmişten farklı olmasını istiyorsanız geçmişi inceleyin.”

“İyi” ve “kötü”yü birbirlerine karşıt değil tamamlayıcı gören, duyguların ise gerçeklerin yeterince anlaşılamamasından kaynaklandığını öne süren Spinoza’nın Ethica adlı çarpıcı eseri pek çok filozof için esin kaynağı olmuştur.

Tanımları, açıklamaları, sonuçları ve notlarla örülü içeriğiyle bu çalışma, bir felsefe metninden öte bir anlam taşır. Ethica’yı; Tanrı, insan, zihin, beden, akıl, duygular ve özgürlük gibi derin kavramlara, matematiksel bir düşünce yöntemi ve mantık kuralları çerçevesinde yanıt arayan özgün bir eser olarak tanımlamak mümkündür.

Batı felsefesinin en özgün ve radikal düşünürlerinden olan Spinoza, hayatta kalabilmek için sürdürdüğü mercek yontma mesleğinin trajik bir sonucu olarak, 21 Şubat 1677 günü kuvars tozu hastalığı nedeniyle Lahey’deki mütevazı evinde sessizce yaşama veda eder.

Bu büyük filozofu bir başka büyük filozof olan Friedrich Hegel, şu çarpıcı cümlelerle değerlendirir:

“Ya bir Spinozacısınızdır ya da kesinlikle bir filozof değilsinizdir.” 

Hasan Saraç – edebiyathaber.net (8 Haziran 2013)

Tüm yazıları>>>

‘Üstsüzler kitap kulübü’ kuruldu

ABD’nin New York kentinde yaşayan ve edebiyat tutkunu olan bir arkadaş grubu kentin bir yasasından ilham alarak ‘üstsüzler kitap kulübünü’ kurdu.

Grup üyeleri, kulüplerini New York kentinin kadınlara üstsüz bir şekilde erkeklerin gidebildiği her yere gitme hakkını veren yasadan ilham alarak oluşturdular. İsimleri gizli tutulan, yalnızca kısa şort ve bikini altı giyip New York’un açık alanlarında toplanan kadınlar kitaplarını okurken güneşlenip birbirlerinin fotoğraflarını da çekiyor. Kulüp üyelerinin toplanmayı tercih ettikleri yerler arasında Central Park, otellerin terasları, nehir kıyısındaki yürüyüş yolları ve hatta Metropolitan Müzesi’nin merdiven basamakları yer alıyor. Grup üyeleri kadınların da tıpkı bir erkek gibi üstsüz bir şekilde dolaşma hakkı olduğunu ve insanlara kadın göğsü görmenin şaşırtıcı bir şey olmadığını anlatmak istediklerini söyledi.

8 Haziran 2013

Kemal Metin - 15/06/2013 - 21:50

isimlerini açıkladılar: topless pulp fiction
https://twitter.com/ToplessPulp

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z