Masthead header

Umberto Eco: “Türkiye bir köprünün kaderindeki bütün şanslara da kusurlara da sahip”

Umberto Eco, İstanbul’da Orhan Pamuk’la yapacağı söyleşi öncesi İstanbul ve Orhan Pamuk üzerine görüşlerini dile getirdi.

“İstanbul, dünyada gördüğüm en güzel dört şehirden biri. Roma, Rio de Janerio, New York ve İstanbul. Bu dört şehre derin entelektüel duygular besliyorum” dedi.

Eco, Türkiye’yi de “Sanki devamlı bölünmüş olmaya mahkûm edilmiş, nereye gitmesi gerektiğini hiçbir zaman bilemeyen bir ülke gibi” sözleriyle nitelendirdi.

Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtlayan Eco, Pamuk ile yapacağı buluşmanın ilginç olabileceğini söyleyerek “epey ortak noktamız var aslında” diye konuştu. “Kurmaca karakterleri seviyoruz, aynı şeylere meraklıyız” diyen Eco şunları söyledi:

“Romanlarını çok beğeniyorum. Dolayısıyla da kendisiyle sohbet edecek şansı bulacak olmaktan memnunum. O da benim gibi zaman zaman post-modern olduğu için takdir edilen, zaman zaman da benim gibi aynı gerekçeyle suçlanan birisi. Post-modern olmak ne demek ben de tam anlamıyorum ama işte bu yakıştırma başıma geliyor. Ortak noktalardan biri de ikimizin de uzun listelere meraklı olması. Hatta öyle ki ben bir liste antolojisi bile yazdım. Sanırım bugüne kadar henüz hiç tanışmamış olsak da kendisini dolaylı bir arkadaş olarak görüyorum hayatta. İyi bir buluşma olacak.”

‘Benim Adım Kırmızı ve Masumiyet Müzesi’

Pamuk’un Benim Adım ve Masumiyet Müzesi kitaplarını çok beğendiğini dile getiren Eco, “‘Benim Adım Kırmızı’. Resimleri kelimelerle anlatan o retoriksel edebi tekniğin mükemmel bir örneği. Ben de o tekniği çok severim. Bir de ‘Masumiyet Müzesi’ elbette. Pamuk romanları arasında benim için duygusal anlamda en ilginç olan odur” dedi.

Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında bir köprü işlevi gördüğünü söyleyen Eco, “Ülkeniz bir köprünün kaderindeki bütün şanslara da kusurlara da sahip” diye konuştu. “Orhan Pamuk’un kitaplarını okumak bile eski geleneksel yapı ile Avrupalı olma hevesi arasındaki süregiden gerilimleri anlamak için yeterli” diyen Eco şunları dile getirdi:

“Sanki devamlı bölünmüş olmaya mahkûm edilmiş, nereye gitmesi gerektiğini hiçbir zaman bilemeyen bir ülke gibi Türkiye. Bilemiyorum. Ama izlenimim o ki; çoğu Türk insanı bir yandan Avrupalı olmak istiyor ama bir yandan da geleneklerinden vazgeçmek istemiyor.

Konstantinapol’ü hiç görmemiştim ve aslında Bizans tarihine de hiç alışık değildim. Biliyor musunuz ki bazı kitapları bazı yeni yerleri keşfetmek için kullanırım. İşte Baudolino’da da öyle oldu, Konstantinapol’e gitmeye karar verdim. O sırada pek çok Bizanslı seyyahın kitaplarını buldum okudum. İtalya’da çok ünlü bir yazar olan Edmondo De Amicis’in Konstantinopol üzerine yazdığı kitap beni çok etkiledi. Aslında İtalya’da meşhur olmasının nedeni hep mutlu şeylerden bahseden korkunç bir çocuk kitabıdır. Ama adam iyi bir gazeteci, 1860’lardaki Konstantinapol’ü çok iyi anlatmış. Onu okudukça İstanbul’a aşık oldum. Sonraki süreçte de zaten İstanbul’un dünyadaki en güzel dört şehirden biri olduğuna ikna oldum.”

8 Nisan 2013

Merve Arslan - 08/04/2013 - 19:18

Söyleşi biletliymiş hiç mi not düşülmez acaba? Kapıda mı kalalım yani gidip, biletli söyleşi mi olurmuş ayrıca? Aşk olsun onlara!

“Günışığına Yolculuk 1 – Kaçış”: Özgürlüğe kavuşmak için önce karar ver!

Yeni kitabı “Günışığına Yolculuk 1 – Kaçış”ta  bir özgürlüğe kaçış hikâyesi anlatan Adnan Binyazar, Fatih’in sıkıntılı da olsa umut dolu hikâyesini anlatıyor. Can Çocuk Yayınları’nca yayımlanan kitabı Mustafa Delioğlu resimledi.

Diyarbakır’da başlayıp önce Elazığ’a, sonra da İstanbul’a uzanan bir hikâye bu… Babasının onları terk etmesinin ardından zor günleri başlayan Fatih, ne olursa olsun umudunu kaybetmeden yaşamaya devam ediyor. Bazen aç bazen açıkta kalsa da annesini ve kardeşini düze çıkarmak ve mutlu etmek için elinden geleni yapıyor. Okumak için geldiği İstanbul’da hayallerini bir türlü gerçekleştiremeyen Fatih, tutsak kaldığı şehirden en sonunda kaçmaya karar veriyor.

Yazar ve eleştirmen Adnan Binyazar, “Günışığına Yolculuk 1 – Kaçış”ta kendi hayatından da izler taşıyan bir hikâye anlatıyor. Daha önce Can Çocuk Yayınları’ndan “Atatürk Anlatıyor” ve “On Beş Türk Masalı” isimli kitapları bulunan Binyazar, aynı zamanda Orhan Kemal Roman Ödülü’nün sahibi…

“O sırada bir kuş sürüsü geçti üstümden. Uçtular, ağaçlardaki, çatı aralarındaki yuvalarına girdiler. ‘kuş, kuşluğunda yuvasını bulur da ben insanlığımla bulamaz mıyım?’ diye geçirdim içimden. Kuşları yuvalarında cıvıldaşır görünce cesaretim arttı, yuvama kavuşmuşçasına sevindim. O sevinçle, ‘kuş kadar olamıyor musun?’ diye sordum kendime. ‘Sokaklar, evler, yollar, dükkanlar, tanıdıklarım, tanımadıklarım, duyduk duymadık demeyin, kaçıyorum buralardan!’ diye bağırmak istedim. Aklım başıma geldi, ‘Olur mu öyle, niye bağırıp duruyorsun?’ dedim. ‘Sırrını içinde saklamayacak mıydın?’”

edebiyathaber.net (8 Nisan 2013)

Eskişehir Kitap ve Eğitim Günleri başlıyor

9 Nisan’da saat 14.00’de başlayacak etkinliğe 70’in üzerinde yazar ve aydın katılacak. Espark Avm’nin yanında bulunan tarihi “Eski Kurt Kiremit Fabrikası”nda gerçekleştirilecek etkinlikte, yazarlar ve çizerler  kitaplarını imzalayacak. Bunun yanı sıra çeşitli konularda birçok konferans verilecek ve söyleşiler düzenlenecek.

Eskişehir Kitap ve Eğitim Günleri, 9- 14 Nisan 2013 tarihleri arasında 11.00 ile 22.00 saatleri arasında açık olacak ve 14 Nisan 2013 Pazar gününe kadar devam edecek. Fuara giriş ücretsiz.

edebiyathaber.net (8 Nisan 2013)

2013 Londra Kitap Fuarı etkinlikleri dopdolu

Türkiye’nin odak ülke olduğu 2013 Londra Kitap Fuarı etkinliklerinin bazılarını aşağıda bulabilirsiniz:

14.02.2013

18.30

Türk Romanı ve Öykü Yazarları Akşamı

Türk roman ve öykü dünyasının önde gelen isimleri yazınsal serüvenlerini anlatırlarken, yapıtlarından örnekler seslendirecekler.

Nazlı Eray, Sema Kaygusuz, Hüseyin Su

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

28.02.2013

18.30

Türk Romanında Tarihin Gerçeklik Boyutu

Romanın gerçekliği ile hayatın gerçekliği arasındaki ilişki bugün de tartışılan bir konu. Bir yazar imgelemiyle, tarihsel gerçekliğinsınırlarını esnetebilir mi, nereye kadar esnetebilir vb. sorular sık sık gündeme getiriliyor. Konuşmacılar, konuya edebiyatınpenceresinden bakacaklar.

Hikmet Temel Akarsu, Yakup Deliömeroğlu

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

01.03.2013

“21 Yüzyılda Türk Edebiyatını Okumak” Sempozyumu

(1. Gün )

Ertegün Evi – Oxford Üniversitesi

10.15

Açılış

10.30

1. Panel: Çağdaş Türk Edebiyatı

Moderatör – Chair: Mohamed-Salah Omri

Murat Belge: Günümüz Türk Romanı

Yalçın Armağan: İkinci Yeni ile Doğdu – Günümüz Türk Şiiri

Yavuz Demir: Geçmişten Nobel Ödülüne Türkiye’de Hikayecilik

13.30

2. Panel: Türk Edebiyatını Çevirmek

Moderatör – Chair: Celia Kerslake

Maureen Freely: Uzun ve Fırtınalı Bir Yol: Türkçeden İngilizceye Çevirinin Zorlukları

Duygu Tekgül: İngilizceye Çevrilen Çağdaş Türk Romanı Örnekleri

Nermin Mollaoğlu: Telif Ajanslarının Görüşü

15.45

3. Panel: Bütün Renkleriyle Türk Edebiyatı – Diğer Sesler

Moderatör – Chair: Theo Van Lint

Özlem Galip: Türkiye’de Kürtçe Roman Hakkında -

Farklı Zaman Dilimlerinde

“Anayurdu” Anlatmak

Laurent Mignon: Çağdaş Türk-Yahudi Edebiyatı Üzerine Notlar

Robert Vivian: Bir Batılının Doğuya Bakışı -

Türkiye’de Yaşamak ve Yazmak

02.03.2013

“21 Yüzyılda Türk Edebiyatını Okumak” Sempozyumu

(2. Gün)

09.30

4. Panel: Türk Edebiyatının Alımlanması

Moderatör – Chair: Domenico Ingenito

Mehmet Kalpaklı: Buzlu Camın Ardından Bakmak -Günümüz Türkiyesinde Osmanlı Edebiyatının Alımlanması

Süha Oğuzertem: Türkiye’de Edebiyat Eleştirisinin Açmazları ve Gelecek Beklentileri

Keya Anjaria: Türk Romanını Dünya Edebiyatı Bağlamında Öğretmek

Hülya Adak: Türkiye’de Ermeni Edebiyatı

13.03.2013

18.30

Türk Edebiyatında Deneme Geleneği

Türk edebiyatında önemli bir yer tutan deneme, sözlü edebiyat geleneğinden başlayarak günümüze kadar evrensel ölçekte güçlü bir damar olarak kendini var etmiştir. Bu alanda tanınmış konuşmacılar deneme türünü değerlendirecekler.

oderatör – Chair: Mehmet Nuri Parmaksız

Katılımcılar: Uğur Kökden, Ali Ayçil

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

06.04.2013

12.00

Yazarların Gözüyle Türk Edebiyatında Eleştiri

Edebiyatın en önemli değerlendirme ölçütü olan eleştiri, Türk edebiyatında geleneği olan bir türdür. Oturumda, eleştiri geleneği ve önemli isimleri, öykücü ve romancılar tarafından değerlendirilecek.

Moderatör – Chair: Zekeriya Başkal

Katılımcılar: Tuna Kiremitçi, Sadık Yalsızuçanlar

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

13.04.2013

19.00

“James Robertson’un Objektifinden 19. yy İstanbulu Sergisi” Açılışı ve Panel

Panel: Seyyahların Gözünden Anadolu

İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyıllarında çeşitli ülkelerden birçok uzmanı misafir etmişti. Bunlardan biri de Darphane-i Amire’de Hakkâk ve Modelci olarak hizmete alınan James Robertson’dır. ‘Seyyahların Gözünden Anadolu’ panelinin ardından, James Robertson’ın Pera Müzesi koleksiyonunda yer alan eserlerinden oluşan bir 19 yy. İstanbul fotoğrafları sergisinin açılışı gerçekleşecek.

Moderatör – Chair: Fahri Aral

Katılımcılar: Nazan Aksoy, Özalp Birol

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

15.04.2013

10.00

Türkiye Ulusal Standı Açılış Töreni ve Kokteyli

Konuk Yazar : Elif Şafak

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

10.00

Söyleşi

Oya Baydar, Kamila Shamsie ile söyleşiyor.

English PEN Literary Café, Earls Court

11.30

Türk Edebiyatının Yapıtaşları

Türk edebiyatının temel taşları olarak kabul edilen yazar ve şairleri, yazar ve eleştirmenler anlatacaklar.

Writers and critics will talk about prominent Turkish writers and poets

Moderatör: Doğan Hızlan

Katılımcılar: Adalet Ağaoğlu, Semih Gümüş, Jean Pierre Deleage

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

11.30

Değişen Türkiye’de Yazmak

Batı Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi olan Türkiye, 2010 yılında % 9.2 ve 2011 yılında % 8.5 büyüme oranlarıyla dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine sahiptir. Bu ekonomik gelişme toplumsal değişimi beraberinde getirirken, Türkiye’nin dünya sahnesindeki konumunu değiştirmektedir. Peki, çağdaşyazın bu kadar hızla değişen bir kültürel ortamla nasıl bir ilişki içindedir?

Moderatör: Maureen Freely

Katılımcılar: Müge İplikçi, Mehmet Yashin, Maggie Gee

Whitehall Room, Earls Court

11.30

Türkiye Kitap Pazarına Bakış

2013 Londra Kitap Fuarı’nda Konuk Ülke olan Türkiye’nin yayıncılık endüstrisi son 10 yılda %300’lük bir büyüme gerçekleştirdi.Katılımcılar, gelecekte de bu büyüme trendini sürdüreceği tahmin edilen Türk yayıncılık sektörünü tüm yönleriyle tanıtacaklar.

Moderatör: Cortina Butler

Katılımcılar -: Ümit Yaşar Gözüm, Metin Celal, Mehmet Develioğlu, Münir Üstün

Wellington Room, Earls Court

13.00

Söyleşi

Fethiye Çetin, Jo Glanville ile söyleşiyor

English PEN Literary Café, Earls Court

13.00

İngiltere’de Türk Edebiyatı

2000’li yıllarda Türkçeden diğer dillere yapılan çevirilerin sayısı artmış olsa da, Türk Edebiyatı İngiltere’de hâlâ çok az tanınmakta ve çağdaş klasiklerle önde gelen yazarlar İngilizce konuşan okurlar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir. Öte yandan, her yerdeolduğu gibi Türkiye’de de İngilizceden yapılan çeviriler kitap pazarını doldurmaya devam etmektedir. Bu durumu tersine çevirmenin, modern ve çağdaş Türkiye’nin zengin edebiyatını Birleşik Krallık’ta tanıtmanın önündeki engeller nelerdir? Bu etkinlik Yazınsal Çeviri Merkezi programının bir parçasıdır.

Moderatör: Maureen Freely

Katılımcılar : Bejan Matur, Müge Gürsoy Sökmen, Amy Spangler

Whitehall Room, Earls Court

14.00

Eleştirmenlerin Gözünden Türk Edebiyatı ve Yeni Eğilimler

Türk edebiyatının önde gelen eleştirmenleri, edebiyat geleneğini ve bu bağlamda yeni eğilimleri değerlendirecekler.

Moderatör : Ömer Türkeş

Katılımcılar : Feridun Andaç, Ömer Lekesiz

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

14.30

Türkiye’de Çocuk Kitabı Yazımı: Çocukları Okumaya İten Nedir?

Bu seminerin amacı Türkiye’deki çocuk edebiyatının kapsamlı biçimde tartışılması için bir platform sağlamaktır. Türkiye’deçocuklar açısından okuma kültürü ne durumdadır? Kitaplar nasıl keşfedilmekte ve paylaşılmaktadır? Hangi tür öyküler, temalar ve türler yani kuşak okurları ilgisini çekmektedir?

Moderatör: Sarwat Chadda

Katılımcılar: Fatih Erdoğan, Sophie Smiley

Whitehall Room, Earls Court

15.30

Türk Edebiyatı’nda Kadın

Kadın olgusu, Türk edebiyatında her dönem ilgi odağı olmuştur. Yazarlar bu ilginin sınırlarını irdeleyecekler.

Moderatör : Sibel Eraslan

Katılımcılar : Buket Uzuner, Canan Tan, Yıldız Ramazanoğlu

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

16.00

Söyleşi

Ece Temelkuran, Gillian Slovo ile söyleşiyor

English PEN Literary Café, Earls Court

16.00

Doğunun ve Batının Türk Edebiyatı Algısı

Konuşmacılar Türk Edebiyatı’nın bugünü ve geçmişinin Doğu ve Batı edebiyat ve akademi çevrelerinde nasıl algılandığı hakkında konuşacak, doğruları ve yanılgıları ile Doğu ve Batının Türk edebiyatı ve sanatına ilişkin bakış açılarını irdeleyecekler.Bu etkinlik Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi işbirliğiyle düzenlenmektedir.

Katılımcılar – Panelists: Nazan Bekiroğlu, Beyazıt Akman

Whitehall Room, Earls Court

16.30

İstanbul’u Okumak

Türk edebiyatının yanı sıra dünya edebiyatının da ilgisini çeken İstanbul’u kitaplarında konu eden yazarlar değerlendirecek.

Moderatör: Gül İrepoğlu

Katılımcılar : İskender Pala, Fatma Barbarosoğlu

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

18.30

Senin Sesin, Benim Sesim

Sesi duyulmayanlara nasıl ses verirsiniz? Yazarlar Perihan Mağden (Türkiye) ve Neel Mukherjee’nin (Hindistan/Birleşik rallık) serlerini ve eserlerinin yaşamlarını belirleyen ülkeleri ve kültürleriyle olan bağı üzerine tartışmalarına katılın. Eserleri farklı gerçekleri etimlemelerine ve farklı düşsel dünyaları incelemelerine rağmen, her iki yazar da sesi duyulmayanlara ses vermek arzusu ve omanlarındaki marjinal karakterler, gazeteciliklerinin ele aldığı konular ve yazarların kendi sesleri bakımından benzeşirler.
Biletler £5/£3, www.freewordonline.com adresinden temin edilebilir.
Bu Etkinlik Free Word and English PEN tarafından düzenlenmiştir.

Moderatör : Canan Maraşlıgil

Free Word Centre, Londra

18.30

Yenilik ve Roman

Türkiye’nin çok satan yazarları arasında olan Barış Müstecaplıoğlu ve İnci Aral roman ve yenilik üzerine konuşuyor. Müstecaplıoğlu Türkiye’nin ilk fantezi kitap serisinin yazarı, Aral ise tanınmış bir romancı ve kısa öykü yazarı. Türkiye’den bu iki önemli isim romanın geleceğinde yenilik, fantezi ve deney üzerine eğilecekler.
Biletler: Ücretsiz, yer ayırtmak için events@foyles.co.uk adresine mesaj atınız.

The Gallery at Foyles – Londra

18.45

Türkiyeyi Yazmak

Ülkenin kendisinde de olduğu gibi modernlik ile geleneğin, Doğu ile Batının buluştuğu bir dünya olan Türkiye’nin canlı edebiyat ortamının bazı önemli isimlerini dinlemek için nadir bir fırsat. Ayşe Kulin ve Aslı E Perker ünlü İngiliz romancı Louis de Bernières ile birlikte Türkiye üzerine yazını ele alacaklar.
Biletler: £5/£3, http://boxoffice.bl.uk adresinden, +44 (0)1937 546546
(Pazartesi-Cuma 09.00-17.00) ya da bizzat British Library’den temin edilebilir.

British Library Conference Centre, Londra

19.00

TEDA Kitapları Sergisi Açılışı /Edebiyat Akşamı ve Kokteyl

Bu renkli edebiyat akşamında; önce TEDA Programı’nın sağladığı çeviri desteğiyle 50’den fazla ülkede yayımlanmış 1000’e yakın eserden oluşan serginin açılışı bir kokteyl eşliğinde gerçekleştirilecek, ardından ise Türkiye’nin önemli şairlerinineserlerini izleyicilere sunacakları bir okuma ve müzik etkinliği düzenlenecek.

Moderatör: Haydar Ergülen, Ali Ural, Enver Ercan

Katılımcılar: Tarık Günersel, Adnan Özer, Gökhan Cengizhan, Mustafa Köz, Gonca Özmen, Furkan Çalışkan

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

16.04.2013

10.00

Türkiye’de Ne Satar? Ticari Trendler ve Gelecek Öngörüleri

En çok satanlar listesinin arkasında yatan nedir? Böylesi bir liste bir ülke ve o ülkenin edebi zevkleri hakkında bilgi verir mi? Yoksa bu sadece fiyatlandırma ile mi ilgili? Katılımcılar Türk insanının okuma alışkanlıklarının en çok satanlar listesini nasıl şekillendirdiğini tartışacak ve alanın ticari geleceğine dair öngörülerde bulunacaklar.

Moderatör: Richard Mollet

Katılımcılar: Emrah Özpirinçci, Erhan Erken, Aslıhan Dinç

Wellington Room, Earls Court

10.00

Türkiye’de Çağdaş Yazın Hakkında: Çeşitliliği Kutlamak

Edebiyat doğası gereği çoksesli, geniş ve çeşitli bir anlatıyı betimlemek üzere bir araya gelen birçok sesi içeren bir olgudur. Hangi seslerin, kimliklerin ve deneyimlerin yazıya aktarılmasına ihtiyaç vardır? Ulusa dair anlatıların yazılmasında, değiştirilmesinde ve yeniden yazımında çağdaş edebiyatın rolü nedir?

Moderatör: Lisa Appignanesi

Katılımcılar: Fethiye Çetin, Mario Levi, Perihan Mağden, Stella Duffy

Whitehall Room, Earls Court

11.00

Çeviri Atölyeleri ve Çeviri Hareketleri

Çeviri faaliyeti, Türk edebiyatının en önemli uğraş alanlarından biri. Bu alanın önemli isimleri bu faaliyetin dünden bugüne gelişiminianlatacaklar.

Moderatör: Saliha Paker

Katılımcılar: Ümit Yaşar Gözüm, Mell Kenne, Başak Ergil, Turan Parlak

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

11.30

Söyleşi

Elif Şafak, Gaby Wood ile söyleşiyor

Bu etkinlik Londra Kitap Fuarı “Günün Yazarı” Programı kapsamında düzenlenmektedir.

English PEN Literary Café, Earls Court

11.30

Çeviri ve Türkiye’nin Çeviri Destek Programı TEDA

Türkiye’nin uluslararası alandaki en önemli ve en başarılı kültürel projelerinden biri TEDA Çeviri ve Yayın Destek Programı’dır. Katılımcılar, dinleyenleri hem TEDA hakkında bilgilendirecekler hem de bu destek programının dünyadaki çeviri hareketleri içindeki önemini değerlendirecekler.

Moderatör: Maureen Freely

Katılımcılar: Metin Celal, Amy Spangler, Oktay Saydam

Wellington Room, Earls Court

12.30

Çeviri Çocuk Edebiyatının Türkiye Penceresi

Türkiye’deki çocuk ve gençlik edebiyatı alanında çeviri kitapların kapsamını irdeleyecek konuşmacılar konuyu akademisyen, yazar ve yayıncı penceresinden bakarak yorumlayacak. Panelde, çeviri edebiyatın Türkiye’deki çocuk ve gençlik edebiyatına etkileri, çeviri politikaları ve Türk yayıncıların dünyadaki çocuk gençlik edebiyatını nasıl takip ettikleri ele alınacak.

Moderatör: Serpil Ural

Katılımcılar: Ayfer Gürdal Ünal, Seda Çiftçi, Bahar Siber

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

13.00

Okurlara Ulaşmanın Yeni Yolları: Türkiye Kitap Pazarında Yeni Trendler – Sosyal Medya, Edebiyat Dergileri ve Yazar Etkinlikleri

Türkiye, köklü bir edebi etkinlikler geleneğine sahip. Ayrıca, Türkiye’de çok sayıda edebiyat dergisi ve kitap eki çıkarılmakta. 6000’in üzerinde kitapçı ile de desteklenen bu dinamik kitap pazarının geleceği nasıl görünüyor. Konuşmacılar Türkiye kitap pazarındaki yeni eğilimleri irdeleyecekler.

Moderatör: Alison Flood

Katılımcılar: Tuğrul Paşaoğlu, Bayram Murat, Nazlı Berivan Ak, Zeynep Yığcı

Wellington Room, Earls Court

13.00

Kültürlerin Kavşak Noktasında: Türkiye’yi Uzaktan Yazmak

Tarihsel olarak, birçok yazar araya giren mesafenin vatana bakışımızı yenileyebileceğini, bizleri farklı bir bağlamayerleştirebileceğini, farklılık ve benzerlikleri vurgulayabileceğini fark etmişlerdir. Sürgünün, gurbetin, uzaklık ve yabancı ortamların vatana bakışımız üzerindeki etkileri nelerdir? Türkiye’den ve Birleşik Krallık’tan yazarlar Türkiye ve vatan hakkında uzaktan yazmayı tartışacaklar.

Moderatör: Sara Whyatt

Katılımcılar: Esmehan Aykol, Oya Baydar, Asli E Perker, Anjali Joseph

Whitehall Room, Earls Court

14.00

Türkçenin Şiirselliği

Türkçe, köklü bir şiir geleneğine sahip bir dil. Usta şairlerin dilinde incelerek bugünkü düzeyine ulaştı. Şiirin önde gelen isimleri bu olguyu değerlendirecek.

Moderatör: Ataol Behramoğlu

Katılımcılar: Bülent Ata, Ömer Erdem

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

14.30

Söyleşi

Murathan Mungan, Maureen Freely ile söyleşiyor

English PEN Literary Café, Earls Court

14.30

Kitap Editörleri Türk Edebiyatını Değerlendiriyor

Kitap ekleri, sadece gazete eki olmanın ötesine geçip pek çok tartışmanın da konusu olmakta. Konuşmacılar, kimi zamanedebiyatın başına gelen en iyi şeylerden biri, kimi zaman da edebiyat dergiciliğini veya edebiyat eleştirisinin yok edicisi sayılan kitap eklerini değerlendirecekler. Bu etkinlik Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi işbirliğiyle düzenlenmektedir.

Moderatör: Cem Erciyes

Katılımcılar: Faruk Şüyün, Turhan Günay, Buket Aşçı, Filiz Aygündüz

Whitehall Room, Earls Court

14.30

Türkiye’de Çocuk, Gençlik ve Eğitim Yayıncılığı

Konuşmacılar, Türkiye’de çocuk, gençlik ve eğitim yayıncılığının genel görünümü hakkında bilgi verecek ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen ve dünyanın en büyük eğitim projelerinden biri olan FATİH Projesi’ni tanıtacaklar.

Moderatör: Caroline Horn

Katılımcılar: Melike Günyüz, Hasan Hüseyin Doğru, Mustafa İlkhan

Wellington Room, Earls Court

15.30

Edebiyat ve Sinema

Türk sineması gerek yapıtlardan, gerekse yazarlardan yararlanarak çok başarılı örnekler vermiştir. Yazarlar ve yönetmenler bu ilişkiyi irdeleyecekler.

Moderatör: Yekta Kopan

Katılımcılar: Mine Söğüt, Ayça Bingöl

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

16.00

Türkiye’de Kitap ve Dijital Kitap Dağıtımcılığı ve Tedarik Zincirleri

Katılımcılar 6000’in üzerindeki kitapçısı, 150 dağıtımcısı ve 8000’in üzerindeki yayınevi ile her geçen gün büyüyen Türk yayıncılık sektöründe basılı ve elektronik kitapların dağıtımı ve tedarik zincirleri hakkında dinleyicileri bilgilendirecek.

Moderatör: Lucy Huddlestone

Katılımcılar: Kenan Kocatürk, İhsan Sönmez, Mehmet İnhan, Muharrem Kaşıtoğlu

Wellington Room, Earls Court

16.00

Türkiye’de “Sayfa” ve “Ekran”: Birbirlerine Rakipler mi yoksa Destekçi mi?

Pembe dizilerin Türkiye’nin en önemli ihracat kalemlerinden biri haline gelmesi nedeniyle, Türkiye ve Birleşik Krallık’tan yazarlar sayfa ve ekran arasındaki ilişkiye eğilecekler. Farklı esin kaynakları ve farklı izleyici kitleleri ile edebiyat, televizyon ve sinema farklı alanlara mı aitler? Ya da, birçok kurmaca yazarının senaryo da yazdığı düşünülürse, bu alanlar arasındaki ilişkiyi farklı bir bakışla, işbirliğine dayanan melez bir alan olarak mı görmeliyiz?

Moderatör: Canan Maraşlıgil

Katılımcılar: Ayşe Kulin, Tarık Tufan, Ayfer Tunç, Joe Dunthorne

Whitehall Room, Earls Court

18.30

Çocuk ve Gençlik Kitaplarında İşlenen Zor Konular

Çocukların ve gençlerin karşı karşıya kaldığı ölüm, boşanma, istismar, kabul görmeme gibi Türkiye’den pek çok zor konuyu edebiyatla kucaklayan yazarlarımız, bu zor konuları kaleme alırken çocuk ve genç okura edebiyatla yeni ufuklar ve bakış açıları kazandırabilmenin inceliklerini tartışacaklar.

Moderatör: Sevim Ak

Katılımcılar: Sophie Smiley, Aslı Der

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

17.04.2013

10.00

Şiir ve Polisiye

Biri şiir kitabı sahibi bir polisiye roman yazarı, diğeri ise polisiye “tutkunu” bir şair… Şiir ve polisiye nasıl bağdaşırı konuşacaklar. Bu etkinlik Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi işbirliğiyle düzenlenmektedir.

Katılımcılar: Esmehan Aykol, Şavkar Altınel

Whitehall Room, Earls Court

11.00

Romandan Sinema ve Dizilere Çok Yönlü Bir İlişki

Türkiye’de edebiyat ve film endüstrisi arasında güçlü ve köklü bir ilişki vardır. Panel katılımcıları bu bağlamda roman, filmler ve TV dizileri arasındaki etkileşim biçimlerini yorumlayacaklar.

Moderatör: Münir Üstün

Katılımcılar: Murat Uyurkulak, Tayfun Pirselimoğlu

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

11.30

Yeni Kurgu: Fantezi ve Polisiye

Fantezi, bilim kurgu ve polisiye romanı geleneksel olarak ana akım Türk edebiyatı dünyasının dışında bırakılmıştır. Gelişimi yavaş da olsa, polisiye roman Türkiye’de popüler hale gelerek geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Türkiye’de polisiye romanın artan popülerliğinin ardında hangi nedenler yatmaktadır ve bilim kurgu ile fantezi edebiyatı niçin aynı konumda değildir?

Moderatör: Barbara Nadel

Katılımcılar: Hakan Günday, Barış Müstecaplıoğlu, Ahmet Ümit

Whitehall Room, Earls Court

12.30

Türk Edebiyatını Çevirmek

Türkiye, çeviri faaliyetinin yoğun olarak yaşandığı bir ülke. Birçok dilden Türkçeye her yıl onlarca kitap çevriliyor. Son yıllarda Türkçeden dünya dillerine çeviri faaliyeti de önemli bir ivme kazandı. Konunun uzmanları bu olguyu değerlendirecekler.

Moderatör: Müge Gürsoy Sökmen

Katılımcılar: Aslı Erdoğan, Celil Oker

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

13.00

Yeni Medya: Edebiyat ve Yazarlık, “Çevrimiçi” Edebiyat

“Medyacı” katılımcılar son dönemdeki baş döndürücü teknolojik gelişmeler ile bambaşka bir hal alan medya sektöründe edebiyat ve yazarlık kavramları üzerinde duracak, internetin edebiyat ve edebiyat tartışmaları üzerindeki etkisine değinecekler. Bu etkinlik Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi işbirliğiyle düzenlenmektedir.

Katılımcılar: Tarık Tufan, Salih Zengin

Whitehall Room, Earls Court

13.30

Turkish Translation Slam!

İngilizceden Türkçeye çevirinin yükselen isimleri Izzy Finkel ve Feyza Howell eğlenceli bir söz düellosunda dilbilimsel cesaretlerini konuşturacaklar. Bu atışmada çağdaş Türk yazar Murat Menteş’in aynı eserinin farklı çevirileri yan yana getirilerek çeviri sanatı sergilenecek.

Moderatör: Daniel Hahn

Literary Translation Centre, Earls Court

14.00

Türkiye’den Geleceğin Yazarları

Türk edebiyatında öne çıkan yeni isimler, hem edebiyatı hem de kendi yazarlık serüvenlerini anlatacaklar.

Moderatör: Hakan Bıçakçı

Katılımcılar: Hatice Meryem, Nermin Yıldırım, Şebnem İşigüzel

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

14.30

Türkiye’de Edebiyatın Geleceği

Çok kaynaklı çeviri, melez hayran-yazını, e-kitaplar ve deneysel edebiyat için şimdi sırada ne var? Edebiyat yeni izleyicilere nasıl ulaşacak? Edebiyat hangi temaları, üslupları, türleri araştırmalı? Türkiye ve Birleşik Krallık’tan yazarlar edebiyatın geleceğinin ne olabileceği üzerine konuşacaklar.

Moderatör: Ellah Allfrey

Katılımcılar – Participants: İnci Aral, Murat Gülsoy, Murat Menteş, Ned Beauman

Whitehall Room, Earls Court

15.00

Türkiye’de Çocuk Kitabı Yazmak ve Çizmek

Çocuk ve gençlik edebiyatının uluslararası en saygın ödülleri olan The Astrid Lindgren Memorial Award’ın (ALMA) Türkiye adayı Behiç Ak ile Hans Christian Andersen Award’ın Türkiye adayı Serpil Ural bir araya gelerek çocuklar için yazma ve çizme serüvenlerini paylaşacaklar.

Katılımcılar: Serpil Ural, Behiç Ak

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

16.00

Söyleşi

Mario Levi, Amanda Hopkinson ile söyleşiyor

English PEN Literary Café, Earls Court

16.00

Devir Teslim Töreni

Konuk Yazar – Guest Author from Turkey: Murathan Mungan

Türkiye Ulusal Standı, Earls Court 2

18.00

Insanbul: Kozmopolit Bir Bakış Açısıyla Yazmak

Bir zamanlar Şehirlerin Kraliçesi, Osmanlı döneminde İslambol denilen, daha sonra Cumhuriyet döneminde kozmopolit olarak kötülenen ve artık şehir denince akla gelen “Şehir” olmayan İstanbul, neredeyse çılgın bir “self-servis” şehir haline gelirken hiçbir zaman için insanlığı konuk etmeyi bırakmamıştır. Kozmopolis ve onun fantazmagoryalarında kendilerini evde hisseden, Türkiye’den iki yazar Mario Levi ve Murathan Mungan ünlü yazar Moris Farhi ve çevirmen Ruth Christie ile sohbet edecekler.
Biletler: Ücretsiz, rezervasyon için turkishliteraturesoas@gmail.com adresine mesaj atınız.

School of Oriental and African Studies, Londra

18.30

Yazar ve Gazeteci

Ece Temelkuran Türkiye’nin en ünlü gazeteci ve politik yorumcularından biri olmasının yanı sıra, çok satan bir romancıdır. Londra’da konuşacak olan Temelkuran gazeteci olarak deneyiminin romancılığına nasıl katkıda bulunduğunu irdeleyecek.
Biletler: Ücretsiz, rezervasyon için events@foyles.co.uk adresine mesaj atınız

Tickets: Free, email events@foyles.co.uk to reserve a place The Gallery at Foyles, Londra

18.30

Gençler ve Çocuklar için Yazmak

Türk çocuk ve gençlik edebiyatının önemli yazarları, çocuklar ve gençler için yazma serüveninde edebiyata bakış açılarını, çocuğu ele alış biçimlerini katılımcılarla paylaşacaklar.

Moderatör: Mine Soysal

Katılımcılar: Gülten Dayıoğlu, Mevlana İdris, Nuran Turan

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

18.04.2013

09.30

Türkiye’de İfade Özgürlüğü Üzerine Yuvarlak Masa Tartışması

Türkiye’den yazarlarla ifade özgürlüğü ve Türkiye konusuna ilgi duyan Birleşik Krallık’tan önemli yazar, düşünür ve hukukçuların katıldığı bir yuvarlak masa toplantısı. Katılımcılar Türkiye’den yazarların karşılaştıkları güçlükleri (yasaların etkilerinden oto-sansüre kadar) ele alacaklar. Etkinliğe yalnızca davetiyeyle girilebilecek. Bu etkinliği PEN İngiltere ve Uluslararası PEN London School of Economics’te bulunan gazetecilik düşünce kuruluşu Polis işbirliğiyle düzenliyor.

London School of Economics, Londra

14.00

Çocuklar için Hikâye Anlatıcılığı

Childrens Storytelling

Türkiye’nin sevilen çocuk yazarı Fatih Erdoğan ve enerjik Guy Bass, Midmay Kütüphanesinde capcanlı bir öykü anlatma oturumunda çocuklar için yazdıkları öykülere hayat verecekler. 7 yaş ve üzeri çocuklar için uygundur.
Biletler: Ücretsiz, gelmeniz yeterli.

Favourite childrens writer from Turkey Fatih Erdoğan and the energetic Guy Bass will bring their childrens stories to life during a lively session of storytelling and readings at Mildmay Library. Suitable for children aged 7+.
Tickets: Free, just come along

Mildmay Public Library, Londra

18.00

Şiir ve Dil: Üvey-Anadil

Edebiyat ve ulusal kimlikler en iyi durumlarda bile çok rahatlıkla yan yana gelemeyen kavramlar. Mehmet Yashin’in şiiri Kıbrıs’taki farklı Levanten edebi geleneklerin karışımını kutluyor. Şairin dilin sömürgecilik sonrası soy kütüğünü tanımlamak için kullandığı bir terimle, Türkçe onun üvey-anadili. Bejan Matur’un şiiri ise içgüdüsel bir dişi enerjisini harekete geçiriyor. Matur da Türkçe yazıyor ama güçlü bir Kürtçe ve Alevi sesi de hissediliyor. Bejan ve Mehmet her ikisi deİngilizce yazan Moris Farhi ve Alev Adil ile sohbet edecekler. Moris’in şiiri aşka ve yabancıya karşı olan açlığımız üzerine; Alev’in son dönem şiiri ise Kıbrıs kökenli poetikanın Yunan, Osmanlı ve diaspora boyutlarını araştırıyor. Biletler: Ücretsiz, rezervasyon için turkishliteraturesoas@gmail.com adresine mesaj atınız.

School of Oriental and African Studies (SOAS), Londra

18.45

Kadın, Özgürlük ve İslam Dünyası

Türkiye Cinsiyet Eşitsizliği Endeksinde 122. sırada iken, Türkiye, Irak ve İran’dan kadın yazarlar Müslüman toplumlarda aşk, evlilik ve aile, aile içi ve cinsel şiddet, özgürlük ve özerklik, kadının özgürlüğünün ülkeden ülkeye nasıl değiştiği,İslam’daki ve İslam’la ilgili dünyadaki algı değişikliklerinin Müslüman kadınların yaşamlarını nasıl değiştirdiği ve yazıyor olmalarının getireceği değişim gibi kadınları ilgilendiren sorunları ele alacaklar.

Elif Şafak, Haifa Zangana ve Kamin Mohammadi’nin katılacağı etkinliğin moderatörü Samira Ahmed.

Biletler: £10 (£8 İndirimli / £7 Arkadaşlara) www.asiahouse.org, enquiries@asiahouse.org adresinden ya da +44 (0)20 7307 5454 ‘ten temin edilebilir.

Bu etkinlik Asia House, Asya Edebiyatı festivalinin bir parçasıdır.

Asia House, Londra

19.00

Türkiye’yi Yazmak – Arcola Tiyatro Etkinliği

Tanınmış Türk yazarlar Ece Temelkuran, Murathan Mungan ve Oya Baydar’ın Birleşik Krallık’a bu ender ziyaretlerinde Türkiye’de bir yazar olmanın anlamı ve eserlerinin kültürel ve politik ortam tarafından nasıl biçimlendirildiği üzerine sohbetlerine katılın. Etkinlikte yazarlar eserlerinden bölümler okuyacak ve akademisyen, çevirmen Maureen Freely’nin katılımıyla kendilerine sorulacak soruları yanıtlayacaklar.
Biletler: £5, www.arcolatheatre.com adresinden edinilebilir.

Bu etkinlik English PEN ve the Arcola Theatre tarafından düzenleniyor.

This event is presented by English PEN and the Arcola Theatre.

Moderatör: Maureen Freely

Katılımcılar: Oya Baydar, Murathan Mungan, Ece Temelkuran, (tbc)

Arcola Theatre, Londra

19.30

Kalabalıkta Yalnız: İstanbul’dan Cardiff’e

Literature Wales, Türk yazarlar Ayfer Tunç ve Hakan Günday’ı Cardiff’te ağırlamaktan mutluluk duyar. Yazarlara Glanfa Stage’de Galli şair Richard Gywn eşlik edecek. Yazarlar ülkelerinin coğrafyalarının eserlerini nasıl etkilediğini tartışacak ve olağanüstü kentlerde birey olmanın hallerini karşılaştıracaklar. Etkinliğin moderatörlüğünü Grahame Davies yapacak.
Biletler: Ücretsiz, gelmeniz yeterli.

Wales Millennium Centre, Cardiff

19.04.2013

18.30

İstanbul’da Bir Gece – Şehri Yazmak

Türk kısa öyküsünün önde gelen yazarlarından, eserleri Comma Press tarafından basılan The Book of Istanbul başlıklı antolojide de yer alan Müge İplikçi ve Murat Gülsoy öykülerini okuyacak ve İstanbul hakkında yazmak üzerine yaklaşımlarını tartışacaklar.
Yazarlara Brass, Once Upon a Time in England, and Go to Sleep romanlarıyla bilinen İngiliz yazar Helen Walsh eşlik edecek.

Etkinliğin moderatörü Jim Hinks.

Biletler: Ücretsiz, rezervasyon için info@thebluecoat.org.uk adresine mesaj atınız ya da +44 (0)151 702 5324’i arayınız.

The Bluecoat, Liverpool

19.00

Şehirde Suç

“Şehirde Suç” üzerine sohbet edecek olan yerel polisiye yazarı Lin Anderson ile iki Türk yazar polisiye yazınında şehirlerin (Istanbul and Edinburgh) rolü üzerinde duracaklar. Ahmet Ümit, romanları sinemaya ve televizyona uyarlanan önemli bir Türkçe polisiye yazarı. Murat Menteş ise yıldızı yükselen genç bir gerilim yazarı. Etkinliğin moderatörü yazar ve çevirmenCanan Maraşlıgil.
Biletler: Ücretsiz, rezervasyon www.edinburghreads.eventbrite.co.uk adresinden ya da +44 (0)131 242 8100’yı arayarak yapılabilir.

Edinburgh Central Library, Edinburgh

19.00

Kaya Genç ile Maureen Freely ile söyleşiyor.

Türk yazar Kaya Genç yazar ve çevirmen Maureen Freely ile eserlerinin yazınsal geleneklerin yanı sıra Türk kültürüyle, tarihiyle ve politikasıyla nasıl etkileştiği ve onları nasıl yansıttığı hakkında söyleşecek. ‘Kaya Genç son yılların en ilginç Türk yazarlarındanbiri. Romanlarının yanı sıra makalelerinde de, sınırlar arasında söyleşirken, kendine özgü sesini ve bakışaçısını oluşturuyor veegemen anlatılara meydan okuyor.’ (Maureen Freely) Biletler: £10, www.lrbshop.co.uk adresinden temin edilebilir.

Bu etkinlik London Review Bookshop World Literature serisinin bir parçası olup, the British Centre for Literary Translation’ın işbirliğiyle düzenlenmiştir.

London Review Bookshop, Londra

26.04.2013

18.30

Türk Edebiyatında Kimlik Sorunu ve Ötekileştirme

Anadolu toprakları, kavimler kapısı olarak değerlendiriliyor. Konuşmacılar, farklı kültürlerin yan yana gelip kaynaştığı bukültürel iklimde, ötekileştirme olgusunu değerlendirecekler.

Moderatör: Akif Kireççi

Katılımcılar: Jaklin Çelik, Şeyhmus Diken

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

06.05.2013

18.30

Türkiye’de Toplumsal Süreç ve Roman

Cumhuriyetin kuruluş yılları, 27 Mayıs, 12 Eylül askeri darbeleri gibi önemli dönüm noktaları Türk romanında birçok yazar tarafından işlenmiştir. Konuşmacılar hem kendi romanlar hem de diğer yazarların romanları bağlamında bu olguyu irdeleyecekler.

Zülfü Livaneli, Nedim Gürsel, Feyza Hepçilingirler

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

16.05.2013

18.30

Şiir, Şair ve Yaşam

Şairler kendi şiir ve yaşamlarından örneklerle Türk şiiri ve şairlerin yaşamları üzerine konuşacaklar.

Moderatör: Arif Ay

Katılımcılar: Deniz Durukan, Osman Konuk

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

22.05.2013

18.30

Onur Konuğu Etkinlikleri Kapanış

Türkiye’de Felsefe ve Edebiyat İlişkisi

Türk edebiyat geleneği içinde farklı felsefi disiplinler ekseninde yapıtlar kaleme alınmıştır. Konuşmacılar, edebiyat ile felsefenin kesişim noktasında bu ilişkiyi ve felsefi boyutu olan edebiyat yapıtlarını değerlendirecekler.

Moderatör : Ümit Yaşar Gözüm

Katılımcılar : Selahattin Yusuf, Nihan Kaya

Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi

edebiyathaber.net (8 Nisan 2013)

“Sabahattin Ali’yi ben öldürdüm!”

İstihbarat teşkilatı MAH mensubu Ali Ertekin’in itirafı…

Emniyet arşivindeki gizli dosyalar, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne devredilirken, Sabahattin Ali cinayetiyle ilgili 64 yıllık sır da aydınlanıyor. 1948’de işlenen cinayetin şüphelisi ve dönemin istihbarat teşkilatı MAH mensubu Ali Ertekin, ‘’Evet ben öldürdüm’’ dedi.

Cinayetle ilgili yeni bilgiler, Yenigün Gazetesi sahibi Kemal Bayram Çukurkavaklı’nın, Ali Ertekin ile yaptığı görüşme notlarının yayınlanmasıyla ortaya çıktı. 1992’de ölen Çukurkavaklı’nın bu notları, oğlu Alev Çukurkavaklı tarafından ‘’Sabahattin Ali olayı’’ adıyla kitaplaştırıldı.

‘’Faik Türün kumutanımdı’’

Tanyeri yayınlarından çıkan kitapta, baba Çukurkavaklı, Ali Ertekin’in itiraflarını anlatıyor. Zeytinburnu Astsubay okulunu bitiren Ertekin, 12 Mart döneminde İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olan Faik Türün’ün de, 1943’de Teğmen rütbesi ile komutanı olduğunu belirtiyor. İstanbul, Anadolu Hisarı, Göksu caddesinde bir evde yaşayan  Yugoslav göçmeni olan Ali Ertekin, eşi Bedia Ertekin ile birlikte şu bilgileri veriyor:

‘’Şişli süvari okulunda inzibat başçavuşuyken, bir tüfek kayboldu, beni sorumlu tutup ordudan ihraç ettiler. İstanbul’da iş buldum. Adalet Cimcoz adlı bir kadının kamyonu vardı. (Annesi Alman babası Topçu subayı olan dublaj sanatçısı) Trakya’dan peynir getiriyordu. Sabahattin Ali de bu kadının katibiydi. Giren çıkan malları kontrol ediyordu. Beraber, Kırklareli Üsküp nahiyesine peynir almaya gittik. Sabahattin Ali, mandıra yerine ormanın içine ve sınıra doğru yürümeye başladı. Önce Bulgaristan’a sonra Moskova’ya gideceğini, Türkiye’ye dönüp, hükümeti devireceklerini söyledi. Ben karşı çıktım sınırdan geçemeyeceğimizi söyledim. Tartıştık, elimde kalın bir ağaç dalı vardı, vurdum yere yığıldı. Öldüğünü anlayınca orada bırakıp İstanbul’a döndüm’’

Cinayetten kimseye bahsetmediğini 5-6 ay sonra Milli Emniyetten (bugünkü MİT) Zeki Kayraklı adlı bir kişinin kendisini sorguladığını belirten Ertekin, ‘’Beni serbest bıraktılar, ardından da, Sultanahmet Cezaevinde yatıp çıkan komünistleri takip, onlarla ahbap olup, bilgi alma görevi verdiler’’ dedi. Halat fabrikasında işe de sokulan Ertekin burada 17 yıl çalışıp, emekli oldu. 1906 doğumlu olan Ertekin, artık hayatta değil…

Hala faili meçhul
1907 yılında Edirne’de doğan Sabahattin Ali, Öğretmen Okulunda mezun oldu ve ilkokul öğretmenliği yaptı. ‘’İçimizdeki Şeytan” adlı romanı milliyetçi kesimde tepki topladı ve meslekten çıkarıldı. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasi mizah dergileri çıkardı. Hakkında açılan davalar nedeniyle, cezaevinde yattı.

Yurt dışına gitmek isteyen Sabahattin Ali, pasaport alamayınca, Bulgaristan’a kaçmaya karar verdi.  Ancak 2 Nisan 1948’de cesedi Edirne yakınlarında, Bulgaristan sınırında ormanlık arazide bulundu. O dönemin istihbarat teşkilatı MAH mensubu Ali Ertekin tarafından ihbar edildiği, işkencede öldürüldüğü ve suçu da Ertekin’in üstlendiği öne sürüldü.  Ertekin yargılandı ancak çıkarılan afla serbest kaldı. Sabahattin Ali olayı da, faili meçhul kaldı.

Kaynak: demokrathaber.net (13 Haziran 2012)

Mustafa Bodur - 13/06/2012 - 11:07

bunlar babadan oğula nesil bu, ulan marifet mi adam öldürmek? herkes çıkıp Sabahattin Ali’yi biz öldürdük diyor. İyi, kıçınıza kına yakın.

Kemal Şahin - 14/06/2012 - 18:41

buradan moskovaya gidip hükümeti devireceğim demiş. yahu bu cümleleri üç yaşındaki çocuk bile kurmaz, daha neyin yalanını atıyorsanız?

halenur temizkök - 06/04/2013 - 18:18

okuyunca acım tazelendi.bu ülke ne çektiyse yalan yanlış bilgilerle kömünist diye niteleyerek adam öldüren maşa milliyetçilerden çekti zaten.dansözlükte sınır tanımayan ilkesizlikleri ile ülkemizi getirdikleri nokta ortada zaten.hiçbiri sabahattin ali,nin tırnağı bile olamayacak tıynette insanlardır…bu ülke solcularını bu kadar haince yok etmeseydi eğer,şimdi çok demokratik ve farklı bir ülke olabilşrdi ne yazıkki

Kenan Zorbey - 22/08/2013 - 13:02

Birsey soracagim, bu 1940-1948 donemleri arasinda hukumeti kimler kuruyordu? Sabahattin Ali’ nin Inonu ile bir cekismesi varmiydi yokmuydu? Hatta Ataturk’e hakaretten hapse bile konulmamismiydi? Bu isin sagciligi solculugu yok. Taa o zamandan birileri Ataturk adina nemalanip millete zulum ediyordu. Turkiye de degisen birsey yok birileri Kemalizm adina, solculuk-sagcilik adina, din-laiklik adina surekli milleti birbirine dusurdu. Olan da boyle aydinlara oldu…

um:ag Roman İnceleme Semineri 9 Nisan’da başlıyor

um:ag Roman İnceleme Semineri, 9 Nisan Salı günü saat 18.30’da başlıyor.

Vakıftan bildirildiğine göre, roman inceleme derslerinde:

  • Her dönemde bir tema ya da konu bütünlüğüne göre yazarlar belirlenir ve onların bu bütüne uyacak kitabı seçilir.
  • Genellikle her hafta bir kitap üzerinde durulur.
  • Gerek Mehmet Eroğlu gerek diğer katılımcılar, belirlenen kitabın yazıldığı dönemi, dünya ve yazarın bulunduğu ülke bağlamında; sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve edebi olayları da ele alarak irdeler. Bu genel bakışın ardından söz konusu yazarın hayatı masaya yatırılır ve sanatını etkileyen olay ya da konular, tüm eserleriyle ele alınır.
  • Daha sonra söz konusu kitap hakkında konuşulur. Kitaba ilişkin genel değerlendirmelerin yanı sıra kitabın, yazar ve dönemine hatta günümüz edebi hayatına etkileri üzerinde durulur. Genel tanıtımın ardından kitaptaki edebi dil, üslup, tema ya da önermelere ilişkin isteyen herkes fikrini söyler. Dileyenler, kitabın beğendiği ya da hoşlanmadığı yönlerini belirtip, altını çizerek önemsediği yerleri paylaşır.
  • Derslerde, her katılımcının kitabı okuyup, yukarda sıralanan araştırmaları yapması istenen şeydir ancak, tüm bunlara zaman bulamayan katılımcılar, yeterince bilgisi olmadığından derse aktif olarak katılamasa bile sadece dinleyerek de çok şey öğrenebilir.

Seminer, Salı günleri 18.30 – 20.30 saatleri arasında yapılacak. Seminerin toplam süresi 20 saat.

İncelenecek eserler

1. Mitoloji – Bedrettin Cömert

2. Vergilius – Aeneas Destanı

3. Henry James – Daiys Miller

4. Yusuf Atılgan – Aylak Adam

5. Michel Del Castillo – İspanyol Kanı

6. Samurset Maugham – Şeytanın Kurbanı

7. Marcel Proust – Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde

8. Joseph Conrad – Zafer

Seminerin ücreti 330TL/3 taksit.

Başvuru formu için tıklayınız.

edebiyathaber.net (6 Nisan 2013)

Nabokov’dan sinestezi üzerine

Kelime anlamı “birleşik duyu” olan, Yunanca kökenli sinestezi kelimesi, herhangi bir şeyin, normalde tetiklemeyeceği bir duyuyu tetiklemesi anlamına geliyor. Örneğin, sineztesik kişiler için bir rengin tadı ya da bir melodinin rengi olabilir.

Koltukname‘nin haberine göre Vladimir Nabokov da, grafem-renk sinestezisine sahip imiş. Yani, belirli harfleri, belirli renklerde görüyormuş. BBC’ye 1962′de verdiği bir röportajda, “Buna renkle duyma diyorlar,” diye açıklamış Nabokov. “Belki bin insanda bir görülüyor. Ama psikologlara göre çoğu çocukta var; ama sonraları, aptal anne babaları hepsinin saçmalık olduğunu, A’nın siyah olmadığını, B’nin kahverengi olmadığını, zırvalamayı bırakmaları gerektiğini söyleyince bu kabiliyetlerini yitiriyorlar.”

Kendi başharflerinin renkleri sorulduğunda şöyle yanıt vermiş Nabokov:

V soluk, saydam bir tür pembe, sanırım kuvars pembesi deniliyor: V’yle özdeşleştirebildiğim en yakın renk bu. Diğer yandan, N’yse yeşilimtırak-sarımtırak bir yulaf ezmesi renginde.

İş, daha da ilginçleşiyor. Nabokov farklı dillerde farklı renkler “duyuyor”muş:

İngilizce alfabedeki uzun “a“da çok hafif bir aşınmış ahşap rengi algılıyorum ama Fransızcanın “a“sı cilalı abonoz ağacı çağrışımı yapıyor. Bu siyahlar grubunda aynı zamanda sert “g“ (vulkanize edilmiş kauçuk) ve “r” (yırtılmakta olan kirli bir bez) de var. Yulaf ezmesi “n“, yumuşak erişte “l” ve arkası fildişi olan el aynası “o“, beyazları oluşturuyor. Fransızca “on” beni çok şaşırtıyor; onu, küçük bir camdaki alkolün taşmakta olan yüzey gerilimi olarak görüyorum.

İlginç bir şekilde, Nabokov’un eşi ve oğlu da sinestezikmiş. Aşağıdaki keşfi bu şekilde yapmışlar:

Eşim de harfleri farklı renklerde görme becerisine sahip ama onun gördüğü renkler benimkilerden çok farklı. Belki iki üç harfimiz ortak ama onun dışında bambaşka renkler görüyoruz. Bir gün fark etik ki, o sıralar küçük bir çocuk olan –herhalde on on bir yaşlarındaydı– oğlum da harfleri renkli görüyor. Çok tabii bir şekilde, “Ah, bu şu renk değildi, bu şu renk,” vs. derdi. Ondan renkleri sıralamasını istediğimizde şunu keşfettik: Onun mor ya da belki de leylak olarak gördüğü bir harfi ben pembe, eşimse mavi görüyor. Söz konusu olan M harfi. Yani pembeyle mavi, onun durumunda lilaya dönüşmüş. Sanki genleri bir suluboya tablo çiziyormuş gibi.

Acaba dili renkli ve eşsiz bir biçimde kullanan Nabokov’un yazarlığında sinestezisinin bir payı var mıydı?

mentalfloss.com’dan çeviren koltukname.com (5 Nisan 2013)

Iain Banks bir yıldan az ömrünün kaldığını duyurdu

İskoç yazar Iain Banks, kendisinde ileri aşama safra kesesi kanseri tespit edildiğini ve fazla ömrünün kalmadığını kendi websitesi üzerinden açıkladı.

Banks, internet sitesinden yaptığı açıklamada, bir yıldan fazla süre yaşamasının mümkün görünmediğini, bu nedenle tüm programlarını iptal ettiğini belirtti.

Banks, “Kız arkadaşım Adele’den dul eşim olması onurunu bana bahşetmesini istedim” diyerek “korkunç da olsa esprilerin durumu kolaylaştırdığını” ifade etti.

The Times gazetesinin 2008′de, 1945 sonrasının 50 büyük İngiliz yazarı arasında gösterdiği 59 yaşındaki Banks’ın Türkçe’ye çevrilmiş eserleri arasında Eşekarısı Fabrikası, Kanal Düşleri ve Rock Laneti bulunuyor.

Banks’ın son eseri “The Quarry”nin gelecek yıl yayımlanması bekleniyor.

5 Nisan 2013

Mizah ustası Behiç Ak, Astrid Lindgren Anma Ödülü 2014 adayı

Karikatürleri, Günışığı Kitaplığı için yazıp resimlediği çocuk kitapları, oyunları ve belgesel çalışmalarıyla tanınan Behiç Ak, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından çocuk edebiyatının en prestijli uluslararası ödüllerinden Astrid Lindgren  Anma Ödülü 2014’e aday gösterildi.

Eserleriyle dünya çocuk edebiyatını çağdaş çehresine kavuşturan en önemli yazarlardan Astrid Lindgren’in anısına her yıl düzenlenen ve dünyanın en prestijli ödüllerinden sayılan Astrid Lindgren Anma Ödülü 2014 için (Astrid Lindgren Memorial Award – ALMA 2014) Türkiye’den ünlü sanatçı Behiç Ak aday gösterildi.

Kitapları 90′dan fazla dile çevrilen İsveçli yazar Astrid Lindgren, çocuk kitaplarındaki sanatsal bütünlüğü, çocukların doğal hakkı olarak tanımlamıştır. Astrid Lindgren’in (1907-2002) anısına düzenlenen ALMA, her yıl dünya çapında bir çocuk kitapları yazarına, illüstratörüne ya da alanın emektar bir ismine veriliyor. Bu yıl illüstratör, yazar ve şarkıcı Arjantinli sanatçı İsol Misenta’nın olan ödülün 2014 adaylarının tam listesi, 9-13 Ekim 2013 tarihlerinde gerçekleşecek Frankfurt Kitap Fuarı’nda duyurulacak. Ödüle değer görülen sanatçı, Mart 2014′te belirlenecek ve ödül, Mayıs 2014′te Stockholm’de gerçekleşecek bir törenle sahibini bulacak.

edebiyathaber.net (5 Nisan 2013)

2013 Enver Gökçe Şiir Ödülü

19 Kasım 1981’de kaybettiğimiz, 1940 kuşağının önemli şairlerinden Enver Gökçe’nin unutulmaması, genç kuşaklarca tanınması için; Kar Dergisi tarafından bir ödül düzenlemiştir.

•Ödül kitap ve yayına hazır dosya olarak iki dalda verilecektir.
•Ödüle 2011-2013 yılları arasında yayınlanan kitaplar katılabilir.
•2011-2013 yılları arasında yayınlanmış ‘toplu şiirler’le de ödüle katılmak mümkün.
•Her dal için ödül tutarı 5000 (Beşbin) Türk Lirasıdır.
•Gerekirse jüri özel ödülü de verilebilinir.
•Katılımcıların takma ad ya da rumuz kullanmaması gerekiyor.
•Katılımcıların gerçek ad ve soyadlarını kısa özgeçmişlerini katıldıkları yapıtın adıyla birlikte leylasahin256@gmail.com elektronik posta adresine bildirmeleri gereklidir.
•Kitap ve dosyaların ulaştırılacağı posta adresi Niyazi Yaşar P.K.32 Kartal/İstanbul olup, sekretarya Ahmet Saraçoğlu tarafından yürütülecektir.
•Eylül 2013’te İstanbul’da düzenlenecek bir törenle verilecektir. Enver Gökçe’nin doğduğu yer olan Erzincan /Kemaliye’de ayrıca bir tören düzenlenecektir. Törene katılanların yol giderleri, konaklamaları ödülü düzenleyen Kar Dergisi tarafından üstlenilecektir.
• Ödüle son katılım tarihi 15 Ağustos 2013’tür.
•Postadaki gecikmelerin sorumluluğu sekretaryaya ait değildir.
•Jüri Başkanlığını Leyla Şahin’in yaptığı Jüri soyadı sırasıyla: Yusuf Alper, Metin Cengiz, Metin Demirtaş, Hayrettin Geçkin, Tuğrul Keskin, Leyla Şahin ve Kar Dergisi adına Niyazi Yaşar’dan oluşmaktadır.

5 Nisan 2013

Ada dergisi Karadeniz Edebiyat Buluşmaları’nda iki genç romancı

Ada Dergisi ve Türkiye Yazarlar Birliği Trabzon Şubesi’nin birlikte organize ettiği Karadeniz Edebiyat Buluşmaları’nın 3’üncüsünde Serkan Türk, genç kuşağın iki önemli romancısı Güray Süngü  ve Işık Yanar‘ı konuk ediyor.

Oğuz Atay Roman Ödülü ve Türkiye Yazarlar Birliği Roman ödülünü kazanan Güray Süngü, son romanı Taşra Şairi ile dikkatleri üzerine çeken Işık Yanar yazma deneyimlerini ve merak edilen soruları yanıtlıyor.

Bugün KTÜ Edebiyat Fakültesi Nazım Terzioğlu Amfisi’nde saat 17:00-19:00 arasında, 6 Nisan Cumartesi ise önce Teorem Sanat Merkezi’nde resim bölümü öğrencileri ile 13:00-14:00 arası özel bir söyleşi gerçekleştirecek olan yazarlar, son olarak aynı gün Trabzon Sanatevi’nde Salon Garaj’da 17:00-19:00 saatleri arasında Karadeniz Edebiyat Buluşmaları kapsamında okurlarla buluşacak ve ardından kitaplarını imzalayacaklar.

Ada dergisi editörü Serkan Türk’ün sunduğu programlarda geçtiğimiz aylarda Karadeniz Edebiyat Buluşmaları kapsamında Mehmet Yaşın ve Yavuz Ekinci de Trabzon’da okurlarla buluşmuştu.

edebiyathaber.net (5 Nisan 2013)

Uyumlu sanatçının eleştirisi | Irmak Zileli

Özellikle Türkçe edebiyatta felsefe ile roman arasında gerilimli bir ilişki var. Yazarını çoğunlukla tökezleten bir ilişki bu. Romancının ayağı, felsefeyi okura iletilen mesaj olarak gördüğünde takılıyor en çok. Artık bir kavram olarak da yerleşmiş olan “mesaj kaygısı sorunu” o zaman yaşanıyor. Roman karakteri olarak birey, yazarın elçisine dönüşüyor. “Elçiye zeval olmaz” diyecek kadar silikleşiyor, etkisizleşiyor. 80 öncesi edebiyatımızda bunun tipik örneklerine toplumcu gerçekçi yapıtlarda rastlıyorduk, bugünse çoğunlukla benim konjonktür romanı dediğim türlerde çıkıyor karşımıza.

Romanı, güncel, politik, toplumsal mesajları iletmenin aracına dönüştüren yazarlar üzerine yürütülmekte olan çok fazla tartışma var. Bu yazıda bizi ilgilendiren, felsefeyi günlük politikadan ayıran ve kavramın altını hak ettiği biçimde dolduran, insanın ve toplumların varoluşuna ilişkin bir derdi olan romancılar. Ama ne yazık ki onlar da bakış açılarını ne kadar derinleştirmiş olurlarsa olsunlar, kendilerini felsefe yapmaya kaptırdıklarında roman sanatının özgül ihtiyaçlarını unutabiliyorlar. Bu da çoğunlukla metin içinde adacıklar halinde yüzen felsefi pasajlarla gösteriyor kendini. Yazarın “işlemek istediği fikir”, romanın kişileriyle ve kurguyla temas etmiyor. Yani edebiyat yine bir araca dönüşüyor.

Öte yandan, meselesini roman evrenine aktarmakta zaaf gösteren yazarların varlığı, meselesi olan romancı ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Aksine, bugünkü edebiyatın başat sorunlardan biri “dertsizlik”. Bir tarafta felsefeyi içselleştiremeyip kütlelere dönüştürenler, öteki tarafta kendisiyle ilgili hiçbir varoluşsal dert taşımayan, dolayısıyla insana ve topluma ilişkin de sorusu olmayanlar.

Felsefe metnin damarlarında

İşte Fatih Balkış‘ın Fars isimli romanı, başta kendiyle, sonra da toplumla bir derdi olan, felsefenin derinliklerine doğru kazısını hiç korkmadan gerçekleştiren, üstelik bunu edebiyatın gereçleri ve gereklerinin dışına çıkmadan, felsefeyi sanatın önüne geçirmeden yapan bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu müjdeliyor.

Paul Nizan, “Dünyaya karşı bir suçlama olmayan tek bir büyük eser yoktur” diyor. Fars da günümüz dünyasına ve insanına, ama daha da önemlisi sanata, sanatçıya karşı bir suçlama. Güçlü bir eleştiri. Sırtını dünya edebiyatının, felsefenin ve sanatın birikimine yaslayan bir manifesto.

Fatih Balkış, manifestosunu Çehov’un Martı oyununu sahnelemek üzere bir araya gelmiş tiyatro kumpanyasındaki “sanatçıların” yüzüne yüzüne okuyor. Belki de roman mart ayında çıkmış olmasına rağmen hakkında yazılmış kayda değer tek bir yazının olmaması ondan. (Radikal Kitap‘ta Asuman Kafaoğlu Büke’nin romanla ilgili yazdığı yazı iyi niyetle kaleme alınmış olsa da romanın hakkını vermiyor. Aksine onu “bir tiyatro kumpanyasının yolculuk hikâyesine” indirgiyor. Oysa Fars “olaylar şöyle gelişir” diyerek özetlenebilecek bir roman değil.)

Ne uyumlu ne uyumsuz olanın trajedisi

Roman, tiyatro kumpanyasının “ne içinde ne dışında” olan anlatıcı karakterin tren yolculuğu boyunca zihninden geçenleri, gözlemlerini içeriyor. Metin sadece ve sadece bu karakterin bilinç akışından oluşuyor. Bazen geçmişin içinde yol alıyoruz, bazen tam olarak şimdide, yemek vagonunda, bir masanın etrafında, oyuncunun, yönetmenin, yazarın karşısında. 20 yıl öncesi ile şimdi arasında gidip gelen bilinç, kendi iç mantığına uygun şekilde metne dönüşüyor. Yazar biçimsel olarak bunu öyle ustalıkla kotarıyor ki, bilincin parçalılığını bizi bütünden ve ana meseleden hiç koparmadan veriyor. Dağılmıyoruz ama “ne zihinmiş felsefe kitabı gibi konuşuyor” da demiyoruz.

Yazar anlatıcı karakterin geçmişini, o geçmişte roman için çok önemli, başat bir karakter olan Can’ın hikâyesini parça parça aktarıyor. Can’dan söz ettiği sırada, bir anda tutup yemek vagonundaki o masaya geri götürüyor bizi. Ve biz afallamıyoruz. Ne Can’ın hikâyesini unutuyoruz, ne şimdi yeni anlatmakta olduklarına adapte olmakta zorlanıyoruz. Hayır, hiçbiri olmuyor, çünkü Can’ın hikâyesi ile o masa arasındaki karşıtlıkları olması gerektiği gibi veriyor yazar. Okuru Can’ın yanından tam da o anda alıp, masaya geri getirmesinin bir nedeni var. O nedeni okur zaten sezdiği için rahatsız olmuyor, bocalamıyor.

Bir yanda anlatıcı karakterin 20 yıl önce tanıdığı ve 10 yıl önce yaşamına son veren en yakın dostu Can, diğer yanda “bu büyük yaşam sahnesini terk etmek istemeyen” oyuncular var romanda. Fars bu ikilem üzerinde yükseliyor. “Dünya”yla uyum içinde olanlar ile olmayanlar. O dünyada kendine yer bulabilenler ile bulamayanlar. Ama belki de en büyük trajedi anlatıcının kendisine ait. O, ne Can gibi oyundan “çekilerek” uyumsuzluğuna son verebiliyor, ne de tam bir uyumlu olarak “oyunculardan” birine dönüşebiliyor. Buraya ait değil ama buradan tümüyle özgür olduğu da söylenemez. Kendi deyimiyle bir “çimento taşıyıcısı”. İşte bu yönüyle de galiba oyun dışı kalmayı göze alamayan ama verili olanı da eleştiren bir karakter olarak hem manifestonun sahibi, hem de o manifestonun muhatabı.

Aidiyetin sorgulaması

Anlatıcının o veya bu şekilde bir kumpanyanın parçası olmayı seçmesi ile Can’ın bir türlü bir ailenin üyesi olamayışı da bu ikilemlerde kimin nerede durduğunun ipucu veriyor. Tiyatro kumpanyası ya da aile, belki bir müzik grubu, belki de bir ülke, her neresi olursa olsun bir topluluğun parçası olmayı, yani aidiyet duygusunu sorguluyor Fatih Balkış. Kişinin bu aidiyet duygusu adına zamanla nasıl da “sahtekârlaşabileceğinden” söz ediyor. Anlatıcı, “alçaklık ve yalancılığın boyutlarının ölçülebildiği, sonunda sapkınlığa dönüşen, herkes tarafından göz yumulan bu gösteriyi reddettiğini” söylüyor. Çünkü “gösterinin devam edebilmesi” için herkesin herkesleşmesi, kendi olmayıp birer “taslağa” dönüşmesi gerekiyor:

“Sahnede, belgeselde ve bir romanda yer alacaklar, bunun bilinciyle tüm gece oynadılar. Kendilerini Belgeselci Adam’ın kamerasının önüne attılar ve Kadın Yazar’ın beğenisine sundular. İlginç düşüncelerini ve hayallerini gece boyunca hiç durmadan yinelediler. Aslında hiçbiri gerçekten kendileri değildi.”

Kuşkusuz Fatih Balkış’ın amacı tiyatro dünyasını anlatmak, oyuncuları eleştirmek, ya da bir tiyatro kumpanyasının tren yolculuğundan kesitler sunmak değil. Balkış, meselesini aktarabilmek için son derece iyi bir tercihle “temsili bir grup” seçiyor kendine. “Oyunculuk” mesleği üzerinden bugünün insanına olduğu kadar, sanatçısına da eleştiri oklarını yöneltiyor. Oynama eylemini hem gerçek anlamda “rol yapma” olarak, hem de mecazi katmanlarıyla kullanıyor. Trendeki oyuncuları, “gerçek yolcular”dan ayırarak, “rol yapma”nın nerede başlayıp nerede bittiği sorusu üzerinden yaşamdaki samimiyetsizlikleri sorguluyor. Aynı şekilde sanatın hayatla bağlarını tartışmaya açıyor. “Gerçek yolcuların hafif ışıklandırılmış vagonlarda neler yaptıklarından habersizler. Çünkü burada olmayı oyunun bir parçası haline getirmişler. Ellerinde metinleri var, ama hiçbiri okumuyor,” derken de, günümüz dünyasında sanatçının her an “sahnede olma” merakının, gerçek bir sanat sevgisiyle ilgisi olmadığının da eleştirisini yapıyor.

Romanın ortalarında anlatıcının kendi kendine sorduğu şu soru sonuna dek okuyanın da peşini bırakmıyor: “Şimdi bu trende bütün yaşadıklarımı sonlandırıp Ankara’ya indiğimde, kumpanyayla değil de tek başıma geri dönebilecek miyim? Oyunu oynayacağımız seyircilerin önüne değil de, kendi kendimle kalabileceğim, zihnimdeki oyun alanıma geri dönebilecek miyim? Bu yemek vagonunda, bir daha, yalnızca kendimin oturduğu bu masada, hiçbir yere ait bir insan olarak, arka bahçeme geri dönebilecek miyim?”

Belki de mesele, bir yere ait olmak ile kendi arka bahçene sahip çıkmak arasında bir tercih yapmakta. Anlatıcının hangi tercihi yaptığının çok fazla önemi yok. Önemli olan roman boyunca yazarın bize katman katman sunduğu sorgulama seçenekleri.

Fatih Balkış, küçük bir grup tiyatrocu üzerinden sanat dünyasına ilişkin sorular sorduruyor, tartışma açıyor, eleştiri getiriyor. Can’ın uyum sağlayamadığı için terk ettiği bu dünyayı, değil değiştirmek, eleştirmekten bile uzak olan, hatta o dünyayı var eden temel parçacıklardan biri haline gelmiş “sanatı” ve “sanatçı”yı sorguluyor. Anlatıcının, kumpanyanın sahneleyeceği Martı oyununun baş karakteri Treplev ile Can arasında kurduğu özdeşlik daha da anlam kazanıyor. Treplev’in hikâyesini sahneye taşımaya soyunan oyuncuların, gerçekte onunla ve hikâyesiyle hiçbir ilgilerinin olmayışı güçlü bir ironi olarak beliriyor.

Yazar, yazının başında dert yandığımız “meselesizliğin” kaynağına da işaret etmiş oluyor böylece. Sanatçı bu kadar uyumlu olunca, uyumsuzların derdini de mesele etmiyor… Ederse de rol icabı oluyor…

Irmak Zileli – edebiyathaber.net (4 Nisan 2013)

Tüm Yazıları>>>

Yeni başlayan yazarlar için dekalog +1

Latin Amerika edebiyatının en eğlenceli figürlerinden Uruguaylı yazar Juan Carlos Onetti‘nin dekalog metninin çevirisi newalaqasaba‘ya ait.

Yeni Başlayan Yazarlar İçin Dekalog Artı Bir Tavsiye Daha

I.

Orijinal olmaya çalışmayın. Özellikle orijinal olmak için uğraşmadıkça, farklı olmak kaçınılmazdır.

II.

Burjuvaziyi şaşırtmaya çalışmayın. Gayrı işe yaramıyor. Yalnız ceplerini tehdit altında görünce korkuyorlar artık.

III.

Okuru da katmayı denemeyin metnin içine, okurun yardımını da istemeyin, beklemeyin de.

IV.

Hiçbir zaman eleştirileri düşünerek yazmayın; dostlarınızı, akrabalarınızı, bir tanecik sevgilinizi ya da eşinizi de. Farazi bir okuru bile düşünmeyin yazarken.

V.

Edebi samimiyetinizi hiçbir şey için feda etmeyin. Ne siyaset için, ne de başarı için. Her zaman şu öteki için yazın, içimizde taşıdığımız ve aldatmanın mümkün olmadığı sessiz ve acımasız öteki için.

VI.

Modalara kulak asmayın, daha gün bir adım bile ilerlemeden değiştiriverirler büyük yazarlarını.

VII.

Sadece artık herkes tarafından kutsanmış kitapları okumakla yetinmeyin. Proust ve Joyce kendilerini ilk gösterdiklerinde aşağılanmışlardı, bugün birer dahiler.

VIII.

Hakkıyla meşhur olmuş şu cümleyi unutmayın: İki iki daha dört eder; ama ya 5 ediyorsa?

IX.

Tuhaf anlatıma sahip metinleri küçük görmeyin, nedeni ne olursa olsun. Eğer gerekiyorsa, aşırın.

X.

Hep yalan söyleyin.

XI.

Hemingway’in yazdıklarını aklınızdan çıkarmayın: “Romanımın artık bitmiş bölümlerinden bile okumalar yaptığım oldu, ki bu bir yazarın alçalabileceği en alt noktadır.”

newalaqasaba.wordpress.com (4 Nisan 2013)

“Gümüş Karası Deniz”: Masal, ada ve deniz

Susan Fletcher’ın yazdığı, Can Belge’nin çevirdiği Gümüş Karası Deniz, Can Yayınları’nca yayımlandı.

Parla Adası’nda yaşayanlar, içlerinden birinin kaybı için hâlâ yas tutuyorlar. O kaybın üzerinden dört yıl geçti ve adı olmayan, giysileri olmayan bir adam adanın bir koyunda karaya vurdu. Kimileri onun Balıkadam masalındaki gibi denizden gelen güçlü, iyi kalpli ve yakışıklı bir efsane kahramanı olduğunu söyledi; kimileri de ondan kuşkulandı. En büyük kaybı yaşamış olan Maggie’ye göre de bu yabancı adaya yeniden aşkı getirdi. Ama günler geçtikçe o adam bütün ada halkını değiştirdi ve sonunda gerçek hikâyesini anlatmanın zamanı geldi…

Genç İngiliz yazar Susan Fetcher’in, şiirsel anlatımıyla biçimlenen Gümüş Karası Deniz, en beklemediğimiz anda yaşamın bizden neler alabileceğini, neler verebileceğini ve hangi biçimde olursa olsun, sevginin en büyük armağan olduğunu anlatıyor. Fletcher yitirilenler, yalnızlık, suçluluk ve sır saklamanın insanların ruh sağlığını nasıl etkilediği temalarını işleyen ödüllü bir yazar. Kişilik özelliklerini, acıları, çocuklukta deneyimlenen acımasızlığı, gizli sığınma yerlerini ve adanın dağlarını, denizini, dalgaların yükselip alçalmasını öylesine inceden inceye anlatıyor ki, adayı avucunuzun içi gibi bildiğiniz, adalıları yakından tanıdığınız duygusunu yaşıyorsunuz.

Denizin hikâyenin başından sonuna kadar parıltısıyla yaşama ışık tuttuğu Gümüş Karası Deniz, sevecen, lirik, insanları arındıran, göz kamaştıran, büyüleyici bir roman.

Susan Fletcher, 1979’da Birmingham’da dünyaya geldi. York Üniversitesi’ndeki İngiliz Edebiyatı öğreniminin ardından East Anglia Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık dalında lisansüstü çalışmasını tamamladı. 2004’te yayımlanan ilk romanı Eve Green ile 2004 “Whitbread İlk Roman Ödülü”nü kazandı. İkinci romanı Oystercatchers (İstiridye Avcıları) 2007’de, ilk adı Corrag olan üçüncü romanı Witch Light (Cadı Işığı) 2010’da yayımlandı. Gümüş Karası Deniz, 2012’de yayımlanan en yeni yapıtı.

edebiyathaber.net (4 Nisan 2013)

Ankara’da “Orhan Kemal’li Günler”

Edebiyatımızın önemli isimlerinden Orhan Kemal‘in romanlarını ve sosyal adalet konusunu ele alan “Orhan Kemal’li Günler” başladı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Mahmut Esat Bozkurt Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, babasını ve romanlarını anlattı.

Öğütçü, toplumcu gerçekçi romanlarıyla bir dönem büyük ilgi gören Orhan Kemal’in 1980-2000 yılları arasında basında yer almadığını ancak 2000′li yıllardan sonra hem kitap satışlarının, hem yazarın gündeme gelmesinin ivme kazandığını söyledi.

Son yıllarda pek çok Orhan Kemal romanının dizilere uyarlandığını anımsatan Öğütçü, “Bu tercihin romanlardaki diyaloglarının çok ve sinema diline yatkın olması nedeniyle gerçekleştiğini” söyledi.

Öğütçü, romandan yapılan dizi uyarlamalarının bazılarının başarılı olduğunu, hatta yazar Yaşar Kemal’in de “Hanım’ın Çiftliği”ni zevkle izlediğini söylediğini aktardı.

Hala babasının arşivlerini taradığını ifade eden Öğütçü, bir öğrencinin “Orhan Kemal romanlarının bugünü anlatıyor gibi olmasının ve etkileyiciliğinin sırrını” sorması üzerine şunları dile getirdi:

“Hoşgeldin aramıza, sen de Orhan Kemal hayranlarından olmuşsun. Onun etkileyiciliği basit bir olayı bile anlatma gücünde. O bugünün insanını da anlatıyor çünkü evrensel bir konu yakalıyor ve onu iyi sunuyor. Bu yüzden Suriye’de de başka başka ülkelerde de okunuyor. Ben onun sırrına eremedim. Orhan Kemal’i yaşattığınız için teşekkür ederim.”

Yazar Alper Akçam da “Orhan Kemal edebiyatında adalet anlayışı” konulu bir konferans verdi. Akçam, “Orhan Kemal edebiyatındaki en önemli unsur, onun romanlarında söz veren, herkesi konuşturan, adalet dağıtan bir bir anlatım ortaya koymasıdır” dedi.

Akçam, Orhan Kemal’in romanlarındaki karakterler için tıpkı mahkemelerdeki zabıt katipleri gibi bir tavır sergilediğini belirterek, onun herkesi özgürce konuşturduğunu, bu nedenle önce öfke duyulan bir karaktere daha sonra merhamet edilebildiğini söyledi.

Orhan Kemal romanlarındaki karakterlerin tahlillerine de konuşmasında yer veren Akçam, çeşitli edebiyat adamlarının yazar hakkındaki olumlu ve olumsuz eleştirilerini aktardı.

İki gün sürecek etkinlik kapsamında araştırmacı ve yazarların yer aldığı iki panelin yanı sıra “Hanımın Çiftliği”, “72. Koğuş”, “Murtaza” ve “El Kızı” romanlarının atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek.

AA (4 Nisan 2013)

“Lumpi Lumpi: Çizme de Çizme Şapka da Şapka”

Silvia Roncaglia’nın kaleme aldığı, Roberto Luciani’nin resimlediği Lumpi Lumpi Arkadaşım Ejderha: Çizme de Çizme Şapka da Şapka Nükhet Amanoel çevirisiyle Can Çocuk Yayınları’nca yayımlandı.

Giampi ve hayali arkadaşı yaramaz, sevecen ama birazcık da alıngan, masmavi ejderha Lumpi Lumpi, yeni maceraları Çizme de Çizme Şapka da Şapka’da bu sefer istedikleri çizme ve şapkanın peşinde, kendilerini yeni bir maceranın içinde buluyorlar.

Paha Biçilmez Halının Peşinde isimli ilk macerada, antika bir halının peşinde içinde çöl olan bir ülkeye giden Giampi ve Lumpi Lumpi, Hepsi Mavi Böğürtlenlerin Suçu isimli ikinci kitapta bir ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuşlar, üçüncü kitap Eyvah Aşı’da ise aşıdan kaçmak uğruna bir masal ülkesindeki lanetin kurbanı olmuşlardı. Yeni maceraları Çizme de Çizme Şapka da Şapka’da ise bu sefer Giampi ve Lumpi Lumpi istedikleri şapkaları ve çizmeleri almak için gittikleri Bay Masal’ın dükkanında yine maceranın tam ortasına düşüyorlar.

 “Peki ya Giampi? Ona ne olmuştu? Şunu bilmelisiniz ki giydiği ve masaldaki kenininkine bire bir benzeyen çizmeler gerçekten de sihirliydi. Daha net olmak gerekirse çizmeler Parmak Çocuk masalındaki zalim devin o ünlü yedi fersahlık çizmeleriydi. Her adımda tam yedi fersah yol alıyordu. Giampi sadece tek bir adımıyla ortadan kaybolmuştu.”

edebiyathaber.net (4 Nisan 2013)

1. Uluslararası “Şirince Masallar” Festivali 5-7 Nisan’da

5-7 Nisan 2013 tarihleri arasında, İzmir’in Selçuk İlçesi Şirince köyünde, çok dilli bir masal festivali olan 1. Uluslararası “Şirince Masallar” Festivali düzenleniyor.

Festival, masal anlatıcılarını hatırlamak, hatırlatmak ve masallarda buluşmak için ilk defa düzenleniyor.

Festival Programı

05.04.2013 Cuma

Festival Açılışı    Yer: Zeus Cafe

19.00               Açılış Konuşması
19.15               Masal Saati: Tüm anlatıcılar bir masalı birlikte anlatırlar.
19.30               Müzik
19.45               Masal Saati
20.30               Müzik

06.04.2013 Cumartesi

13.00               Suse Weisse&İlhan Emirli                               Kasaplık Meydanı
14.00               M.Carmela Marinelli&Nazlı Çevik                  Efes Konakları
15.00               Stella Konstantinou&Hamid Saneiy                 Kilise
16.30               İzmir’li Hikaye Anlatıcıları                                Efes Konakları
17.30               Açık Sahne                                                    Efes Konakları
20.00               Hikayelerin uzun gecesi                                   Zeus Cafe
07.04.2013 Pazar

12.00   Hamid Saneiy&M.Carmela Marinelli               Artemis Restorant
13.00   İlhan Emirli&Stella Konstantinou                      Zeus Cafe
14.00   Nazlı Çevik&Suse Weisse                               Efes Konakları Hamamı
16.30–18.00    Festival Kapanışı                                             Zeus Cafe
Masal Anlatımı, Müzik

edebiyathaber.net (4 Nisan 2013)

Hesapkitap.com açıldı

EBI’nin yeni e-ticaret girişimi www.hesapkitap.com açıldı. 

Site, okurlara sınırlı sayıda özel ürünler, setler, imzalı kitaplar, koleksiyon eserleri, özel basım kitaplar ve serilerde büyük indirimler sunuyor. Planlanan indirim oranı yüzde 40 ile yüzde 70 aralığında değişiyor. www.hesapkitap.com ’da her gün yeni bir kitap satışa çıkıyor ve stoklar tükenmediği takdirde 7 gün boyunca yayında kalıyor. Böylece her hafta 7 farklı kitap kampanya dahilinde okurlarla buluşuyor.

idefix Genel Müdürü Mehmet İnhan, özel serilerin ve setlerin normal kitaplara oranla daha az alıcı bulduğunu belirterek, okuyucuların www.hesapkitap.com’daki indirimli fiyatlarla bu özel ürünlere daha kolay ulaşabileceğini söyledi.İnhan “Hesapkitap ilk olma özelliği taşıdığı için kitap kategorisine bir dinamizm getirecek. Fiyatları 40 ile 500 TL arasında değişen kitapların satışa sunulacağı platformda, fiyatlara bağlı olarak, şu an için günlük ortalama 2 bin adetlik bir satış rakamı planlıyoruz” dedi.

4 Nisan 2013

Tomris Uyar’ın kendine ait bir odası var mıydı?

Tomris Uyar 1994 yılında katıldığı bir radyo proğramında nasıl ve nerede çalıştığına ilişkin soruyu yanıtlıyor.

edebiyathaber.net (3 Nisan 2013)

Nevzat Süer Sezgin - 03/04/2013 - 15:28

Tomris Uyar’ın sesini bizlere duyurmak çok değerli bir çalışma.Teşekkür ediyor emek verenleri kutluyorum.

Cansu Canseven - 04/04/2013 - 09:21

Tarihte bir yanlışlık olmalı, Tomris Uyar 1941′de doğdu, 1944′te bu programa katılması mümkün değil. Videonun kaç yılına olduğuna dair gerekli düzeltmeyi yapabilirseniz çok iyi olur. Teşekkürler.

İlkay Tuna - 24/08/2013 - 21:11

Cansu Canseven, Söylei 1994′te yapılmış. 1944′te değil.

William Faulkner’dan kurmaca yazmak isteyenlere 7 tavsiye

Nobel ödüllü yazar William Faulkner, 1958 yılında Paris Review ile yaptığı röportajda, “genç yazarlar, bir teoriye uymada beceriksiz olabiliyorlar,” diyor: “Kendi hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenmelisiniz. Bir insan yalnızca hatalarından bir şeyler öğrenir. İyi bir sanatçı, hiçkimsenin kendisine tavsiye verecek kadar iyi olmadığına inanır.”

Bunları söyleyen Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence (bir konuyu araştırmak için belirli bir süre ilgili akademik kurumda yaşayan yazar) olarak çalıştığı 1957 ve 1958 yıllarında genç yazarlara bir dizi tavsiyede bulunuyor. Onun çeşitli konuşmalarının yer aldığı kayıtlara, üniversitenin Faulkner Video Arşivi’nden ulaşılabiliyor. Biz bu kayıtlardan kurmaca yazarlığı becerisiyle ilgili olan 7 tavsiyeyi seçtik ve tercüme ettik.

1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz

Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez. 25 Şubat 1957 yılındaki yazı dersinde şöyle diyor:

Daha önce de söylediğim gibi, bence iyi romancı ahlak dışı biridir. İhtiyacı olan şey ne olursa olsun, nerede olursa olsun  onu alır ve bunu açık ve dürüstçe yapar, çünkü o aldığı şeyin başka insanların da kendisinden alacağı kadar iyi olmasını ve kendisinden alanların da aynı kendisi öncesinde aldığı için mutlu olduğu gibi mutlu olacaklarını ümit eder.

2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin

Özgün yazar, üslup konusuna çok fazla kafa yorar. 24 Nisan 1958 yılında lisans seviyesindeki yazı dersinde şunları söylüyor:

Bence her hikaye kendi üslubunu belirler, yani yazarların üslup konusunu kafalarına çok fazla takmalarına gerek yok. Eğer bir yazar bu konuyu kafanıza takarsa, saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacaktır. Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir, fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır.

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun

Faulkner tecrübeleri yazma konusundaki eski atasözüne katılıyor, hatta tecrübenin dışında bir şey yazmanın imkansız olduğunu söylüyor. Dikkat çekici kapsamlı bir tecrübe tanımı yapıyor. 21 Şubat 1958 tarihindeki master öğrencileri için verdiği “Amerikan Kurmacası” dersinde şunları söylüyor:

Bana göre, tecrübe algıladığınız her şeydir. Tecrübe bir kitaptan kaynaklanabilir. Bir kitap, hikaye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptaki karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa, onların gerçekleşmesini sağlayan hissi anlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımıma göre, tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir.

4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikaye kendini yazacaktır

Faulkner, açık bir karakter kavramına sahip olduğunuzda hikayedeki olaylar karakterlerin özelliklerine göre akacaktır diyor. “Benimle birlikte karakterler hikayeyi oluştururlar.” 21 Şubat 1958 tarihinde, Amerikan Kurmaca dersinde bir öğrenci, karakterleri zihinde canlandırmak mı yoksa zihindeki karakterleri kağıda dökmek mi daha zor diye sorar. Faulkner’in bu soruyu şöyle cevaplar:

Karakterleri zihinde canlandırmak daha zor diyebilirim. Bir defa karakter sizin zihninizdedir, haklıdır, doğrudur, o zaman o kendi işini yapar. Yapman gereken tek şey, onun peşinden hızla gitmek ve söyledikleriyle, yaptıklarını kağıda yazmak. Bu bir beslenme ve doğumdur. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kağıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır.

5) Diyalekti tutumlu kullanın

Virginia Üniversitesi’ndeki video arşivinde bulunan bir dizi radyo programında, Faulkner, Mississippi’deki çeşitli etnik ve sosyal grubun konuşmalarındaki nüanslar hakkında ilginç şeyler söyler. 6 Mayıs 1958 tarihindeki “What’s the Good Work” isimli programda diğer yazarların pek ilgilenmediği bu konuda uyarıda bulunur:

Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiçkimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir.

6) Hayallerinizi tüketmeyin

“Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın” diyor Faulkner. 25 Şubat 1957 yılındaki Yazı Sınıfında;

Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız.

7) Mazeret üretmeyin

25 Şubat 1957 tarihindeki yazı sınıfında kendi kaderlerini suçlayan yılmış yazarlar hakkında bazı açık sözlü laflar eder:

Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum: “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.

Çeviri:  Barış Berhem Acar – edebiyathaber.net (3 Nisan 2013)

Tüm Yazıları>>>

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z