Masthead header

Psikolog Merve Büyükkucak, çocukluktan itibaren kitap okumanın, demans hastalığını önleyici ya da geciktirici etkisi olduğunu söyledi.

Büyükkucak, yaptığı açıklamada çok genel anlamıyla beyni etkileyen bir grup hastalığın yarattığı semptomlara verilen isim olarak tanımlanabilecek olan demansın, çoğunlukla 60-65 yaş üzeri yetişkinlerde görülebilen ancak yaşlılığın bir parçası olarak kabul edilmemesi gereken, kendi içerisinde bir hastalık olduğunu belirterek, “Demans tek bir hastalık sonucu değil farklı hastalıklara bağlı ortaya çıkan bir durumdur. Özellikle bunama dendiğinde de en sık akla gelen durum unutkanlık şeklinde ortaya çıkan hafıza problemleri iken demansı olan kişiler bunun yanı sıra günlük aktivilerini planlama ve yerine getirme (ör: yemek yeme, giyinme vb.), problem çözme, duygu kontrolü ya da eskisinden daha sinirli ya da çok daha sakin olma gibi kişilik özelliklerinde çeşitli değişimler de yaşarlar. Elbette ki tüm bunlar kişinin günlük hayatını ve günlük işlevselliğini oldukça olumsuz yönde etkileyen durumlardır” dedi. Büyükkucak, bozulan zihinsel fonksiyonlar arasında unutkanlık demansın en önemli semptomlarından biri olarak kabul edilebileceğini, ancak elbette ki her unutkanlığın demansın belirtisi olarak kabul edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

“Örneğin stres, anksiyete, yorgunluk, uykusuzluk, depresif duygudurumu da unutkanlığa sebep olabilecek ve demanstan ayrı değerlendirilmesi gereken psikolojik durumlardır. Benzer şekilde bazen yaşlıların o sıradaki günlük yaşam olaylarına verdikleri tepkiler ve adaptasyon süreçleri de demansla karıştırılabilir. Örneğin bir akranın ölümü, aile fertlerinden birinin kaybı, ya da fiziksel ve ağır bir hastalıkla karşılaştığında üzgün, mutsuz, dertli olan yaşlılar bu duygularla başa çıkmaya çalışırken bazen unutkanlık yaşanabilir ki bu da demansla karıştırılmaması gereken ve ayrıca psikolojik olarak ele alınması gereken durumlardır. Bu psikolojik durumlarla baş edildiğinde unutkanlık da zaman içerisinde geçer.”

Zihinsel aktivitelerin demansı önleyebileceğini ifade eden Büyükkucak, “Demans elbette her ileri yaştaki yetişkin için bir kader değildir. Araştırmalar beyinde her ne gerçekleşiyorsa gerçekleştiğini ancak belli bazı durumların kişinin bilişsel / zihinsel bir kötüye gidişe dair hassasiyetini artırma ya da azaltma yönünde etkisi olabileceğini göstermekte. Örneğin, bilişsel açıdan zihni uyarıcı aktivitelerde bulunmanın hastalığın gidişatını ve kötüye gidişini yavaşlatmaya yönelik olabileceğine dair son yıllarda elde edilen bulgular var. Özellikle çocukluktan bu yana, kitap okumak, günlük tutmak gibi yazılar yazmak, günlük yaşam problemlerine aktif katılım göstererek çözmeye çalışmak gibi zihni uyarıcı aktivitelerde bulunmanın ileri yaşlara kadar demansın klinik işaretlerini (ör: hafıza kaybı) önlemeye ya da geciktirmeye yardımcı olabileceği söyleniyor. Zihni bu şekilde aktif tutmanın her ne kadar zaman içerisinde bir beyin hastalığı ortaya çıkmaya başlamış olsa da beyindeki sinirsel devrelerin etkin bir şekilde çalışmasına yardımcı olabileceği görülüyor. Yine başka bir araştırma ise ileri yaşlarda sıklıkla zihinsel aktivitelere ağırlık veren yetişkinlerin ortalama düzeyde ağırlık verenlere oranla %33 daha az zihinsel bir kötüye gidiş yaşadığını, çok nadir zihinsel becerilerini kullanan ve geliştirmeye çalışan yetişkinlerin ise %48 daha hızlı bir kötüleşme gösterdiklerini ortaya koymaktadır” diye konuştu.

Tüm bu sonuçların elbette ki bir sebep-sonuç ilişkisinde değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Büyükkucak şöyle devam etti:

“Ancak kişinin daha sağlıklı bir yaşlılık dönemi geçirebilmesi ve beyin sağlığını nasıl koruyabileceğine dair çeşitli önlemler olarak kabul edilmelidir. Sonuçlar bize beden sağlığımızı korumak kadar zihinsel sağlığımızı korumanın ve geliştirmenin de birtakım yolları olduğunu göstermektedir. Özellikle hafıza ve zekâyı koruma yönünde okuma, bulmaca çözme, strateji oyunları gibi zihni aktif tutacak ve dolayısıyla güçlü kılacak aktivitelere yönelmek önemli bir adım olabilir. Çocuk yaştan itibaren düşünme ve hafıza becerilerinin geliştirilmesinin öneminden yola çıkarak anne babalar tarafından okuma alışkanlığının geliştirilmesi yönünde çocukların desteklenmesi daha iyi bir yaşlılık dönemi geçirmelerine yardımcı olabilir. Ancak sadece bulmaca ya da sudoku gibi aktiviteler değil, içerisinde hem kendine göre zorlamaların olduğu hem de odaklanma ve konsantrasyonu gerektiren gerçek dünyaya dair aktivitelere yer vermek de oldukça büyük önem taşıyor.”

Kaynak: İHA (23 Eylül 2013)

Karşıyaka Belediyesi‘nin verdiği Homeros Edebiyat Ödülleri’nin 2014 yılı konusu belli oldu. Ödüller, bu kez “Bir Şairle Söyleşi”ye verilecek.

Edebiyat türleri arasında önemli bir yeri olan söyleşiyi anımsatmak, özelliklerini yitirme noktasına varan bu türün yetkin örneklerini oluşturmak için yapılacak yarışmaya son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 olarak belirlendi. Seçici kurulu Veysel Çolak, Abdülkadir Budak, Mustafa Fırat, Adnan Özer ve Fergun Özelli’de oluşan yarışmanın sonucu, 21 Mart “Dünya Şiir Günü”nde açıklanıp ödüller dağıtılacak.

Katılım koşulları
1. Ödül, herkese açıktır.
2. Söyleşi bir şairle yapılmalı ve zamanla tarihsel bir belge niteliği kazanabilmelidir.
3. Şairle daha önce yapılan söyleşilerde, şairin yazdığı yazılarda, özellikle şiirlerinde yansıttığı şiir anlayışı açığa çıkartılmalı; biçim, biçem, teknik, imge, esin kaynağı, dil anlayışı açılarından şairin şiirleri çözümlemeli; hayat karşısında duruşu ve dünyagörüşü sorulan sorularla irdelenmeli ve yanıtları alınmalıdır.
4. Söyleşiyi yapan kişinin açıklayıcı, betimleyici, tartışmacı, öyküleyici anlatım yollarını deneyebilir ve örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme yoluna gidebilir.
5. Yarışmaya katılacak olanlar, yapacakları söyleşi için diledikleri bir şairi seçebilir.
6. Birden çok kişinin ortaklaşa yapacağı söyleşiler de yarışmaya katılabilir.
7. 06 Eylül 2013 tarihinden sonra yapılmış ve herhangi bir yerde yayımlanmış söyleşiler yarışmaya katılabilir..
8. Yarışmaya katılacak söyleşiler için sayfa sınırlaması yoktur.
9. Yarışmaya katılacak çalışmalar bilgisayarda çift aralıkla yazılmış olmalıdır.
10. Ödül, birinciye 1500 (bin beş yüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 750 (yedi yüz elli) TL’dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.
11. Dereceye giren çalışmalar kitap olarak basılacak, bunun karşılığında yazarlara yirmişer kitap verilecektir. Ayrıca telif ödenmeyecektir.
12. Ödüle son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 günüdür. Ödül, 21 Mart 2014 günü düzenlenecek olan  Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.
13. Ödüle katılanların yaptıkları söyleşilerin 6 nüshasını, özgeçmişlerini, adreslerini, e mail ve telefonlarını içeren bir yazı ile
“Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”
Bir Şairle Söyleşi Yarışması 2014
Bahriye Üçok Bulvarı No:5
35600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo, taahhütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.
8. Ödüle katılan çalışmalar iade edilmez.
9. Ödül hakkında bilgi:
Melih Elhan (Ödül Sekreteryas) Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)

edebiyathaber.net (23 Eylül 2013)

Öğrenci ve ailelerin en büyük sıkıntılarından biri olan kitap kaplama işi, artık makineler tarafından yapılıyor.

Evde kitap kaplama devri, teknolojinin gelişmesiyle birlikte sona erdi. Artık öğrenciler ve veliler kırtasiyeler bünyesinde velilerin hizmetine sunulan kitap kaplama makinesiyle bir kitabı 20 saniyede kaplatabiliyor. Marmaris’te de öğrenci ve veliler kırtasiyelerin bünyesinde bulunan kitap kaplama noktalarına adeta akın ediyor. Uzun kuyrukların oluştuğu kitap kaplama noktalarında veliler hem üstlerinden büyük bir yük kalktığını hem de zaman kaybından kurtulduklarını ifade etti.

Marmaris’teki Konak Kırtasiye’nin sahibi Hüseyin Süer, “Kitap kaplama işi veliler için büyük bir yüktü. Bunu müşterilerimiz sık sık dile getiriyordu. Bizler de velilerimizin bu yükünü hafifletmek ve kitap kaplama eziyetine bir son vermek istedik. Kitap kaplama makinesiyle 20 saniyede bir kitap kaplayabiliyoruz. Anneler babalar artık rahatladılar. Geç saatlere kadar kaplama işi yapıyoruz. Kaplamış olduğumuz ürünler hem sağlıklı hem de sağlam” dedi.

Kaynak: İHA (23 Eylül 2013)

Elektronik derginin (e-dergi) basılı dergiden (b-dergi) en önemli üstünlüğü teknik olanakların çokluğu elbette. Teknolojik zenginliklerin edebiyatın yatağını genişleteceğini; yeni alt türlerin, hatta türlerin doğabileceğini düşünüyorum. Bu süreç sanırım deneysel çalışmaların tetiklemesiyle yaşama geçecek, hız kazanacak, çeşitlenecek.

Video öykü adını verdiğim alt türün, dünyada bir örneği var mı bilmiyorum, ama dallanıp budaklanma potansiyelini içinde bulunduran alt türle Türkiye’de karşılaşmadığımı belirtmeliyim. Aslında türler arası bu girişim, metnin görsel-işitsel bir dosyayla flörtünden başka bir şey değil. Bakalım bu flört nasıl bir ilişkiye evrilecek?

Sizden istediğimiz aşağıdaki kısa filmle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili -500 sözcüğü geçmeyen- bir öykü yazıp word dosyası olarak  29 Eylül 2013 tarihine kadar mineegbatan@edebiyathaber.net adresine göndermeniz. Editoryal değerlendirmeden geçen metinlere bu sayfada kısa filmle birlikte yer vereceğiz. Kalıcılaştırmak isteğimiz bu “kışkırtıcı” girişimden ilham alan yepyeni çalışmaların doğacağını umut ediyoruz.

Emrah Polat

edebiyathaber.net (3 Eylül 2013)

Mavisel Yener, çocuk edebiyatına yaratıcı kurgularının yanı sıra çözümleyici eleştiri ve değerlendirme yazılarıyla yoğun emek veren yazarlar arasında başta gelen isimlerden. Mavisel Yener’in, her yaş grubuna seslenen masal, öykü, roman, şiir, tiyatro gibi türlerde pek çok çocuk kitabı yazdığını ve çocuk edebiyatının bol ödüllü yazarlarından biri olduğunu da belirtmeliyim.

Mavisel Yener’in çocuk kitaplarına damgasını vuran başlıca özellik;  onun akıcı, duru, bir melodi gibi çocuk ruhuna işleyen incecik dili ve kendine özgü ışıltılı üslubudur bence. Yazarın bütün kitaplarında, ilginç, farklı ve ustalıklı kurgularının dokusu içine sinmiş olan, yaratıcılığını taçlandıran dil ve üslubu,  bu alanda yazdığı pek çok yapıta unutulmazlık niteliği kazandırıyor. Mavisel Yener’i, 2004’te yayımlanan Mavi Zamanlar adlı ödüllü çocuk romanıyla tanımıştım. Mavi Zamanlar, arkeolojik- mitolojik konusu, heyecan dolu hareketli kurgusu ve mizahi boyutlarıyla içimde hâlâ yaşamayı sürdürüyor.

“Dolunay Dedektifleri”yle birlikte iz sürmenin heyecanı 

Mavisel Yener’in kaleme aldığı Dolunay Dedektifleri dizi romanları sırayla; “İz Peşinde”, “Dehşet Mektuplar”, “Mumya Dükkânı”, “Korkunç Satranç” ve “Ölüler Ormanı” adlarını taşıyor. Bu romanların tümünde Birce, Ece, Bilgecan, Ada adlı kızların ve Oğuz adlı bir erkek çocuğun oluşturduğu grubun başından geçenler anlatılıyor. Çok meraklı, araştırmacı bu beş kafadarın başından geçen türlü türlü olaylar, hareketli bir kurgu içinde aktarılıyor. Dolunay Dedektifleri bir roman dizisi oluşturmasına rağmen, her kitap kendi içinde bir bütünlük taşıdığı için, her birini başlı başına bir kitap olarak okumak mümkün. Dolunay Dedektifleri’nin son maceralarını kapsayan Dolunay Dedektifleri-Ölüler Ormanı, heyecanlı, sürükleyici, soluk soluğa okunan bir kitap.

Bu kitaptaki maceralarında, yarıyıl tatilini yazlık evlerinde geçirmek isteyen anne babalarıyla Urla’ya gelen Birce ve kardeşi Ece; Kaş’tan gelen kuzenleri Bilgecan ve Oğuz’la birlikte, inanılmaz gizemli, heyecanlı, meraklı; bazen de korkutan ve ürperten olayların içinde buluyorlar kendilerini.

Bir akşam vakti çarşıdan dönüp ıssız ve karanlık mezarlığın yakınlarından geçerlerken, on üç yaşlarında hiç tanımadıkları bisikletli bir kızın, mezarlığın önünde bisikletinden inerek onu bir duvara dayamasına, sonra da mezarlığın içine girmesine bir anlam veremez ve gizlice kızı izlemeye başlar bizimkiler. Kız, bir mezarın önünde durur ve o mezarın çeşitli açılardan fotoğraflarını çeker. Bizimkiler soluk bile almaya çekinerek onu izlerlerken, birden onlara doğru gelen birkaç adamın gölgesiyle şaşkına döner ve iyice korkup karanlıkta ağaçların ve mezar taşlarının arkasına sinerler. Ancak, adamlar bir anda sanki hayaletmişçesine yitip giderler. Bu adamların buraya gelen bisikletli kızla ilgisi olup olmadığını, gecenin o saatinde kızın ve adamların mezarlıkta ne işi olabileceğini merak eden kahramanlarımız, vaktin hayli geç olması üzerine evlerine yönelirler sessizce. Ama mezarlıkta düğümlenen bu olayları mutlaka çözmeye kararlıdırlar. Sonrasında olaylar giderek daha da esrarengiz ve meraklı bir hal alır; mezarlığa giren kız, izlendiğini fark ederek onlarla konuşmaya çalışır ve niçin izlediklerini sorar bizimkilere.  Onları evine davet ederek, hem arkadaş olmak hem de ne olup bittiğini anlamak ister; o da bazı konuları pek iyi anlamış değildir aslında.

Olayların içine başka olaylar, başka kişiler de karışır. Bizimkiler iz sürmeye devam ederler; karanlık ve gizli işler çeviren birileri onları telefonla tehdit etmeye kalkınca çok korkarlar. Ne kadar meraklı, araştırmacı ve kararlı da olsalar, hepsi birer çocuktur sonuçta; bazen korkudan ürperdiklerini, adeta kanlarının donduğunu hissederler. Sonunda Kaş’taki arkadaşları Ada’yla internet üzerinden konuşurlar ve Ada’nın polis müdürü babasına ulaşıp olaylarla ilgili olarak kendisine danışırlar. Karmaşık olaylar hem çocukların hem de polisin çabalarıyla aydınlığa çıkacaktır; ama görülecektir ki, hayatta ve romanlarda her zaman her giz çözülmeyebilmekte; bazı gizler sürekli giz olarak kalmaya devam etmektedir.

Bütün Dolunay Dedektifleri dizi romanlarının ve kahramanlarımızın son maceraları Ölüler Ormanı’nın, çocuk okurların, heyecan, serüven ve keşfetme duygularına seslendiğini; meraklı kurgusuyla olaylar arasındaki ilişkileri görüp anlamlandırma, parçadan bütüne gidebilme, analitik düşünebilme gibi düşünsel süreçlerini harekete geçirdiğini ifade edebiliriz. Bu tarz romanlar, bazı hayat tecrübelerini de aktarırlar çocuk ve gençlere; insanları daha iyi tanımaları konusunda onlara yardımcı olurlar. Serüven ve dedektif romanları, Dolunay Dedektifleri dizisi gibi sorumlukla ve dikkatle yazılırsa; içinde heyecan ve korku dozu dengede tutulursa, şiddet unsurlarına yer verilmeden olayların çözümü gösterilirse, çocuk okurların serüven/merak duygularına seslendiği için okumaktan keyif aldıkları kitaplar arasında başta gelirler. Bu kitapların, çocukların düşünsel-mantıksal gelişimine katkılar sağlayabileceğini de özellikle belirtelim.

Dolunay Dedektifleri’nde Mavisel Yener’in incelikli dil ve üslubu, çocuk kahramanların konuşma ve diyaloglarında, roman atmosferini yaratmada yine çok etkin rol oynuyor. Yazarın; korkulu, gizem ve merak dolu bir roman atmosferi yaratmış olduğu görülüyor. Dolunayın soğuk ve soluk ışığında büyüyen gölgeler, karanlıktan gelen fısıltılar, uçuşan yarasalar, karaltılar, mezar taşları, el fenerinin cılız ışığı, karanlığın içinden beyaz bir kedinin ortaya çıkması… ve daha ne çok heyecan!..

Romanda dedektiflik ve araştırma esnasındaki ayrıntıların önemi vurgulanırken, bazen ayrıntıların şaşırtıcı, yanıltıcı ve olayları saptırıcı nitelikte sonuçlara yol açabileceği şeklinde bir görüş ve sonrasında bu görüşün gerçekleştiğini gösteren sahneler yer alıyor. Böylece, başka bir hayat dersi de genç okurların dünyasına sunulmuş oluyor.

Romanın bence dikkate değer ve özgün yönlerinden biri de; olayların izini süren çocukların, okurları aynı zamanda Urla ve çevresinde bir kültür turuna çıkarmaları. Necati Cumalı anı evinden; Urla’nın yerel tarihine; meşhur Urla katmerinden zeytinyağı işliklerine; Karantina adasından; İskele’den, kentin tarihi taş evlerine bir gezi… Romanın sayfaları arasında, pek çok yerel kültür zenginliği, didaktik olmayan bir yaklaşımla, metnin dokusuna sindirilerek işleniyor.

Dolunay Dedektifleri’nde ilk gençlik çağına özgü duygulanmalar, içsel çatışmalar, kardeşler arasındaki çekişmeler, ebeveynlere saygıyla davranma; onların hatalı ve çelişik tutumlarını sorgulama şeklindeki ergenlere özgü davranış biçimleri de, konuşma, tutum ve tavırlar içerisinde sergileniyor; böylece 12 yaş üzeri okurlar kitabın kahramanlarında kendi gerçekleriyle yüz yüze geliyorlar.

Dolunay Dedektifleri çocukluk ve ilk gençlik çağındakilerin ilgiyle, keyifle okuyacakları kitaplar arasında yer alıyor.

(“Dolunay Dedektifleri-Ölüler Ormanı”, roman, yazan: Mavisel Yener, kapak ve resimler: Murat Sayın, 12 yaş ve üzeri, Bilgi Yayınevi, 160 sayfa) 

Gezegenler arasında bir masal evreni “Elma Şekeri Ülkesi”

Masalların pek çoğu ne güzeldir! Masalların içindeki düşler sayesinde yepyeni dünyalara açılırken, gerçekler dünyasını da bambaşka boyutlardan, farklı açılardan görme ve algılama olanağı buluruz. Bir yabancılaştırmanın içinde kendi gerçeklerimizi yeniden gözden geçirebiliriz böylelikle. Masallar, çocukların yaratıcı düş gücünü harekete geçiren, içerdiği mesajlarla onlara çeşitli yaşam deneyimleri aktaran kültürel ürünlerdir. Masallar, insanlara insanlığın çocukluk döneminin bir armağanıdır ve her çocuk okuduğu ya da dinlediği masalda bir şekilde kendini bulur. Anonim halk masallarının yanı sıra, yazarlar tarafından yazılan özgün ve modern masallar da çocuk dünyasında iz bırakır.

Mavisel Yener’in masallarından bir demet, Elma Şekeri Ülkesi’nde, Masalcı Dede’in masal sandığının içinde çocukları bekliyor. Eski masalların anlatıcıları, diyar diyar dolaşırlar, topladıkları düş ve yaşantı parçalarını birleştirip yeni masallar yaratır ve yine diyar diyar gezerek insanlara anlatırlarmış. Çağımıza özgü bilimkurgu tadında masalların yer aldığı Elma Şekeri Ülkesi’ndeki mor sakallı Masalcı Dede, bazen kanatlı bir bulut üzerinde, bazen de görünmez arabasıyla gezegenden gezegene, düşten düşe geziniyor, masal sandığını harika masallarla doldurup dünyalı çocuklarla ve öteki gezegenlerin çocuklarıyla paylaşıyor. “Mavi zamanların mavi ülkesi”nin bin iki yaşındaki Masalcı Dede’si, masal sandığını doldururken biz de onunla birlikte masaldan masala, maceradan maceraya geçiyoruz.

Masalcı Dede, insana özgü bütün zayıflık ve kötülükleri, bilgece bir bakışla izliyor, gösteriyor çocuk okurlara. Kendi gölgesiyle bile kavga eden, öfkeli, huysuz bir adamı masallarına almıyor mesela; aşırı hırslı, kıskanç ve kötücül insanları da. Bazen, mavi bir zarftan çıkan bilgece sözleriyle çocuklara ulaşıyor Masalcı Dede: “Umut edilenle daha sonra gerçekleşen arasında galaksiler kadar uzaklık olabilir kimi zaman. Düş kırıklığı yaratan her olay, içinde armağanını saklar.” sözleri, ışıkla dolduruyor umutsuz kalpleri.

Kitapta pek çok düşsel motif içeren keyifli bir okuma serüveninde yol alıyorsunuz.  Masalcı Dede’nin rüyasına atlayan bilge bir tırtılı mı dinlemek istersiniz, gezegeninden sarkıttığı iple dünyaya çocuk kılığında inen bilgelik yarışması birincisi Çabi’yi mi izlersiniz; kaygıları yüzünden sihirbazlık yapamayan Sihirbaz Milyus’un öyküsünden, Mira gezegenindeki insanların, içlerindeki duyguları gölgelerinin renkleriyle anlatmasına mı geçersiniz; bu düş yolculuğundaki bütün durakların seçimi tamamen size ait. Hepsinin, keyifle defalarca okunabilen masallar olduğunu göreceksiniz. Hayal kurunca mavi; yeni bir fikirle heyecanlanınca şeftali kabuğu rengine dönüşen Mira insanlarının sevimli gölgelerinin, “şeker pembesi” olduğunda hangi duyguyu anlattığını öğrenmek ister misiniz? O halde Elma Şekeri Ülkesi’ne güzel bir seyahat bekliyor sizi de.

İçimdeki çocuğun, kitaptaki Karadelik Masalcısı masalından çok etkilendiğini belirtmeden geçemeyeceğim. “İlksizlerin ilkinde, masmaviliğin orta yerinde, bitmek tükenmek bilmeyen bir karadelik uzanırmış.” diye başlayan bu kara masalda Masalcı Dede’miz, düşlerinde kendisini sürekli çağıran Karadelik Masalcısı’nı ziyarete gider. Görür ki karadelik negatif bir evrendir; burada bütün bilgiler kaybolur; masallar da yitip gider. Karadelik Masalcısı’nın hiç masalı yoktur, masalcılar çağırıp onlardan masallar öğrenir sürekli. Başkalarının masallarını kopyalayıp bir de kapkara bir kitap yazmaya kalkmıştır Karadelik Masalcısı. Sonrasında Masalcı Dede bilgece sözlerinden birini söyleyerek veda eder ona.

Elma Şekeri Ülkesi, okuyanın zihninde yeni ufuklar açan ve yaşam için rehberlik eden bilgece sözleriyle; insanın çelişkili hallerine hoşgörü ve anlayışla yaklaşan Masalcı Dede’si ile gerçek bir masal şöleni sunuyor. Dede’nin muhteşem masal sandığı, daha nice düşlere gitmek üzere küçük okurların keşfini bekliyor.

(“Elma Şekeri Ülkesi”, masal, yazan: Mavisel Yener, kapak ve resimler: Murat Sayın, 8-10 yaş, Bilgi Yayınevi, 96 sayfa.)

Hülya Soyşekerci – edebiyathaber.net (23 Eylül 2013)      

Tüm Yazıları>>>

Cin Ayşe fanzinin 10. Sayısı çıktı. Dosya konusu “Kadınların Manifestosu”, özel bir ek olarak hazırlandı.

Fanzinde yer alan yazar ve yazılar şöyle:

ALİ ARIKAN. Diren Ali bey!

ANİTA SEZGENER. Leyla Erbil’in ‘tuhaf bir kadın’ıyla sitoplazmik bir soluma denemesi

ARZU EYLEM.Tuhaf Bir Yazı

ASLI SERİN. gayret kuşağı

ASLI SERİN.  PHILIPS 42PFL4208K/12 DVB-S FULL HD LED LCD TV

AYŞEGÜL YAYLA.  Ah anne ah! Yaktın beni!

BERAY SELEN.

OPERANIN ‘GERÇEK’ KİMLİĞİ VE SINIRLARI: QUEER YAKLAŞIMLA KADIN/ ERKEK SESİ

DEFNE SANDALCI. Takvim

DENİZ GEZGİN. Köksüz

ECE APAYDIN. Engerek

ELİF KÖKSAL. haydarpaşa dur. Yanma

ELİF KÜÇÜKKOYUNCU. Kambur

ELİF SOFYA. Sonra Hayvan Olacağım

FERAH DOĞAN. yangınlardan sonra çekilen fotoğraflar

GÜLÇİN AKSOY. Hissiyaten hasarlı bir metin

GÜLSEVİL SARİYE DÖNMEZ. Türkiye’de Sol*un Cinsiyeti: Erilleşen İdeolojiler (I.bölüm)

HALİDE EDİP DEMİR. çocuktu gelinim

MAVİ NEŞE. Çiçek

MELİKE KOÇAK. Büyümemin kıpkısa tarihi

NESLİHAN YALMAN. TEPİŞE TAPIŞA, HIRALA GÜM!..

ÖZGE ÇELİKASLAN. kadınların videosu-iv “görüntüyü işgal et”

PETEK SİNEM DULUN. bozuk

RAZİYE KUBAT. fotokopi karga

SİNAN ÖZDEMİR. obsesif kompulsif ve dışım

UYGAR ASAN. SARKİS ve ‘İKİZ’i ve ‘Fark ve Tekrar’

VALIE EXPORT ile söyleşi / Kathy Rae Huffman

ZEYNEP TALAY. ‘Aleviler Gezi’ye geliyormuş’

ZEYNEP ÜNAL. İLAM HAZRETLERİ

edebiyathaber.net (23 Eylül 2013)

Hey dergisinde 25 yıl boyunca çalışan, gazetecilikte 41. yılını dolduran Hulusi Tunca’nın Hulusi Tunca ile Yetmişler adlı kitabı Esen Kitap tarafından yayımlandı.

Tunca’nın 70’li yıllarda Hey’de yayımlanan röportajlarından, o röportajların yayımlandığı haftanın Türk Pop Müziği ve Türk Müziği listelerinden, acı tatlı anılardan oluşan bu kitabı, genç müzisyenlere, genç gazetecilere ve 70’li yılların müzik anlayışına ışık tutacak. Kitapta yer alan röportajlardan bazıları şöyle:

Cem Karaca, “Karnı büyük obur dünya/ Koca Mustafa Kemal’i yedin yine doymadın mı” diye hangi sinemayı inletiyor, arkasında ona hangi dev topluluk eşlik ediyordu? En sevdiği şarkı bu konserde çalındı mı, ilk aşkı Suadiyeli Nesrin bu konseri izledi mi?

Özdemir Erdoğan artık meşhurdu. Genç kızlar peşindeydi ama giyecek doğru dürüst bir pantolonu bile yoktu. Peki o ne yaptı?

Manço & Mongol Bombası nasıl patladı? Patlamanın şiddeti ne kadar sürdü? Barış Manço- Moğollar beraberliğine kimler neden karşı çıktı?

Berkant “Samanyolu”nu 10 bininci kez kimler için, nerede söyledi?

Modern Folk Üçlüsü dağılıyor mu? Üçlünün menajeri Hıncal Uluç, bütün iddialara cevap verdi: “Bizi çekemeyenler, içten çökertmek istiyor…”

Orhan Gencebay ilk röportajında itiraf etti: “Arap Müziği’ni seviyorum ama…”

Selda plak şirketini değiştirdi, transfer ücreti 100 bin lirayı nasıl yediğini anlattı..

Zeki Müren hakkındaki söylentiler için ağır konuştu: “Sayemde ekmek yiyor, sonra da arkamdan konuşuyorlar…”

Ajda Pekkan, Anadolu turnesinin hangi şehrinde hayranlarının elinden polis tarafından, nasıl kurtarıldı. Sanatçı neler yaşadı?

Timur Selçuk Türkiye’de döndü ve ilk sözü ne oldu?

Metin Ersoy’un bir gecede saçlarına ak düştü. Trafik canavarı Kalipso Kralı’nın hayıtından kimleri alıp götürmüştü?

Ersen, Kardaşlar’la, Cem Karaca Moğollar’la birlikte ve müzik dünyasındaki büyük kavga nasıl bitti?

Edip Akbayram son plağı ile “kükredi”… Peki bir zamanlar ona iş vermeyen düğün salonu sahipleri ne yaptı?

Uğur Dündar, Kim Nowak’ı gördükçe kimin yerinde olmak isterdi?

Erkin Koray, hangi plağını Türk Müziği listelerine girsin diye yaptı?

Yurdaer Doğulu “Altın Gitarı” ile kime ninniler çalıp söyledi? O çocuk şimdi ne yapıyor?

Aşık Mahzuni Şerif, “Bestelerimin hakkını vererek okuyan tek sanatçı; Edip Akbayram. Onun dışında adımı anan bile yok. Bestelerimin çilesi bana, paraları onlara gidiyor” diye dert yandı…

Barış Manço & Cem Karaca ölümü nasıl tarif etmişlerdi?

İlhan İrem, İstanbul’a ilk geldiğinde gördüğü manzara neydi?

Pakize Suda, Erol Büyükburç’tan imzalı resim alınca babası ne yaptı?

Sezen Aksu, öğretmen annesi tarafından nasıl sınıfta bırakıldı?

Nükhet Duru neden soyundu?

Zülfü Livaneli, Nazım’ı bestelerken neden zorlanmıştı?

edebiyathaber.net (20 Eylül 2013)

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, e-kitapların disleksili (okuma güçlüğü olan) çocukların okumasını kolaylaştırdığını ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, seçilen 100 çocuğun bir kısmına normal kitap, bir kısmına da e-kitap verdi. Disleksili çocukların, satırlarında daha az sözcük bulunan e-kitapları daha rahat ve hızlı okuduğu belirlendi. Uzmanlar e-kitap formatının çocukların sözcüklere daha iyi odaklanmasını sağladığını belirtti.

20 Eylül 2013

Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar  “Leylim Leylim” adıyla yayımlanıyor. Kitapta 1954-59 arasında yazılmış 60’tan fazla mektup var.

Cumhuriyet‘ten Aslı Uluşahin’in haberi şöyle:

“Tuhaf Bir Erkek” romanının matbaadan çıkmasını beklediği günlerdi. Erkeklerden ve aşktan konuşuyorduk. Konu nasıl Ahmed Arif’e geldi anımsamıyorum. Mektuplardan o gün söz etti. Ölümünün ardından yayımlanmasını düşünmüş, sonra fikrini değiştirmişti. “Onun gibi bir adamın, büyük bir şairin yazdıklarının basıldığını niye görmeyeyim” diyordu.

Mektupların “Leylâm, ömrüm” diye başladığını anlatıyordu: “Öyle lafları vardır onun. Kulunum, diye yazar. Birçok mektup var. Ama birini okursan hepsini okumuş gibi olursun.”

“Tuhaf Bir Erkek” yayımlandığında yaptığımız söyleşide de müjdeyi vermişti; kitap yakında İş Bankası Kültür Yayınları’nca basılacaktı. Ne var ki Leylâ Erbil o “yakın”a yetişemedi, yayımlandığını göremeden hayatını kaybetti.

Biz okurların bekleyişi ise 21 Eylül’de sona eriyor. “Leylim Leylim” hafta sonunda raflarda olacak.

Yazanla okuyan arasındaki giz
Kitabın editörü Ruken Kızıler, sunuş yazısında “Mektup, mektubu yazan ve gönderen ile mektubu alan ve okuyan arasındaki gizdir. Bu iki kişinin arasındaki giz silinemeyecek/değiştirilmeyecek bir biçimde kâğıda aktarılmış, söz uçamayıp çakılı kalmıştır. Tam da bu yönüyle ‘kaleme alındığı anın gerçekliği’ zaman tarafından aşındırılamadan, tüm tazeliği içinde korumaya alınmıştır” diyor.

Zamanın aşındıramayacağı mektuplarda Diyarbakır’da sürgün Ahmed Arif’in sıkıntıları var: Adeta ölümle yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç… Öte yanda, siyasi baskılar, yayın dünyasının ikiyüzlü yanı…

Ama daha önemlisi, okurken “demek böylesi de yaşanmış” dedirten büyük bir aşk… Ahmed Arif “Leylim” diye başladığı bir mektubu şöyle sonlandırıyor:

“Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.”

‘Seni, anlatabilsem seni’
Aşktan öte büyük bir hayranlık onunkisi: “Cihan insanları içinde en güzel, en iyi ve en namuslusu sensin.” Hatta kimi zaman Leylâ Erbil’i kutsuyor: “Bu senin hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden… Güzelliğinden… Kutlu ve saygıya layık oluşundandır.”

Bir yerde de şöyle diyor: “İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arı ve duru.” Bunca paye biçtiği, Tanrılar katına yükselttiği kadını da herkese tanıtmak istiyor: “Elim erse, ayağım tutsa, seni bütün cihanın görebileceği bir kuleye çıkarır ve bağırırdım. ‘İşte insan buna derler! Böyle olmaya çalışın!’ İki milyar beş yüz milyon Âdem evladının seni tanımalarını, öğrenmelerini istiyorum.”

Zaten “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiiri de “Seni, anlatabilmek seni” dizeleriyle başlamaz mı?

‘Oy sevmişem ben seni’
Ahmed Arif, aynı adı taşıyan kitabındaki birçok şiiri Leylâ Erbil’e yazar. “Maviye, maviye çalar gözlerin, yangın mavisine” dediği, “de be aslan karam, de yiğit karam” diye seslendiği, “oy sevmişem ben seni” diyerek içini döktüğü ondan başkası değildir.

Mektuplarının yanında, yayımladığı tek şiir kitabında yer alan ya da o dönemde dergilerde yayımlanan şiirleri de gönderir. Birinde “Sana ulaşmadan, kavuşmadan da bazı iyi mısralar yakaladığım oluyordu. Senden sonra, yahut seninle daha bir şair oldum” demekten kendini alamıyor, ancak şerh düşüyor sözüne: “Önce şiir değil benim için. Önce sen.”

16 Temmuz 1955 yılındaki başka bir mektubunda da benzer ifadeler var: “Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘sen’ olamaz. Bunu yaşamak gerek. En asıl gerçek bu işte.”

Ahmed Arif, onu sade şairliğine değil, hayatta kalmasına da neden olarak görüyor. Sürgünlüğün sıkıntılarıyla uğraşırken, yokluk çekerken Leylâ Erbil onu hayata bağlayan bir köprü gibi: “Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni.”

‘Dostluk, sıcacık bir kuş’
Peki, Ahmed Arif, aşkına karşılık buldu mu? Kızıler sunuş yazısında bu soruyu yanıtlıyor:

“Leylâ Hanım bu mektuplarda dostluk sınırını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti. Ahmed Arif’in bu konumu kabullendiği mektuplarından anlaşılıyor.”

Gerçekten de duygularını ifadeden geri duramasa da kabullenmişlik büyük ozanın satırlarına yansıyor. Hitaplar “cânım dostum”a evrilirken “dostluk avucumuza sıcacık bir kuş gibi konmuş bir kere” diye yazıyor:

“Ama bunda benim yüküm daha ağırmış ne çıkar? Ya ben bundan hoşnutsam? Ya senin sade var olman bile beni saadetten çıldırtacak tatta bir gerçekse?”

20 Eylül 2013

  • AGYILMAZ - 04/10/2013 - 21:56

    Birisi aşk duyar emek harcar binlerce insanın gönlüne girer ama sevdiği bir dost edasıyla yaklaşır olacak şey mi?
    Ahmet Arif hayranı olarak üzüldüm.Gerçi şair aşk acısı çekmeyince yazamıyorcevaplakapat

Nilüfer Kuyaş’ın yeni romanı Serbest Düşüş Can Yayınları’nca yayımlandı.

Yıllar önce Fransa’da geçirdiği ve ölümden döndüğü bir tren kazasından sonra, yaşamın nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu düşünmektedir Şirin. Ancak, kazaların, toplumsal felaketlerin psikolojik etkisi yalnızca bu değildir elbette. Kişisel yaşamında da onu sarsacak içsel kazaların ve düşüşlerin yaşandığını, yaşanacağını fark ediyor. Tıpkı İkiz Kuleler’den sağ kurtulmayı başaran sevgilisi Suren gibi… 

Serbest Düşüş, olaydan çok, iç hesaplaşmalara dayalı bir roman. Nilüfer Kuyaş’ın dinamik, akıcı ve derin bir dil yakaladığı roman, son derece sıradan günlük olayları anlatırken ruhsal analizler yapıyor. Kimi insani erdemleri, nezaketi, sadakati, değişim olgusunu, gelecekle ilgili kadınların da erkeklerin de ayrı yollardan da olsa duydukları kaygıları sade bir dille anlatıyor.

Hayal gücü ve ölümcül felaketlerin insan hayatı üzerindeki dönüştürücü etkisini bu romanda tüm yönleriyle görmek mümkün.

Oynamayı bilmiyorum. Hiç öğrenemedim. Şimdi oynamak istiyorum. Şehir beni çağırıyor. Sonunda buluyorum birlikte oynayacak birisini. Gene beceremiyorum. Kuralları bilmiyorum. Meğer kural falan yokmuş…”

Nilüfer Kuyaş, İstanbul’da doğdu, Robert Kolej’de okudu. Lisans eğitimini ABD’de Wellesley College’da tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyal psikoloji yüksek lisansı yaptı. Londra’da BBC’de radyo yapımcısı ve sunucu olarak çalıştı. Türkiye’de kısa bir dönem televizyon programı hazırladı ve sundu. Sabah, Milliyet ve en son Taraf gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı Başka Hayatlar 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazandı. 2007’de yayımlanan ilk romanı Yeni Baştan’ı 2011’de Ada’daki Ev izledi.

edebiyathaber.net (20 Eylül 2013)

Yitik Alfabe fanzin, dördüncü sayısında kapak konusu olarak tiyatroda yeni bir çağ açan oyun yazarı John Osborne’u ve Öfke temasını ele alıyor.

Fanzinin bu sayısında “Öfke” olgusuyla ilgili öykü, şiir, deneme, çizim ve fotoğraf çalışmalarının dışında kapak konusunda, detaylı bir Osborne biyografisi ve yazarın Öfke/Look Back in Anger isimli oyunu ve oyunun ana karakteri hakkında incelemeler bulunuyor.

İlk Türk gangsteri olarak anılan Necdet Elmas’ı konu alan “Yeşil Şavrole’nin Efsanesi” isimli öykü bu sayının sürprizlerinden biri olurken, Fanzin Sohbetleri bölümüne, birinci yılını dolduran dost fanzin ve edebiyat oluşumu Yalnızlar Mektebi konuk oluyor.

edebiyathaber.net (20 Eylül 2013)

Aslı Tohumcu’nun, üç kitaptan oluşan “Bolbadim Günlükleri” dizisinin son kitabı olan Kıyamet Kapısı, Günışığı Kitaplığı’nca yayımlandı.8-12 yaşa hitap eden romanı Sedat Girgin resimledi. 

Dizinin ilk iki kitabı Kaya Çıkmazı’ndaki Okul ve Batık Şehrin İşaretinde iyilerle kötülerin sonsuz mücadelesinin bir parçası olmak zorunda kalan kahramanlar, bu defa da efsanelerle dolu, yabancı bir kentte zamanın tehlikeli koridorlarına giriyorlar. Sade ve akıcı anlatımıyla okurunu heyecan dolu bir maceraya ortak eden roman, hem Mardin’in etkileyici tarihinde ve sokaklarında dolaşmanın zevkini tattırıyor, hem de zaman ve kader gibi konularda düşünme fırsatı sunuyor. Meraklı okura yeni keşif alanları açan “Bolbadim Günlükleri” dizisinin 3. kitabı, kâşif ruhlu, macera sever okurları baykuş simgeli iyilerle, tarantula simgeli kötülerin zaman koridorundaki baş döndürücü mücadelesine tanıklık etmeye davet ediyor. 

İki arkadaş Fırat ve Süreyya, beklenmedik bir nedenle geldikleri yabancı kentte dolaşırken, sıradışı bir dükkâna girerler. Süreyya, dükkânın yılan gibi tıslayarak konuşan sahibi Lokman’dan ürkse de merakına yenilir ve eski bir kapıyı açarak gözden kaybolur. Kötülük savaşçıları Nhandular’la iyiliğin koruyucusu Otuslar’a ilişkin sırlarının ağırlığıyla iyice ezilen Fırat, Lokman’ın karşısında çaresizdir. Arkadaşına ulaşmak için, gizemler ve efsanelerle örülü kentte, bambaşka zamanlara açılan yeni kapılar bulmak zorundadır artık…

Aslı Tohumcu, 1974’te Leverkusen’de doğdu, çocukluğu Bursa’da geçti. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü; çeşitli yayınevlerinde editörlük, muhabirlik yaptı, kitap ekleri çıkardı. Gündelik yaşamdaki şiddete karşı farkındalık yaratmayı amaçlayan öyküleri 2003’te Abis adıyla yayımlandı. İkinci kitabı Yok Bana Sensiz Hayat 2006’da yayımlandıktan sonra çeşitli dillere çevrildi. Kadına yönelik şiddeti işleyen öykülerini topladığı Şeytan Geçti adlı kitabıyla son romanı Taş Uykusu 2010’da yayımlandı. Çocuklar için Üç, İkiii, Birr, Ateş! (2012) adlı öykü kitabını ve üç kitaplık “Bolbadim Günlükleri” dizisini (Kaya Çıkmazı’ndaki Okul, Batık Şehrin İşareti, Kıyamet Kapısı, Günışığı Kitaplığı, 2013) kaleme aldı. Radikal Kitap’ta da yazan Tohumcu, eşi ve kızıyla birlikte İstanbul’da yaşıyor.

edebiyathaber.net (20 Eylül 2013)

77 yayınevinin katıldığı 4. Antalya Konyaaltı Kitap Fuarı’na 70 yazar ve sanatçı katılıyor.

Cam Piramit Sabancı Kongre ve Fuar Merkezi’nde, “Kitaplar Yaşadıkça” sloganıyla düzenlenen fuarda; Sinan Yağmur, Ahmet Ümit, Banu Avar, Nihat Hatipoğlu, Uğur Dündar, Cemal Nur Sargut, Ece Temelkuran, İpek Ongun, Nihat Genç, Aret Vartanyan, Cezmi Ersöz, Kahraman Tazeoğlu, Ali Kırca gibi 70 yazar ve sanatçı Antalyalı kitapseverlerle buluşacak.

Saat 10.00-21.00 arasında ziyarete açık kalacak fuar, 25 Eylül’de sona erecek.

edebiyathaber.net (19 Eylül 2013)

Kayseri Belediyesi, tramvay duraklarına kitaplık yaptırdı. Yolcular, bindikleri durakta aldıkları kitabı indikleri duraktaki kitaplığa bırakabilecek.

İsteyen yolcular kitapları evlerine götürebilecek. Tramvay duraklarında gelen yolcular kitaplıklarla karşılaştı. Çoğu yolcu uygulamadan haberdar olmadığından şaşırdığını belirtti. Yolcular, tramvay beklerken boşa geçen vaktin değerlendirilebileceğini ve kitap okuma alışkanlığı kazanabilecekleri görüşünde.

19 Eylül 2013

  • MEHMET ALUÇ - 19/09/2013 - 13:36

    HARİKA BİR UYGULAMA EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜRLER.cevaplakapat

  • Engin Firol - 30/09/2013 - 16:20

    İstanbul trafiği düşünülürse ve otobüste geçirilen zaman düşünülürse belki de en çok kitaplık istanbul duraklarında gerekli. Tebrik ederiz Kayseri belediyesini…cevaplakapat

Süleyman Bulut’un yeni kitabı Aslan Kral Kork, 6-8 yaş grubu için Sedat Girgin’in resimleriyle Can Çocuk Yayınları‘nca yayımlandı.

Kitapta ormanın yeni kralının, ormana korku salmak için kendini olduğundan farklı tanıtmasının ve orman halkının bu duruma sessiz kalmamasının hikâyesi anlatılıyor.

Ormanlar kralı Kükreyen Aslan ölünce tahtına geçen yeni kral, Aslan Kral Kork adını alır ve kendini halkına tanıtmaya karar verir. Kendini olduğundan o kadar farklı tanıtır ki orman halkı, namını duydukları kral ile gördükleri kralın aynı olmadığını, onun ormanın kralı taklidi yaptığını düşünürler ve bir ders vermeye karar verirler.

Daha önce “Toparlacık Nokta ve Arkadaşları”, “Atatürk Hangi Takımı Tutuyordu?”, “Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler 1-2-3” gibi pek çok kitabı yayınlanan Süleyman Bulut, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okudu. İstanbul Radyosu’na çocuk programlarına radyo oyunları da yazan Bulut, o zamandan beri çocuklar için yazmaya devam ediyor.

“Aslan Kral Kork, ilk iş olarak kendini orman halkına tanıtmaya karar verdi.

‘Yeni kralımızın yani benim üç temel özelliğim var ki bundan herkes korkacak,” diye kükredi.

Çevresindekilerin korkmaktan çok şaşkınlıkla kendine baktığını görünce devam etti:

‘Bu üç temel özelliğimi herkes iyi bilmeli ki kimse ben görmedim, duymadım, bilmiyorum demesin!’

Sonra da kuyruğunu havada topuz gibi döndürerek:

‘Bana ağaçkakanı çağırın,’ diye kükredi.”

edebiyathaber.net (19 Eylül 2013)

Almanya’nın en ünlü edebiyat eleştirmeni Marcel Reich-Ranicki hayatını kaybetti. 93 yaşındaki eleştirmen, edebiyat eleştirileri yazmayı ve televizyon programlarına katılmayı sürdürüyordu.

Uzun yıllardır Frankfurter Allgemeine edebiyat ekini yöneten Reich-Ranicki’nin geniş kitleler tarafından tanınıp sevilmesi ise Alman televizyon tarihinin en başarılı edebiyat programlarından biri olan “Edebiyat Dörtlüsü” (Das Literarische Quartett) adlı yapım sayesinde olmuştu.

2 Haziran 1920′de Polonya’da doğan Marcel Reich-Ranicki, 1943 yılında eşiyle birlikte Varşova gettosundan kaçmayı başaran Yahudiler arasında yer alıyordu. Almanya’ya 1958 yılında yerleşen Ranicki, 1960-1973 yılları arasında Die Zeit gazetesinde edebiyat eleştirileri yazdı.

1973-1988 yılları arasında ise Frankfurter Allgemeine Zeitung edebiyat ekinin haber müdürü olarak çalıştı. 1988-2001 arasında ise “Das Literarische Quartett” programını hazırladı.

19 Eylül 2013

4. Uluslararası Ordu Belediyesi Edebiyat Festivali, 3-6 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek.

Ordu Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, dünyanın farklı coğrafyalarından şair ve yazarların Karadeniz’in incisi Ordu’da buluşacağı belirtildi.

Konusu “Sinema Yazarlığı” olan bu yılki festivale; Danimarka, Hırvatistan, Fransa, Slovakya, Bulgaristan, Sırbistan, Suriye, Cezayir ve Türkiye’den birçok şair ve yazar katılacak. Festivalde eleştirmen yazar Üstün Akmen, Milliyet gazetesi yazarı Mehveş Evin, gazeteci-yazar Mustafa Mutlu, oyuncu Orhan Alkaya, Atlas gazetesi yazarı Murat Köksal ve Tansu Şarman, yazar Yılmaz Karakoyunlu’nun yanı sıra bir çok şair, yazar ve yönetmen yer alacak.

Festival boyunca film gösterileri, Yazarlar Evi’nde atölye çalışmaları, okul ziyaretleri, konser ve paneller düzenlenecek.

19 Eylül 2013

Günışığı Kitaplığı tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen çocuk ve gençlik edebiyatı ve yayıncılık konferansı Zeynep Cemali Edebiyat Günü, 28 Eylül Cumartesi Kadir Has Üniversitesi’nde yapılacak.

Zeynep Cemali Edebiyat Günü’nde, yayıncılık sektörüne emek veren yayıncılar, edebiyatçılar, çevirmenler, tasarımcılar, illüstratörler, akademisyenler, resmi ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, eğitim kurumlarından, kütüphanelerden ve basından yetkililer buluşuyor.

Açılış konuşmasını çocuk edebiyatımızın usta yazarı Ayla Çınaroğlu’nun yapacağı konferansta, Prof. Dr. Onur Bilge Kula, okuma kültürümüzün gelişimi için son yıllarda atılan adımları ve gelinen noktayı; Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Kenan Kocatürk, sektördeki yeni gündem başlıklarını ve son gelişmeleri; TÜYAP Kültür ve Sanat Fuarları Genel Koordinatörü, gazeteci, yazar Deniz Kavukçuoğlu, kitap fuarlarının ve edebiyatın kentlerle buluşmasına ilişkin gözlemlerini; iletişim ve pazarlama alanında ülkemizin en önemli uzmanlarından olan Levent Erden, yeni okur profili ve sosyal medya üzerine değerlendirmelerini paylaşacak. Kitap eklerinin yayın yönetmenleri Cem Erciyes, Filiz Aygündüz, Haldun Çubukçu ve Turhan Günay’ın katılacağı panelde, eklerin çocuk ve gençlik edebiyatına bakışı tartışılacak. Sunuculuğunu, çocuk ve gençlik edebiyatının dikkati çeken genç yazarlarından İrem Uşar’ın üstlendiği konferansın kapanış konuşmasını, kuşağının büyük öykü ustası Cemil Kavukçu yapacak.

Günışığı Kitaplığı tarafından düzenlenen uzmanlık konferansı, her yıl olduğu gibi yine çocukların mutluluğuyla taçlanacak. 2009’da veriminin doruğunda yitirdiğimiz yazarın anısına yurt çapında düzenlenen Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın 2013 Ödül Töreni’nde dereceye giren gençler, ödüllerini edebiyatımızın usta isimlerinden alacaklar. Yarışmanın Proje Başkanı, Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Dr. Müren Beykan törende yapacağı konuşmada, 2013 yılı sonuçlarını değişik açılardan inceleyecek. 

Program

08:30   Kayıt ve ikram

09:30   Açılış

09:45   Ayla Çınaroğlu • Açılış konuşması

10:00   Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Okuma kültürümüzün gelişimi için son yıllarda atılan adımlar

10:30   Kenan Kocatürk

Dijital yayıncılıktan yeni telif yasasına sektörde son gelişmeler

11:00   Kahve molası

11:20   Deniz Kavukçuoğlu

Kitap fuarları ve edebiyatın kentlerle buluşması

11:50   Levent Erden

Edebiyat, gençlik ve iletişimde yeni eğilimler

12:30   Öğle yemeği

13:45   Panel – Kitap eklerinin gözünden çocuk ve gençlik edebiyatı

Cem Erciyes, Filiz Aygündüz, Haldun Çubukçu, Turhan Günay

15:15   Cemil Kavukçu • Kapanış konuşması

15:45   ZEYNEP CEMALİ ÖYKÜ YARIŞMASI 2013 ÖDÜL TÖRENİ

Dr. Müren Beykan  • 2013 sonuçlarına bakış

16:15   KOKTEYL

Kayıt

info@gunisigikitapligi.com

LCV Merve Özcan  •  T 0530 280 89 04  •  F 0212 217 91 74

Ulaşım

Kadir Has Üniversitesi, Cibali Yerleşkesi’ne saat 08.30’da Taksim’den, saat 08.45’te Sirkeci’den servis kalkacaktır. Servisler akşamüstü aynı noktalara dönüş için, kokteylin ardından 17.00’den itibaren yerleşke otoparkından hareket edecektir.

edebiyathaber.net (18 Eylül 2013)

Stephen King’in Mahşer adlı romanından uyarlanan Mahşer: Kaptan Trips çizgi roman, Canan Kim’in çevirisiyle Altın Kitaplar Yayınevi’nce yayımlandı.

Hbo’nun Big Love’ı ödüllü yazar Roberto Aguirre-Sacasa ve sanatçılar Mike Perkins ile Laura Martin güçlerini birleştirip grafik sanatla öykücülüğü bir araya getirerek Mahşer’i çizgi romana uyarladılar.

Macera, aşk, kehanet, alegori, hiciv, fantezi dolu roman Mahşer’in ilk bölümü Kaptan Trips’te farklı biyolojik maddelerin üretildiği bir proje anlatılıyor. Bilenler ona Mavi Proje diyor. Charlie Campion, karısı ve çocuğu için bu isim kısa süre sonra ölümle aynı anlama gelir. Ve Charlie’nin hayatına giren çıkan ya da bu hayatın kıyısından geçen zavallılar, ülkeyi baştan başa saran bir viral krizin baş göstermesine aracı olurlar.

Mavi Proje artık bir projenin adı değil, buna maruz kalanların %99’unun ölümüne yol açan şeytani bir salgın, bir ölüm fermanıdır. Ve artık bir yeni adı vardır: Kaptan Trips.

Ama bir avuç insan için o, hezeyanlı kâbuslarda karşılarına çıkan şekilsiz bir figür; karanlık ve klostrofobik mısır tarlalarının arasından bakan, izleyen ve takip eden, kendilerine adeta musallat olmuş bir hayalettir.

edebiyathaber.net (18 Eylül 2013)

Yekta Kopan’ın 2010 Yunus Nadi ve Haldun Taner öykü ödüllerini alan Bir de Baktım Yoksun adlı kitabı, Arapça ve Bulgarcadan sonra Fan Noli Yayınevi tarafından Arnavutça yayımlandı. 

Bugüne dek 14 baskı yapan Bir de Baktım Yoksun, bir karşılaşmalar kitabı. Kara mizahla yoğunlaştırılmış anlatımıyla Yekta Kopan; okurunu, kentler, kitaplar, resimler, şarkılar, fotoğraflar ve insanlar arasında gezdiriyor. Çok iyi bildiğimiz ama unutmaya çalıştıklarımızı hatırlatıyor.

edebiyathaber.net (18 Eylül 2013)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z