Masthead header

AGS_afis_330x660_page_001Çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri desteklemek ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla Akbank Sanat ve Resim ve Heykel Müzeleri Derneği işbirliğiyle düzenlenen “Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması” başvuruları başladı.

Resim, fotoğraf, video, heykel, seramik, yerleştirme ve yeni medya gibi çağdaş sanatın tüm ifade biçimlerine yer veren yarışma, bu yıl “Geçmiş Gelecek” temasında gerçekleştirilecek.

Adayların 4 Ocak – 2 Nisan 2016 tarihleri arasında akbank_gso@akbank.com internet adresi üzerinden ya da posta yoluyla başvurabileceği yarışma; tüm T.C. vatandaşlarının, Türkiye’deki Güzel Sanatlar Fakültesi, İletişim Fakültesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi ve  Sanat ve Tasarım Fakültesi  3. ve 4. sınıf, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin katılımlarına açık.

Yarışma jürisinin değerlendirmesi sonucu; birinciliğe değer görülen eser 15.000 TL., ikinci 10.000 TL., üçüncü ise 5.000 TL. para ödülü almaya hak kazanırken, ödül alan ve jüri tarafından sergilenmeye değer görülen eserler, 25 Mayıs – 30 Temmuz 2016 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta düzenlenecek sergiyle sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Başvuru ve Ayrıntılı Bilgi İçin:

www.akbanksanat.com/akbank_gso

akbank_gso@akbank.com

Tel: 0 212 252 35 00- 131

Akbank Sanat İstiklal Cad No: 8 34435 Beyoğlu İstanbul

“Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü” Yarışma Takvimi

Başvuru Tarihleri: 04 Ocak – 02 Nisan 2016

Sergilenmeye değer görülen eserlerin açıklanması: 22 Nisan 2016

Akbank Sanat Ödülü kazanan eserin açıklanması: 24 Mayıs 2016

Sergi süresi: 25 Mayıs – 30 Temmuz 2016

edebiyathaber.net (5 Ocak 2016)

mehmet fotoYeni yılın bu ilk yazısını eski yılın son günü yazıyorum. Daha geçtiğimiz hafta bize hâlâ sonbahar, kış uğramadı buralara demiştim. Hatta bir adım daha öne giderek yağmurlar yağmadı, kar zaten düşmez diyerek baskılamıştım. Gelin görün ki hava birden döndü ve bu satırları camın önünden uçuşan kar tanecikleri eşliğinde yazıyorum. “Eski yılın son günü” diye yazmak içimde bir mutluluk uyandırdı. Oysa takvim yapraklarının değişiminden ibaret olduğunu da bilirim bu durumun. Döngü aynı şekilde devam eder fakat eski yıl, yeni yıl söyleminden kurtulamam. Giden yılı çok çabuk unutmak, etkisinden kurtulmak istiyorum bu yıl. Uzun zamandır böyle hissetmemiştim. Giden yılı uğurlarken, gelen yılın en az giden kadar güzel olmasını dilerdim. Bu yıl bunu diyemiyorum.

Özelimizde birçok sağlık sorunuyla boğuştuk, çok yorulduk. Bunu bir yana bıraktım, toplumsal olarak da yaşamadığımız acıları yaşadık. İşte bu yüzden takvim yaprakları dönerken bu döngüyü de kırsın istiyorum. Yeni bir sayfa, temiz bir sayfa açılmasını diliyorum. Çünkü “barışı seven bizler için hüzün verici bir yıl oldu.” Bu alıntı ile Zweig’i de selamlarım.

Çocuklarımız için barış dolu bir dünyaya ihtiyacımız var. Barış dolu bir dünya da kitaplarla gelecek biliyorum. Dışarısı bu denli soğukken sıcak bir kitaba yolculuk yapalım bugün. Olimpos’a gidelim. Güneş, deniz ve tarihin derinliklerinde dolaşırken gizemli bir yolculuğa eşlik edelim. Koray Avcı Çakman’ın kaleminden “Gizemli Olimpos / Kafadar Kuzenler Antalya’daKırmızı Kedi etiketiyle çocukları bekliyor. Kışın soğuğundan uzaklaşmak için iyi bir fırsat “Gizemli Olipos.”

Kafadar Kuzenler’i daha önce “Esrarengiz Testi”, “Midas’ın Peşinde” ve “Efes’in Sırları” adlı kitaplardan biliyoruz. İşte şimdi de Olimpos’tayız.

Eren, İrem, Burcu, Tolga yaz tatili için Ozan dayılarının yanına giderler. Ozan dayı bir turist rehberidir ve Kafadar Kuzenler de Ozan dayıyla gezilere katılırlar. Bu geziler sayesinde de eski yerleşim yerleriyle ilgili birçok şey öğrenirler. Ne de olsa burası Anadolu. Taşı toprağı tarih olan Anadolu. Kazdıkça her katmanında farklı bir kültür barındırdığını gördüğümüz Anadolu. Dört kafadar kuzenden biri olan Eren’se dedektif romanlarını çok sevmektedir. Onun için gezilen, görülen yerlerden daha çok insanları gözlemlemek önemlidir. Gözlemler çünkü okuduğu kitapların da etkisiyle Eren, herkesin tarihi eser kaçakçısı olabileceğini düşünmektedir.

Yine bu gezilerden birinde ormanın içinden geçerken, iki kişinin konuşmasını duyar Eren ve adamlardan şüphelenir. Diğer kuzenler İrem, Burcu ve Tolga, Eren’in dedektiflik merakını bildikleri için inanmak istemezler. Peki, Eren gerçekten haklı mı, yoksa hayal dünyasında mı? Kitabın sonunu tabi ki söylemeyeceğim fakat günümüzde çok sık karşılaştığımız rantiyecilerle burada da karşılaşacağımız bilinsin.

Çocukların iyi insan, kötü insan ayrımını kitaplarda görerek öğrenmeleri mutluluk verici. Zaten kitaplar yaşama dair ne varsa vermeliler çocuklara. Kitaplarda öğrendiklerini yaşamda uygulayabilmeliler çocuklar.

2016 öncelikle hepimiz için sağlıklı geçecek bir yıl olsun. Kitaplar başucumuzdan, elimizin altından eksik olmasın. Geçinecek kadar para, mutlu edecek kadar huzur. Ve BARIŞ. İllaki BARIŞ!

E daha ne isteriz başka…

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

Sinema Terspektif Ocak 2016Sinema Terspektif dergisinin Ocak sayısı yayımlandı.

2016’nın merakla bekleneni ‘Carol’, ‘Listen to me Marlon, 2015’in en iyi animasyonlarından ‘Shaun The Sheep’, toplumsal cinsiyet odağında ‘Othello’ analizi, Charlie Chaplin’in Son Dansı, Sergei M. Eisenstein‘ın devrim üçlemesi, ‘Die Welle’, Debussy’nin dönemsel ayrıcalığına yakın bakış, ‘To Rome With Love’, ‘Man on the Moon’ ve ‘Gecenin Kanatları’ dergide yer alanlar arasında.

Oyuncular Hülya Koçyiğit, Devrim Yakut, Ertan Kılıç ve yönetmen Deniz Özden bu ayın konukları…

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

gul-ersoyGül Ersoy, son yıllarda yayımlanan kitaplardan en beğendiği 9 tanesini Edebiyat Haber okurları için sıraladı: 

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

yigit-okurŞair, yazar Yiğit Okur yaşamını yitirdi.

O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanıyla 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Okur’un Deniz Taşları romanı da 2005 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görülmüştü.

Yiğit Okur kimdir?

1954 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. 50’li yıllarda Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde şiirleri yayınlandı ve çeşitli roman, oyun çevirileri yaptı. 1958 yılında hukuk öğrenimi için İsviçre’de Cenevre Üniversitesi’ne gitti. 1965 yılında yurda döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 40 yıllık bir aradan sonra Hulki Bey ve Arkadaşları romanıyla yazın dünyasına geri döndü. O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı. Deniz Taşları romanı ise 2005 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü.

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

hakan-5464564Akademi Jurnal’de roman yazmak isteyenlere ve meraklı okurlara yönelik Hakan Bıçakcı ile edebiyat atölyesi 26 Ocak’ta başlıyor.

Katılımcılar, öykü ve roman yazarı Hakan Bıçakcı  ile  8 hafta sürecek bir edebiyat yolculuğuna çıkacaklar.  Anlatının temel ilkeleri, klasik, modern, post modern, fantastik, gotik ve bilim kurgu roman türlerinin yazım teknikleri ve sinemanın kurgu biçimlerini öğrenirken, mitoloji, edebiyat, sinema tarihi üzerine konuşacak, düşünecek, birlikte yazı çalışmaları yapacaklar. Atölye kontenjanı 10 kişi ile sınırlı.

Atölye başlangıç tarihi: 26 Ocak Salı, 19.30

İletişim ve başvuru: www.akademijurnal.com

Tel: 05356175071

Adres: Asmalımescit, Jurnal sokak, no 10/3. Beyoğlu

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

  • FİLİZ EROĞLUER - 13/01/2016 - 15:33

    sadece hafta içlerimi bu etkinlik hafta sonları da olamıyor mu hafta içi çalışıyorum ve Beyoğlu bana çok uzakcevaplakapat

e-kitapBabil.com‘a göre, 2015 yılının en çok satan 10 e-kitabı şöyle:

  1. Küçük Prens/ Can Çocuk Yayınları
  2. 1984 / Can Yayınları
  3. Dönüşüm / Sis Yayınları
  4. Aforizmalar / Sis Yayınları
  5. Cahillikler Kitabı 1 – Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz /NTV
  6. Kendini Aramak / Papersense
  7. Devir / Can Yayınları
  8. Avucunuzdaki Kelebek / Elma Yayınevi
  9. Tarihimizdeki Garip Olaylar / Maya Kitap
  10. Hz. Muhammed’in Hayatı / İnsan Yayınları

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

 

refikdurbasMücadeleyle, emekle yoğrulan insanların arasından geldiğinden midir, yoksa o insanları yazdığından mı; hayatın izi sürülüyor Durbaş’ın kaleminde. Gazetecilik ile şairlik, kâh omuz omuza kâh birbirinden rol çalarak yürüyor.

“Ömrümü soruyorsun şimdi bana:

Ömür, bir merdiven değil midir

her basamağında çocukluğun ayak izi olan…”

Refik Durbaş’a ömrünü sorduk. Kolay değildi bir şairin, hele ki gazeteci bir şairin onca girintili çıkıntılı yolları bir çırpıda özetleyivermesi. Ama kolaydı da çünkü Refik Durbaş’tı ifade eden. “Hayatın izini sürmeye gelmişti dünyaya” herkes gibi. Altmış yaşına armağan ettiği “Kırk Dört Sıfır Dört” kitabının ilk şiirinde dediği gibiydi. O yüzden önce çocukluk ülkesinden başladı anlatmaya.

Anne-babası evlendikten sonra İzmir’den Erzurum’a gitmişti. Durbaş, Erzurum’da başladığı ilkokulu, 1954’te dedesinin ölümüyle göçtükleri İzmir’de, Necatibey’de bitirmişti. Salihli’de başladığı ortadan, Karataş’ta mezun olmuştu. Mahalle çocuğu olarak girdiği Namık Kemal’den 1965’te şair olarak çıkacaktı: “Oturduğum ev Halilrıfatpaşa son duraktaydı. Bir köprü, köprünün başında da 181 Sokak vardı. Köprünün altı, dereydi. Yağhaneler’den zeytinyağı fabrikalarının suları akar, Mithatpaşa’da caminin yanından denize dökülürdü. Osman Kibar o evleri istimlâk etti. Ben liseye başlayana kadar o dağlarda uçurtma uçurdum. Telden arabalar yapardım. Pekos Bill, Teksas Tommiks, Mike Hammer okurdum. Geceleri karpuzdan fener yapıyorduk. Mahalle çocukluğu… Aklımda şiir yazmak falan yoktu. Lisede edebiyat hocamız İsmet Kültür bize kitaplar getirdi. Sonra ‘Genç Kalemler’ dergisini çıkarmaya başladı. Derste yazdırdığı kompozisyonları dergide yayınlıyordu; hikâye yazmaya başladım. Mahallede başımızdan geçen şeyleri… Sonra bunları Çocuk Haftası dergisine gönderdim. on sayfa yazıyorsun; dergide çıkıyor, on santim. ‘Şiir yazsam yazmam kolaylaşır’ dedim. Şiir yazmaya başladım.”

Sanat paraya tahvil edilmemişken…

O yıllar henüz, sanatın paraya, şöhrete ve sansasyona tahvil edilmediği yıllar… Gazetelerin şiir yayınladığı, İzmir Radyosu’nda Nahit Ulvi Akgün’ün beğendiklerini okuduğu, sonra bunun gazetede haber olduğu; yani okurun da yazarın da akacak mecra bulabildiği ve bir öğretmenin, bir yaşamı değiştirebildiği (belki de hayatın, kendi şiirini yitirmediği) yıllar. Refik Durbaş’ın yayınlanan ilk şiiri 1962’de Ege Ekspres’te çıkan “Velvele”ydi. Lisede Gündüz Badak ile Evrim dergisini çıkardılar. Basın İlan Kurumu sanat dergilerini, arka sayfasına verdiği ilanla desteklerdi. Evrim, yedi yüz elli liralık bu destekle çıktı ama çok sürmeyecekti: “Anadolu’nun birçok yerinde kültür-sanat dergileri çıkıyordu. Sonra büyük gazeteler Basın İlan Kurumu’na dedi ki; sen bu ilanları sanat dergilerine verme. Biz her gün iki sayfa sanat sayfası yapalım. Böyle bir dümenle dergilerin gelirini kestiler.”

İlanlar kesilince aralarında Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Güven Turan’ın bulunduğu Ankaralı sekiz edebiyatçı, İstanbul’dan Halil İbrahim Bahar ile Günay Altıntaş, Evrim’e destek verdi. “Türk dili ve edebiyatına git, öğretmen ol. Sonra buraya gel. Ben emekli olacağım, benim görevimi sen alacaksın” diyen öğretmeni İsmet Kültür’den etkilenen Refik Durbaş, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazanmıştı. İstanbul’a gitti, Evrim kapandı ve yeni bir dönem başladı:

“Soyut dergisinde asıl şiirlerimi yazdım. Beyazıt’ta üniversitenin karşısında Beyaz Saray diye bir han vardı. Alt kısmı kitapçılarla doluydu. Bir sanatçı mahfeliydi. Her hafta Behçet Necatigil, Beşiktaş’tan gelir, Beyazıt’ta oturur, on beş günde bir kafa çekerdi. Öyle bir arkadaş çevresi oldu. 1967’de, ‘60 kuşağı şairleri olarak on beş kişi, onar lira verip Alan ‘67’yi çıkardık. Güven Turan Samsun’dan, Ataol Ankara’dan para gönderirdi. Ancak dört sayı çıktı.”

Şiirli röportajlar

Devinim, Gösteri, Sanat Olayı, Papirüs gibi birçok dergide şiirleri yayınlanan Durbaş, 1967’de Yeni İstanbul’da gazeteciliğe başladı. Durbaş’ın solcu şairlerle dostluğu, hocası Mehmet Kaplan’ı rahatsız ediyordu. Cumhuriyet’e geçip 12 Mart döneminde de tezini sununca, ipler koptu. Hocası, “Ne ulan! Tez mez

yok sana. Komünist gazetede çalışıyorsun” deyince, Durbaş bir daha okula uğramadı.

melihcevdetandayYirmi yıl Melih Cevdet Anday ile çalıştığı Cumhuriyet’ten 1992’de emekli olduktan sonra Sabah’ta kitap ve sanat sayfaları yaptı. Yeni Yüzyıl’ın kültür-sanat sayfasını yönetti. Sabah’ta yazdı. Halen Birgün’de köşe yazarı.

Durbaş’ın gazeteciliği ile şairliği, kimi zaman omuz omuza kimi zaman birbirinden rol çalarak gitti. Mesela Cumhuriyet’teki bir matbaa işçisi çocuğu yazdı, “İkinci Baskı” diye. Ya da haber yaparken şiir üretti: “Kapalıçarşı için Hasan Cemal benden röportaj istedi. Kapalıçarşı’yı üç gün dolaştım. ‘Çarşı-yı Kebir’ diye uzun bir şiir yazdım. Hasan Cemal’in önüne koydum. ‘Gazetede şiir mi olur’ dedi. ‘Röportaj’ dedim. ‘Olmaz’ dedi. Düzyazı haline getirdim, gazetede öyle çıktı. Mesleğimin iyi yanı da oldu kötü yanları da… Bazen şiirde kullanacağım imgeler, gazete yazılarına serpildiği için uçup gitti.”

1981’de evleninceye ve askere gidinceye kadar devletle ilişkisi olmayan, askerliğini yapmadığı için yurt dışına çıkamayan Durbaş, yıllık izinlerini Türkiye gezileriyle geçirdi: “Otobüse binerdim. Nereye gidiyor? Eskişehir’e. Bir gün kalırdım, orada dolaşırdım, yola çıkardım. Otobüs nereye gidiyor? Van’a. Oraya giderdim… Evlendikten sonra karıma dedim ki, ‘Cumhuriyet’te otuz gün -hatta on yılı geçtikten sonra kırk beş gün- iznim var. on beş gün seninle Bodrum’a, Assos’a gideriz, tatil yaparız. On beş gün ben başımı alıp giderim.’ Trene biniyordum Diyarbakır’a, Erzurum’a gidiyordum.”

Hem bu şekilde hem de meslek gereği Türkiye’nin gezmediği yeri kalmadı, Durbaş’ın. Siyaset haberlerini dahi halktan toplar olmuştu: “Mehmet Kemal’den öğrendim onu. Seçim öncesi nabız yoklama haberlerine gönderirlerdi. Muhabirler parti binalarına gider, parti başkanlarıyla konuşur. Mehmet Kemal ile Kırklareli’nde hamama gittik. Sonra berberlerin çok konuştuğunun ve insan sarrafı olduğunun farkına vardım. Bir mahalleye gider, berbere sorardım, hangi parti alacak diye. Parti binalarına gitmezdim.”

“Gerisi sorulmaya”

Refik Durbaş, “ey ezilmişlik! / bir gün ben de ulaşacağım kapılarına. / yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım” dediği gibi emekten, emekçiden yana ya hep; onun şiiri için, “İlk döneminde İkinci Yeni etkisindeydi, sonra toplumculuğa yöneldi” diye yazılır. Evet, İkinci Yeni etkisiyle başlamıştı şiire çünkü o yıllarda Nazım Hikmet yasaktı mesela. Ama hayır; Refik Durbaş İkinci Yeni’yi, toplumculuk karşısına topyekûn terk etmiyordu:

“Yön dergisi Nazım Hikmet’in şiirlerini yayınlamaya başladı. Zaten halkın içinden çıkmış, çalışan bir adamdım. Hükümet konağının altında üç yıl gazete sattım. Birden o dünyayı keşfettim. Onu da kullandım, İkinci Yeni şiirinde. Divan şiirinin ve halk şiirinin de etkisi oldu. İkinci Yeni’ye bakınca, Sezai Karakoç da var İlhan Berk de ama abuk sabuk bir sürü şiir de çıktı. ‘Şiir anlamsızdır’ diye bir şey uydurdular, bunu da İkinci Yeni’ye mal ettiler. Aslında öyle değil.”

Bazen altı ay eline kalem almadığı oluyor Durbaş’ın. 2004’te ise üç yüz altmış beş şiir yazmış; “Altmış yaşıma armağan” diyerek. “Şiir, bisiklete binmek gibidir. Bir öğrendin mi unutmazsın. Bana şiir yazmak daha kolay geliyor. Bazen yazı istiyorlar. Diyorum ki, şiir olarak yazayım” diyen Durbaş, Melih Cevdet’i anıyor: “Melih Cevdet artık kimseyle görüşmek istemiyordu. Ama şiir yazıyordu ve mesela t’lerin kuyruğunu yapamıyordu.” Durbaş, Dağlarca’nın dediğini düstur edinmiş kendine: “Çocuk ve Allah çıktığı zaman bir genç, ona şiirlerini gösteriyor. Dağlarca, ‘Tanrı sana öyle bir güç verecek ki, sağ kolunu kestiği zaman İstanbul’un, sol kolunu keserse Türkiye’nin, sağ bacağını keserse Balkanların, sol bacağını keserse Avrupa’nın en büyük şairi olacaksın diye anlatıyor. Çocuk bacakları gidince ‘Dur!’ diyor, ‘Başlarım onun şiirine!’ Dağlarca da diyor ki; ‘Benim bir gözbebeğim kalsın, bir de kalem tutacak iki tane parmağım. Yeter ki şiir yazayım.’ ”

Ömrünü sormuştuk Durbaş’a; “kendi izdüşümünü” anlattı.

“Refik Durbaş da belki bu yüzden / çocuk gibi çocuk olan kendisinin / izini sürmekte çocukluğuyla… / Gerisi sorulmaya…” idi; sorulmadı.

Duygu Özsüphandağ Yayman – edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

latifeSenem Timuroğlu’yla “Edebiyatta Feminist Duruş 2 Atölyesi” 27 Şubat’ta Gümüşlük Akademisinde başlıyor. Bu atölyede Sevim Burak, Emine Sevgi Özdamar ve Latife Tekin‘in yapıtları ele alınacak.

Beyaz, üstünlükçü, burjuva,   Erkek “İnsan” ve “Aklı”nın ötesinde bir Dil Kurmanın İmkânları üzerine konuşulacak. Bu Aklın edebiyatının dışına çıkabilmiş, sözünü bu dilin sınırlarının dışında kurabilmenin peşinde yazarların yapıtları ele alınacak.

Atölyenin teorik çerçevesini Jacques Lacan,  Jacques Derrida , Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin felsefesi ile bu felsefeyi dönüştüren Fransız Feminist kuramcıları Julia Kristeva, Luce Irigaray, Hélène Cixous ve İnsan Sonrası tahayyülüyle Rosi Braidotti oluşturacak.

1.Hafta: 27 Şubat Cumartesi 
Sevim Burak: “Delilere Yazacağım. Aptallara da Sevgim Var!”
Katılımcıların Yanık Saraylar adlı yapıtı okuyup gelmeleri gerekmektedir.
2.Hafta: 5 Mart Cumartesi
Emine Sevgi Özdamar:  YersizYurtsuzlaştırılan Dil.
Katılımcıların Hayat Bir Kervansaray adlı yapıtı okuyup gelmeleri gerekmektedir.
3.Hafta: 12 Mart Cumartesi
Latife Tekin:  “İyi Edebiyat Doğaya Aittir; Dağların, Irmakların Yanına Eklenir”
Katılımcıların Ormanda Ölüm Yokmuş ve Unutma Bahçesi adlı yapıtları okuyup gelmeleri gerekmektedir.

*3 hafta, 9 saat
*Gümüşlük Akademisi Vakfı yararına yapılacak atölyenin katılım ücreti 300 TL.
*Öğrencilere %15 indirim.
*Katılım 12 kişiyle sınırlıdır.
*Önceden kayıt yaptırınız.

*Adres: Beyazgül Cad. Kireçhane gediği sok.
Numara: 6 / Beşiktaş-Arnavutköy

*Ayrıntılı bilgi, kayıt ve iletişim için:
info@gumuslukakademisi.org
www.gumuslukakademisi.org
0554 345 2991 (10.00 – 19.00 saatleri arası…)

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

ucari25Uçarı dergisinin 25. sayısı yayımlandı.

Dergideki kapak çizimi Gökhan Uvalı’ya ait. Dergide şiirleriyle Serhan Yılmaz, Ahmet Menteş, Nesya Eskenazi, Ali Can Fidan, Nur Karatut, Tan Doğan, Caner Sümer, Serhat Yılmaz, Rasim Demirtaş ve Bekir Dadır; yazılarıyla ve öyküleriyle Necati Şener, Melis Hazal Karagöz ve Muhammet Alparslan Budak bulunuyor.

Derginin iç kısmındaki çizimler ise Ayça Emir ve Duygu Tanrıverdi’ye ait.

Uçarı’yı bulabileceğiniz noktalar:

İstanbul – Taksim – Mephisto Kitabevi
İstanbul – Beşiktaş – Mephisto Kitabevi
İstanbul – Kadıköy – Mephisto Kitabevi
İstanbul – Kartal – Martı Kitabevi
İstanbul – Avcılar – Sanat Evim

İzmir – Alsancak Sevgi Yolu – Mavi Kitabevi

Ankara – Çankaya – Dost Kitabevi
Ankara – Çankaya – Ada Kitabevi

Bursa – Nilüfer – Ezgi Kitabevi

Kocaeli – Gebze – Çağrı Kitabevi

Trabzon – Merkez – Ra Kitabevi

Tekirdağ – Çerkezköy – Ütopya Kitabevi

Eskişehir – Merkez – Adımlar Kitabevi

Edirne – Merkez – Ana Kitabevi

Sakarya – Merkez – Mısra Kitabevi

Gaziantep – Merkez – Don Kişot Kitabevi

Yalova – Merkez – Yalova Kitabevi

Konya – Meram – Pera Sahaf&Kitabevi

Denizli – Merkez – Halikarnas Kitabevi

Giresun – Merkez – Sahafzade Kitabevi

Antalya – Merkez – Kitap Kurdu Sahaf Kitabevi

Adıyaman – Merkez – Mavi Kitabevi

edebiyathaber.net (4 Ocak 2016)

cnrCNR Kitap Fuarı, “Engelsiz Bir Dünya” temasıyla, 600 yayınevinin katılımı ve 900’ün üzerinde kültürel etkinlikle 4-13 Mart tarihleri arasında kitapseverlerle buluşacak.

Bu sene uluslararası kimlik kazanan CNR Kitap Fuarı, aralarında Almanya, Meksika, Bosna Hersek, İngiltere, Makedonya, Arnavutluk, Arjantin, Kolombiya, Bolivya’nın bulunduğu 19 ülkeden 104 yayınevine de ev sahipliği yapacak. Fuarda, ana dili Arapça olan, Filistin, Lübnan, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden 85 yayıncı, “Arap Ülkeleri Yayıncıları Özel Bölümü”nde yer alacak.

CNR Kitap Fuarı’nın bu yılki teması: “Engelsiz Bir Dünya” olacak. Fuarda, 9 gün boyunca engelliler tarafından yayınlanmış eserler okurlarla buluşacak, engelliler tarafından kültürel faaliyetler yapılacak. Fuar kapsamında Engelsiz Dünya Platformu tarafından “9 Dakikada Engelsiz Dünya Platformu Gönüllüsü Ol Eğitim Programı”, “Kör Topal Konferanslar”, “İşaret Dili Şarkı Etkinliği”, “Özel Canlandırma”, “Sessiz Konferans” gibi etkinlikler düzenlenecek.

Onur yazarı Semavi Eyice

CNR Kitap Fuarı’nın bu yılki onur yazarı, Osmanlı ve Bizans sanatına ilişkin çalışmaları ile tanınan, Prof. Dr. Semavi Eyice.

Semavi Eyice için 5 Mart’ta “Öğrencilerinin Gözüyle Semavi Eyice” panelinde, Fatih Güldal, Sinan Genim, Nazan Atasoy, Nil Aykon konuşmacı olacak. Eyice, 13 Mart’ta ise, Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan’ın konuğu olacak.

Fuarda paneller, söyleşiler, çocuk etkinlikleri, dinletilerle birlikte dokuz gün boyunca 900’ün üzerinde kültür etkinliği gerçekleşecek.

Geçen sene 318 bin kişinin ziyaret ettiği CNR Kitap Fuarı’na bu yıl 400 bin ziyaretçi bekleniyor.

edebiyathaber.net (3 Mart 2016)

en çokBabil.com verilerine göre 2015 yılında en çok satan 10 kitap şöyle sıralanıyor:
  1. Bülbülü Öldürmek / Sel Yayıncılık 
  2. Küçük Prens / Can Çocuk Yayınları 
  3. Zamanın Kısa Tarihi / Alfa Basım Yayım Dağıtım  
  4. Kafamda Bir Tuhaflık / Yapı Kredi Yayınları 
  5. Sineklerin Tanrısı / İş Bankası Kültür Yayınları 
  6. Kürk Mantolu Madonna / Yapı Kredi Yayınları 
  7. Türklerin Tarihi / Timaş Yayınları 
  8. 1984 / Can Yayınları 
  9. Marslı / İthaki Yayınları 
  10. Sofie’nin Dünyası / Pan Yayıncılık 

mmunganI

1955 doğumlu olan Murathan Mungan, içinde bulunduğumuz günlerden yaklaşık yirmi yıl önce kendisine ve okurlarına kırkıncı yaş hediyesi olarak Murathan’95’i yayımlamıştı.

Sonrasında, aradan bir on yıl daha geçmiş ve bu sefer de yazarın ellinci yaşı hediyesi olarak Elli Parça yayımlanmıştı.

Her iki kitap da yalnızca bir kez basılmış özel seçkilerdi. Bu nedenle kitaplar bugün, içeriklerinden bağımsız olarak birer koleksiyon nesnelerine dönüşmüş durumdalar.

II

Murathan Mungan’ı takip eden okurları, yazarın altmışıncı yaşı için de bir “hediye kitap” beklentisine çoktan girdiler. Mungan’ın gündeminde böyle bir kitap projesi var mı bilemiyorum ama yazarın altmışıncı yaşı şerefine yayımlandığını varsayabileceğimiz bir kitap, “Harita Metod Defteri” yakın zamanda raflardaki yerini aldı.

Mungan, “Niyet” adını verdiği giriş yazısında Harita Metod Defteri’nin ortaya çıkış sürecini şu cümlelerle anlatıyor:

“Bu kitapta yer alan bazı metinlerde anlattıklarımın o sıralar yazmakta olduğum Paranın Cinleri içinde yer alacağını düşünüyordum. Oysa hiçbir hayat tek bir kitaba sığmaz; kitap bitmişti ve geride daha anlatmadığım pek çok şeyin kaldığını görüyordum. Sanırım Paranın Cinleri’ni takip eden ikinci bir kitap yazmak düşüncesi böyle doğdu.” (s. 13)

Okuyanlar bilirler, Paranın Cinleri, 1997 yılında yayımlanır ve Mungan’ın çocukluğunu merkeze alarak anılarını anlattığı on kısa bölümden oluşur. Kitabın tamamı 95 sayfadır ve kitabı oluşturan on anlatının altısı daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmıştır.

Harita Metod Defteri ise Paranın Cinleri’ne giremeyen metinlerin üzerine onlarca parçanın eklenmesiyle oluşturulmuş bir kitap.

Kitap 45 bölümden ve 414 sayfadan oluşmakta.

III

Harita Metod Defteri’ni çok boyutlu bir kitap olarak niteleyebiliriz.

Murathan Mungan çok farklı alanlara yayılmış elliden fazla kitaba sahip bir yazar. Seçkilerle beraber yetmiş civarında kitaba imzasını attığını söyleyebiliriz. Bu denli çok yazmasına rağmen Mungan için “ketum” bir yazardır diyebiliriz. Mahremiyetine son derece önem veren Mungan, geçmişinin ve özel hayatının bir kısmını Paranın Cinleri ve Harita Metod Defteri aracılığıyla okurlarıyla paylaşır. Bu açıdan bakıldığında, sözünü ettiğim iki kitap sayesinde biz okurlar, sevdiği bir yazarın geçmişine dair kapsamlı bir yolculuğa çıkarız.

harita-metod-defteriHarita Metod Defteri’nin magazinel boyutunu bir kenara bıraktığımızdaysa, kitabı, edebiyatımızın en özgün kalemlerinden birisinin eserlerinin anahtarı olarak değerlendirebiliriz. Bu çerçevede, kitapları okuyan birisiyle okumayanın Murathan Mungan’ın diğer kitaplarını algılayışları aynı olmayacaktır. Farklı şehirlerde sürdürülen, farklı kültürel kodlara sahip ailelerin içinde olduğu, doğuyla batının çarpıştığı, modernizmle feodalitenin yan yana yaşandığı oldukça sancılı bir yaşam anlatılır bu kitaplarda. Bu yaşanılanlardan çıkarılanlar Mungan külliyatına da ışık tutar.

Harita Metod Defteri’nin bir diğer boyutunu da 20. yüzyılın ikinci yarısına dair gözlemler oluşturur. Bu gözlemler sayesinde, uzun yıllar öncesinin Türkiye’sine dair bilmediğimiz birçok detayı öğrenme şansına kavuşuruz.

Bugün, kültürler mozaiği olarak adlandırıp turistik bir kent olduğunu varsaydığımız Mardin’in göçlerle, sürgünlerle dolu geçmişine, devletin gözünde olağan şüpheli olarak algılanan insanların yaşamlarına, bu yaşam alanında kimliğini oluşturmaya çalışan çocuk ve genç Murathan’ın gözünden bakabiliriz bu kitaplar sayesinde. Bu bakış açısı yalnızca Mardin’le sınırlı değildir. İş, güvenlik, akraba ziyaretleri gibi nedenlerle hikâye zaman zaman Ankara, Tokat, İstanbul, Urfa gibi şehirlere de kayar ve benzer bir bakış açısıyla yapılan değerlendirmeler önemli bir yazarın süzgecinden geçerek bizlere ulaşır.

Kendi adıma kitabın bu boyutunu önemsiyorum. Bizimki gibi toplumsal hafızası zayıf, yazılı kültürle arası hoş olmayan toplumlar için bu tür kitapların hazine değeri taşıdığına inanıyorum.

Harita Metod Defteri’ni, okurlarını kendi geçmişlerini hatırlamaya yönlendiren bir kitap olarak da niteleyebilirim.

Murathan Mungan, yaşadıklarını aktarıp kenara çekilmeyi seçmemiş. Kitapta anlattığı anılarından çeşitli sonuçlar çıkarmış ve yaşanmışlıklarının, benliğine olan etkileri üzerinde uzun uzun düşünmüş.

Bu düşünme biçiminin benzer tecrübeleri yaşasın ya da yaşamasın kitabı okuyan hemen herkesi etkileyeceğine eminim. Yukarıda kitabı okuyanların Mungan’ın diğer kitaplarına olan bakışlarının değişeceğini vurgulamıştım. Bu bakış açısıyla, geçmişlerini didiklemeyi sevenlerin, kendi geçmişlerine farklı bir gözle bakma fırsatı bulabileceklerine inanıyorum.

Harita Metod Defteri’ni okurlarına sunduğu edebi lezzet açısından da değerlendirebiliriz.

Murathan Mungan, eserlerinde çıtayı her zaman yüksek tutar. Bir Murathan Mungan kitabını elinize aldığınızda has bir edebiyatçının cümlelerini okuyacağınızı bilirsiniz. Yazar, dilini ve anlatım biçimini kitaplarının içeriğine göre şekillendirdiği için Mungan külliyatındaki kimi kitapları kendinize daha yakın bulabilirsiniz. Kendi adıma Şairin Romanı’nı ve Cenk Hikâyelerini yazarın başyapıtları olarak değerlendiririm. Kurmaca bir yapıt olmamasına rağmen Harita Metod Defteri’nden aldığım edebi lezzetin adını saydığım bu iki kitaptan aldığım tatla çok yakın olduğunu söyleyebilirim.

IV

Yazımı okuyanlar, Harita Metod Defteri’nin doğrusal bir çizgide ilerlemeyen klasik bir otobiyografi olmadığını anlamışlardır. Yazar, “Bütünüyle özyaşamöyküsel malzemeyle çatılmış olan Paranın Cinleri gibi, Harita Metod Defteri de, içinde yaşanmış bazı olayların, anların, onların bende bıraktığı izlerin, izlenimlerin yer aldığı, hafızamın gerçeklere sadakatine yaslanan, tamamı anılardan oluşan bir anlatı kitabıdır.” (s. 13) diyerek kitabının en güzel tanımını daha başlangıçta yapar.

Bu tanım ışığında Harita Metod Defteri’ne başlayan her okurun Murathan Mungan’la birlikte aslında kendi geçmişine seyahat edeceğine ve bugününe farklı bir gözle bakacağına inanıyorum.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (31 Aralık 2015)

Osmanlilardan_G_Dogu_Akdeniz_Kentleri_en_sonBoğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Biray Kolluoğlu ve Doç. Dr. Meltem Toksöz tarafından yayına hazırlanan Osmanlılardan Günümüze Doğu Akdeniz Kentleri, Neyyir Berktay’ın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Osmanlılardan Günümüze Doğu Akdeniz Kentleri 1350’lerden 1850’lere kadarki uzun dönem boyunca dünyanın en işlek ve canlı ticaret yollarının bulunduğu bölge olan Doğu Akdeniz’in ekonomik ve toplumsal yapısında yaşanan büyük ölçekli değişimleri Osmanlı liman kentleri özelinde konu alıyor.

Yazarların ortak perspektifi, kentleri ekonomik yapıya bağlayan dünya sistemi analizi çerçevesinde düşünmeleri ve sorgulamalarını, “kozmopolitizm kavramını ulus-devlet imgeleminden ve Avrupa hegemonyasından özgürleştirme” hedefi etrafında geliştirmeleri olarak öne çıkıyor. Bu ortak çabanın ağırlık noktasını İzmir, Selanik, Beyrut, İskenderun ve İstanbul gibi 19. yüzyıl küreselleşmesinin kapıları ve düğüm noktaları olan liman kentleri ve onların artalanları oluşturuyor.

Deniz üzerindeki dalgaların sürekli silip yok ettiği yolları haritalamaya çalışan bir kartografya projesi niteliği de taşıyan Osmanlılardan Günümüze Doğu Akdeniz Kentleri, Neyyir Berktay’ın özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı.

Prof. Dr. Biray Kolluoğlu Hakkında

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğretim üyesidir. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı İzmir ve 21. yüzyıl başı İstanbul üzerine yayınları vardır. Araştırma alanları arasında şehir sosyolojisi, tarihsel sosyoloji, milliyetçilik, mekân ve bellek sosyolojisi yer alır.

Doç. Dr. Meltem Toksöz Hakkında

Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesidir. Doğu Akdeniz pamuk tarımı ve ticareti, Osmanlı liman kenti Mersin ve Çukurova tarihleri üzerine yayınları vardır. Araştırma alanları arasında tarih yazımı, geç Osmanlı düşünce tarihi ile devlet ve toplumun modernleşmesi yer alır.

edebiyathaber.net (31 Aralık 2015)

ERSA-Alice Harikalar DiyarıAlice Harikalar Diyarı’nda” defter ve takvimleri ERSA Mobilya tarafından yayımlandı.

Lewis Carroll mahlasını kullanan İngiliz Yazar Charles Lutwidge Dodgson’ın, bir çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyasının ne kadar absürd göründüğünü anlattığı masal, 151 yıl sonra defter ve takvim olarak meraklısıyla buluşuyor.

Defter ve takvimde, Tomris Uyar’ın Türkçe metinleriyle Türkiye’den illüstrasyon sanatçılarının çizimleri bir araya getirildi.

edebiyathaber.net (31 Aralık 2015)

fabisadFantastik ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) üyesi yazar ve çizerlerin öykü, deneme, makale ve çizimlerinden oluşan “FABİSAD Almanak 2015” Entropol Kitap tarafından dijital ortamda ücretsiz olarak yayımlandı.

Geçtiğimiz yılın ve Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin (FABİSAD) panoraması niteliğindeki bu seçki, dernek üyesi yazar ve çizerlerin fantastik, bilimkurgu ve korku türlerinde öykü, deneme, makale ve çizimlerinden oluşuyor. Almanakta yer alan öykü ve makalelerin bazıları daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış eserlerken diğerleri ilk defa bu seçkide okur karşısına çıkıyor.

E-kitap formatında yayımlanan kitabı http://www.entropolkitap.com/kitap/fabisad-almanak-2015/ adresinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

edebiyathaber.net (31 Aralık 2015)

Yordam 21Yordam dergisinin 21. sayısı yayımlandı.

Tanıtım bülteninden:

Bu sayının kapağına karikatürist Asaf Koçak’ın Uğur Kaynar çizimi ve Uğur Kaynar’ın Müsvedde Aşklar şiirinden alınan bir bölüm can veriyor:

“ah benim yaka cebim

yaka cebimde kaybettiklerim

şiir müsveddeleri

müsvedde aşklar

ve köstekli bir saatin kurma kollarına mecbur edilen

zamanın arşı endam yüzü.”

Dergi Uğur Kaynar’ın ‘Uğurlama’ şiiri ile okuyucuya kapılarını açıyor.

Bu sayıda:

Bahadır Ozan Yaşar ‘Demokrasi Kavgacısı ve Şiir İşçisi Bir Adam: Uğur Kaynar’ yazısı ile Uğur Kaynar’ın hayatını,

Soner Kaynar ‘Bu Dünyadan Uğur Kaynar da Geçti’ yazısı ile ağabeyini,

Zerrin Taşpınar ‘Ölümde Yengi Arayan Şair: Uğur Kaynar’ yazısı ile Uğur Kaynar ile tanışıklığını, şiirini ve Madımak’ta dostunun son anlarını,

Hasan Uysal ‘Uğur Kaynar Üzerine’ yazısı ile Uğur Kaynar’dan hatırında kalanları,

Attila Aşut ‘Uğur Kaynar: Doğduğu Yerdeydi Öldüğünde’ yazısı ile edebiyatımızın portresi olan Merdivende Üç Şairi-Uğur Kaynar’ı,

Murtaza Demir ‘Sivas Katliamı/Otelde Son Saatler’ yazısı ile Madımak Oteli’nde yaşadıklarını,

Demet Aykut ‘Derler Ki: Hala Asaf’ın Mızıkasından Çıkan Tınılar Duyulurmuş Madımak’ta’ yazısı ile sönmeyecek acısını yazıyor.

Özgür Özdemir’in hazırladığı soruları cevaplandıran Aziz Aydın Doğan Uğur Kaynar’ı anlatıyor ‘Şiirle Dünyasını Kuran Dostum’ başlıklı söyleşide.

Uğur Kaynar’ın şiirlerinden küçük bölümlere yer veriliyor. Aziz Aydın Doğan Yaba Dergisi arşivini açıp Uğur Kaynar’ın eski sayılardaki ‘Dilbaz’ ve ‘Tiyo’ şiirlerini Yordam ile paylaşıyor.

Soner Kaynar ‘Kardeşime Türkü’ şiiri ile ‘hoşça kal şair dostum/insan kardeşim’ diye sesleniyor.

Derginin arka kapağında Ercan Kesal’ın ‘Ölümüne Seversen Ölürsün’ yazısından alınan ‘Arkadaşım Uğur’ bölümünde:

‘İnsan olmaktan başka bir şey bilmiyor ve elinden başka bir şey gelmiyordu işte.’ cümlesi ile tamamlanıyor dergi.

YORDAM:

Fatih Ağaç Kitabevi

Fatih İnkılab Kitabevi,

Vefa Bilim ve Sanat Vakfı Kitap Satış Reyonu,

Üsküdar İskele Gazete Bayii,

Taksim Mephisto

Kadıköy Mephisto’da.

edebiyathaber.net (31 Aralık 2015)

221B Dergi Kapak Görseli2 aylık polisiye dergi 221B; polisiyede evrensel olanla yerli olanı bir araya getirmek, memlekette polisiyenin merkez üssü olmak amacıyla 7 Ocak’ta çıkıyor. 

Polisiyeye hem akademik temaslar, hem edebi ürünlerle değinecek olan dergi, 7 Ocak’ta dergi satan bayilerde, kitap mağazalarında ve online satışta yer alacak.

221B’nin ilk sayısı, polisiyenin en büyük ve güncel sorularından birini dosya konusu yapıyor: “Dedektif Hikayeciliğinde Altın Çağ, Kara Roman’a Yenildi mi?: Altın Çağ vs. Kara Roman”

İlk sayısının kapak tasarımında Mazhar Bilgiç imzasını taşıyan 221B Dergi yayın kurulunda Ahmet Ümit, Algan Sezgintüredi, Ece Özbaş, Erol Üyepazarcı, Hüseyin Çukur, Özlem Özdemir, Sevin Okyay gibi, Türkiye’de polisiyenin en ünlü isimleri yer alırken dergi sayfalarında Celil Oker, Ceyhan Usanmaz, Derviş Şentekin, Elçin Poyrazlar, Esra Ertan, Fulya Turhan, Levent Cantek, Murat Başol, Oğuz Eren, Özgür Şen, Seda Çıngay, Seval Şahin, Suat Duman, Suphi Varım, Umut Göksal, Yankı Enki gibi kalemler de yer alacak.

Keşfedilmemiş Conan Doyle’lar, polisiyeye gönül vermiş genç Agatha Christie’ler, polisiye ürünlerini bilgi@221bdergi.com adresine gönderebilirler.

İletişim
facebook.com/221bdergi
twitter.com/221b_dergi
instagram.com/221bdergi

edebiyathaber.net (30 Aralık 2015)

chuck.son_.gorsel-600x387Listelist.com’dan Dilek Üğüden’e göre, yeraltı edebiyatının önemli ismi Chuck Palahniuk’un “Tıkanma”sından 12 ezber bozan alıntı:

“Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi, egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık.”

“Ben bağımlıları takdir ederim. Herkesin kör bir kaza kurşununa veya ani bir hastalığa kurban gitmeyi beklediği dünyada, bağımlıların yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini bilmek gibi bir lüksü vardır.”

“…Nihai kaderin kontrolünü birazda olsun eline almıştır ve bağımlılığı sayesinde ölüm sebebi büsbütün sürpriz olmaktan çıkmıştır.”

“Gerçek dışı şeyler gerçeklerden daha güçlüdür. Çünkü hiçbir şey sizin hayalinizdeki kadar mükemmel olamaz.”

“Dünyayı parçalara böldük, ama parçaları ne yapacağımızı bilemiyoruz.”

“Zayıfmış gibi yaparak güç kazanırsınız. Kendinizi güçsüz göstererek diğer insanların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayabilirsiniz. İnsanların sizi kurtarmalarına izin vererek siz onları kurtarırsınız.”

“Bütün bunları öğrendim ve artık geri dönüşü yok. Cahillik bir zamanlar sonsuz mutluluktu.”

“Uğruna savaşacak bir şeyler bulana kadar, bir şeylere karşı savaşmayı seçersin.”

“İnsanın elde ettiği kadını asla düşünmemesi komiktir aslında. Unutamadığın kişi her zaman senden uzakta olandır.”

“Mesela, ömrünün geri kalanını düşündüğünde, asla önündeki bir iki yıldan ötesini kestiremezsin. Otuz yaşına geldiğinde görürsün ki, en büyük düşmanın senden başkası değildir.”

“Vaktimizin çoğunu başkalarının yarattığı şeyleri yargılayarak geçirdiğimizden, kendimiz hiçbir şey yaratamadık.”

“Umudun insanın büyüdükçe terkettiği bir başka evre olduğunu bilemeyecek kadar aptal yetiştirilmiş birini gözünüzün önüne getirin. Kim herhangi bir şeyi sonsuza dek sürdürebileceğini düşünür ki?”

“Sahip olacağın her şey, bir gün kaybedeceğin şeylerden sadece birisidir.”

edebiyathaber.net (30 Aralık 2015)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z