Masthead header

Sakin Şehrin coşkulu Edebiyat Festivali

Ünlü yazarları ve şairleri okurlarıyla bir araya getirecek olan Seferihisar Edebiyat Günleri, Türkiye’nin ilk “Sakin Şehri” Seferihisar’da 22 Haziran’da başlıyor.


22-28 Haziran 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Seferihisar Edebiyat Günleri’nde gündüzleri yazarlık atölyeleri, akşamları ise tarih ve deniz kokusunun iç içe olduğu Sığacık Kaleiçi’nde şiir geceleri, çeşitli söyleşiler ve müzik dinletileri yer alacak.

Oxford ve 19 Mayıs Üniversiteleri ortaklığıyla dünyadaki ilk Yaratıcı Yazarlık Merkezi’nin temelini atmaya hazırlanan Seferihisar, bu yıl ilk kez düzenlenecek bu edebiyat festivaliyle kültürel değerlere sahip çıkmaya devam edeceğinin işaretini veriyor.

Festivalin açılış konuşmasını ünlü şair ve yazar Murathan Mungan yapacak. Bejan Matur, Orhan Alkaya, küçük İskender, Mehmet Yaşın, Haluk Şahin, Cezmi Ersöz,  Gonca Özmen, Hüsnü Arkan, Mehtap Meral (kapanış konseri), Serra Yılmaz (şiir seçkisi), Emrah Serbes (söyleşi), Murat Uyurkulak (söyleşi) ise şiir / söyleşi gecelerine katılacak diğer isimler.

Atölye çalışması yapacak yazarlar ise Pınar Kür, Mario Levi, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, İnci Aral, Buket Uzuner,  Gülşah Elikbank, Neslihan Acu ve Latife Tekin.

Atölyeler dışında tüm etkinliklerin ücretsiz olacağı festivalde, yazarlık atölyelerine katılım 25 kişi ile sınırlı olacak. 1 hafta sürecek bu atölye çalışmalarında, katılımcılar yazarlarla aynı tesiste konaklarken Seferihisar’ın güzelliklerini görme şansı da bulacak.

Başvurular ve ayrıntılı bilgi için Seferihisar Belediyesi Kültür Sosyal İşler Müdürlüğü  0 232 743 3960 no’lu telefondan Berfin Çelikkol Uzun ya da Sinem Kankaya ile irtibata geçilebilir.  E-posta: kultursanat@seferihisar.bel.tr .

edebiyathaber.net (5 Haziran 2013)

yücel tekin - 16/04/2013 - 09:39

2.500 TL çalıştay katılım bedeli talep eden bir festival olsa olsa burjuvaziyi eğlendirmek olabilir. zira işçi sınıfından ya da orta alt gelir grubundan olan kimse mesela bir işçi ya da memur/çocuğu bu olanaktan yararlanamaz. sanatı ve dahi bilgiyi bir sınıfın yararlanacağı bir şey olarak tasarlamak dahi sanatın evrenselliğinin ölümüdür ayrıca.

Aslı İdil - 19/04/2013 - 16:54

Yucel bey cok hakli. Hemen hemen ayni yazarlarla Bogazici Universitesi Edebiyat Kulubu ve Asiyan Dergisi bu isi 50 tl’ye yapiyor.

Sisters Biraderler: Bir “Cowboy-Noir” | Sevin Okyay

Patrick deWitt, hiç alışkın olmadığımız türde bir “kovboy hikâyesi” yazmış. Her şeyden önce, iki kahramanı (biri aynı zamanda anlatıcımız) kiralık katil. Batı’da oradan oraya gidip kendilerinden öldürülmesi istenen insanları herhangi bir silahla temize havale ediyorlar. Yani biz olayı, “kötü adam”ların gözüyle takip ediyoruz.

Kitabın başında Commodore denen esrarengiz şahıs onlardan, Hermann Kermit Warm adlı birini öldürmelerini istiyor. Sözde Commodore’a ait bir şeyi çalmış, bir de sırrı varmış. Sisters Biraderler, ağabey Charlie ile kardeşi Eli, Oregon City’den yola düşüyorlar, ama bu seferki işleri, onları aynı zamanda Altına Hücum’un göbeğine atıveriyor. Çünkü Worm, Sacramento dışındaki altın madeninde. Üstelik Commodore’un bu görevin liderliğini Charlie’nin üstlenmesini istemesi, patronlarını zaten sevmeyen Eli’ı hayli kızdırıyor.

Patrick deWitt’in “The Sisters Brothers / Sisters Kardeşler”i, insanın dengesini bozan bir kitap. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Her kitapta rahatlıkla kötü adam olabilecek iki karakterine, ille de Eli’a ister istemez duyduğumuz sempatiden söz ediyorum. Hayatlarını parayla adam öldürerek kazanan Sisters Biraderlerden Charlie, iki kişilik ailenin reisi, kararları o veriyor. Çocukluktan beri hep böyle olmuş. Yaptığı işten rahatsızlık duyduğu da yok. Kardeşinin aksine, viskiye düşkün. Bu zaafı, çok içtiği gecelerin sabahında (hemen hemen her gece) hastalanıp yola çıkamamakla sonuçlanıyor. 

Eli ise biraz şair ruhlu, adeta vicdan sahibi. İnsanları gözlemeyi seviyor, anlatıcımız da o. Zaman zaman kendini rahatsız hissediyor, ama ağabeyinin sözünden de çıkmıyor. İyi ihtimalle bazen biraz tartışmakla kalıyor diyelim. Öte yandan, önce veremli bir muhasebeci kadına, sonra da bir otel hizmetçisine tutulmak, diş fırçalamak gibi kendince (kendinin de yorumlayamadığı) isyanları da var. “Biz ne yapıyoruz? Kimin için yapıyoruz?” gibisinden düşüncelere de kapılmış.

Sonuçta, Altına Hücum çağında, ama altın peşinde koşmak için değil de, sipariş üzerine adam öldürmek için Sisters Biraderler ile yoldayız. Gücü yetenin ayakta kaldığı bir dünya, güvenecek insan bulmak çok zor. Kardeşin olursa belki. Ancak Patrick deWitt kitabıyla klasik Western’e bir selam yollamış olsa da, tarihi ayrıntılar konusunda öyle aman aman hassas olduğunu sanmıyorum. Gerek de yok zaten. Western’lerin hangi türü gerçeğe yakındır ki? Öte yandan insanlar, hiç değilse maddiyata olan düşkünlük açısından, o günden bugüne pek de değişmemiş gibi görünüyor. Tek fark o devirde makbul çözüm tarzının hemen silaha davranmak olması ve insanların açgözlülüğünün daha kısa yoldan deliliğe dönüşmesi.

Patrick DeWitt’in kitabının, Charlie ile Eli’ın “Kızkardeşler” anlamına gelen soyadları “Sisters”ı, Biraderler/Kardeşler ile bir araya getiren özgün adı bana çok komik geliyor. Kitabın gerçekten de çok komik anları var, ama bu kara mizah ve çoğu kez korkutucu bir olayla birlikte ortaya çıkıyor. Yani, dört dörtlük Cowboy Noir. “The Sisters Brothers” bir maceradan ziyade yanlış tarafta duran bir mesele benziyor. DeWitt’in büyük bir başarıyla yaptığı şey ise bir Fellini filminden fırlamışa benzeyen karakterlerinin ruhlarına inebilmek. Bunu da hakkıyla yapıyor, doğrusu. Gözümün önüne sık sık Chaplin’in “Altına Hücum”u geldi. Eli’ı ise filmin haklarını satın aldığı söylenen John C. Reilly’nin yüzüyle gördüm. Gerçekten sıradışı ve iyi yazılmış bir kitap. İnsan ruhuna, ürperten ama tuhaftır, aynı zamanda güldüren bir pencereden bakıyoruz.

Sevin Okyay - edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Tüm Yazıları>>>

Dan Brown: “Din ile bilim aynı”

Ünlü yazar Dan Brown, Floransa’da basın mensupları ile bir araya geldi. Vecchio Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dan Brown, kitaplarının bu kadar popüler olmasının nedeninin insanların gizeme duydukları ihtiyaç olduğunu belirtti.

Dante’nin 700 yıl önce yazdığı Inferno’nun bugün hâlâ modern olduğunu belirten Dan Brown, Inferno’nun bütün görsel yapısı ile hem ürkütücü olduğunu hem de insanlara dini öğretmede yardımcı olduğunu, bu nedenle Cehennem’i yazmadan önce Dante’nin Hıristiyan dünyasındaki etkisini anlamaya çalıştığını ve Dante’yi daha çok merak ettiğini söyledi.

Din ve bilimin ilişkisini ise “Din ve bilim aynıdır, her ikisi de sorulara yanıt vermeye çalışır. Her ikisi de birlikte çalışmak durumdadır” diye açıkladı.

Dan Brown Cehennem’e konu olan dünya nüfusunun artışı için ise her gün 200.000 insanın dünyaya geldiğini, bunun çeşitli sorunlara neden olacağını vurguladı. Bu kitabıyla Dante ile modern dünyayı birbirine bağladığını söyledi.

Romanı neye göre yazdığı sorusuna, “Kendi zevkime göre kurguluyorum, basit ve yalın romanlar yazıyorum. Okurken benim de eğlendiğim kitaplar olsun istiyorum ki herkes eğlensin. Sonra diğer insanlarla zevkimi paylaşıyorum. Gördüm ki diğer insanların zevki de benimle benzer” diye cevap verdi.

Yazarken en önemli kaynağının insanlar olduğunu anlatan Dan Brown, “Kurgu ve hayal hayattadır, hayatın kendisidir; ama hayat kurgu değildir” dedi.

Günlük hayattaki Dan Brown’ı anlatması isteği üzerine ise “Ben de eşi isteyince evde çöpü döken bir adamım, bestseller değilim” diyerek herkesi güldürdü.

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Mustafa Bodur - 14/06/2013 - 01:30

Din ve bilimin ilişkisini ise “Din ve bilim aynıdır, her ikisi de sorulara yanıt vermeye çalışır. Her ikisi de birlikte çalışmak durumdadır” diye açıkladı.

din ile bilim çalışabilir mi? çalışamazlar, aksine çatışırlar. ve bilim hep galip gelir.

RABARDA Sanat ve Edebiyat Dergisi raflarda

RABARDA Sanat ve Edebiyat Der­gisi’nin 9. sayısı raflarda. Derginin tanıtımında bir “sosyal sorumluluk projesi” gibi çalıştıkları vurgulanıyor.

Tanıtım yazısından:

“2011 Mayıs’ta yayın hayatına başlamış bir Sanat ve Edebiyat Dergisidir. Üç ayda bir yurt çapında okuyucusuyla buluşmakta ve 2013 Mayıs ayında dokuzuncu sayısını çıkarmış bulunmaktadır. Mevcut aboneleri ile Almanya’dan Kanada’ya kadar uzanan yurtdışı okur kitlesine sahiptir. Genel Yayın Yönetmenliği Yazar Teoman Hekimoğlu tarafından yapılmakta olan dergi, merkezi İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan Pupa Yayınları tarafından çıkarılmaktadır.

RABARDA Dergisi bir “Sosyal Sorumluluk Projesi” olarak faaliyet göstermektedir. Sanatçı ve öğretmenlerin bir araya gelerek kurdukları dergi, ülkemiz gençlerine kendilerini ifade etme ve yazdıklarını, sanatsal çalışma­larını yayımlama olanağı sağlamaktadır. Ayrıca amatör sanat çalışmalarına, toplumsal eğitim projelerine ve yardım organizasyonlarına destek olmaktadır.

RABARDA Dergisi Aydın Boysan, Ahmet Ümit, Mario Levi ve Hıfzı Topuz gibi usta yazarların yanında, henüz lise öğrencisi olan yazar adaylarına bile yer vermektedir.

RABARDA Dergisi sanatın her dalına ve yazma çabası içinde olan herkese kapıları sonuna kadar açık olan bir yayın organıdır.

RABARDA Dergisi yayın hayatına yeni başlamış genç bir dergi olmasına rağmen, “Sosyal Sorumluluk Projesi” çerçevesinde ülkemizin önde gelen pek çok sanatçısı ve sanatseverler tarafından çok yoğun bir ilgi görmek­tedir. Hiçbir maddi kâr amacı gütmeden, Validebağ Öğretmenevi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi kuruluşlar ile ortak çalışmalar yapmaktadır.

Ülkemizde çok önemli bir açığı, amatör sanatseverleri, profesyonelleri bir araya getiren Sanat ve Edebiyat Der­gisi RABARDA her sese ve düşünceye yer vermektedir”.

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Yeni Yollar: Almanya’dan yepyeni filmler

Bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, Goethe-Institut Istanbul ve İstanbul Modern Sinema işbirliğiyle 13-23 Haziran tarihleri arasında seyirciyle buluşacak.

Artık gelenekselleşen gösterim programında Berlinale başta olmak üzere çeşitli uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış, yılın öne çıkan Alman filmleri yer alıyor. Program bu yıl Yeni Yollar başlığını taşıyor. Seçkide yer alan filmler; hayatında yeni bir sayfa açan, yeni bir başlangıç deneyen veya olaylara yeni bir perspektifle bakmaya çalışan karakterleri birbirinden çok farklı hikâyelerle perdeye taşıyor. Programda; Berlin Film Festivali’nde büyük ilgi gören ve gerçekten de muhteşem bir keşif vadeden “Tuhaf Bir Kedicik”, ‘Almanya’nın ‘Brokeback Mountain’ı’ şeklinde yorumlanan “Serbest Düşüş”, Barbara Sukowa’nın müthiş bir performans sergilediği “Hannah Arendt” ve yapımcıları arasında Fatih Akın’ın da yer aldığı hınzır müzik belgeseli “Fraktus” gibi filmler yer alıyor.

Tüm filmler Almanca orijinal dilinde, Türkçe ve İngilizce altyazılı gösterilecektir.

Filmlere ücretsiz giriş için Goethe-Institut’tan giriş kartı alınması gerekmektedir. Giriş kartı için Goethe-Institut 3. katta kayıt yaptırabilirsiniz. 

Film listesi

Tuhaf Bir Kedicik / Das merkwürdige Kätzchen (2013)

Yönetmen/Regisseur: Ramon Zürcher

Serbest Düşüş / Freier Fall (2013)

Yönetmen/Regisseur: Stephan Lacant

Hannah Arendt (2012)

Yönetmen/Regisseur: Margarethe von Trotta

Fraktus / Fraktus – Das letzte Kapitel der Musikgeschichte (2012)

Yönetmen/Regisseur: Lars Jessen

3 Oda 1 Salon / Drei Zimmer/Küche/Bad (2012)

Yönetmen/Regisseur: Dietrich Brüggemann

Benim Güzel Yurdum / Die Brücke am Ibar (2012)

Yönetmen/Regisseur: Michaela Kezele

Unutmabeni / Vergiss mein nicht (2012)

Yönetmen/Regisseur: David Sieveking

Silvi (2013)

Yönetmen/Regisseur: Nico Sommer

Ehliyeti Bakkaldan mı Aldın? / You Drive Me Crazy (2012)

Yönetmen/Regisseur: Andrea Thiele

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği yetkilileri çözüm üretmeye çağırıyor

Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği, Gezi protestolarına dair bir basın açıklaması yaparak tüm yetkilileri çözüm üretmeye çağırdı. Açıklama şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yetkili kurumlarına,

15 gün önce Gezi Parkı’nda başlayan ve yurdun dört bir yanına yayılan protestoların ardından bugün gelinen noktadan duyduğumuz kaygıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bu tür toplumsal krizlerin hassasiyetle, zarafetle ve anlayışla ele alınması gerektiği aşikâr olmasına karşın, halkın sürekli olarak baskıyla yıldırılmaya çalışılmasının ülke huzuruna kalıcı hasar vermekte olduğunu endişeyle izliyor ve bizleri çok daha zor günlerin beklediğinden korkuyoruz. Politika ve diplomasi, zaten öncelikle şiddete gerek kalmasını engellemek için vardır.

Öncelikle Sayın Başbakan’ı ve ardından tüm yetkilileri artık her türlü tahrik edici ve yanıltıcı açıklamalara, uygulamalara son vermeye ve diplomatik çözümler üretmeye davet ediyoruz.

Tüm çocuklara herkesin kardeşçe yaşayabileceği, huzurlu bir Türkiye bırakabilmek için…”

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Luigi Pirandello’dan “Biri, Hiçbiri, Binlercesi”

Oyunları ve öyküleriyle tanınan İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun Biri, Hiçbiri, Binlercesi adlı romanı Fuat Sevimay’ın çevirisiyle Aylak Adam Yayınları’nca yayımlandı.

Tüm eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de Pirandello, insanın varoluşu ve kimliği üzerine eğiliyor. Halim selim bir adam olan Vitangelo Moscarda’nın tüm hayatı, karısının bir gün kendisine sorduğu ve burnunun eğriliğinden dem vurduğu o basit soruyla altüst olur. Kendisinden başlayarak tüm yaşamını acımasızca sorgular ve kendini yeniden bulmak için kendini parçalara bölmeyi öğrenir. Moscarda kimdir, kendi gördüğü mü yoksa başkalarının gördüğü mü? Kişilik bölünmesinin acımasızca ve mizahi bir dille işlendiği eser, ölümsüz bir de edebi kahraman da yaratır: Vitangelo Moscarda ve bu kahraman bize şu soruyu sorar, insan bir midir, hiç midir yoksa binlerce midir?

edebiyathaber.net (12 Haziran 2013)

Fırat Tanış Taksim için oyunculuğu bıraktı

Oyuncu Fırat Tanış, medyanın Taksim direnişine uyguladığı sansürü protesto etmek için dizi ve reklam oyunculuğunu bıraktığını açıkladı.

Gezi Parkı eylemlerine başından beri destek veren Tanış,  medyanın eylemleri hakkıyla vermediğini belirterek Twitter‘da “Hiçbir medya grubunun hiçbir mecrasında, televizyon dizisi ve reklam gibi projelerde çalışmayacağım… Sinemada, tiyatroda, müzikte ve resimde buluşuruz” dedi.

11 Haziran 2013

TEDA ile 880 yapıt yayımlandı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nce 8 yıl önce başlatılan ”Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılımı (TEDA)” Projesi kapsamında, bugüne kadar 57 ülkede 54 farklı dildeki 1.351 yapıta destek verildi.

Türk kültür, sanat ve edebiyatının yurtdışında tanıtılması ve Türkçenin yazı dili birikiminin dünya dillerine kazandırılması amacıyla 2005′ten bu yana yürütülen, özünde bir çeviri ve yayın destek projesi olan TEDA, 2012′de de sürdürüldü.

Mayıs ve kasım aylarında toplanan TEDA Danışma ve Değerlendirme Kurulu, 1.351 yapıta destek sağlanmasına karar verdi. Bu desteklerden şu ana kadar 880 yapıt yayımlandı. Ayrıca yeni, yetkin edebiyat çevirmenleri ve yeni çeviri eserler kazandırmak amacıyla çeviri atölyeleri de açılmaya başlandı.

11 Haziran 2013

Mektupları ve dostlarıyla Bilge Karasu

Yapı Kredi Yayınları ve Fransız Kültür Merkezi‘nin ortaklaşa düzenlediği Mektupları ve Dostlarıyla Bilge Karasu söyleşisi ve Jean ve Gino’ya Mektuplar kitabının lansmanı, 13 Haziran Perşembe günü ANAMED’de gerçekleşecek.

Bilge Karasu’nun 1964-1994 yılları arasında dostları Jean Nicolas ve Gino Harsh’a gönderdiği, bazen elle bazen de daktiloyla yazdığı Fransızca mektupların yayımı dolayısıyla düzenlenen söyleşide mektuplara gömülü bir Bilge Karasu portresi çizilmeye çalışılacak.

Alain Mascarou tarafından hazırlanan, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Jean ve Gino’ya Mektuplar”  kitabının lansmanının da yapılacağı etkinlikte yazar Güven Turan, yazar ve çevirmen Sevgi Sanlı, yazar Oruç Aruoba, edebiyat çevirmeni Alain Mascarou, İsmail Pelit ve oyuncu/çevirmen Serra Yılmaz konuşma yapacak.

Yazar Yiğit Bener’in moderatörlüğünü yapacağı etkinlik, 13 Haziran Perşembe günü, saat 18.00′de ANAMED’de (İstiklal Cad. No: 181 Merkez Han – Beyoğlu) yapılacak.

Alain Mascarou, hem Fransızca hem de Türkçe (sol sayfa Fransızca, sağ sayfa Türkçe) hazırlanan kitabın girişinde yazdığı yazısında “Pascal Quignard, Paris’in yedinci bölgesinin, fanatizmden uzak arkadaşlık ve sosyallik geliştirmek için en elverişli çevre olduğunu düşünür. Beaune ve Lille sokakları kavşağından geçen sokaklardan biri, bu önermeyi, şüphesiz, resmetmektedir. Bilge Karasu Hôtel de Lille’de, aynı adlı sokakta 40 numarada kiracıydı; 1963′ün karlı şubatında, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nın ilk sayfalarını orada yazdı. Birkaç ay sonra, güneşli bir 14 Temmuz günü, aynı otelde kalan Amerikalı bir arkadaş aracılığıyla, Lille Sokağı no. 33′teki evlerinde, Jean ve Gino’yla tanıştı. Noel’de Bilge’nin Roma’dan gönderdiği kartpostal otuz yıla yayılacak bir mektuplaşmanın başlangıcı olacaktı” diyor.

11 Haziran 2013

“İşten Kovduran Yazılar” çıktı

Nuri Kayış, 2007′den bu yana işini kaybeden köşe yazarları ile kovulmalarına neden olan yazılarını Tanyeri Kitap’ın yayımladığı İşten Kovduran Yazılar kitabında topladı.

Daha önce yine Tanyeri Kitap’tan çıkan Ölüme Götüren Yazılar isimli çalışması ile öldürülen gazeteci yazarların son yazılarını kitaplaştıran Kayış, bu sefer de Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Necati Doğru, Oktay Ekşi, Rahmi Turan, Özdemir İnce, Serdar Akinan, Metin Münir, Balçiçek İlter, Semih İdiz, Cüneyt Ülsever, Ece Temelkuran, Mehmet Altan, Nuray Mert, Ergun Babahan, Ali Akel, Yıldırım Türker ve Hasan Cemal başta olmak üzere birçok yazarın kovulmalarına neden olan yazıları derledi.

“Medyanın sermaye yapısı değişmedikçe” ve “medya patronlarının aynı zamanda devletle, bürokrasiyle ilişki içinde olmaya devam ettikçe” işten kovulmaların bir yöntem olarak var olacağını yazan Nuri Kayış kitabında şu yorumu yapıyor:

“Yazarların iktidarın telkinine ve patronların keyfine göre işten çıkarılmasını önlemenin birinci ve en etkin yolu medyanın sermaye yapısının değişmesidir.

Gazeteciliğin özel bir iş kolu olduğu düşünülerek gazete patronunun başka işlerle uğraşması önlenmelidir. Yazarından muhabirine, sayfa sekreterinden matbaa işçisine kadar medya sektöründe çalışanların sendikalı olmaları, keyfi kararlarla işten çıkarılmalarını zorlaştıracağı gibi, kendilerini güvencede hissetmelerini ve patron baskısına boyun eğmeden görevlerini profesyonelliğin gereklerine uyarak yerine getirmelerini sağlayabilir.

Yazarların kovulduğu gazetelerde çalışmaya devam eden yazarlara ve o gazeteyi alanlara da büyük sorumluluk düşüyor. Arkadaşları kovulan yazarların hiçbir şey olmamış gibi yazılarına devam etmelerinin etik olmadığı bilinmelidir.

Bir gazetede yazan onlarca yazarın bir anda patronun karşısında durmaları ve ona işten atılan arkadaşlarının geri alınmaması halinde artık yazmayacaklarını söylemeleri çok mu zordur? Evet, iktidarın ve medya sermayesinin büyük gücü vardır ama yazarlığın, aydın olmanın, fikir adamlığının hiç gücünün olmadığını söyleyebilir miyiz”.

Kaynak: Gazeteciler.com (11 Haziran 2013)

Ağam desinler desinler gazı yesinler

Üç öğrenci, Taksim eylemleri için “Kesik Çayır” türküsünü yeniden yorumladı.

11 Haziran 2013

fatma - 11/06/2013 - 10:26

bunun edebiyatla ne alakası var? ben buraya edebiyat haberleri için geliyorum, bu yaptığınız çok yanlış. yazık.

Hayat bazen fena halde romana benzer

İki ay önce kansere yakalandığını ve fazla zamanının kalmadığını kamuoyuna duyuran İskoç yazar Iain Banks, 59 yaşında yaşama veda etti.

Iain Banks‘in hayranları tarafından kurulan http://friends.banksophilia.com sitesinde ünlü yazarın sabah erken saatlerde evinde öldüğü açıklandı.

Yazar, nisan başında doktorların kendisine ileri aşama safra kesesi kanseri teşhisi koyduğunu, fazla zamanının kalmadığını açıklamış ve uzun süredir birlikte olduğu Adele Hartley’den “dul eşi olma onurunu kendisine bahşetmesi” ricasında bulunmuştu.

Little Brown Book Yayınevi, Banks’i “edebiyat dünyasının yeri doldurulamaz bir parçası ve İngiltere’nin en çok sevilen romancılarından biri” olarak niteledi.

Son kitabını göremedi
Banks, yayınevinden “The Quarry” adlı son romanının yayın tarihinin öne alınması talebinde bulunmuş ve ölmeden önce kitabını raflarda görmek istediğini söylemişti. Kanserin neden olduğu fiziksel ve duygusal acıların 40′lı yaşlarda son günlerini yaşayan bir adamın ağzından anlatıldığı kitap, 20 Haziran’da satışa sunulacak. Banks, kitabı yazmaya başladığında henüz kanser olduğunu bilmiyordu.

Times dergisinin 2008′de 1945 sonrasının en iyi 50 İngiliz yazarı arasında gösterdiği Banks, ilk eseri olan “The Wasp Factory”i 1984′te yayımlamıştı. Türkçeye Eşekarısı Fabrikası olarak çevrilen kitap, 1997 yılında Waterstones kitapevi ile Channel 4 TV kanalı tarafından yapılan bir ankette 20. yüzyılın en iyi 100 kitabından biri seçilmişti.

Eserleri birçok dile çevrilen Banks’in Türkçe yayımlanmış eserleri arasında Eşekarısı Fabrikası’nın yanı sıra Kanal Düşleri, Rock Laneti ve Camda Yürümek bulunuyor.

11 Haziran 2013

“Ekinle Gelen” çıktı

Çiğdem Ülker’in deneme-eleştiri kitabı Ekinle Gelen, Kanguru Yayınları’nca yayımlandı.

Kitabın tanıtım yazısından:

“Hayat, gözlerimizin önünden akıp gider ama olaylar,  bütünü görmemize çoğu kez izin vermez, akışın yönünü kestiremeyiz, aklımız güncelin aldatıcılığı ile karışır, renkli olanla kamaşır. Has edebiyat yapıtları ise olanı biteni anlatırken manzaranın bütününü görmemize yardımcı olur. Gerçek bir edebiyat eseri bir işaret fişeği gibi etrafı aydınlatır, bir an bile olsa en uzaktakini bize gösterir. İnsanın hoyratlığına sanatçı bir ruhun eli dokunmuştur ve işte o ışıkta insanoğlunun yıkıcılığının bedeli ödenir, adaletsizliği belki eşitlenir”.

Çiğdem Ülker kimdir?

Samsun, Çarşamba’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin felsefe bölümünde master derecesi aldı.
“Kültürel İşbirliği Programı” çerçevesinde, Makedonya’da görevlendirildi. (1992) Başkent Üsküp’te St. Kiril ve Metodiy Üniversitesi, Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde, dört yıl ders verdi. “Makedonlar için Türkçe” adlı bir dil bilgisi kitabı, 1994’te Üsküp’te basıldı. “Makedonya Türk Öyküsü” adlı kitabı, 1998’de T.C. Kültür Bakanlığı’nca basıldı. Makedonya’da yayımlanan Birlik, Sesler ve Oko dergilerinde,Türk dili, folkloru ve edebiyatı konularında yazdı.
“Üniversiteler için Türkçe” adlı ortak kitabı 2005’te, “Eleştirinin Odağında” adlı kitabı 2007’de yayımlandı.
Türkiye’nin Sesi radyosunda “Sözcüklerin Büyülü Dünyası” programının metinlerini yazdı ve sundu. (2001) Ankara Radyosunda “Gün Başlıyor” da (2004) ve TRT Diyarbakır radyosunda “Kitap Kurdu” programında Türk romanını yorumladı.(2007)
Star gazetesinde, Gazete Ankara ve Sabah gazetesinde köşe yazıları yazdı. 
Varlık, Cumhuriyet Kitap, Hürriyet Gösteri, SkyLife, Edebiyat ve Eleştiri ve Radikal Kitap’ta yazıyor.
Um:Ag’ın düzenlediği Araştırmacı Gazetecilik ve Yazma Seminerleri’nde ders veriyor.

edebiyathaber.net (11 Haziran 2013)

Gezi Postası yayında!

Gezi Parkı eylemcileri, cumartesi günü Gezi Postası adlı günlük gazeteyi yayımlamaya başladılar.

 Gazetenin tamamını Gezi Postası bloğundan okumak mümkün. Gazetenin İngilizcesi de aynı adreste yer alıyor. Gelişmeleri takip etmek isteyenlere gazetenin önerdiği bağlantılar şöyle:

Facebook / Gezi Postası 

Twitter/gezipostasi

Taksim Dayanışması

Müştereklerimiz

What is happening in istanbul?

İstanbul’da ne oluyor?

edebiyathaber.net (10 Haziran 2013)

Orhan Pamuk: “Ülkem için endişeliyim”

İtalya’nın Floransa kentinde bir söyleşiye katılan yazar Orhan Pamuk, Gezi Parkı protestolarıyla ilgili soruları cevapladı. “Ülkem için endişeliyim” diyen Pamuk, protestocuların öfkesine saygılı olduğunu dile getirdi.

Yazar Orhan Pamuk, İtalyan La Repubblica gazetesinin düzenlediği, bir okuyucu festivali olan “Repubblica delle İdee” (Fikirlerin Cumhuriyeti) adlı etkinliğe konuk olarak katıldı. Yazar, Floransa Belediyesi’ne ait olan Palazzo Vecchio’da (Eski Saray) düzenlenen bir söyleşide, Türkiye’de yaşanan son gelişmeler, kariyeri ve eserleri üzerine La Repubblica gazetesi yazarlarından Marco Ansaldo ve Gazeteci-Yazar Elena Stancanelli’nin sorularını yanıtladı.

“Masumiyetten ve aşktan” başlıklı söyleşide Gezi Parkı eylemleri hakkındaki düşünceleri sorulan Pamuk, “Türkiye’de önemli şeyler oluyor. Bir çeşit değişim sürecinden geçiyor. Bugün yaşananlar beni endişelendiriyor. Ülkemin geleceği için de endişeliyim ve göstericiler ile hükümet arasında barışçıl bir çözüme ulaşmak konusunda hiçbir sinyal olmamasından dolayı da çok üzgünüm” dedi.

10 Haziran 2013

Üzülmez Maden Ocağı sergisi başlıyor

Belgesel fotoğrafçısı Mehmet Özer‘in eğitmenliğinde amatör fotoğrafçıların çektiği “Üzülmez Maden Ocağı” fotoğraf sergisi bu akşam Ankara’da açılıyor.

Mehmet Özer’in yönetiminde Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği‘nin Toplumcu Gerçekçi Fotoğraf Atölyesi öğrencileri tarafından çekilen Üzülmez Maden Ocağı fotoğrafları, “Siyah en konuşkanıymış meğer renklerin. Acıttı, ama anladım” başlığıyla sergileniyor. Sergi, bu akşam saat 19.00′da Çağdaş Sanatlar Merkezi D Galerisi’nde açılacak.

Kaynak: Etkin Haber Ajansı (10 Haziran 2013)

ODTÜ’lüler Edebiyat Günü’nde yazarlarla buluştu

ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi’nin, öğrencileri edebiyatımızın yaşayan ustaları ile buluşturmak, okuma uğraşını zevkli kılmak amacıyla 2005 yılından beri düzenlediği Edebiyat Günü’nün dokuzuncusu, 7 Haziran’da yapıldı.

Bu yılki etkinliğin konuk yazarları Ahmet Büke, Faruk Duman, Haydar Ergülen, Işıl Özgentürk, Mehmet Saçlıoğlu, Yıldırım B. Doğan ve Yılmaz Karakoyunlu’ydu.

Edebiyat Günü programının ilk bölümünde, tüm yazarlarla öğrencilerin buluştuğu bir panel yapıldı. Panelde yazarlar, öğrencilerle “edebiyatla hayat bulma”nın ve “edebiyatla var olma”nın inceliklerini/kazanımlarını paylaştılar. Programın ikinci bölümünde, her yazar, kendisi için özel olarak hazırlanmış sınıfta öğrencilerle söyleşti. Son oturumda yazarlar, genç okurları için kitaplarını imzaladılar.

Programda aynı zamanda lise öğrencileri arasında düzenlenen “ben de YAZARım Öykü Yarışması”nın ödül törenine de yer verildi. Birinci olan öğrenci Gizem Naz Görmez’e ödülünü Yılmaz Karakoyunlu verdi.

edebiyathaber.net (10 Haziran 2013)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z