Masthead header

anakaraNın dayılarıGenel koordinatörlüğünü Tolga Yüksel’in üstlendiği CerEdebiyat, Şehir Efsaneleri söyleşilerinin bu ayki  konu başlığı “Ankara Kabadayıları Kibar mı Kaba mı?” Edebiyat Haber’in de medya destekçilerinden olduğu bu önemli etkinlik, 14 Şubat Pazar günü, saat 14.30’da CerModern’de gerçekleştirilecek. Konuşmacılar: Lütfü Yanar, Turan Tanyer, Hakan Kaynar.  

Hacettepe neresi, nasıl bir yer? O namlı kabadayıları, onların dostları, düşmanları kimler? Devletin en görünür olduğu şehrinde yani başkentinde yaşanan “meydan muharebeleri”nden Keşanlı Ali destanına, mahallenin üç ünlü kabadayısı Mehmet, Veli ve Kemal’den Ece Ayhan’ın şiirlerinde görünen kabadayıların “dostu” Katır Cemile’ye uzanacak hikâyeler.

Konuşmacılar:

Lütfü Yanar

Lütfü Yanar 1938 doğumlu. Hacettepeli. Artık yeryüzünde olmayan bir Ankara mahallesinin sakini hala. Çeşitli devlet dairelerinde yöneticilik yapmış yani çoğu Ankara’lı gibi 657’ye tabi geçmiş hayatı. Ancak o hayatını Hacettepe’nin renkli simalarıyla renklendirmiş. Mor-beyazlı Hacettepe’de futbol oynamış, mahallenin ünlü üç kabadayasını da gözleriyle görmüş bazısıyla muhabbet etmiş yani tarihin tanığı.

Turan Tanyer

Kuşadası’nda doğdu. Altı yaşından beri Ankara’da. Yükseliş Koleji mezunu. Hukuk okudu, hukuk okurken sinemaları, kitapçıları gezdi. Mezun olduktan sonra gazetecilik yaptı. Her Ankaralı gibi memur oldu. Bir ara Ankaragücü’nde yöneticilik yaptı. Emekliliğinden beri yazıyor. Taşmektep’in, Ankara Atatürk Lisesi’nin, Ted Koleji’nin tarihini yazdı. Yazmaya, Ankara’yı sevmek için tarihini eşelemeye devam ediyor.

Hakan Kaynar

Ankara’da doğdu, Ankara’da büyüdü. Yükseliş Koleji mezunu. Kamu Yönetimi okudu ama yönetici olamadı. Hacettepe Üniversitesi, Tarih Bölümü’nde çalışıyor. Cumhuriyet İstanbul’u üzerine bir kitabı var. Yerel radyolarda programlar yaptı, yerel gazetelerde, dergilerde yazdı. Gençlerbirliği’nde yöneticilik yaptı. İstanbul’un adını taşıyan bir dergide Ankara Rüzgarı başlıklı bir köşesi ve Ankara’yla ilgili bir yığın projesi var.

edebiyathaber.net (11 Şubat 2016)

Hifzi+TopuzPera Palace Hotel Jumeirah, 19 Şubat Perşembe 15.00-17.00 arası gazeteci ve yazar Hıfzı Topuz’u konuk ediyor.

Tarihe ışık tutan romanlara, araştırmalara ve anılara hayat veren Topuz, bu buluşma çerçevesinde renkli hikayelerini edebiyat tutkunlarıyla paylaşacak. Hıfzı Topuz, otelin tarihi mimarisi içinde düzenlenen etkinlikte, renklerle coşan, acılarla boğuşan ressam Fikret Mualla’nın yaşam hikayesini anlattığı “Paris’te Bir Türk Ressam” adlı son romanından da kesitler aktaracak.

Adres: Pera Palace Hotel Jumeirah/ Asmalı Mescit Mh. Meşrutiyet Caddesi No: 52 Beyoğlu, Taksim

Yer:     Orient Bar

edebiyathaber.net (13 Şubat 2015)

bursa_kitap_afisTÜYAP Bursa Fuarcılık tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile on üçüncü kez kapılarını açmaya hazırlanan Bursa Kitap Fuarı, 14-22 Mart 2015 tarihleri arasında dolu dolu bir programla kitapseverleri konuk edecek.

Aralarında İlber Ortaylı, Gülten Dayıoğlu, Can Dündar, Doğan Hızlan, İnci Enginün, Deniz Kavukçuoğlu, Hakan Bıçakçı, Doğu Yücel, Zeynep Oral, Ahmet Şık, Buket Uzuner, Yalvaç Ural, Bengi Semerci, Yekta Kopan, Hakan Akdoğan ve Üstün Dökmen’in de bulunduğu pek çok değerli yazar, şair ve bilim insanı fuar süresince okurlarıyla buluşacak.

300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleştirilecek Bursa Kitap Fuarı’nda dokuz gün süresince söyleşi, panel, şiir dinletisi ve çocuk etkinlikleriyle birlikte 80 kültür etkinliği düzenlenecektir.

Haldun Taner 100 yaşında

Türk tiyatrosunun önemli ismi Haldun Taner’in 100. yaşı Bursa Kitap Fuarı’nda çeşitli etkinliklerle kutlanacak. 14 Mart Cumartesi günü Haldun Taner’in öykücülüğü Doğan Hızlan, Yavuz Ekinci ve Faruk Duman’ın katılımıyla ele alınacak. 21 Mart Cumartesi günü düzenlenecek Haldun Taner’in yaşamı, eserleri, tiyatrosu ve her yönüyle ele alınacağı panele ise eşi Demet Taner, Zeynep Oral, Ömer Naci Topçu ve Kazım Güçlü konuşmacı olarak katılacaklar. Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Okuma Grubu tarafından 15 Mart Pazar günü Haldun Taner’in “Timsah” oyunu okunacak.

TÜYAP tarafından, tasarımını Sadık Karamustafa’nın üstlendiği bir sergi de düzenlenecek. Haldun Taner 100 Yaşında “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” sergisinde yazarın yaşamı, fotoğrafları, aile albümü ve eserlerinden metinler okurlarla buluşacak.

Çanakkale’nin 100. yılı

Bursa Kitap Fuarı, Çanakkale Zaferi’nin 100. yılını çeşitli etkinliklerle kutlamaya hazırlanıyor. Uluslararası basında Çanakkale Zaferi’nin yansımaları üzerine Timaş Yayınları tarafından “Yüzyıl Öncesinde Dünya Medyasında Çanakkale Savaşları Sergisi” düzenlenecek ve fuar boyunca çeşitli paneller gerçekleştirilecek.

Yayınlama Özgürlüğü Yolunda

Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından TÜYAP’ın da destekçilerinden biri olduğu “Avrupa Birliği’ne Giriş Sürecinde Yayınlama Özgürlüğü Alanında Farkındalık Yaratma” projesi kapsamında 15 Mart Pazar günü düzenlenecek “Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” paneline Buket Uzuner, Ahmet Şık, Turhan Günay ve Fatih Erdoğan konuşmacı olarak katılacak.

Müzeyyen Senar’ın ardından

Yakın zamanda kaybettiğimiz Müzeyyen Senar, doğum yeri Bursa’da bir panelle anılacak. Sanatçının biyografisini yazan Radi Dikici’nin konuşmacı olarak katılacağı söyleşide Müzeyyen Senar’ın yaşamı ve eserleri kitapseverlerle paylaşılacak.

Edebiyatımızda Mehmet Kaplan

Türk edebiyatına önemli katkıları bulunan akademisyen, eleştirmen Mehmet Kaplan, 100. yaşında 14 Mart Cumartesi günü bir panelle Bursa’da anılıyor. İnci Enginün, Zeynep Kerman, Kelime Erdal’ın konuşmacı olarak katılacakları ve Alev Sınar Uğurlu’nun yöneteceği panelde Mehmet Kaplan’ın Türk edebiyatına katkıları ele alınacak.

Kadına Karşı Şiddete Karşı Dur-abilmek

Bursa Kitap Fuarı’nda Avukat Hülya Gülbahar ve Hürriyet Gazetesi Aile İçi Şiddete Son Kampanyası Koordinatörü Neşe Hacısalihoğlu’nun konuşmacı olarak katılacakları panelde Kadına Karşı Şiddete Karşı Durabilmek hukuki ve pratik boyutlarıyla ele alınacak.

Girişin ücretsiz olduğu fuar her gün 10.00-19.30 saatleri arasında (22 Mart 2015 tarihinde saat 19.00’da sona erecek) ziyaret edilebilir.

edebiyathaber.net (13 Mart 2015)

hatirla-beniAnkaralı yazar Misli Baydoğan’ın romanı Hatırla Beni, Berikan Yayınevi tarafından yayımlandı.

Hatırla Beni, 12 Eylül’ü de içine alan bir zaman aralığında yaşanmış bir aşk hikâyesini konu ediniyor. 1980 döneminin siyasi atmosferine ilişkin çarpıcı saptamalar ve askeri darbe öncesiyle sonrasında günlük yaşamın uğradığı değişim, romanın toplumsal gerçekçiliğini ön plana çıkarıyor. Romanda muhafazakâr bir çevrede Türk milliyetçisi olarak yetişen bir genç kızın yaşadıkları, psikolojik ve bedensel travmaları ve iç dünyasındaki değişim titizlikle işlenerek, okura alışılagelmiş 12 Eylül çerçevesinden farklı bir bakış açısı sunuluyor.

Yakın tarihin bireysel yaşamlar, duygular, aşk ve aile üzerine düşen yansımaları ile genç kızlıktan kadınlığa geçişte sorgulayıcı ve sarsıcı bir içsel yolculuğa tanık olabileceğiniz Hatırla Beni, kurgusal gerçeklik ve hüzün atmosferinde ilerliyor.

edebiyathaber.net (13 Şubat 2015)

MB_kapak-4Türkiye’nin ilk ve tek yazı kültürü dergisi olan “Mürekkepbalığı”nın 4. sayısı, “Yazı, mahremdir” sloganıyla çıktı.

Dergide yer alanlar:

  • Yazı dünyasından en yeni dolmakalem, kitap, hat sanatı ve sergi haberleri
  • Alberto Manguel’le görüşen ve kütüphanesine giren Fatma Cihan Akkartal’ın izlenimleri
  • İlk anayasa 7. yüzyılda Japon Prensi Şotoku tarafından mı yazıldı? (Burçin Aydoğdu)
  • Origami sanatı ve 1000 turnanın hikâyesi (Elif Yalçın)
  • Graf Von Faber-Castell Intutition Bakkam Ağacı dolmakalem incelemesi (Ali İkizkaya)
  • Defter incelemesi (Emine Tusavul)
  • Kaligrafi dersleri (Erhan Olcay, Emrah Yücel)
  • Kaligrafi Ustası Etem Çalışkan’la yazı üzerine röportaj: “Ekmek ve buğdayı güzel yazmak isterim.” (Özge Dinç, Mehmet Çelik)
  • Tarih, edebiyat ve pullarda efsanevi hüdhüd kuşu (Boran Biriz)
  • Moskova sahafları (M. Melih Güneş)
  • En iyi 10 tükenmezkalem (Reha Akşener)
  • Newton’ın elyazmalarının tarihçesi ve mürekkep tarifi (Cengiz Çevik)
  • Dolmakalem koleksiyoneriyle röportaj (Mehmet Çelik)
  • Mürekkebin kokusu, kokulu mürekkepler (Vedat Ozan)
  • Bir defter ne zaman başlar, ne zaman biter? (Nihat Ateş)
  • Kubrick’in “2001: Bir Uzay Macerası” filmine özel üretilen Parker marka kalem (Engin Türkgeldi)
  • Dolmakalem satışları neden artıyor? (Çeviri)
  • Türkiye ve dünyadan kalem bloggerlarıyla anket: Geçen yılın en iyi kalem ve mürekkebi sizce hangisiydi? (Melike Çakan)

edebiyathaber.net (13 Şubat 2015)

acaba-ne-olsam-doktor-Front-1Toprak Işık’ın, çocuklara kılavuzluk etmek için hazırladığı, Tudem etiketiyle yayımlanan “Acaba Ne Olsam?” adlı başvuru dizisi, Doktor ve Hukukçu ile sürüyor.

Büyüyünce ne olacaksın? Doktor, hukukçu, mühendis, bilim insanı? Eğer yaşın henüz küçükse, gönlünden geçen mesleği seçmekte özgürsün demektir. Antropolog, itfaiyeci ya da ip cambazı olabilmen için hiçbir engel yok. Ama eğer lise çağındaysan işin biraz daha zor sayılır. Sonuçta kim hayatı boyunca hiç sevmeyeceği bir işte çalışmak ister ki?

Bir yanda ailen bir yanda öğretmenlerin, üniversite giriş sınavlarından kazandığın puanla “iyi” bir fakülteye kaydolman için elbirliğiyle baskıda bulunuyorlar. Kimse senin hayallerin veya önceliklerinle ilgilenmiyor. Oysa hangi mesleğin sana göre olduğuna bile karar veremedin henüz… Meslek seçimi şakaya gelmez. Unutmamak gerek ki, sevdiği işi yapanlar, hayatları boyunca çalışmış sayılmazlar…

Şimdilik filmi o kadar ileriye sarmaya gerek yok. Toprak Işık’ın, sana kılavuzluk etmek için özenle hazırladığı “Acaba Ne Olsam?” isimli başvuru dizisi, meslek seçiminde işini bir hayli kolaylaştıracağa benziyor. Serinin ilk iki kitabı Mühendis ve Bilim İnsanı‘ndan sonra, Toprak Işık yıldızı hiç sönmeyen iki önemli mesleği daha mercek altına alıyor: Doktor ve Hukukçu.

Çetin ceviz bir hukukçu ya da kendini tıbba ve insanlara adamış bir doktor olmaya karar verdin. Peki, hangi koşullarda çalışacağını hiç düşündün mü? Kim bilir, belki gecelerce evine gidemeyecek ya da günlerce duruşmadan duruşmaya koşmak zorunda kalacaksın… Gönlünde yatan mesleğin tarihsel gelişimi üzerine şimdiye dek herhangi bir araştırma yapmış mıydın? Üniversiteyi bitirdikten sonra nerelerde iş bulabilirsin? Seçmeyi düşündüğün mesleğin dalları var mı? Örnek alman gereken meslek erbapları kimler? Emin ol bir mesleği seçmek o mesleği layıkıyla yapabilmekten bile zor olabilir. İşte tam da bu noktada mühendis, yazar Toprak Işık imdadına yetişiyor.

“Acaba Ne Olsam?”, meslek seçimine karar verme aşamasındaki okurların ellerinden bırakmak istemeyecekleri, mizahi öğelerle bezeli, edebiyat tadında keyifli bir başvuru dizisi…

edebiyathaber.net (13 Şubat 2015)

mikroTürkiye’de e-kitap yayıncılığının gelişmesi, mikro öykü türünün yaygınlaşması ve bilimkurgu yazınının teşvik edilmesi amacıyla Entropol Kitap, Fabilog ve Kayıp Rıhtım işbirliğiyle Bilimkurgu Mikro Öykü Yarışması düzenlenecek. Jüri tarafından yayımlanmaya değer bulunan öyküler, bir seçkide toplanarak e-kitap olarak yayımlanacak.

Jüri: Hakan Tunç, Murat Başekim, Murat Çetinkaya, Özgün Muti, Sinan İpek, Tevfik Uyar.

Yarışma Kuralları

Seçkiye yapılacak başvurular için belirlenmiş olan kurallar aşağıdaki gibidir:

  1. Öyküler Türkçe olmalı, yazım kurallarına uygun şekilde kaleme alınmalıdır.
  2. Öyküler daha önce internet de dahil hiçbir yerde yayımlanmamış olmalıdır.
  3. Öykülerde bilimkurgusal öğeler bulunması şarttır.
  4. Öykülerin boşluklu karakter sayısı azami 280 olabilir. Daha uzun öyküler değerlendirmeye dahil edilmeyecektir.
  5. Her yazar en çok 2 öykü ile başvurabilir.
  6. Katılımcılar öykülerinin jüri tarafından yayımlanmaya değer bulması halinde internette veya e-kitap olarak yayımlanacak bir seçki içerisinde yer alacağını kabul ederler.

Eserlerin gönderimi

  1. Eser bu adreste yer alan form aracılığıyla gönderilecektir:
  2. Her bir katılımcı, kimlik ve iletişim bilgilerinin yanı sıra bir adet de rumuz belirleyecektir. Bu rumuz en az bir kelime ve bir sayıdan oluşmalıdır (Örnek: entropol71).
  3. Katılımcılar özgeçmiş hanesine 500 karakteri aşmayan bir özgeçmiş yazmalıdırlar. Seçilen eserlerin yayımlanacağı e-kitapta özgeçmişlere de yer verilecektir.
  4. Bu formdaki tüm haneler doldurularak gönderildiğinde başvuru aşaması tamamlanmış olur. Son başvuru tarihi 29 Mart 2015‘tir.

Kazananların belirlenmesi

  1. Öyküler öncelikle yarışma kuralları açısından bir ön elemeye tabi tutulacaktır. Tür, uzunluk ve imla bakımından kuraldışı olan eserler ön eleme aşamasında diskalifiye olacaklardır.
  2. Ön elemeyi geçen eserler jüri tarafından değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. Yarışma sonunda üçü jüri, birisi okurlar tarafından seçilen dört öykü dereceye girmiş sayılacaktır.
  3. Jüri tarafından belirlenen en iyi üç öykü doğrudan dereceye girmiş sayılacak, jürinin puanlamaları sonucunda en yüksek puanı almış 10 öykü ise 4 Mayıs 2015 tarihinde halk oylamasına sunulacaktır. Bu oylamada en yüksek puanı almış olan öykü, “Okurun Seçimi” olarak derecelendirilecektir.
  4. Dereceye giren öyküler 1 Haziran 2015 tarihinde ilan edilecektir. Kazananlara yarışma sponsoru Mağazaloji tarafından sürpriz hediyeler verilecektir.
  5. Jüri tarafından yayımlanmaya değer bulunan en az otuz öykü kazananların ilanını takip eden iki ay içerisinde “Mikro Bilimkurgu Öykü Seçkisi” adıyla e-kitap olarak yayımlanacaktır.

edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

itirkosunca.inddEsra Ercan Bilgiç’in kaleme aldığı, Final Kültür Sanat Yayınlarından okura ulaşan ”Itır Koşunca”nın gelirinin bir kısmı Koruncuk Vakfı’na bağışlanacak.

Kitap, Oturupduranlar köyündeki Itır’ın koşmasıyla başlayan bir hikâyeyi anlatıyor.

Biri koştu güneş oldu, diğeri koştu yağmur oldu. Ve filizler yeşerdi. Daha sonra mevsimler geldi geçti, birileri koşmaya hep devam etti. Ve yeşeren ağaçlar, çiçek açtı; meyve verdi.

Itır isimli karakterin iki köy arasındaki maceralarını anlatan Ersa Ercan Bilgiç, gerçekte var olan bir konudan esinlenerek kaleme aldığı hikâyesiyle yetişkinleri de ”Koruncuk Vakfı’ndan” haberdar ediyor.

Itır’ın Koruncuk köyü çocuklarıyla tanışması ve de ”Oturupduranlar” köyünün artık ”oturup durmayacağını” anlatan hikâye, çocuklar kadar yetişkinlerin de ilgisini çekiyor.

Kitap gelirlerinin bir kısmının bağışlandığı vakıf, çocukların anne sevgisiyle yaşamasına, büyümesine ve eğitilmesine olanak sağlıyor.

Itır’ın adım adım koşmasıyla büyüyen Koruncuk Vakfı, ”Itır Koşunca” ile çocuklara hayallerini gerçekleştirmenin imkânsız olmadığını gösteriyor.

edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

handan-757666-Front-1Okurlarının merakla beklediği Ayşe Kulin‘in son romanı “Handan” geçtiğimiz yılın Ekim ayında raflarda yerini aldı. Everest Yayınları tarafından basılan kitap özünde yalnız ama güçlü bir kadının hayatını sorgulamaya yönlendiriyor. “Handan”, bir yandan okuruna aşkın içindeki gel-gitlerin, hataların, sevapların, günahların, içtenliğin kadın ruhunda nasıl vücut bulduğunu sorgulatırken, bir yandan Halide Edib Adıvar‘ın ölümsüz eseri “Handan” ile karakterin kendisiyle yüzleşmesini yansıtarak enfes bir edebiyat şöleni yaşatıyor.

Kitabın ana karakteri Handan, başına buyruk hatta savruk bir kadın. Canı nasıl isterse öyle yaşıyor gibi görünen, aslında hayatın kendisini savurduğu yere gitmekten kendini kurtaramayan bir savaşçı. Bazen hırslarına yenik düşen bir zavallı, az biraz intikamcı ve oldukça özgün bir karakter. Halide Edib’in Handan’ı ile benzerliği dahi özgünlüğüne leke süremiyor.

Kitabın en çekici özelliklerinden bir tanesi, Ayşe Kulin’in diğer romanlarından birinde yer almış bir başkarakterini Handan’ın hayatına konuk etmiş olması. Anlatının içine ustalıkla yerleştirilmiş bu tip, kitabın sürükleyiciliğine lezzet katıyor. Aynı zamanda bu karakteri tanımayan okur için de Kulin’in geçmiş kitaplarına karşı bir merak unsuru oluşturuyor.

Kitabın büyük bir bölümüne günümüz siyasi olayları damgasını vuruyor. Handan’ın başlarda sergilediği apolitik duruşu, yaşadığı olaylar silsilesiyle giderek yok oluyor. Gerçekte yaşananların Handan’ın ağzından kitaba aktarılması ise, yazarın siyasi gündeme karşı serzenişini gözler önüne seriyor. İstanbul’un tarihinin en “gazlı” günlerinde hepimizin hayatında yer etmiş olan kırmızılı kadın, yalan söylemeyen imam ve diğerleri kitabın sacayağını oluşturan karakterleri haline geliyor.

handan-halideedibHalide Edib’in Handan’ının, Kulin’in Handan’ına tutmuş olduğu ayna, okurun “iyilik”, “kötülük”, özgürlük”, “bağımlılık”, “aldatmak”, “aldatılmak”, “vicdan”, “intikam” gibi kavramlar arasında çarpışmasına imkân sağlıyor. Aynı karakterin içinde onlarca tezatlığın barındığını cesur bir şekilde aktarıyor. Okur bir Handan’a hak vermeye başladığı sırada, diğer Handan’ın söyledikleriyle duvara tosluyor. Fikirleri alt üst olabiliyor. Sonunda da, okur en basit haliyle hiç kimsenin sadece “iyi” ya da sadece “kötü” olamayacağını tecrübe etmiş oluyor.

Bununla birlikte, yaşanan olaylar öylesine hayatın içinden ki, okuru belirli aralıklarla Handan Hanımları bir kenara bırakıp kendi hayatından kesitleri düşünmeye başlatacak kadar etkili. Öyle ki, olayların ilerleyişini geçmişteki Handan ile günümüz Handan’ının teknolojik bilgi farklılıklarına kadar dayandırıyor. Bu da demek oluyor ki, Ayşe Kulin, anlatımındaki doğallığı ile yine okurun yalnızca yüreğine dokunmakla kalmıyor, aynı zamanda geçmişten günümüze derin bir akıl yolculuğuna çıkarıyor.

Kitabı en somut özetleyen cümle, başkarakterimiz Handan’ın bir kitapçıda ince bir kitabın son sayfasında gördüğü cümle; “Nereye gidersen git, kendi hikâyenle baş başa kalırsın sonunda…” Handan’ın bu cümleden oldukça etkilenmiş olması, okuru biraz da kaderci bir sorgulama yapmaya itiyor. Kitabın başlarında hayatının hamurunu yalnızca kendi elleriyle yoğurabileceğine inanan karakterin böyle bir anlayış içine girmesi, belki de biraz olsun okurun kitabın başında omzuna aldığı yükü hafifletiyor, rahatlamasını sağlıyor.

Kitapta fazlasıyla zamanda kırılmalar yaşanmış ve çoklu bir mekân algısı mevcut. Ana mekân olarak İstanbul kullanılmış olsa da, okur kendini kimi zaman İzmir’de kimi zaman Amerika’da buluyor. Ayrıca kitabın sonunda başladığı yere tekrar gelmesi, geçmiş zamanı aynı an arasında kullanması, harikulade bir çember kurgu çizildiğini gösteriyor. Handan’ın geçmişinde yaşadığı acı, tatlı anılarını kitabın gelişme bölümünde okuyan okur, kitabın giriş bölümündeki soruların cevabını adım adım yakalıyor ve sonuç bölümünde yapbozu tamamlamış hissine kapılıyor. Düz bir çizgide ilerlemeyen kitap, insanoğlunu var eden pek çok duygu ve düşünceyi bölümler içinde dağıtıp, okura teker teker benimsetiyor. Ayşe Kulin, bir nefeste okuyacağınız sadelikte, bir yerinde mutlaka kendinizi bulacağınız doğallıkta ve Handan ile konuşmanızı sağlayacak gerçeklikte harikulade bir roman daha sunuyor.

Gamze Erkmen – edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

  • begüm b - 12/02/2015 - 21:53

    Herhalde ayse kulin in en sıradan olan romanı budur hic tavsiye etmiyorumcevaplakapat

orkestra_sefi_1baskiSarah Quigley’nin yazdığı, İlknur Özdemir’in çevirdiği Orkestra Şefi, Kırmızı Kedi etiketiyle yayımlandı.

8 Eylül 1941’de Nazi birlikleri Leningrad’ı kuşatırlar, dünyayla olan bağlantısını keserler. “St. Petersburg dünya yüzünden silinmeli,” der Hitler. Planı, teslim olana kadar Leningrad’ı top ateşine tutmak, hava saldırısıyla bombalamak ve açlığa mahkûm etmektir. Bunları yapar da. Üç yıl boyunca şehirden 1,4 milyon kişi tahliye edilir, 1,5 milyon ise ya açlıktan ölür ya da başka nedenlerden. 1944 Ocak ayında kuşatma sona erdiğinde şehirde sadece 700.000 kişi kalmıştır.

Ünlü besteci Dimitri Şostakoviç şehrin savunmasına katılmak amacıyla Leningrad’dan ayrılmaz, siper kazar, yangın gözlemciliği yapar. Bir yandan da Leningradlılara moral verecek yeni bir senfoni üzerinde çalışır. Yöneticiler Leningrad’ın kültür ortamındaki seçkin müzisyenleri şehirden gönderince senfoniyi hazırlama görevi, ikinci sınıf bir radyo orkestrasının şefi olan çekingen, sorunlu ve pek sevilmeyen Elias’a verilir. Elias ve savaşın tükettiği müzisyenlerden oluşan derme çatma orkestrası, Şostakoviç’in Leningrad Senfonisi’ni çalacaktır.

Dayanılmaz koşullar altında, açlıkla, soğukla, bombardımanlarla, yangınlarla, ölümlerle geçirilen üç buçuk yılın, yaratıcılığın savaşa üstünlüğünün, müziğin ve umudun hayatları nasıl kurtardığının öyküsüdür Orkestra Şefi.

edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

tuyAyrıntı Yayınları, Kürt Edebiyatı’nın en önemli isimlerini Sarı Kitaplar Dizisi’nde bir araya getiriyor. Hem Kürtçe hem de Türkçe yayımlanacak olan eserler, edebiyat dünyasında yeni bir soluk, yeni bir renk olacak.

Editörlüğünü Yavuz Ekinci‘nin üstlendiği Sarı Kitaplar Dizisin’de, Kürt olup başka dillerde yazan ve yazdığı dilde okunup beğenilen yazarların kitapları Kürtçe ve Türkçeye çevrilecek. Bu kitaplar ayrı ayrı yayınlanacak. Kürtçe ve Türkçe baskılar için aynı kapak kullanılacak. Yayınevi bu diziyle, bu kitapları hem Kürtçe hem de Türkçe okurlarına kazandırmayı amaçlıyor.

Sarı Kitaplar dizisinden Sherko Fatah, Salim Barakat, Cemil Turan, Şeyhmus Dağtekin, Ariel Sabar, Fawaz Hussain, Ali-Ashraf Darvishian ve Ali Muhammed Afgani’nin kitapları yayımlanacak.

“Binbir çiçekle bezeli bu topraklarda yeşeren diller solmasın diye, yurtsuz bırakılmış bir dil yurduna küsmesin diye ve yalnızca dilini konuşmak, diliyle yazmak isteyen yazarlar okurlarıyla bir an önce buluşsun” diyen Ayrıntı Yayınları’nın Sarı Kitaplar Dizisi’nde ilk durak, Kürt ve Arap edebiyatında önemli bir yeri olan Selim Berekât. Yayınevi, Türkçe adıyla Tüy, Kürtçe ismiyle Perik romanını okurla buluşturdu.

edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

obabakoak-ON--KPKBask edebiyatının en önemli yapıtlarından biri olarak göster­ilen, Bernardo Atxaga‘nın yazdığı Obabakoak, Aylak Adam etiketiyle yayımlandı.

Roman, gözlerden ırak bir Bask köyü olan Obaba’daki farklı yaşamları anlatır. Obaba masumlar ve entelektüeller, ço­banlar ve okul çağındaki çocuklar ile doludur. Sayfaların arasın­dan terk edilmiş bir kadın öğretmen ya da kültürlü fakat kendin­den nefret eden bir cüce size fısıldar. Karanlık gizli eğilimlerin iğneleyici bir mizah ile iç içe geçtiği bu hikâyeler kolajında, ka­saba dedikodusunu, günlüklerden yapılan alıntıları ve tabii ki edebiyat kuramlarını bulacaksınız. Atxaga’nın kendine özgü ve ironik üslubu kurmacanın sınırlarını zorluyor.

“Tüm toplumlar, en küçük olanları bile, görülmeyen ama görülmedikleri için gerçekliğinden bir şey kaybetmeyen duvarlar örer ve tüm olumsuz, kötü kokulu şeyleri duvarın dışına fırlatır. Tıpkı şu öyküdeki, kendi topraklarındaki ayrıkotlarını temizleme zamanı geldiğinde, gecenin karanlığından faydalanarak kardeşi­nin çiftliğine yönelen kötü yürekli bağ sahibi gibi.”

edebiyathaber.net (12 Şubat 2015)

2016_14 şubat_AFİŞ14 Şubat Dünya Öykü Günü buluşmaları ülkenin her yanındaki pek çok şehirde düzenleniyor.

Etkinlik bülteninden

14 Şubat Dünya Öykü Günü Ankara Töreni

Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği, Çankaya Belediyesi ve Ankara Üniversitesi ortaklığında düzenlenen 14 Şubat Dünya Öykü Günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdulkadir Noyan Konferans Salonu’nda 14.00-16.00 arasında gerçekleştirilecek.

Etkinliğin sunumunu Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Boğaçhan Sözmen gerçekleştirirken, açılış konuşmalarını Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği Başkanı Özcan Karabulut, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ve Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş yapacak.

Ayşe Kulin‘in yazmış olduğu 2016 Dünya Öykü Günü Bildirisi’nin okunmasının ardından, H.Ü. Ankara Devlet Konservatuarı öğretim görevlisi Dengin Ceyhan piyano dinletisi gerçekleştirecek. Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Orkide Çivicioğlu Kulin’den bir öykü seslendirecek. Ayşegül Tözeren ise usta yazarla söyleşecek. Fuayede “Fotoğrafa Öyküler” sergisi yer alacak.

2016 yılında da 14 Şubat Dünya Öykü Günü buluşmaları Türkiye’nin dört bir köşesinde yaşanacak. Programları belli olan kentler arasında Eskişehir, Edirne, Kayseri, Çanakkale, İzmir, Samsun, Erzurum, Bursa ve Diyarbakır yer alıyor.

Eskişehir’de Dünya Öykü Günü

Tepebaşı Belediyesi, Dünya Öykü Günü’nü bir etkinlikle kutluyor. Yazarlar Seray Şahiner ve Semrin Şahin’in katılacağı Öykü Günü’nde, öykü üzerine bir söyleşi yapılacak ve öyküler okunacak.

Tepebaşı Belediyesi ‘Öykü Atölyesi’ne katılanların öykülerinden oluşan bir kitap da, etkinliğe katılanlara ücretsiz dağıtılacak.

Yazar- eğitimci Nilüfer Altunkaya’nın yönetiminde 14 Şubat Pazar günü saat 14.00’te Özdilek Sanat Merkezi’nde yapılacak etkinlik halka açık olacak.

Kayseri’de Dünya Öykü Günü

Kayseri Melikşah Üniversitesi, Psikoloji Kulübü tarafından düzenlenen etkinlikte öykü severler “Öykü Günü Melikşah’ta Kutlanıyor” başlıklı etkinlikte bir araya geliyor. İnci Aral’ın katılımcı olacağı etkinlik 15 Şubat Pazartesi günü Meliksah Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi konferans salonunda düzenlenecek. Söyleşinin ardından yazar son kitabı Kendi Gecesinde’yi okurları için imzalayacak.

İzmir’de Dünya Öykü Günü

İzmir’de öykü, gün ve günleriyle buluşmalara adres oluyor ve İzmir öykü günlerinin 14.sü düzenleniyor. Konak Belediyesi’nin öncülüğünde 12-14 Şubat tarihlerinde üç gün sürecek etkinliklere 40’a yakın edebiyatçı katılıyor. 14. İzmir Öykü Günleri’nin teması gençlik ve barış; onur konuğu ise Necati Tosuner. Ayrıca İzmir’de Yakın Kitabevi’nde öykü okumaları ve Urla’da öykü buluşmaları gerçekleştirilecek.

Diyarbakır’da Dünya Öykü Günü

Diyarbakır, Kürt Yazarlar Derneği’nin düzenlediği etkinlikte 14 Şubat Dünya Öykü Günü 21 Şubat Dünya Anadil Günü ile birlikte çok dilli öykü buluşmalarına ev sahipliği yapacak.

Bursa’da Dünya Öykü Günü

Bursa’da BUYAZ Derneği, öykü günü buluşmalarına ev sahipliği yaparken, onur konuğu Ahmet Büke olacak.

Edirne’de Dünya Öykü Günü

Dünya Öykü Günü Edirne’de de kutlanacak, öykücü ressam şair öğretmen İsmail Gümüş ve eserleri konuşulacak. Etkinliğe konuşmacı olarak Ertuğrul Tanrıkulu, Muammer Mirsal, Erdoğan Kanturer ve Mevlut Yaprak katılacaktır.

Çanakkale’de Dünya Öykü Günü

Çanakkaleli öyküseverler, 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nü Fetvane Sokak’taki Yalı Han’da kutluyor. Öykü yazarı Reyhan Yıldırım ve Tuğba Gürbüz tarafından düzenlenen ‘barış, kadın ve öykü’ temalı gün, yazar Ayşe Kulin tarafından kaleme alınan bildirinin okunması ile başlayacak. Ayla Kutlu, Ayşe Sarısayın, Jale Sancak, Leyla Erbil, Nalan Barbarosoğlu, Nursel Duruel gibi edebiyatımızın değerli isimlerine ait öykülerin paylaşılması ile devam edecek. Yağmur Şahin ve Berker Mehmet Korkmaz’dan oluşan Mangala Etnik Band, barış için seçtikleri ezgilerden oluşan bir dinleti ile kutlamaya değer katacak. Etkinliğin ikinci bölümünde, Çanakkale’de bulunan öykücüler; Cengiz Kara, Reyhan Yıldırım, Tuğba Gürbüz ve Tunç Kurt, kendi ‘kadın ve barış’ öykülerini okuyacaklar. Kutlama, Prof. Dr. Sevinç Özer’in ‘Edebiyat ve Barış’ içerikli sunumuyla son bulacak.

Etkinlik saatleri 13.00 – 16.00 olarak belirlenmiştir ve halka açık olarak gerçekleştirilecektir.

Samsun’da Dünya Öykü Günü

12 Şubat Cuma günü 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Lacivert Salonunda gerçekleşecek olan etkinlikte Ayşe Kulin’in öykü bildirisi okunduktan sonra Semrin Şahin “Ayşe Kulin’in Öykü Dünyası” üzerine hazırlamış olduğu sunumu gerçekleştirecek. Etkinlikte ayrıca Prof. Dr. Şaban Sağlık “Öykü Kurgusu”, Öğr.Gör. Sıddık Akbayır “Öykücülüğümüz”, Yrd. Doç. Dr.Bekir Şakir Konyalı “Öykü Denince”, Yrd. Doç.Dr. İlknur Tatar Kırılmış “Leyla Erbil Öykücülüğü” üzerine konuşma yapacaklar.19 Mayıs Üniversitesi Yaratıcı Yazarlık dersi öğrencilerinden; Turhan Koç “Gece ve Sis”, Buse Gürpınar “Tek Renkli Hayatlardan”, Kürşat Doğan Çamur “Arif’”, Tuğçe Küçük “Adsız”, Canan Kızılkaya “Cebinde Arabalar” adlı öykülerini okuyarak güne anlam kazandıracaklar.

Erzurum’da Dünya Öykü Günü

Bu yıl programımız Erzurum Medya Sanat Evi Oda Tiyatrosu sahnesinde gerçekleştirilecek. Etkinliğin sunumunu Medya Sanat Evi oyuncularından Kenan Çinici yapacak. Uluslar arası Öykü Günleri Derneğinin çalışmalarından ve 14 Şubat Dünya Öykü Günü kutlamalarından söz edecek olan Demet Çizmeli’nin ardından Kenan Çinici bu yıl Ayşe Kulin’in kaleme aldığı 14 Şubat Dünya Öykü Günü bildirisini okuyacak.

Gitar dinletisinin ardından Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Tamer Temel “Gogol’ün Öykülerinde “Küçük Adam” Olgusu” başlıklı konuşmasını yaptıktan sonra Gogol’ün “Palto” ve “Nevsky Caddesi” adlı öyküleri Erzurum Devlet Tiyatrosu sanatçıları Taner Köse ve Sezai Yılmaz tarafından okunacak. Daha önceki yıllarda yaptığımız gibi öyküler üzerinde sohbet havasında tartışma, inceleme yapılacak.

Erzurum’da karlı bir akşamda Gogol sıcaklığıyla, Dostoyevski’nin o ünlü “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” sözünün ışığında öyküye bakılacak.

edebiyathaber.net (12 Şubat 2016)

icimdekibalikSETEM Akademi Sineması’nda 13 Şubat’ta Ertan Velimatti Alagöz’ün yazıp yönettiği “İçimdeki Balık” gösterilmeye başlanacak.

SETEM Akademi Sineması; ülke sineması haftaları, yönetmen retrospektifleri, film analizleri, sözlü tarih çalışmaları gibi etkinliklerin yapıldığı bir merkez olmayı hedefliyor.

Vizyon Tarihi: 13 Şubat 2015 – 19 Şubat 2015

Seanslar: 16.00 – 18.00 (Pazar günleri gösterim yoktur)

Adres: Kazım Orbay Cad. No:3B Bomonti Park AVM 205 F Bomonti-Şişli/İSTANBUL

Tel: 0212 232 35 42 – 0532 509 20 12

Ücret: Tam 6-TL   Öğrenci 3-TL

Filmin özeti: Barış otuzlu yaşlarının sonlarında, sol eli annesi ona hamileyken kullandığı ilaçlardan dolayı garip bir şekilde yüzgeçi andıran, deniz biyoloğu bir adamdır. Ruhsal anlamda da sorunları olan Barış’ın kışları karanlık ve depresif, yazları aydınlık ve manik geçer. Yıllarını üniversiteye verdikten sonra babasının bir tekne kazasında ölümüyle birlikte, kendisini babasının sorumluluklarını ve akvaryumcu dükkanını devralmakla zorunlu bulmuştur. Barış akvaryumcu dükkanında yaptığı araştırmalarla, kendindeki fiziksel ve ruhsal bozuklukları bilimle anlamlandırmaya çalışır.

Oyuncular: Deniz Celiloğlu, Deniz Özdoğan, Emirhan Arapoğlu, Okan Avcı, Hakan Gerçek, Bengü Şen, Tarık Papuçcuoğlu

edebiyathaber.net (11 Şubat 2015)

Article.aspxTürkiye Yayıncılar Birliği’nin yürüttüğü “Yayınlama Özgürlüğü Yolunda Projesi”nin İstanbul Bölge Toplantısı yayıncı, gazeteci, hukukçu ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini bir araya getirdi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celâl, proje ile yayın özgürlüğü konusunda mevcut durumun tespitini yaparak bir rapor hazırlayacaklarının belirtti. Celâl, “Amacımız mevcut olan durumu tespit etmek ve en önemlisi, yasal olarak ne yapmamız gerektiği konusunda öneri almak” diye konuştu.
Toplantıda PEN Türkiye Merkezi Başkanı ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Zeynep Oral, Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni, gazeteci yazar Ömer Madra ve hukukçu Filiz Kerestecioğlu yayın özgürlüğü konusundaki sorunları aktaran birer konuşma yaptılar.

Gazeteci ve kadın olarak kendimi tehdit altında hissediyorum

Özelikle son yıllarda basın özgürlüğü konusundaki gelişmelerin darbe dönemlerini aratmadığını söyleyen Zeynep Oral, bu alanda kendi deneyimlerini aktardı. Cumhuriyet gazetesinin, yazarları öldürülen Charlie Hebdo dergisi ile dayanışmak amacıyla derginin karikatürlerini yayınlamasından sonra meydana gelen gelişmeleri aktaran Oral şunları söyledi: “Cumhuriyet gazetesi Charlie Hebdo dergisinin karikatürlerini yayınlama kararı aldı. O andan itibaren kıyamet koptu. Tüm çalışanlara yönelik hakaretler, gazetenin önüne gelen yobazlar, yolların kapatılması, barikatların kurulması… Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya’nın tehdit edilmesi, ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ten dava açılması…
Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta Cumhuriyet’i, ‘peygamberimize hakaret eden bir gazete” diye niteledi. Bunun doğru olmadığını kendisi de biliyor. Amaç bu algıyı yaratmak. Benim için Charlie Hebdo’nun sayfalarını basmak ile başbakan Davutoğlu’nun Paris’teki yürüyüşe katılması arasında bir fark yok. İkisi de dayanışma eylemidir…”
Son yıllarda basın özgürlüğüne yönelik baskıları 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde dahi yaşamadığını söyleyen Zeynep Oral “Bir gazeteci ve kadın olarak kendimi tehdit altında hissediyorum” dedi.

Demokrasinin temeli ifade özgürlüğüdür

Açık Radyo Genel Yayın yönetmeni Ömer Madra sözlerine, anayasal düzene geçişte önemli bir adım olan 1215 tarihli Magna Carta Libertatum’un yakında 800. Yılının kutlanacağını hatırlatarak başladı. Madra, demokrasinin vazgeçilmez olduğunun, ifade özgürlüğünün ise demokrasinin temeli olduğunun altını çizdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2014 raporuna göre ifade özgürlüğünden en çok mahkum edilen ülkenin Türkiye olduğunu aktaran Madra, “Haberleri olduğu gibi halka objektif olarak aktarabilmek demokrasi için elzemdir. Eğer objektiflik söz konusu olmazsa demokrasi ortadan kalkar” dedi.

Yeni yasa tasarısı basın özgürlüğünü tehdit ediyor

Avukat Filiz Kerestecioğlu konuşmasına, yargı kültürünün temel hak ve özgürlükler önünde en az sorunlu yasalar kadar ciddi bir engel teşkil ettiğini, yasalar düzeltilse de uygulamanın ve sistemin uygulayıcılarındaki zihniyetin kolay değişmediğini dile getirdi. Türkiye’de ifade özgürlüğünü kapsayan yasaların çok geniş bir alanı kapsadığını vurgulayan Kerestecioğlu, mevcut yasaların anlaşılır ve net olmadığını belirterek ifade özgürlüğünü kısıtlayanist 3yasaların dökümünü yaptı. Kerestecioğlu “Ceza kanununa baktığımızda meşhur 125. Madde yani ‘kamu görevlisine hakaret’ son dönemde en çok karşılaştığımız davalardan. ‘Haberleşmenin gizliliğini ihlal’, ‘özel hayatın gizliliği’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘suçu ve suçluyu övme’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘basın yoluyla kamu barışına karşı işlenen suçlar’ gibi çeşitli maddelerden birçok dava açılıyor” dedi. Yeni hazırlanan İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nın da basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olduğunu vurgulayan Kerestecioğlu “Baskıcı, cezalandırıcı bir yargı kültürü olmasının aynı zamanda bu özgürlüğün önündeki önemli engellerden birisi olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

Katılımcılar kendi alanlarındaki sorunları aktardılar

Toplantıya katılan yayıncı, hukukçu ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de kendi alanlarında yaşanan sorunları aktardılar. Cumhuriyet gazetesinin avukatlarından Tora Pekin, Charile Hebdo karikatürlerinin yayınlanmasından sonra gazeteye açılan davalardaki gelişmeleri şöyle anlattı; “Geçtiğimiz hafta Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya ifade verdiler. Onlara yapılan suçlama TCK 216.maddesini ihlal yani ‘halkın bir kesimine karşı nefret’ diyelim. İfadeler verildi. Savcının tavrı ve söylemi çok net. Davayı açacağı izlenimini edindim. Yani halkın yüzde 99’nunun Müslüman olduğu bir ülkede, ‘yüzde bir’e, geri kalan yüzde doksan dokuza karşı nefret suçu işleme kastıyla hareket etmek suçlamasıyla dava açılacak. İki karikatür nedeniyle de genel yayın yönetmeni ve sorumlu müdürü ifadeye çağırabileceğini söyledi.”
İnsan Hakları Savunucusu Müzisyen Şanar Yurdatapan, geçmişte uygulanan bazı yasaların, sonra kaldırılmalarına rağmen uygulanmaya devam ettiğini örnekleriyle anlattı; “Yayınlama özgürlüğü konusunda geçmişte bizim çok sevdiğimiz bir 162. madde vardı. ‘Suç sayılan bir şeyi yayınlamak suçtur, bunu yayınlayanda söyleyenle aynı cezaya çarptırılır’ şeklindeydi. Bunu yayınlayan kişi içeriğine katılmadığını belirten bir ibare koysa dahi, sorumluluktan kurtulamaz… Bu madde daha sonra kaldırılmasına rağmen, hala işletiliyor. Erol Özkoray, Gezi Fenomeni adıyla bir kitap yazdı. Kitap içinde görüşleri ve yorumları var. Savcı bu görüşler nedeniyle suçlamadı. ‘Bunlar ifade özgürlüğüdür’ dedi. Ama kitabın ikinci bölümüne Gezi’de gördüğü pankartların fotoğraflarını koymuş. Onlardan dolayı yargılanıyor. Yani olmayan 162. maddenin uygulanmasını görüyoruz…”

Kütüphaneler de sansürden payını alıyor

Türk Kütüphaneciler Derneği Başkan Yardımcısı Aydın İleri ise yayınlama özgürlüğü konusundaki farklı bir soruna dikkat çekti. Yayınlanan kitapların konulduğu kütüphanelerin çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan İleri şöyle devam etti: “Ülkedeki sansür havası kütüphanelere de yansıyor. Kimi yazarları kütüphanelere almaya ya kütüphaneci cesaret edemiyor ya da satın almadaki kişi almıyor. Örneğin Erzurum’da Mimesis dergisi hakkında bir kişi “müstehcen” diyerek şikayetçi oluyor. Bütün dergiler toplanıp geri gönderiliyor. Bu dergi bütün kütüphanelere giden, Kültür Bakanlığı’nın aldığı bir dergi. Dergideki bir vazonun üzerindeki bir resimden birileri kendine vazife çıkarıp kütüphanelerden kaldırmaya çalışıyor. İllerden, ilçelerden sözde vatandaşlar, kurullar oluşturup kütüphaneler üzerinde bir baskı yaratmaya çalışıyorlar. Bazen de yerel yöneticiler, kaymakamlar kütüphanelerden kitap ayıklamaya çalışabiliyor…”

edebiyathaber.net (11 Şubat 2015)

27808135Hürriyet Kelebek’ten Rüya Salik’in haberine göre, konu edebiyat olunca; okumayı alışkanlık haline getirenler ve sadece ‘okumaları söylendiği için zorla okuyanlar’ olarak ayırabiliriz insanları. Bir de; çeşitli bahanelere sığınıp bir türlü okumaya zaman yaratamayanlar var tabii! Aşağıdaki 6 adımı tamamladıkça, okumayı günlük bir rutin haline getirip tam bir kitap kurduna dönüştüğünüzü göreceksiniz!

  1. BİR KİTAP SEÇİN
    Etrafta hiç kitabın olmadığı bir yerdeyseniz, nasıl okuyabilirsiniz ki? Okuyacak bir şeyler bulun. Gazete, dergi, roman; herhangi bir şey… Önemli olan; seçtiğiniz yayının size bir başlangıç sağlaması. Buradaki püf noktası şu: Sakın ilk etapta çok kalın ve ağır bir kitap seçmeyin!
  2. GÜNLÜK OKUMA RUTİNİNİZ OLSUN
    Ne okuyacağınıza karar verdiniz. Şimdi sıra, günde 15 dakikanızı sadece okuyarak geçirmeye geldi… Bu 15 dakika boyunca tamamen kitaba odaklanın, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyin. 15 dakika sonra kitabı kapatıp başka şeylerle ilgilenebilirsiniz. Bunu her gün tekrarlayın. Alışkanlık haline getirin. Zamanla 15 dakikayı günde 20-30 dakikaya çıkarın.
  3. SIKILDIYSANIZ YARIDA BIRAKIN
    Başladığınız kitaba bir türlü odaklanamıyorsanız, sıkılıyorsanız veya bitiremeyecek gibi hissediyorsanız sakın kendinizi suçlamayın ve korkmayın! Bu çok normal. Hiç kimse her başladığı kitabı bitiremez. ‘İlla bitireceğim’ baskısıyla da kitap okunmaz. Demek ki o kitap size göre değilmiş… Tekrar tekrar denemenin hiçbir mahsuru yok. Hemen yeni bir kitaba başlayın.
  4. SOSYAL MEDYADA OKUDUĞUNUZ KİTABI DUYURUN
    İnsanlarla paylaşmak sizi motive edebilir. Örneğin Facebook durumunuzu ‘kitap okuyor’ olarak değiştirebilir, okuduğunuz roman hakkında bir-iki cümle yazarak arkadaşlarınızla fikir alışverişinde bulunabilirsiniz.
  5. BİR KİTABA BAŞLAMADAN ÖNCE, MASANIZIN ÜZERİNE KİTABIN ANLATTIĞI EŞYALARI KOYMAYI DENEYİN
    Hikâyeler ve kurmacalarda her zaman küçük betimlemeler olur. Kitabın anlattığı eşyayı masanızın üzerine koyup o paragrafları okurken eşyaya bakmak konsantrasyonunuzu artırabilir. Örneğin Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanını okurken masanızda başkarakter Füsun ve Kemal’inkine benzer eşyaların olması hoşunuza gitmez miydi?
  6. NE OKUYACAĞINIZA KARAR VERMEDEN ÖNCE ELEŞTİRİLERİ GÖZDEN GEÇİRİN
    Kitap ekleri bu konuda size yardımcı olabilir. Güvendiğiniz isimlerin önerdiği kitapları takip edin. İlginizi çekebilecek konuları işleyen romanları bir kenara not edin. Kendinize ‘okuma listeleri’ oluşturun. Bu listeye sadık kalın.

BİRKAÇ İPUCU

1- Unutmayın: Kitap okumayanların, ‘Zamansızlıktan okuyamıyorum’ diyenlerden hiçbir hiçbir farkı yoktur!
2- Kötü alışkanlıklar, rahat bir yatağa benzer. İçeri girmek kolaydır, uyanmak zor! Artık uyanma vakti geldi… Hemen bir kitap alın!
3- Her zaman olumlu olun! Eğer okumanın eğlenceli olduğunu düşünürseniz hakikaten eğlenceli olduğunu fark edeceksiniz. Kitabı okumadan önce kendinize, “Çok iyi vakit geçireceğim!” deyin.
4- İyi bir kitap, iyi bir okuma deneyimi sunar.
5- Gün geçtikçe ve okuma alışkanlığınız oturdukça daha çok zevk alacağınızı unutmayın.
6- Okumanın başka bir alternatifi yoktur. Onun yerini hiçbir aktivite tutamaz.
7- Asla vazgeçmeyin!

BUNLARA DİKKAT!

1- Bir gün bile okuma rutininizi bozmayın.
2- Sevmediğiniz bir şeyi okumak için kendinizi çok zorlamayın.
3- İlk etapta eski ve yabancı kelimeleri içeren, anlaşılması zor kitapları seçmeyin.
4- 15 dakikalık okuma rutininizi 1 gün sonra 30-60 dakikaya çıkarmaya kalkmayın. Bu sizi baskı altına sokabilir ve vazgeçmeniz için bahane üretmenize sebep olur!

edebiyathaber.net (11 Şubat 2015)

SAIT FAIK HIKAYE ARMAGANI BASINYazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen ve Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle düzenlenen 61. Sait Faik Hikâye Armağanı’na başvurular 27 Şubat’a kadar devam ediyor.

Yarışmaya katılacak yazarların, başvuru yapacakları hikâye kitabından on (10) nüshayı, 27 Şubat 2015 Cuma günü Saat 17:00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyeti İletişim Birimi, Darüşşafaka Caddesi No: 14 34457 Maslak, Sarıyer İstanbul adresine teslim etmesi gerekiyor.

Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yapılan açıklamada, yarışmaya katılacak hikâye kitaplarının 2014 yılında yayımlanmış olması, daha önce herhangi bir ödül almamış olması gerektiği ve daha önce aynı armağanı kazanmış yazarların yarışmaya katılamayacağı vurgulandı.

2014 ödülünü “Olduğu Kadar Güzeldik” adlı kitabıyla Mahir Ünsal Eriş almıştı.

Seçiciler Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmenin ardından, sonuçların bu yıl Mayıs ayı içinde açıklanacağı ifade edildi.

Doğan Hızlan’ın başkanlığında toplanacak Seçiciler Kurulu, Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Jale Parla, Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen’den oluşuyor.

edebiyathaber.net (11 Şubat 2015)

Emrah Polat tarafından yürütülen Edebiyat Haber Yazı Evi “Roman Atölyesi” Ankara Tayfa Kitapkafe’de başlıyor. Atölye çalışmaları 12 Nisan 2015 Pazar günü başlayacak ve 3 Mayıs 2015 Pazar günü sona erecek.

IMG_3258

 

Hedef kitlesini yazıyla kurduğu ilişkiyi dönüştürmek,  roman tasarımı konusunda kuramsal ve aynı zamanda uygulamaya yönelik bilgiler edinmek isteyenlerin oluşturduğu atölye dersleri, Tayfa Kitapkafe’de her hafta pazar günü, 12:00 – 14:15 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Ayrıca katılımcıların metinlerinin,  Edebiyat Haber Fanzin’de yayımlanmasına yardımcı olunuyor.

Program için>>>

Atölyeden bir fotoğraf için>>>

Başlangıç: 12 Nisan Pazar, 12:oo – 14:15

Toplam: 4 hafta, 8 saat

Katılımcı bedeli: 250 TL (Tutara KDV dahildir. Talep edildiğinde 2 taksit imkanı var. Öğrencilere %10 indirim uygulanıyor.)

Yer: Tayfa Kitapkafe

Adres: Selanik-2 Caddesi, 82/32, Kızılay (Tayfa’nın hemen karşısında Beğendik Otoparkı bulunmakta.)

Başvuru, kesin kayıt ve iletişim için: emrahpolat@edebiyathaber.net (E-postanızda, atölyeden beklentinizi ve yazıyla olan ilişkinizi kısaca özetlerseniz seviniriz.)

Fecebook>>>

Twitter>>>

edebiyathaber.net

kugular2Ferdi Merter’in aynı adlı romanından sahneye uyarladığı ödüllü oyunu Kuğular Şarkı Söylemez,  23 Şubat, 9 Mart ve 23 Mart tarihlerinde saat 20.30’da Tatavla Sahne’de.

Tanıtım bülteninden:
“Kendi küçük dünyalarında mutlu sayılabilecek bir yaşam süren, başkalarına göre birer kaybeden diye nitelenen dostlar, geçmişten beri yanlarında taşıdıkları fakat farkında olmadıkları bir tehlikenin, beklemedik bir haberle ortaya çıkmasıyla yeniden her şeyi sorgularlar. Bu tehlike onların hayatını bir anda pençesine alır. Onlar artık sevgilerinin ve nefretlerinin sınırlarını keşfedecek ve zorlayacaklardır.  AIDS ‘li olarak ölmek, eşcinsel olarak  bilinmekten daha iyidir öyle mi?”

NOT: Oyun çocuk seyirciler için uygun değildir.

Biletlet Biletix ve Tatavla Sahne’de.

Adres: Füruzağa Cad. Taktaki Yokuşu ‘B Cihangir / Beyoğlu

Tatavla Sahne Bilet Rezervasyonu için: 212 233 52 30

Facebook>>>

Twitter>>>

edebiyathaber.net (11 Şubat 2015)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z