Masthead header

Spinoza: Otoriteye boyun eğmeyen filozof | Hasan Saraç

“Monarşik yönetimin en büyük sırrı, insanları denetim altında tutması gereken korkuyu dinin aldatıcı adıyla örtmek ve böylece onların kurtuluş için savaşırcasına esaret için de savaşmalarını ve yalnızca tek bir insan böbürlenebilsin diye canlarını feda etmeyi utanç verici değil, en şerefli bir başarı olarak görmelerini sağlamaktır.”

On beşinci yüzyıl sonlarında Cizvit papazlarının İspanyol ve Portekiz krallarından aldıkları güçle kurdukları engizisyon mahkemeleri, oralarda yaşayan Yahudi cemaatine yaşam hakkı tanımayınca, Sefarad adı verilen bu Yahudilerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına, bir kısmı da İtalya’ya sığınmıştı. Küçük bir azınlık da yaşamını şimdiki Hollanda topraklarında devam ettirmeye karar vermişti. Bu sığınmacılar bir süre sonra ortama ayak uydurmuşlar, kendi sinagoglarını Amsterdam’da kurmuşlardı.

Öncü göçmenlerden biri de başarılı bir tüccar olan Miguel Spinoza’dır. 24 Kasım 1632 günü Miguel ve ikinci karısı Ana Debora’nın bir oğulları dünyaya gelir. Adını Baruch koyarlar. Daha küçük yaşlarda keskin zekâsı ile dikkat çeken Baruch, altı yaşına geldiğinde annesini kaybeder. Genç yaşta Amsterdam’daki sinagogun hahamlarından Tevrat ve teoloji dersleri almaya başlayan Baruch, kısa sürede bu eğitimi yetersiz bulmaya başlayacaktır. Aklı ve sağduyuyu laik felsefede ve bilimde aramaya karar veren genç adam, entelektüel gelişimini güçlendirmek amacıyla yirmi yaşında Latince öğrenmeye başlar. 

“Her yoksula yardım eli uzatmak, bireylerin erişim ve gücünün çok ötesindedir. Yoksulların bakımı tümüyle toplumun üzerine düşen bir görevdir.”

Katolik bir serüvenci ve çok yönlü bir biliminsanı olan Franz van der Ende, genç Spinoza’ya Latince dışında matematik, geometri gibi pozitif bilim alanlarında da yol göstermektedir. İspanyolca, İbranice, Portekizce, Hollandaca ve Fransızcayı rahatça konuşabilen Spinoza, artık Latince diline de hâkim olmaya başlamış, bu dilde yayınlanan eserleri okuyarak yeni ufuklara yelken açmıştır. Tarih ve siyaset biliminin kurucusu sayılan Floransalı Niccolo Makyavelli ile Fransız matematikçi, biliminsanı ve filozof Rene Descartes’in düşüncelerinden etkilenen Spinoza, Yahudi dininin geleneksel öğretilerine karşı çıkmaya başlar. İlerde çok başarılı bir haham olması hayal edilen genç adamın gittikçe farklı tavırlar sergilemesi, onu yetiştiren hahamları rahatsız etmektedir. Önceleri sert biçimde uyarılan Spinoza, düşüncelerini savunmaya devam edince Yahudi tarihinin en ağır aforozuna tabi tutulacaktır. 24 yaşından itibaren tüm Yahudi dostlarından ve aile fertlerinden koparılan ve görüşme yasağı getirilen Spinoza inzivaya çekilir. Bu da yetmeyecek, hahamların talebi üzerine Amsterdam Belediyesi’nin kararıyla yaşadığı şehri de terk etmek zorunda kalacaktır.

“Nefret, karşılık gördükçe artar, oysa sevgiyle yok edilebilir. Sevginin tamamen yenilgiye uğrattığı nefret, sevginin içine girer ve böylece sevgi, öncesinde nefretin var olmadığı sevgiden daha da büyük olur.”

Bu gelişmelerden sonra Baruch adını Benedict’e çeviren gönlü yaralı düşünür, yaşamını sürdürebilmek için bir yandan teleskop ve mikroskoplarda kullanılan mercekleri yontma işi yaparken bir yandan da sığındığı kasabalarda okumaya, düşünmeye ve yazmaya devam etmektedir. 1670 yılında şimdiki Lahey’e taşınan Spinoza, geri kalan ömrünü orada, mütevazı koşullarda ve çoğu zaman tek başına geçirecektir.

Mercek yapımında uzmanlaşan Spinoza’nın yakın çevresi kendisinden optik alanında önemli buluşlar yapmasını beklerken, o vaktini karmaşık felsefi konularda derinleşmeye vakfeder. Değerini bilen ve yardımcı olmak isteyen az sayıda dostunun maddi desteklerini reddeden, ona teklif edilen hocalık önerilerini geri çeviren Spinoza için “gerçekliği öğreten bir hoca olarak, kendi tavsiyelerini özel hayatında da uygulayabilen, bu örnek davranışlarıyla her türlü övgüyü hak eden bir birey”  tanımlaması yapılmıştır.

“Gurur, insanın kendisini bir şey sanmasından kaynaklanan hazdır.”

Özgürlük kavramını “insanların nereden kaynaklandıklarını bilemedikleri istek ve arzularının, iştahlarının farkına varması” olarak tanımlayan genç filozof, yazdıklarını çoğunlukla kendine saklamış, yaşadığı dönemde yalnızca Tractacus Teologico – PoliticusMantıksal Siyasi Tez ve Principles of Descartes Philosophy Geometrically DemonstratedDescartes Felsefesinin Geometrik Biçimde Açıklanması adlı kısa denemeleri Latince yayınlanmıştır.

Spinoza, olan biten her şeyin bir gereği olduğuna inanırdı. Bu yönüyle Kierkegaard, Nietzsche,  Marcuse, Sartre gibi son dönem varoluşçularına ilham verdiği söylenebilir. Spinoza’ya göre insanlar neden, nasıl davrandıklarını anlama özgürlüğüne sahiptirler. Ünlü düşünüre göre özgürlük aslında olan bitene “hayır” demek değil, “neden” öyle olduğunu anlamak ve kabullenmektir, gerçekte insanlar özgür olduklarına inanır ama gözleri açık uyuduklarının farkına varmazlar.

 “Bir şeyi istediğiniz kadar ince dilimleyin daima iki yüzü olacaktır.”

Aydınlanma çağının ilk işaret fişeğini ateşleyen Spinoza’nın başyapıtı, ölümünden sonra yayınlanan Ethica: Geometrik Yöntemlerle Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Ahlak adlı Latince kaleme alınmış eserdir. Yazarın, milattan önce üçüncü yüzyılda yaşamış matematikçi Öklid’in geometrik çalışmalarını andıran şemalarla açıklanan teoremlerini anlamakta, bu konuda donanımlı okurlar bile zorluk çekmiştir. Bu devasa çalışmanın birinci bölümünde Spinoza’nın terimleri, ardından varsayımları sıralanır.

“Şimdinin geçmişten farklı olmasını istiyorsanız geçmişi inceleyin.”

“İyi” ve “kötü”yü birbirlerine karşıt değil tamamlayıcı gören, duyguların ise gerçeklerin yeterince anlaşılamamasından kaynaklandığını öne süren Spinoza’nın Ethica adlı çarpıcı eseri pek çok filozof için esin kaynağı olmuştur.

Tanımları, açıklamaları, sonuçları ve notlarla örülü içeriğiyle bu çalışma, bir felsefe metninden öte bir anlam taşır. Ethica’yı; Tanrı, insan, zihin, beden, akıl, duygular ve özgürlük gibi derin kavramlara, matematiksel bir düşünce yöntemi ve mantık kuralları çerçevesinde yanıt arayan özgün bir eser olarak tanımlamak mümkündür.

Batı felsefesinin en özgün ve radikal düşünürlerinden olan Spinoza, hayatta kalabilmek için sürdürdüğü mercek yontma mesleğinin trajik bir sonucu olarak, 21 Şubat 1677 günü kuvars tozu hastalığı nedeniyle Lahey’deki mütevazı evinde sessizce yaşama veda eder.

Bu büyük filozofu bir başka büyük filozof olan Friedrich Hegel, şu çarpıcı cümlelerle değerlendirir:

“Ya bir Spinozacısınızdır ya da kesinlikle bir filozof değilsinizdir.” 

Hasan Saraç – edebiyathaber.net (8 Haziran 2013)

Tüm yazıları>>>

‘Üstsüzler kitap kulübü’ kuruldu

ABD’nin New York kentinde yaşayan ve edebiyat tutkunu olan bir arkadaş grubu kentin bir yasasından ilham alarak ‘üstsüzler kitap kulübünü’ kurdu.

Grup üyeleri, kulüplerini New York kentinin kadınlara üstsüz bir şekilde erkeklerin gidebildiği her yere gitme hakkını veren yasadan ilham alarak oluşturdular. İsimleri gizli tutulan, yalnızca kısa şort ve bikini altı giyip New York’un açık alanlarında toplanan kadınlar kitaplarını okurken güneşlenip birbirlerinin fotoğraflarını da çekiyor. Kulüp üyelerinin toplanmayı tercih ettikleri yerler arasında Central Park, otellerin terasları, nehir kıyısındaki yürüyüş yolları ve hatta Metropolitan Müzesi’nin merdiven basamakları yer alıyor. Grup üyeleri kadınların da tıpkı bir erkek gibi üstsüz bir şekilde dolaşma hakkı olduğunu ve insanlara kadın göğsü görmenin şaşırtıcı bir şey olmadığını anlatmak istediklerini söyledi.

8 Haziran 2013

Kemal Metin - 15/06/2013 - 21:50

isimlerini açıkladılar: topless pulp fiction
https://twitter.com/ToplessPulp

Ahmet Altan ödülünü Gezi direnişçilerine ithaf etti

Radikal gazetesinden İpek İzci’nin haberine göre, Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü, yazar Ahmet Altan, yayıncı Gökhan Bulut ve kitapçı Nuran Sivri’ye verildi. Ahmet Altan ödülünü Gezi Parkı direnişçilerine ithaf etti. İlk kez verilen Onur Ödülü’nün sahibi ise avukat Fikret İlkiz oldu.

Açılış konuşmasını Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal’in yaptığı ödül töreni, Gezi Parkı direnişi sırasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert anmasıyla başladı. Anmada, Adana’da inşaatı devam eden altgeçide düşüp ölen komiser Mustafa Sarı ve Ataşehir’de aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş da unutulmadı.

Celal konuşmasını, “Her zaman ifade ettiğimiz gibi, bir kez daha hükümeti, hâkimleri, savcıları ve emniyet kuvvetlerini uluslararası anlaşmaların, Anayasa ’nın ve yasaların düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin getirdiği hükümlere uymaya, uygulamaya çağırıyoruz” sözleriyle bitirdi.

Taraf gazetesindeki köşe yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda ceza ve tazminat davası açılan, yüklü tazminat cezalarına çarptırılan Ahmet Altan rahatsızlığı nedeniyle törene katılamadı. Altan adına ödülünü, yayıncısı ve editörü Sırma Köksal aldı. Köksal, konuşmasında, “Ahmet Altan’ın size iletmemi istediği bir notu var. Kendisine bu ödül verildiği için herkese teşekkür ediyor. Ödülü ise şu an Gezi Parkı’nda direnişini sürdüren ve bu direnişe destek veren herkese ithaf ediyor” dedi.

Törende, kamuoyunda basın özgürlüğünün kullanılmasının sembolü olan birçok davada görev yapması; basın ve ifade özgürlüğü önündeki engellerle ilgili çok sayıda bilimsel yayın kaleme alması nedeniyle avukat Fikret İlkiz’e Onur Ödülü verildi. Yıllardır çeşitli kitapları nedeniyle hakkında dava açılan ve kitapları toplatılan Aram Yayınları adına yayın koordinatörü Gökhan Bulut ise ödülünü cezaevindeki bütün yazarlara adadı. 41 yıldır İstanbul Bebek’teki Türkü Kitabevi’nde bağımsız olarak mesleğini sürdüren Nuran Sivri’nin tüm insanlar adına dileği netti: “Ne kitapsız ne sanatsız!” Sivri, gözyaşlarını zor tutarak yaptığı konuşmasında, “Taksim 10 gündür gençlerin elinde. İstekleri doğaya, çevreye, insanlara saygılı bir yönetim, gerçek demokratik haklar ve özgürlükler… O gençlerin arasında eminim, 40 yıl önce annelerine- babalarına kitap tavsiye ettiğim, sattığım gençler de vardır. İşte onlar, Yaşar Kemal’ler, Sait Faik’ler, Orhan Kemal’ler, Sabahattin Ali’ler okuyanların yetiştirdiği çocuklardır” dedi.

7 Haziran 2013

Chapulling sözlüklerde

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın göstericiler için kullandığı “çapulcu” kelimesinden, “gösteri yapmak, protesto eylemi düzenlemek, hakkını aramak, baskıya direnmek” şeklinde tanımlanan “çapulmak” ya da “çapullamak” gibi fiiller türetildi.

Bu fiiller yabancı dillere bile çevrildi. Çapullamanın İngilizcesi “chapulling” Almancası ise “tschapulieren” ya da “schapulieren” olarak yazılıyor. Fiil İspanyolcaya da “el chapulo” olarak çevriliyor.

Bu fiiller için Wikipedia ve UrbanDictionary sayfası açıldı. İngilizce-Türkçe internet sözlükleri Zargan ve Tureng de “chapulling” kelimesine yer verdi.

edebiyathaber.net (7 Haziran 2013)

Keşke kadının adı hep olsa

Kadın Yazarlar Kurmaca Ödülü, May We Be Forgiven romanıyla ABD’li yazar A.M. Homes’a verildi. Böylece ödül, üst üste beşinci kez bir Amerikalıya verilmiş oldu.

Kazanan kitabın kısa sürede Türkçeye çevrildiği Kadın Yazarlar Kurmaca Ödülü’nü alan Homes’un romanı, korkunç bir şiddet olayının tarihçi Harry Silver ile güzel bir karısı ve iki çocuğu olan başarılı bir televizyon yöneticisi kardeşi George’un hayatını nasıl değiştirdiğini ele alıyor. Ödülün Seçici Kurul Başkanı aktris Miranda Richardson romanı “büyüleyici, özgün ve komik bir kara komedi” olarak tanımlarken, “Bu, okumak isteyip de dostlarımıza hediye edeceğimiz bir kitap” dedi.
Homes, ödüle değer görülen romanı en başta öykü olarak tasarladığını anlattı. “Kısa hikâye olacağını düşünmüştüm, fakat yazmayı sürdürdüm, 700 sayfa kadar” diyen Homes sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sürüklenmeme müsaade ettim ki bunu zorunlu olarak yapmıyorum. Beğeneceğim ve kendimi eğlendiren bir kitap yazdığımı düşünmüştüm. Ayrıca ödülü kazanmak, adımın baş harflerini kullanmamdan dolayı istem dışı oluşan gizemli havayı da dağıtmama olanak sağladı. Yıllardır insanlar ‘A.M. Homes kim? A.M. Homes erkek mi, kadın mı? Ya da gizlenmeye mi çalışıyor’ diye sorup duruyordu. Ayan beyan ortadayım, ben bir kadınım ve bu ödülü kazanmaktan dolayı heyecan duyuyorum.”
New York City’de yaşayan A.M. Homes “Things You Should Know” ve “The Safety of Objects” adlı iki öykü kitabı yazdı. 1996 tarihli romanı “The End of Alice” tutuklu bir pedofili ile genç bir kızın mektuplaşmalarını anlatıyor. 2006’da çıkardığı “This Book Will Save Your Life” ise günahlarından arınmaya çalışan bir adamın hikâyesini ele alıyor. Homes’un 2007 yılında çıkardığı anı kitabı “The Mistress’s Daughter” da yazarın evlat edinilmesini ve 30’lu yaşlarının başında biyolojik babasıyla tekrar bir araya gelişini anlatıyor.

Kaynak: The Guardian (7 Haziran 2013)

Apple’ın e-kitap fiyatlarını yükseltme mücadelesi

ABD adalet bakanlığı, teknoloji devi Apple’a kasten ve bilerek e-kitap fiyatlarını yükselttiği gerekçesiyle dava açtı.
İddiaya  göre Apple,  5 yayıneviyle (Hachette, Harper Collins, Penguin, Simon & Schuster  ve Macmillan) kartel oluşturarak daha önce Amazon’un standart bir e-kitap için 9,99 dolar olarak belirlediği fiyatı yukarıya çekmeye yönelik  anlaştı ve Amazon’u bu teklifi  reddetmesi halinde,  anahtar kelime aramasını kısıtlayacağını söyleyerek fiyat yükseltmeye zorladı.

Dava kapsamında, kanıt olarak bu 5 yayıneviyle Apple arasındaki e-posta ve elden yapılan yazışmalar gösterildi. Yazışmalarda e-kitap fiyatlarının 12,99 dolar veya 14,99 dolara yükseltme planından bahsedildiği bildirildi.

E-kitap davasında tüm yayıncılar, ceza ödeyerek davadan çekildi, Apple ise geri adım atmadı.

Şirket, yazışmaların 2011 yılında ölen Steve Jobs ile yapıldığını ve bu yüzden güvenilir olmadığını ve dikkate alınmaması gerektiğini savunuyor.

Dava süreci devam ediyor. Analistler, bu davanın kaybedilmesi durumunda Apple’ın kurumsal imajının çok büyük bir yara alacağını söylüyor.

Yayınevleri ise e-kitap fiyatlarının çok ucuz olmasından endişeli.  E-kitabın maliyeti, kitap basıp satmaya göre % 20 daha ucuz, buna karşın satış fiyatlarındaki fark % 50 civarında. Bu şartlar altında da yayınevleri  e-kitap’tan  para kazanıyorlar; ancak Amazon’un ilerleyen zamanlarda daha da fiyat düşürmesinden ve  e-kitap fiyatlarının maliyetlerinin altında kalmasından korkuyorlar.

veteknoloji.com (7 Haziran 2013)

[...] Apple‘ın e-kitap fiyatlarıyla oynamak için yayıncılarla gizlice anlaştığına [...]

Abidin Dino’dan Nazım’ın son kitabına desen

Paris sahaflarında, Nazım Hikmet’in son kitabının, ressam Abidin Dino tarafından desenlenip imzalanmış bir nüshası bulundu. Nazım’ın 1962’de yazdığı ve Türkiye’de 1966 yılında basılan Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim adlı son kitabı, Fransa’da Romantikler adıyla yayımlanmıştı.

Paris sahaflarında  küflenmiş raflarda bulunan kitabın kapak ve birinci sayfasına, Nazım Hikmet’in “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” dediği ressam Abidin Dino, son derece ilginç bir desen çizerek altına Fransızca-Türkçe “A Olga tatlı yarim, Abidin-Tatlı Yarim Olga’ya, Abidin” notunu yazmış. Kitap, 1920’lerden 1950’lere kadar  birçok baskıya, acıya, sefalete rağmen inandıkları düşünceler adına boyun eğmeden savaşan genç insanların öyküsü ile başkarakter Ahmet’in, İstanbul, Anadolu ve Sovyet Rusya’da geçen hikâyesini anlatır.

edebiyathaber.net (7 Haziran 2013)

[…] Hakan Aksay’ın haberine göre, Nâzım Hikmet‘in bilinmeyen iki şiiri bulundu. Hakan Aksay gelişmeleri şöyle […]

Amazon.com Hindistan’da kitap satışına başlıyor

Dünyanın en büyük alışveriş sitelerinden Amazon.com, Hindistan’da kitap satışına başlıyor. Amazon.in adresinden yayın yapmaya başlayan site, Hindistan’daki kullanıcıların kitap satın almasını ve satmasını sağlayacak. Amazon’un bu ülkedeki rakipleri arasında Flipkart, HomeShop18 ve SnapDeal gibi siteler bulunuyor.

Firmanın Hindistan planları arasında sadece kitap bulunmuyor. Önceki yatırımlarından Junglee.com, fiyat karşılaştırma sitesi olarak hizmet veriyor.

Amazon’un ülkemizde benzer hizmetleri ne zaman vereceği ise henüz net değil.

edebiyathaber.net (7 Haziran 2013)

“Hayalperestler” Türkçede

Modern dünya edebiyatının önemli temsilcilerinden Robert Musil’in 1921 yılında yazdığı Hayalperestler adlı oyun, Cüneyt Arslan’ın çevirisiyle Aylak Adam Yayınları’nca yayımlandı. Oyun, insanın yaşamsal çelişkilerinden korunmak için sığındığı son kalesi olan idealleri, prensipleri, sistemleri ve her tür düsturun tutarsızlığını gözler önüne seriyor.

Musil bu bağlamda sevgiyi de yeniden tanımlıyor: “Bir insanın sana verebileceği her şey onun ilgisini hak etmediğini düşünen bir bilinçte saklıdır. Sonsuza kadar arasa da senin içinde gördüğü iyiliği kanıtlayacak bir nedeni bulamayışındadır. Kendisini konuşturamayan, düşündüremeyen, kanıtlayamayan bir seni bütünüyle kabul edebilmesindedir.”

edebiyathaber.net (7 Haziran 2013)

TDK “çapulcu” kelimesini yeniden tanımladı

T24’ün haberine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Taksim Gezi Parkı’ndakilere yönelik “çapulcu” söyleminin ardından, kelimenin Türk Dil Kurumu’nun sitesindeki tanımının değiştiği ileri sürüldü.

Önce: Başkasının malını alan, yağma, talan eden kimse, talancı, yağmacı, plaçkacı.

Şimdi: ”Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı.

Daha önce kelime örnek olarak, Sait Faik Abasıyanık’ın, “Bütün çapulcu alayı başka kasabalara gittiler” cümlesi içinde yer alırken, şu an Necip Fazıl Kısakürek imzalı, “Çapulcuların teklifine boyun eğilmesini asla kabul etmem” cümlesinde kullanılıyor.

TDK konuyla ilgili olarak, “Kurumun hazırladığı ve şu anda satışta olan 11. baskı Türkçe Sözlük 2010 yılında yayımlanmıştır ve bu sözlükte “çapulcu” kelimesinin tarifi ne ise Genel Ağ (İnternet) sayfamızdaki sözlüğümüzde yer alan tarif de aynıdır. Herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.” açıklamasında bulundu.

6 Haziran 2013

Chomsky’den Gezi Parkı’na destek: “Ben de çapulcuyum”

Daha önce bir destek mesajı yayımlayarak, “Devlet otoritelerinin İstanbul’un merkezi Taksim’de barışçıl gösterilere karşı acımasız tedbirlere başvurmasını kınayan, temel insan haklarını koruyan Af Örgütü ve diğer protestolara katılıyorum. Son günlerde gelen haberler Türk tarihinin, son yıllardaki Türkiye ve insanlarına karşı en iyiyi dileyen bizlerce de selamlanan ilerlemelerle geçmişte kaldığı zannedilen utanılmaz anlarından geriye kalanlardır” diyen Noam Chomsky, bu kez de bir video mesaj yayımladı: “Her yer Taksim, her yer direniş.

Chomsky’nin yanında yer alan dövizdeki “I am also a çapulcu in solidarity RESISTANBUL” ifadesinin Türkçesi: “Ben de dayanışma içinde bir çapulcuyum DİRENİSTANBUL”.

6 Haziran 2013

Sessiz kalamayız!

Günışığı Kitaplığı ve ON8 Kitap, ortak bir basın açıklaması yaptı:

“Yaşam alanlarımızın ve kültür varlıklarımızın demokratik olmaktan çok uzak kararlarla tek tek dönüştürülmesini sessizce izlememe hakkımızı protestolarla savunduğumuz; Beyoğlu, AKM, Emek Sineması ve Taksim #GeziParkı’yla başlayıp #DirenGeziParkı’na giden süreçte başardığımız birlik ve dayanışmayı sürdürme zamanı.

Yaşam alanlarımızı, kişisel hak ve özgürlüklerimizi büyük bir sağduyuyla, doğal bir birliktelikle, iletişim gücüyle, yıkıcılığa karşı duran bilinçli bir direnişle savunan insanlara, Taksim Dayanışma gibi kurum ve kuruluşlara teşekkür borçluyuz. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hep el ele yürüyeceğiz.

Demokratik talepler hiçbir zaman şiddetle susturulamaz. Bilgi alma hakkı, hiçbir koşulda sansürle ihlal edilemez. Dile getirilmiş talepleri yok sayıldığı için kendini protesto yoluyla anlatmak, sosyal medya yoluyla duyurmak zorunda kalan hiçbir birey gözaltına alınamaz. Kimse hayatta kalma, sağlık hizmeti ve ilkyardım desteği alma hakkından mahrum bırakılamaz.

Biz yola ‘edebiyat’ uğruna çıktık. Edebiyat, hak ve özgürlüklerin yok sayıldığı bir yerde var olamaz; yok sayışlara göz yumamaz. Biz de bu nedenle, insanlığı ihlal eden hiçbir durum karşısında sessiz kalamayız, kalmayacağız.”

edebiyathaber.net (6 Haziran 2013)

Asturias Prensliği Edebiyat Ödülü Antonio Munoz Molina’nın

Asturias Prensliği Edebiyat Ödülü’nün sahibi Endülüslü yazar Antonio Munoz Molina oldu. 

İspanya’nın özerk bölgelerinden Asturias’ta Prenslik tarafından her yıl 8 alanda ödül veriliyor. Yazar Antonio Munoz Molina, 2013 Asturias Prensi Edebiyat Ödülü için aralarında Juan Goytisolo, John Banville ve Haruki Murakami gibi isimlerin yer aldığı 18 adayın arasından seçildi.

İspanyol Dili Kraliyet Akademisi üyesi olan Munoz Molina, Edebiyat hayatına 1986 yılında, ünlü Katalan şair Pere Gimferrer’ın desteğiyle başladı. 1987’de yayımlanan Lizbon’da Kış adlı romanıyla Ulusal Edebiyat ve Eleştiri Ödülü’nü kazanarak İspanya’nın en çok okunan yazarları arasında yerini aldı.

6 Haziran 2013

Editörler Platformu’ndan Gezi Parkı direnişine selam

Editörler Platformu, Gezi Parkı direnişine destek bildirisi yayımladı:

“Sansürün her türlüsü virüstür. En sinsi, en yaralayıcı, en ölümcül olanı da otosansürdür. Otosansürün köreltici, gerçeği denetim altına alan, uyuşturucu karakteri ona yadsınamaz bir ‘yasallık’ kazandırmıştır. Toplumlar bu virüse bağışıklık kazanırlarsa özgür düşünceyi, gerçeği karakutuya tıkarlar. Nedense, istikrarlı biçimde o karakutular hep kayıptır ya da iktidar sahiplerince yok edilir.

Kişi fikirlerini açıkça dile getiremiyorsa ancak sahte bir yaşama eyleminden söz edilebilir. Korku, sinmişlik bir yaşama biçimi değil, ölme biçimidir. Bir ağaç basit bir simge olabilir, yaşadıkça canlı bir simgedir: Özgürce yaşamak isteyen insanlar kukla değildir. Kimse yaşama iradesini, yeryüzündeki en temel özgürlük olan nefes alma özgürlüğünü denetim altına alamaz. Nefes almayan bir toplum düşünemez: düşünmeyen bir toplum geriler, tek bir düşünceye hapsolur, tektipleştirilir. Geri kafalılığın, dargörüşlülüğün kuklası haline gelir. Artık yaşanan toprak, toprak değil kör noktadır.  Toplumlar ‘yaşanacak yer’ kurarlar, ‘ölünecek yer’ değil.

Biz, özgür, bağımsız düşünceyle yazılan kitapların bir özgürlük alanı oluşturduğuna, bu kitaplarla kurulan dostluğun dönüştürücü, gerçek bir ilişkiye hayat verdiğine inanıyoruz. Kitaplarla nefes alıyor, kitaplarla varoluyoruz. Çünkü özgür, bağımsız, yaratıcı düşünceye merak duyuyor, bilgiyi ve özgür düşünceyi yaymak suretiyle gerçeği bilmek ve paylaşmak istiyoruz.

Türkiye Medyası karakutuları açma iradesini bir an önce gösterip gerçeği dile getirebilmelidir.

Gün ‘küçük bir azınlık’ ya da ‘marjinal’ olduğu iddia edilen, görmezden gelinen, ötekileştirilmeye çalışılan insanların nefes alma özgürlüğünü bir arada, yan yana icra etme günüdür. Farklı renklerin estetiğini, direnme gücüyle birleştirip direnmenin estetiğini sergileme günüdür. Gün güzelden, iyiden yana, bağımsızca, korkusuzca yaşadığımızı, nefes alma hakkımızı kullandığımızı dile getirme günüdür.

Bu dumanı, gaz bulutunu kaldırın, bırakın herkes nefes alsın, zihinler aydınlansın.

Silah korkaklığın simgesidir.

İnsan da ağaç gibi direndikçe güzeldir.”

edebiyathaber.net (6 Haziran 2013)

Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri bugün veriliyor

Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri, bugün saat 19.00’da Titanic City Hotel Taksim’de düzenlenecek ödül töreniyle sahiplerini bulacak. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin ödüle dair açıklaması şöyle:

“Türkiye Yayıncılar Birliği olarak yazarlarımızın yazma ve yaratma, yayıncılarımızın yayma, halkımızın bilgi edinme ve okuma özgürlüklerine getirilen her türlü kısıtlamanın kaldırılmasından yanayız. Toplumun genel beklentisi ve talebi de basın-yayın alanında ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların kaldırılması, yasalarda gerekli demokratik düzenlemelerin yapılması doğrultusunda.

Türkiye Yayıncılar Birliği düşünce ve ifade özgürlüğü için mücadele eden yazar ve yayıncılara bu haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu belirtmek, kamuoyunun dikkatini bu mücadeleye çekmek, düşünce ve ifade özgürlüğünün önünü tıkayan yasalarda gerekli değişiklik ve düzenlemelerin acilen yapılması talebini vurgulamak amacıyla 1995 yılından bu yana her yıl Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri veriyor. Geçtiğimiz yıl bu ödüller yayıncı Semih Sökmen, gazeteci-yazar İsmail Saymaz ve İstanbul’da 62 yıl kitapçılık mesleğini sürdüren Onnik Şenorkyan’a verilmişti.

Bu yılki Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri 6 Haziran Perşembe günü saat 19.00’da Titanic City Hotel Taksim’de düzenlenecek ödül töreniyle sahiplerini bulacak. Tören sırasında Yayınlama Özgürlüğü Komitesinin her yıl hazırladığı Yayınlama Özgürlüğü Raporu kamuoyuna açıklanacak.

2014 yılında, artık bu ödüllerin verilmeyeceği bir Türkiye’ye ulaşma dileğiyle…”

Türk-Alman Tarabya Çeviri Ödülü

Türkçeden Almancaya nitelikli çeviri yapan çevirmenler için düzenlenen Türk-Alman Tarabya Çeviri Ödülü yarışmasının şartnamesi şöyle:

Amaç: İkili kültürel etkileşimi ve Türkçeden Almancaya yapılacak çevirilerin niteliğinin artırılarak Türk kültür, sanat ve edebiyatının kaliteli çevirilerle Almanya’da tanıtılmasına katkı sağlamak.

Ödüller: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı 7.500 avroluk Büyük Ödül’ü, Robert Bosch Vakfı ise Yeni Nesil Teşvik Ödülü’nü karşılıyor.

Başvuru şartları ve değerlendirme kriterleri

1. Çeviriye konu olan kaynak yapıt yüksek edebi özelliğe sahip olmalıdır. Değerlendirme, metnin içeriğinin ve

biçemin tam ve doğru aktarımına bağlıdır. Metin, edebi olarak Türkiye ile bağlantılı ve kültürlerarası uyuma katkı

sağlayıcı nitelikte olmalıdır.

2. Büyük Ödül: Çevirmenin tüm yapıtları göz önüne alınarak verilecektir (edebi değeri ve işlediği

konuların edebi genişliği vb.).

3. Yeni Nesil Teşvik Ödülü: Kariyerinin başında da olabilen çevirmenlerin kişisel üstün başarısını ödüllendirir.

4. Çevirmenler yarışmaya şahsen başvurabilecekleri gibi üçüncü şahıslar da Şartname’nin 4. ve 5.

maddelerinde belirtilen başvuru şartlarını yerine getirmek kaydıyla çevirmen ve yapıt önerisinde bulunabilirler.

5. Büyük Ödül ve Yeni Nesil Teşvik Ödülü başvuruları e-posta yoluyla yapılacaktır.

Son Katılma Tarihi: Başvurular en geç 10.07.2013 tarihine kadar 11. maddede belirtilen e-posta adresinde

olacak şekilde gönderilmelidir Bu tarihten sonra gönderilen başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

Yarışma sonucunun ilanı: Ödüle hak kazanan çevirmenin ismi, Değerlendirme Kurulu toplantısından itibaren

15 gün içerisinde ilgili kurumların (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı,

Goethe Enstitüsü, Robert Bosch Vakfı ve S. Fischer Vakfı) internet sayfalarında ilan edilecektir.

Ödül Töreni 2013 yılı Ekim/Kasım ayında  Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçiliği’nde düzenlenecektir.

Başvuru adresleri: Başvurular “TARABYA ÇEVİRİ ÖDÜLÜ” başlığıyla teda@kulturturizm.gov.tr

uebersetzerpreis@bosch-stiftung.de  e-posta adreslerine yapılacaktır.

İletişim:

Türkiye: Yakup Koç / Müge Doğanay Cavındır

Almanya: Fatma Uzun

Türkiye Tel: +90 312 309 90 50 (Dâhili: 4089 ve 4087)

Almanya Tel: +49 201 815 818 44,  GSM: +49 178 60 75 163

edebiyathaber.net (6 Haziran 2013)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z