Masthead header

eyfel kulesi kadarBir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu romanının yazarı Romain Puértolas’un Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız adlı romanı, Ebru Erbaş çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Tebligat Noktagil, babasından kalan mayonez tarifini mükemmelleştirmekten başka bir hırsı olmayan, altı ayak parmaklı, Parisli genç bir kadın postacıdır. Günün birinde, Marakeş’e yaptığı seyahatte tanıştığı ve evlat edinmek istediği hasta, küçük kız Zehra’yı almak üzere yola çıkmasıyla birlikte tüm hayatı derinden sarsılır. O talihsiz gün, İzlanda’daki kimsenin adını söyleyemediği yanardağ patlar ve kül bulutları Avrupa’da tüm uçuşların iptal olmasına neden olur. Farklı bir ulaşım yolu arayan Tebligat’ın nefes kesen macerası da böylece başlar. Julio Iglesias dinlemeye meraklı Budist rahiplerden devlet başkanlarına, çok farklı insanlarla karşılaştığı bu macera, sürekli daha garip bir hal alır.

Yayımlanır yayımlanmaz büyük bir başarı elde eden,  ve İran asıllı sinemacı Marjane Satrapi tarafından başrollerini Uma Thurman ve Bollywood yıldızı Danush’un üstlendiği bir sinema filmine uyarlanan Bir Ikea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu’nun yazarı Romain Puértolas’ın yeni kitabı Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız fantezilerle dolu, duygusal ve bir o kadar da eğlenceli bir peri masalı, sevginin kanatlandırdığı bir kadının hikâyesi.

Peki ya siz, uçmaya hazır mısınız?

ROMAIN PUÉRTOLAS

Fransız ve İspanyol asıllı yazar 1975’te Montpellier’de doğdu. İspanyol dili ve edebiyatı, Fransız dili ve edebiyatı ve İngiliz dili edebiyatı alanlarında öğrenim gördü. İspanyolca, Katalanca, İngilizce ve Ruşça bilen yazar, DJ’lik, yabancı dil öğretmenliği,

çevirmenlik ve hosteslik gibi birçok iş yaptı. Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu (2013) adlı romanıyla büyük bir başarı kazanan yazar artık sadece yazıyor.

edebiyathaber.net (3 Ağustos 2016)

atesin_etrafinda_kapakStefano Bordiglioni’nin çocuklara yazdığı “Ateşin Etrafında, Tolga Darcan çevirisiyle Can Çocuk Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Roma’da yaşayan ve ilkokul öğretmenliği yapan yazar Stefano Bordiglioni,  çocuklar için yazdığı elliden fazla kitabıyla yalnızca kendi öğrencilerine değil, tüm çocuklara yaratıcılık cesareti ve okuma sevgisi aşılıyor. Çiçeği burnunda okurlar için “İlk Okuma Kitapları” dizisinden çıkan Tarih Öncesi Hikâyeler 6 yaş ve üstü tüm çocuklar için raflarda yerini aldı. Serinin ilk kitabı Mamut Avı’ndan hemen sonra ikinci kitap Ateşin Etrafında da okurla buluşuyor.

 

Paolo’nun Düşproblemleri, Söz-Düş Makinesi, Akkuzu Karakuzu gibi yaratıcılık ve eğlence dolu kitaplarıyla Türkiyeli okurun beğenisini kazanan İtalyan yazar Stefano Bordiglioni, Tarih Öncesi Hikâyeler serisiyle bu kez bizi tarih öncesi zamanlara götürüyor. İlk kitap Mamut Avı’nın hemen ardından yayımlanan Ateşin Etrafında kitabında da serüven tüm hızıyla devam ediyor.

Kotan Kabilesi, kışın soğuk günlerinde ateşin etrafında toplanıyor ve atalarından dinledikleri büyülü hikâyeleri birbirlerine anlatıyor. Kabilenin erkekleri yeniden ava çıkıyor. Bazen zorlu av, günlerce ve gecelerce sürebiliyor. Avcıların dönüşünü bekleyen kabile üyelerinin, onlara destek olmak için harika bir planları var!

Çocukların okuma becerisini geliştirmek, onlara okumayı sevdirmek için özel olarak hazırlanan “İlk Okuma Kitapları” dizisi, yirmiyi aşkın kitaba ulaştı. Çiçeği burnunda okurlar bu kitaplarla okumanın tadına varacak. Tarih Öncesi Hikâyeler serisi 6 yaş ve üstü tüm çocuklar için Can Çocuk raflarında.

**

“’Doğrusu, binlerce yıl önce deniz bu kadar büyük değildi. Bir kıyıdan bakarken karşı kıyıyı görebilirdiniz. Denizi aşmak için yüz ağacın dallarını kesip suya atmak kabileye yetmişti. Dallar sihirli bir şekilde birleşmiş ve böylece atalarımız küçük bir akarsu üzerinde iki kıyıyı birleştiren bir kütüğün üzerinden geçer gibi denizi yürüyerek geçebilmişlerdi.’

Hikâyelere bayılan Satu, ‘Peki ya sonra? Daha sonra ne oldu?’ diye sordu.” 

edebiyathaber.net (3 Ağustos 2016)

notos-59Notos’un Ağustos-Eylül 59. sayısı yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Notos, Ağustos-Eylül, 59. sayısında Eleştiri – Edebiyat Nasıl Okunur? konusuna yöneliyor. Ne kadar çok kitap satıldığı ve ne kadar çok okunduğu değil de, nasıl okunduğu sorusunun asıl soru olduğu bir dönemdeyiz. Nitelikli okuma biçimlerinden uzakta olmak önemli bir sorunsa, edebiyatımızın bir dizi sorununu açıklamak da kolaylaşır. Bu sorunu çözmeden yeni bir sıçrama yapmak neredeyse olanaksız. Edebiyat metinleri nasıl okunur? Soru okurları da, yazarları da ilgilendiriyor. Dosyada Orhan Koçak, Behçet Çelik, Semih Gümüş, Oğuz Demiralp, Savaş Kılıç, James Wood, Maurice Blanchot ve Walter Benjamin’in yazıları yer alıyor. Ayrıca Orhan Pamuk, Murat Gülsoy, Gürsel Korat, Cem Akaş, Nilüfer Kuyaş ve Murat Yalçın da bir edebiyat metnini nasıl okuduklarını, okuma ritüellerini ve okuma biçimlerini değiştiren yazarlardan söz ediyor.

Notos’un bu sayısının ilk söyleşisi Roland Barthes ile edebiyat eğitimi üstüne. İkinci söyleşisi ise Türkçeden Kana Bulanmış Sakal kitabıyla bilinen Brezilyalı yazar Daniel Galera ile.

Bir Yazarın Seçtikleri bölümünde Meltem Gürle okumasını zorunlu gördüğü kitapları; Ömür İklim Demir de en çok etkilendiği yazarı nedenleriyle birlikte Notos’a anlatıyor.

Mustafa Orman ve Semra Bülgin kısa sorulara kısa yanıtlarla kendi yazarlık serüvenlerini ve yayımlanan son kitaplarını anlatıyor.

Notos’un bu sayısında öyküleriyle yer alan yazarlar: Thomas Ligotti, Neslihan Önderoğlu, Muzaffer Abayhan, Nazlı Karabıyıkoğlu, Kemal Çavuş, Çiğdem Aldatmaz, Ömer Arslan, Erkmen Özbıçakçı.

edebiyathaber.net (3 Ağustos 2016)

  • ozlem kagan ozer - 04/08/2016 - 21:03

    Dergi aboneligini nereden yapabilirim bu konuda yardimci olursaniz sevinirim.cevaplakapat

feridun andac 10.tif“Amerika’nın taşeronları” demek daha doğru. Bu işgal provasının görünen ve gizli aktörlerini düşününce, böyle nitelemek kaçınılmaz.

Yola düşerken gene “Emperyalizmin Ölümcül Silahı Demokrasi Yalanı”nı (William Blum) okumaya koyuldum.

Her satırın yansıttığı gerçeklik ürpertici!

Bugün yapılmak istenen nedir?

Yalnızca hükümeti alaşağı etmek mi?

Elbette ki daha ötesi. Türkiye’yi Ortadoğu’nun yeni haritasını biçimlendirmede hizaya sokmak. Bunu yapabilecek daha “kukla” bir yönetimi başa getirmek. Çünkü, ABD taşeron usulüyle çalışır.

Okurken düşünmek

“Vatansever yanılgı”mı diyeceğiz siyasi iktidarın bu “aldanmışız” ya da “bana ahmak diyebilirsiniz” nidalarına?

“İyi savaş” var mıdır? Yurdunu savunmak diyebiliriz. Eğer bir işgal varsa, bu kaçınılmaz.

Marshall Planı’nı bilmeden olup bitenleri anlamak güç.

Amerika’nın kendini sevimli kılmak için maskelediği bir adım. Bunun Türkiye’ye yansımaları ve uygulamaları iyice irdelenmeli.

“Soğuk Savaş” sonrası ABD’nin yeni bir kuşatma hareketinin önemli projesidir bu plan.

William Blum, bu planın amaçlarını şöyle sıralar:

“1. Savaş sonrası güçlenen sosyalist eğilimlere karşı kapitalist öğretiyi yaymak.

2. ABD şirketlerine müşteri sağlamak amacıyla piyasa oluşturmak. Ki, Avrupa ekonomisinin yeniden yapılanmasına yardım için başlıca nedenlerinden biri buydu; örneğin ABD’nin tütünle ilgili çıkarları gözetilerek (21. Yüzyıl fiyatları ile) bir milyar dolar kazanıldı.

3. Ortak Pazar (ilerideki Avrupa Birliği) ve olası Sovyet tehdidine karşı Batı Avrupa’nın savunmasını sağlayacak NATO’nun oluşturulma çabası.

4. Batı Avrupa’daki tüm sol hareketleri bastırmak, özellikle Fransız ve İtalyan komünist partilerinin yasal, şiddet içermeyen, seçim öneren çabalarını baltalamak. Marshall Planı kaynakları gizlice bu amaçla kullanılıyor, ülkelere verilmiş yardım sözü ya da yardım kesilmesi tehdidi Demokles’in kılıcı gibi üzerlerinde sallanıyordu. Aslında Fransa ve İtalya komünistlerin etkisiz kılınmasıyla ilgili planları kabullenseydi yardımdan yoksun bırakılacakları kesindi.”

CIA, bütün faaliyetlerini başka şeylerin (kurum/kişi/dernek/parti…) ardına gizler.

Marshall Yardımı ve sonrasındaki faaliyetlerde bunları görmek olası. Hatta şirketler ve kurumlar da var bunları içinde, bence.

1950’lerden bugüne yayın dünyamızda bu dalgadan desteklenenlerin bir envanteri çıkarılsa eminim ki çoğumuzun dudağı uçuklar.

Aklıma gelen sorular

Bildiklerimizi yazmanın zamanı değil, biliyorum. Gene de aklımıza gelen soruları sormalıyız böylesi zamanlarda.

Bu bir “isyan” olabilir mi?

Elbette ki hayır!

Bir taşeronluk işi. Ama ordu eylem ayağıydı bunun. Bir de hazırlayıcı yan unsurları vardı.

Elbette ki eğitim başta geliyor. Yargı, iş dünyası…Medya ve yayın ayağı…

Şu birkaç gündür yazılıp edilenlere bakınca, gözaltılarda medyadan bazı adlar anılır oldu. Gazete ilanlarında gözümüze ilişense, bir aklanma telaşı; “şimdi biz oralarda değiliz” deme durumu.

Bir “suç” telaşesi midir, bilemem! Bildiğim bir şey var ki; cemaatin ve ABD’nin (CIA aracılığıyla) yayın dünyasında pek çok yayınevinin kurulması, finansında dolaylı etkin olduğudur. Asıl bunların ortaya çıkarılması gerekir.

Kim hangi sermayeyle neyi kurdu, ne tür yayınlar yaptı, kimleri bir araya getirdi… Çıkardıkları yayınların içerikleri nelerdir… Az çok yayın dünyasında bunlar bilinir, ama dile getirilemez.

Bunun bir ayağı Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndadır. Ama hem merkez, hem de taşra teşkilatlarında kıpırtı yok bakıyorum. O “abiler”/ “ablalar” bir anda yeraltına çekildiler.

Doğruya doğru…

Nurşen Mazıcı’nın söylediklerini anlıyordum:

“Bu darbe kime yarayacaksa o/nlar yaptı,” diyordu. Bu çok diyalektik bir şey. Bunu şu yere/kişiye çekmeye gerek yoktu.

Elbette ki ABD bu işin içinde. Bunu bilmeyenlerin hezeyanını da hiç anlamış değilim!

Darbenin yansıları

Okurken, izlerken, dinlerken şaşkınlığımız artıyor.

YAŞ kararları komplo teorilerini doğrular nitelikte sanki!

“Durum vahim,” demek geliyor insanın içinden!

Okumayıp uzaklaşmalı mı tüm bunlardan? Bir akıl tutulması yaşadığımız kesin. Çaresiz, William Blum’u okuyacağım.

Yeni güne taşınmak

Kuşku yok ki sözdeyim. Ayrılmadığım tek şey.

Avutucu olmanın ötesinde öğretici ve düşündürücü. İnsanı kendi içinden çıkarır söz. Ötelere taşır; gösterirken görür, alılarken anlamlar devşirir. Yazar, sözündür; yazan da söze bağlıdır.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (2 Ağustos 2016)

579b62410f2544579497051bHürriyet’in haberine göre, hayatınızı kökten değiştirebilecek 10 film şöyle:

  1. FORREST GUMP

Başrollerini Tom Hanks ve Gary Sinise’in paylaştığı Forrest Gump, unutamadığımız ve üzerinden yıllar geçse de en depresif zamanlarımızda sarılmak isteyeceğimiz filmlerden bir tanesi… Forrest Gump’ın çocukluğundan, yetişkin hayatına kadar yaşadığı mucizeleri ve yaşamda elde edilen başarıları aslında kişinin kendisinin mümkün kıldığını bizlere anlatıyor Forrest Gump… İzlemeyen varsa ve kendisine umut aşılayacak bir şeyler izlemek istiyorsa mutlaka bu kült filmin play tuşuna basmalı!

  1. FIGHT CLUB (DÖVÜŞ KULÜBÜ)

Dövüş Kulübü’nün birinci kuralı: Asla Dövüş Kulübü hakkında konuşma! Tom Hanks, Edward Norton ve Helena Bonham Carter’ın harikalar yarattığı Fight Club’ı, izlememiş olsa da, bilmeyen yoktur. Monoton hayatına bir isyan olarak Dövüş Kulübü’ne katılan Jack’in yeni hayatını ve yeni kararlarını izlediğimiz Fight Club’ın sonunda da bizi tatlı sürprizler bekliyor. Hayatın monotonluğundan kaçmak istediğinde Fight Club’ı açıp kendini tüm dünyadan soyutladığında hayatında hiç olmazsa duygularının iyiye gideceği garantisini veriyoruz.

  1. REQUIEM FOR A DREAM (BİR RÜYA İÇİN AĞIT)

Hafızalardan silinmeyen müzikleri ve unutulmaz performanslarıyla sinema tarihinde önemli bir yeri olan Requiem For A Dream, ağır bir dram filmi… Kimi masum, kimi hatalı seçimlerinin bedelini en ağır şekilde ödemek zorunda kalan bir grup insanın hayatını sunuyor bizlere Requiem For A Dream… İlk bakışta sizi umutsuzluğa sürükleyecek gibi görünse de, aslında hayatınızın bir armağan olduğunu sizlere bir kez daha gösterecek, çok değerli bir hikaye izlemiş olacaksınız.

  1. NEVER LET ME GO (BENİ ASLA BIRAKMA)

Keira Knightley, Carey Mulligan ve Andrew Garfield’ın başrollerini paylaştığı, üzerinden yıllar geçmesine rağmen etkisini asla kaybetmeyen, unutulmaz filmlerden bir tanesi Never Let Me Go… Hayatları daha ilk andan beri planlanmış ve yaşamları kısıtlı olan üç gencin, aşklarının ve dostluklarının peşinden koşmasını bizlere anlatan Never Let Me Go’yu izlediğinizde hayallerinize daha sıkı tutunacaksınız. Çünkü kendi hayatını, kendi verdiğin kararlarla ve kendi istediğin şekilde yaşayabilmenin bile ne kadar kıymetli birhediye olduğunu göreceksiniz.

  1. MY OWN PRIVATE IDAHO (BENİM GÜZEL IDAHO’M)

Sadece River Phoenix ve Keanu Reeves’in eşsiz performansları ile dahi unutulmazlar arasına girebilecek olan My Own Private Idaho, hiç bitmeyecek bir yola çıkan iki genç adamın hayatını konu ediniyor. Hayattan küçük beklentileri olan ve geçmişindeki zenginliği elinin tersiyle iten iki genç adam… Sizi temin ederiz; bu filmi bir kere izlediğinizde, bir daha unutamayacaksınız.

  1. SILVER LININGS PLAYBOOK (UMUT IŞIĞIM)

Çevresinkeriler tarafından “sorunlu” olarak hayatın en kuytu kenarında tutulan iki insanın, birbirlerinin hayatını keşfetmesini anlatan Silver Linings Playbook o ezberlediğimiz klasik romantik hikayelerden değil… Her şeyiyle gerçek ve her anıyla size kendinizi olduğunuz gibi kabul etmenizi, çevrenizdekilerin de sizi olduğunuz gibi kabul etmek zorunda olduğunu anlatıyor. Bu filmi izlediğiniz an, aşka ve hayata bakışınız değişecek.

  1. KADER

Zeki Demirkubuz imzalı Kader filmini, oyuncu performanslarından hikayesine kadar akıllara nasıl kazındığını izleyen herkes bilir. Bir kere kendinizi bu girdaba kaptırdığınızda, bir daha Kader karşınıza çıktığında gözlerinizi alamayacaksınız. Çünkü izleyeceğiniz her şey çok gerçek gelecek… Sadece kafamızı çevirdiğimiz, geçmekten korktuğumuz arka sokakların hikayesi…

  1. DEAD POETS SOCIETY (ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ)

Hepimizin mutlaka bir dizesini okuduğumuz bir şiir, Dead Poets Society… Bir grup gencin, hayat dersini izlediğimiz filmin oyuncu kadrosu da en az hikayesi kadar güçlü… Robin Williams’ın adeta bir resital verdiği, oyunculuk kariyerinin en önemli işlerinden bir tanesi olan Dead Poets Society, izlediğinizde hayatınızın merkezine oturacak ve alacağınız kararlarda aklınızdan çıkmayacak hikayelerden bir tanesi…

  1. THE PIANIST (PİYANİST)

Hayattaki tek tutkusu müzik olan bir adamın ve ailesinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatlarının altüst oluşunu izlediğimiz, Yahudi Soykırımı’nı konu edinen The Pianist, şüphesiz ki sinema tarihinin en çarpıcı filmlerinden bir tanesi… Bir kere izlediğinizde, etkisini üzerinden atamadığınız gibi içindeki küçük düşmanlıklara da veda etmek isteyeceksiniz.

  1. THE GREEN MILE (YEŞİLYOL)

Stephen King’in unutulmaz romanlarından biri olan The Green Mile, sinema tarihinin başyapıtlarından bir tanesi! İzlememiş olsa da, bilmeyen yoktur. Filmin play tuşuna bastığınızda, bambaşka bir dünyaya yolculuk edeceksiniz. Bildiğiniz dünyalara ise pek benzemeyecek… John Coffey’in trajik hikayesini izlediğimiz film aklınızda olduğu kadar kalbinizde de yer edecek. 

edebiyathaber.net (2 Ağustos 2016)

game-of-thrones-in-bolumleri-internetten-kaldiriliyorTüm dünyada ilgiyle izlenen Game Of Thrones dizisinin yapımcı şirketi HBO, dizinin 2018 yılında final yapacağını açıkladı.

Dizinin yapımcı şirketi Home Box Office (HBO), şimdiye kadar her sezon 10 bölüm şeklinde yayınlanan dizinin, 2017’de ekranlara gelecek 7. sezonunun 7 bölüm olarak yayınlanacağını duyurmuştu.
HBO, izlenme rekorları kıran “Game of Thrones”un 2018’de yayınlanacak 8. sezonunda final yapılacağını açıkladı.

Kanalın Programlama Şefi Casey Bloys, George R. R. Martin’in “Buz ve Ateşin Şarkısı (A Song of Ice and Fire)” kitabından uyarlanacak dizinin 8. sezonunda kaç bölüm olacağına ise henüz karar verilmediğini belirtti.

ABD’deki televizyon yapımlarına verilen Emmy Ödülleri’nde 2015’e damgasını vuran “Games of Thrones”, 18 Eylül’de açıklanacak 2016 Emmy Ödülleri’ne de 23 dalda aday gösterildi.

Kaynak: onedio.com (2 Ağustos 2016)

iki-ivanGogol’ün İki İvan’ın Münakaşası” adlı uzun öykü kitabı, Hazal Yalın çevirisiyle Helikopter Yayınevi tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Ömrünün ve yaratıcılığının baharında, henüz 43 yaşında kendi elleriyle hayata veda etmiş bu adamın ruhundaki fırtınaları, onu bu kararı almaya zorlayan nedenleri anlamak amatör bir edebiyat meraklısı olarak benim için çok güçtü: hayatın daha ziyade eğlenceli yanlarını böylesine büyük bir gözlem gücüyle bulup çıkaran, okuruna yaşama mutluluğu kazandıran biri, ondan nasıl bu kadar yılardı? Sanırım bu iki hikâyeyle anladım Gogol’ü: halkına karşı karmaşık duygularla doluydu, onların saplantılı hurafeciliği, tembelliği, uyuşukluğu, kasıntısı, cehaleti, yani bizim de sıkça tanık olduğumuz türden onca tiksindirici özelliğine rağmen, seviyordu onları. Hem öyle çok, öyle içten seviyordu ki, adeta fiziksel bir acı duyuyordu bu hallerinden. Viy’de zangoç, kafayı iyiden iyiye bulmuş, sendeleyerek çalıların arasında sızmaya giderken bir çift çizmeyi yürüttüğünde acı duyuyordu. İki İvan’ı arkasında bırakmış, kara bir gökyüzü altında çamurlu steplerde bata çıka ilerlerken de acı duyuyordu. “Yaşamak hazin şey, beyler!” derken bu acıyı anlatıyordu. Gücü, değiştirmeye yetmeyen bir büyük adamın çaresiz yalnızlığıydı bu. HY

edebiyathaber.net (2 Ağustos 2016)

aytuakalTudem Yayınlarının ayın yazarı uygulamasıyla Aytül Akal kitapları ağustos boyunca Tudem kitabevlerinden, tudem.com’dan ve kampanya noktalarından indirimli alınabilecek.

Tanıtım bülteninden

Çocuk ve gençlik edebiyatımızın yıldız yazarlarından Aytül Akal, kısa süre önce kitapseverlerin beğenisine sunduğu yeni roman dizisi “Süper Çocuklar”ın ilk halkası Renk Delisi ile, okurlarını, sözcüklerin renklerle dans ettiği sürükleyici bir maceraya çıkarıyor.

1988 yılından bu yana, üç ayrı nesli ve yüz binlerce okuru etkisi altına almayı başaran Aytül Akal, Tudem Yayın Grubu tarafından yayımlanan 100’ün üzerinde yaratıcı eserini yeni okurlarla buluşturabilmenin heyecanını yaşıyor. Masaldan romana, şiirden tiyatro oyununa uzanan geniş bir edebi yelpaze sunan Akal, basılı eserlerinin büyük çoğunluğunun e-kitap formatında da yayımlanmasının mutluluğunu paylaşıyor.

“Yazıyorum, çünkü yazmak benim mutluluğumdur, tutkumdur” diyen Aytül Akal, delidolu kişiliği, sihirli kalemi ve sınır tanımaz hayal gücüyle edebiyatımızda fark yaratıyor.

2015 yılında “Yurt Dışında En Çok Eseri Yayımlanan Yazar Ödülü”ne değer görülen Akal, farklı yaş grupları için yazdığı kitaplarında bambaşka dünyaların kapılarını aralıyor…  Kitapseverleri, son on yılın en çok okunan kitap serilerinden biri olan “Süper Gazeteciler”de yedinci sınıfa giden dört arkadaşın gazetecilik uğruna karıştıkları sıra dışı tehlikelere tanıklık etmeye çağıran yazar; yeni macera dizisi “Süper Çocuklar”ın birinci kitabı Renk Delisi’nde ise duyular ve farklılıklar üzerine heyecan dolu bir serüvene sürüklüyor.

Tüm masallarının koleksiyon değeri taşıyan tek bir kitapta toplandığı “Masal Masal Aytül Akal”da, kitap kurtlarını hayalden gerçeğe taşıyan yazar; minik okurların gönlünü fetheden yeni resimli kitap dizisi “Mıymıy Teyze”de ise koşulsuz mutluluğu keşfetmeye çağırıyor…

O zaman şimdi  Aytül Akal kitaplarını okuma zamanı!..

Başta İzmir Alsancak, İstanbul Cağaloğlu ve İstanbul Kadıköy Tudem Kitabevleri olmak üzere, Tudem’in online satış mağazası www.tudem.com ve farklı adreslerdeki kampanya noktalarında toplu olarak edebiyatseverlerin beğenisine sunulan Aytül Akal kitapları Ağustos ayı boyunca %30 indirimli olarak okurlara ulaştırılıyor.

edebiyathaber.net (2 Ağustos 2016)

necmiye-alpayDilbilimci, çevirmen ve Özgür Gündem Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Necmiye Alpay, hakkında açılan soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade verdi. Alpay, “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla tutuklandı.

Alpay ifadesinde Türk dili üzerine çalışmalar yaptığını, Radikal ve Milliyet gazetesinde de yazılarının yayınlandığını belirterek, “terör ve şiddete her zaman karşı olduğunu” söyledi. “Terör ve şiddet olmasın diye hep çabaladım” diyen Alpay, “Özgür Gündem gazetesinin yayınlanmasını Kürt sorununun çözülmesine katkıda bulunacağı, çatışmaların ve ölümlerin önüne geçilebileceği düşüncesiyle destekledim. Toplumda gerginlikleri azaltabileceği düşüncesiyle böyle bir gazetenin çıkması gerektiğini düşündüğüm için Yayın Danışma Kurulu Üyeliği teklifini kabul ettim” dedi.

Üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyen Alpay, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından Umut Tepe tarafından tutuklama istemiyle İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Mahkeme heyeti, Alpay’ın “terör örgütü üyesi” olduğuna dair kuvvetli şüphe bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. Heyet, kendisi ifade vermeye gelen Alpay’ın “kaçma şüphesi” olduğunu öne sürerek bu kararı aldı.

edebiyathaber.net (1 Eylül 2016)

579c5ccd0f25442264ccbde4Hürriyet’ten Uğur Vardan, darbeleri anlatan en iyi 10 filmi derledi:

1) BABAM VE OĞLUM (2005)

2) EVE DÖNÜŞ (2006)

3) BEYNELMİLEL (2006)

4) SES (1986)

5) SEN TÜRKÜLERİNİ SÖYLE (1986)

6) KAYIP / MISSING (1982)

7) ÖLÜMSÜZ / Z (1969)

8) OLIMPO GARAJI / GARAGE OLIMPO (1999)

9) RESMİ TARİH / LA HISTORIA OFICIAL (1985)

10) MANÇURYALI ADAY / THE MANCHURIAN CANDIDATE (2004)

edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

10BirGün’den Engin Özer, tanklı tüfekli gündemden kaçmak için huzur dolu 10 kitap öneriyor:

  1. Eski Dünya Seyahatnamesi – İlber Ortaylı
  2. Yolculuklar ve Öteki Yolculuklar – Antonio Tabucchi
  3. Gençlik Güzel Şey – Hermann Hesse
  4. Kuş Çayırı – Uwe Timm
  5. Bir Sanattır Öğle Uykusu – Thierry Paquot
  6. Machiavelli’nin Bahçesi – Mark Crick
  7. Anonim Aktörler – James Franco
  8. Gerçek Hesap bu! – Nejat İşler
  9. Deniz Mecmuası – Dergi
  10. Büyüleyici Bağırsak – Giulia Enders

edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

mehmet fotoÇocukluğum küçük bir sahil kasabasında geçti benim. Yaz mevsiminde bir hareketlenme, kalabalık olsa da kışta biz bize kalırdık. Herkesin herkesi tanıdığı şirin bir beldeydi orası. Özellikle yaz mevsiminde deniz-bisiklet-top üçgeninde bütün gün (farkında olmadan) spor yapardık. Doğal olarak kilo sorunu, obezite gibi tehlikelerle karşı karşıya değildik. Zaten beslenmemiz de fast-food kültürüne dayalı değildi. Toprak ana bize ne sunarsa keyifle yerdik. Günümüz çocuklarında ev-okul ve şimdiki adıyla etüd merkezleri arasında bir sıkışmışlık söz konusu. Telefon-tablet-bilgisayarsa tek eğlenceleri… Beslenme konusunda da bizim kadar şanslı değiller. Hızla geçen yaşamlarında bu hıza ayak uydurabilmek için aralarda yine hızlı bir şekilde besleniyorlar. Sonuçta “obezite” ile karşı karşıyayız.

Şöhret Doğruyol Sağbaş, Epsilon Yayınları tarafından yayımlanan “Ütopyaya Yolculuk” adlı kitabında bu konu üzerine müthiş bir şekilde eğilmiş. Renkli ve kalın ciltli kapağı ile de dikkat çeken bir kitap.

Kahramanımızın adı Mavi. Tam da günümüz çocuk tipine uyan; obez, tatminsiz bir çocuk. Ve bir o kadar da şımarık! Dilediği her şeyin hatta dilemediklerinin bile anında gerçekleştirilmesine alışmış. Dünyanın sadece yaşadıklarından ibaret olduğunu düşünüyor.

Mavi, bir gün babasının işyeri olan DUAM’e (Derin Uzay Araştırmaları Merkezi) gider. Etrafı merakla incelerken bir yandan da hamburgerini yemektedir. Hamburgerden düşen turşuya basınca Mavi’nin ayağı kayar, kolu yanlışlıkla bir düğmeye çarpar. İşte ne olduysa bundan sonra olur. Ütopya’ya yolculuk başlar.

Mavi, istem dışı bu yolculuğunun sonunda vardığı yerde Kitap adında bir kızla tanışır. Kitap, turuncu saçlı güzel bir kızdır. Mavi, öyle bir yerdedir ki güzelliklere hayran olmamak elde değil. Oksijen Parkı, Ağaç Ev, Bisiklet İstasyonu, Zeplin Yolculuğu, Eğlence Şehri, Hayvan Şehri gibi kavramlar Mavi’nin çok yabancı olduğu ve duyduğunda şaşırtan kavramlar. Bizim için değilse de günümüz çocukları için tuhaflık olarak nitelendirilebilecek şeyler de var burada. Fakat tüm bu tuhaflıklara rağmen herkesi olumlu etkileyebilecek huzur, iyilik ve bilgeliğin hâkim olduğu bir dünyadır burası. Burası Ütopya!

Çocuklar için ütopik bir dünya olsa da bizim kuşak için çocukluktan öte bir şey değildir aslında. Öyle ya hangimiz ağacın dalları arasına bir ev yapıp da kendimizi dış dünyadan soyutlamadık orada? Hangimiz, çevremiz AVM’lerle örülmemiş olan günlerde eğlenmek için parklara akın etmedik? Hangimiz bisikletimizin pedallarını hiç düşünmeden özgürlüğümüze çevirmedik? Şimdi bunlar yok artık. Mümkün olamıyor. Eğlence denince AVM’lerdeki oyun parklarını anlayan, ağaç evi bırakın ağacın kendisini göremeyen bir kuşak yetişiyor. Bisiklet mi? Sokaklarımız o denli daraldı ki, bisikletler balkonlarda çürümeye terk edildi. Kendimizden biliyorum. Dört yıl önce oğlumuz büyüyor diye bir heves aldığımız bisiklet, kentin göbeğinde yersizlikten kullanılamayıp pasa teslim olmuş durumda, balkonda.

Yeniçağın yenilikleri içerisinde boğulmuş nefes alamıyorken bu kitap çok iyi geldi. Bir umut oldu. Çocukları böylesi bir dünyanın var olabileceğine inandırması, özendirmesi, heveslendirmesi açısından önemsedim “Ütopyaya Yolculuk”u. Adını okuyunca sanki Amerikan filmlerindeki gibi uzay çağını, biyonik insanları konu edineceğini düşünebilirsiniz. Ama değil. Ütopya bizim çocukluğumuzmuş meğerse.

Şöhret Doğruyol Sağbaş, Mavi ile Kitap’ın dünyasını keşfetmeye, hayata karşı bakış açınızı değiştirmeye, sıradanlıklardan sıyrılmaya çağırıyor sizi. “Ütopyaya Yolculuk” on sekiz saatlik bir eve dönüş serüveni. Dönmek mi iyi, kalmak mı? Onun yanıtını da okuyunca verin!

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

harry-potterD&R, satış rekorları kıran Harry Potter serisinin son kitabı olan “Harry Potter and the Cursed Child”ı Harry Potter’ın doğum gününde okuyucuları ile buluşturdu.

Serinin merakla beklenen son kitabı 31 Temmuz’da D&R raflarında yerini aldı.

İngiliz yazar JK Rowling’in kaleme aldığı ve Harry Potter roman serisinin devamı niteliği taşıyan tiyatro oyununun kitabı “Harry Potter and the Cursed Child” tüm dünya ile aynı anda satışa sunuldu.

Serinin yayımlanan son kitabı Harry Potter and the Deathly Hallows (Ölüm Yadigarları), 2007 yılında yayımlanmış ve ilk 24 saatte 11 milyon satılmıştı.

edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

PrintDr. Kevin Dutton ve Andy Mcnab’in İyi Psikopatın Yaşam Kılavuzu” adlı kitabı, Mert Akçanbaş çevirisiyle Beyaz Baykuş Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Bakış açınızı ve hayatınızı nasıl değiştirebileceğinizi gösteren 30’dan fazla örnek…

Bir MÜLAKATIN iyi geçmesini mi istiyorsunuz?

Amacınız bir ilk BULUŞMADA karşı tarafı etkilemek mi?

KAZANCINIZI artırmaya mı çalışıyorsunuz?

Eminiz ki biraz PSİKOPAT olmanın bütün bunlara faydası olabileceği aklınızın ucundan bile geçmemiştir.

Dr. Kevin Dutton yıllarını psikopatları incelemeye vermiş bir doktor. Son hastalarından biri ise SAS komandolarından Andy McNab. Andy biraz değişik biri… O, İYİ bir PSİKOPAT. Kararlılık, laf dinlemezlik ve korkusuzluk gibi özelliklerini daha iyi biri ve daha iyi bir hayata sahip olmak için kullanıyor.

Bu ikili bildiklerini bir araya getirerek YEDİ ÖLÜMCÜL TAKTİK kurallarını yazıyorlar. Yani sizi daha başarılı bir hayata taşıyacak birtakım “psikopatça” ipuçları.

Artık teorilerini test etmenin zamanı geldi.

İyi Psikopatın Yaşam Kılavuzu mutlu bir yaşam ve iyi bir kariyerde size yol gösterecek çok eğlenceli bir kitap.

edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

borgesin-dedigi-gibiGökhan Yavuz Demir’in Borges’in Dediği Gibi – Edebiyat Üstadları Üzerine Yazılar” adlı kitabı, Nora Kitap tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

“Benim kendisinden çok hikâyesini sevdiğim bu kitabın kendisini, belki sen hikayesinden çok seversin. Böylece bu tersten yaşanmış hayat da bir anlam kazanır ve ikinci kırk beş dakikada, eğer oyundan alınmazsam, gollerimi art arda sıralayabilirim.”

Borges’in Dediği Gibi, yazarın bazı kitaplara yazdığı önsözler, Kaygı, Ayraç ve BirGün Kitap gibi dergi ve eklerdeki yazıları ile IAN Edebiyat’a bir yıldan fazla her ay yazdığı edebî portrelerden oluşuyor. Kitapta hasımları ve hısımları, öncülleri ve ardılları, yıktıkları ve inşa ettikleri, meydan okudukları ve kendisine meydan okuyanlarıyla kanonik ilişkiler ağına dâhil olan üstad portreleri yer alıyor. Yeni yazarlarla tanışmak, önyargıları kırmak ve kendi okuma listelerini oluşturmak için okura kapı aralayan kitapta aralarında Balzac, Pessoa, Kafka, Cervantes, Oscar Wilde ve Jack London ile Ursula K. Le Guin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Kemal Tahir’in de bulunduğu yirmi dört yazar sizi bekliyor.

“Bunca yıldır edebiyatın haz, heyecan ve mutluluktan ibaret olduğunu düşünüyorum. Bu üçünü vaat etmeyen bir edebiyat benim için hâlâ okunmaya değmez. Haz, heyecan ve mutluluk derinliğe mani değil, hatta aksine derinliği artıran temel prensipler. Bugün de, yazdığım ve senin de eline aldığın bu kitabın, okuruna haz, heyecan ve mutluluk vermesinden başka hiçbir şey ummuyorum!”

Gökhan Yavuz Demir

1973 yılında Edirne’de doğdu. Halen Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

edebiyathaber.net (1 Ağustos 2016)

1469768336_1Zeytinburnu’nu anlatan en iyi kareyi yakalamak için bu yıl 6’ncısı düzenlenen Geleneksel Zeytinburnu Fotoğraf Yarışması’na katılım yoğun bir şekilde ediyor. Toplam 55 bin TL ödüllü yarışmanın son başvuru tarihi 2 Aralık 2016.

Bu yıl 6’ncısı düzenlenen fotoğraf yarışmasının amacı, Zeytinburnu’nun herhangi bir bölgesinde çekilmiş, renkli veya siyah-beyaz bir fotoğrafla en iyi görüntü ve kompozisyonu yakalayabilmek. Bu amaçla fotoğraf makinesine sarılan amatör ve profesyonel fotoğrafçılar, dereceye girmek için deklanşörlere basmaya başladı.

Ünlü Foto Muhabir Ara Güler’in seçici kurul üyeleri arasında yer alacağı jüride; Prof. Dr. Sabit Kalfagil, Haluk Çobanoğlu, İsmail Küçük, Murat Gür, Mustafa Yılmaz ve Süleyman Gündüz gibi usta fotoğraf sanatçıları da yer alacak.

Yarışmacıların en fazla 4 adet fotoğrafla katılabileceği yarışmanın sonunda; Birinci 6 bin, İkinci 4 bin, üçüncü 3 bin, Mansiyon Ödülü (5 adet) 2 bin, Zeytinburnu Belediyesi Özel Ödülü bin 500, Jüri Özel Ödülü bin, Sergilenmeye Değer Eserler (60 adet) 500 TL ile ödüllendirilecek. Ayrıca yarışmada dereceye giren isimler, para ödülünün yanı sıra fotoğraflarını sergileme ve Zeytinburnu’nu anlatan birçok tanıtım filminde ve kitaplarında yer alma fırsatını da yakalayacak. 12 Aralık 2016 Pazartesi günü sonuçların açıklanacağı fotoğraf yarışmasında dereceye giren fotoğrafçılar, ödüllerine 24 Aralık 2016 Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan sergi ve ödül töreninde kavuşacak.

Sadece online başvurunun kabul edildiği fotoğraf yarışmasına katılmak isteyen yarışmacıların “www.tfsfonayliyarismalar.org” adresinden kayıt yaptırmaları yeterli.

edebiyathaber.net (29 Temmuz 2016)

579892a90f25442b40e595e8Her listenin göreli olduğu açık. Hürriyet’in derlediği listeyi bu bağlamda ele almak gerekiyor. İşte o filmler:

KADER / ZEKİ DEMİRKUBUZ (2006)

Bekir, Uğur’u seviyor, Uğur Zagor’u, Zagor ise suç işlemeyi… Zagor hapisten çıkınca her şey değişiyor.

Ankara ve İstanbul film festivallerinden eli boş dönmeyen film, yönetmenin 1997’de vizyona giren Masumiyet filminin geçmişine odaklanıyor.

HACİVAT KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ? / EZEL AKAY (2006)

Hacivat ve Karagöz’ün tanışmasından öldürülmelerine kadar geçen sürede başlarından geçenleri mizahi bir dille anlatan film, yönetmenin kardeşi Ender Akay imzalı müzikleriyle de dikkat çekiyor. Film, ayrıca Türkler’in İslam’la tanışmasından sonra neler kazanıp, neler kaybettiğine de değiniyor. Filmin başrollerini Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk paylaşıyor.

BEŞ VAKİT / REHA ERDEM (2006)

Denizi kucaklayan yüksek kayalıklı dağların eteğine kurulmuş, zeytinlerle sarılı, küçük ve yoksul bir köyün insanları basit hayatlara sahip. Günün beş vakitten ibaret olduğu bu köyde, köylüler sert doğa koşullarıyla mücadele etmeye çalışıyor.

Film, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazanmıştı.

HOKKABAZ / CEM YILMAZ (2006)

Başarısız bir kariyere sahip Hokkabaz, kariyerini kurtarmak için huysuz babasıyla birlikte turneye çıkmaya karar veriyor. Sihirbazlık gösterisi sırasında gelinin gerçekten sahneden yok olmasıyla yolculuk beklenmedik bir hal alıyor.

Yine Cem Yılmaz’ın 98 yapımı Her Şey Çok Güzel Olacak filmiyle birlikte Türksinemasındaki en iyi kara mizah örneklerinden biri kabul edilen filmin başrollerini Mahzar Alanson ve Cem Yılmaz paylaşıyor.

YAŞAMIN KIYISINDA / FATİH AKIN (2007) 

Altı farklı yaşamın bir şekilde birbiriyle keşittiği filmde her karakter bir yolculuğa çıkıyor. ‘Arayış’la başlayan bir yolculuk da Bremen’de başlayıp Trabzon’da sona eriyor. Filmin başrollerini Tuncel Kurtiz ve Nurgül Yeşilçay paylaşıyor.

MUTLULUK / ABDULLAH OĞUZ (2007)

Tecavüze uğradıktan sonra ailesinin onurunu kurtarmak için öldürülmesine karar verilen genç kız, infazcısıyla birlikte deniz kıyısındaki şehre kaçmaya karar veriyor. Burada tanışacakları İstanbul’dan “emekli” olmuş yaşlı adam, hayatlarına yeni bir bakış kazandırıyor.

Filmin başrollerini Özgü Namal ve Talat Bulut paylaşırken, filmin senaryo ve beğenilen müziği de Zülfü Livaneli’ne ait.

UZAK İHTİMAL / MEHMET FAZIL COŞKUN (2009)

Muhafazakar kesimin sinemadaki önemli temsilcisi Mahmut Fazıl Coşkun imzalı filmde, mütevazi bir yaşamı olan Müezzin Musa’nın Hristiyan komşusu Clara’ya olan aşkı anlatılıyor. Musa, ikisinin bir araya gelmesini uzak bir ihtimal olarak görürken, Clara’nın alacağı kararla her şey tamamen değişiyor.

Film birçok festivalden de ödülle dönmüştü.

VAVIEN / TAYLAN BİRADERLER (2009)

Mutsuz bir aile hayatına sahip olan Celal, karısı ve çocuğuyla birlikte küçük bir şehirde yaşıyor. Abisiyle birlikte ortak oldukları elektrik dükkanında işler istediği gibi gitmeyince içine düştüğü borç batağından kurtulmak isteyen ve karısından da bıkan Celal, sinsi bir plan yapmaya karar veriyor.

“Türk Coen Kardeşler ” olarak da bilinen Yağmur Taylan-Durul Taylan imzalı film, modern dönem Türk sinemasındaki en iyi kara mizah örneklerinden biri. Film sadece başrolleri paylaşan Engin Günaydın ve Binnur Kaya’nın performansı için bile izlenmeye değer.

GÖLGELER VE SURETLER / DERVİŞ ZAİM (2010)

Gölgeler ve Suretler, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında yaşanan etnik çatışma sırasında gölge oyunu oynatıcısı babasından ayrılmak zorunda kalan genç bir kızın öyküsünü anlatıyor.

Altın Portakal’dan En İyi Film ödülüyle dönen film, Kıbrıslı usta yönetmen Derviş Zaim’in son dönem filmlerinden.

BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA / NURİ BİLGE CEYLAN (2011)

Anadolu’nun kırsalında gerçekleşen bir cinayet soruşturmasına odaklanan film, arka planında Anadolu insanına yönelik tahliller ve serzenişlerde bulunuyor. Sakince akan film, çarpıcı sahneleriyle de izleyiciyi şoke edebiliyor.

Nuri Bilge’nin “olgunluk” dönemi eseri olarak kabul edilen Bir Zamanlar Anadolu’da, Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye’yle dönmeyi başardı.

Filmde muhtar rolünü oynayan ve filmin senaryosunu da yazan Ercan Kesal’ın filmin bu derece “ustaca” olmasında rolü büyük. Her sahnesi farklı bir fotoğraf karesini andıran filmin başrollerini Yılmaz Erdoğan ve Muhammet Uzuner paylaşıyor.

edebiyathaber.net (29 Temmuz 2016)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z