Masthead header

Arkadaşlık çok yönlü bir mutluluk tecrübesidir | Melek Merve Öztürk

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

arkadasliktaki-saadete-dair-Front-1Aşk, Mutsuz Olmak ve Sakin Olmak kitaplarından tanıdığımız Alman filozof Wilhelm Schmid’in İletişim Yayınları’ndan yeni bir kitabı çıktı: Arkadaşlıktaki Saadete Dair. Arkadaşlığın çeşitlerinden gerçek arkadaşlığın tanımına ve nasıl arkadaş edinileceğinin yollarına kadar, arkadaşlıkla ilgili her birimizin deneyimlediği ancak belki de üzerine pek fazla düşünmediği konularda ilginç tartışmalar yürütüyor.

İçinde bulunduğumuz modern hayatın zorluğu, insana kendisini yalnız hissettirebiliyor. Belki de bu yüzden, arkadaşlığa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuluyor. İhtiyaç fazla, ama arkadaş edinebilmek de bir o kadar zor artık… Herkesin günlük telaşlar içinde kaybolduğu, hayatını idame ettirmeye çalışırken zamanın hızla geçtiği günümüzde, kimsenin kimseye ayıracak vakti kalmamış gibi gözüküyor. Bu da beraberinde derin bir yalnızlığı getiriyor ve bir süredir aşina olduğumuz onlinearkadaşlıklar ortaya çıkıyor. Aristoteles’in vaktiyle “zevk arkadaşlığı” ve “faydaya dayalı arkadaşlık”diye tanımladığı arkadaşlık türlerine bir de“sanal arkadaşlık” ekleniyor. Bu sanal arkadaşlık hem zevk hem faydaya dayalı arkadaşlığı da kapsayabiliyor. Örneğin, internet üzerinden edinilen bağlantılar kariyer için faydalı olabiliyor. Bunun dışında, kendine güven problemleri yaşayan yahut engelli olduğu için gözükmek istemeyen kişilere de “kendilerini göstermek zorunda kalmadıkları” bir alan açıyor ve daha rahat hareket edebilmelerine olanak sağlıyor.

Peki, arkadaşlık neden bu kadar önemli? Gerçekten arkadaşlarımızın hayatımızdaki görevleri, işlevleri, önemi nedir? Onlardan neleri bekleyebiliriz ve aslında bu arkadaşlıkları kurarken amacımız nedir? Schmid bu soruların peşine düşüyor. Arkadaşlığın, yalnız olmamanın ötesinde bir anlamı olduğunun altını çiziyor. “Mutluluk, arkadaşın dışarıdan bana yönelmiş bakışıdır,” diyor örneğin. İnsanın kendini dışarıdan görmesinin zor olduğundan, bu nedenle bizi tanıyan ve seven birinin dışarıdan bir göz olarak, aldığımız kararlardan verdiğimiz sıradan tepkilere kadar farklı konularda göremediklerimizi göstererek bize büyük yardımının dokunabileceğinden bahsediyor. Hayatımızda sohbet edebileceğimiz, bizi düşünen, keyifli zaman geçirebildiğimiz kişi veya kişilerin varlığının başlı başına bir mutluluk kaynağı olduğunu da ekliyor. Bizi anlayan, içimizdekini rahatlıkla anlatabildiğimiz, hislerimizi paylaşabildiğimiz, hayatı birlikte tecrübe ettiğimiz,yanında rahat olabildiğimiz, güvenebildiğimiz, bizi eleştirmesine alınmadığımız, kafamızdaki sorulara yanıt verebilecek, vermese de bizimle birlikte düşünecek, konuşulabilecek birinin varlığının önemini hatırlatıyor bize. Aşk ilişkisiyle olan farklılıklarından bahsediyor; arkadaşlığı daha “özgür” bir ilişki türü olarak adlandırıyor. Arkadaşlığın muhakkak sürekli yakın ya da yan yana olmak demek olmadığını, kimi durumlarda uzak olmanın arkadaşlığı güçlendirdiğini ve gerçek arkadaşlığın, uzun süreli bir aradan sonraki ilk görüşmede sanki dün berabermişçesine yakınlığın devam edebildiği, sohbetin kesintiye uğramadığı, yabancılaşmanın olmadığı bir arkadaşlık olduğunu söylüyor.

Arkadaş edinmek ne kadar zorsa onu muhafaza etmek de bir o kadar emek isteyen bir iş. Karşılıklı özen, arkadaşlığın ayakta kalması için adeta altın kural. Her ne kadar aşk ilişkisinden daha özgür bir ilişki türü olarak tanımlasa da yazar arkadaşlığı, elbette her şeyde olduğu gibi arkadaşlıkta da bazı sınırlar olduğundan bahsediyor. Eleştirinin dozunu kaçırmamak, arkadaştan çok fazla şey beklememek, ilişkide iktidar kurmaya çalışmamak gibi… Aradaki farklılıkların çoğalmasının ve eşitsizliklerin artmasının da arkadaşlığa zarar veren diğer şeylerden olduğunu söylüyor. Bu farklar ve eşitsizlikler çoğaldıkça, aradaki mesafenin kapatılamayacak kadar açılması arkadaşlığı tehlikeye sokuyor. Örneğin iki arkadaştan birinin hayatındaki başarılar giderek artarken diğerinin yerinde sayması oldukça zor bir durum. Bunun sürekli konuşulması sıkıntı yaratabilir. Ancak belki de arkadaşlığın “gerçeklik” sınavına sokulduğu anlardan birisidir bu. Yazar, Oscar Wilde’dan yaptığı alıntıyla bunu mükemmelen açıklıyor: “Herkes bir arkadaşın acısına ortak olabilir, fakat bir arkadaşın başarısındaki mutluluğu paylaşmak için soylu bir karaktere, gerçekten hakiki bir bireyci karaktere sahip olmak gerekir.”

Son olarak Schmid arkadaş edinebilmenin, sağlam bir arkadaşlık kurabilmenin temelinin insanın tamamen kendisiyle alakalı olduğundan bahsediyor. Ancak kendini sevebilen ve kendisiyle arkadaş olabilen birinin gerçek arkadaşlıklar kurabileceğini ve yürütebileceğini söylüyor. Kendini sevmekle bencil olmak arasındaki ince çizginin nerede başlayıp nerede bittiğini gösteriyor. Kendini tanımanın, kendini dinlemenin önemine vurgu yapıyor ve insanın kendini dinlerken üzerine düşünmesini önerdiği, adeta bir rehber niteliğindeki yedi köşe taşından bahsediyor.

Arkadaşlıktaki Saadete Dair, insanın hem kendisiyle hem de hayatında çok önemli bir yer tutan arkadaşlarıyla ilgili ufuk açıcı bir kitap. Çoğunlukla “nasılsa hep varlar” diye düşündüğümüz veya neden hayatımızdan gittiklerini bir türlü anlayamadığımız (eski) arkadaşlarımız hakkında kafa yormamızı ve belki de sonunda onları anlamamızı sağlayacak, bunun yanında kendini sevmenin -hayatın her anında olduğu gibi- arkadaşlıkta da temel kural olduğunu hatırlatan, yazarın diğer kitapları gibi kolaylıkla ve ilgiyle okunacak bir eser…

Melek Merve Öztürk – edebiyathaber.net (7 Ağustos 2015)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z