Masthead header

Ari Çokona: “Hayalimde çocuklara hitap eden kitaplar yazmak vardı.”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Söyleşi: Mehmet Özçataloğlu

En kolay yaptığımız işlerden biri ötekileştirmek sanırım. Bize benzemeyen, bizim gibi düşünmeyen hatta bizimle aynı kentte doğmayan, yaşamayan herkes öteki! Hiç kimse anlamaya çalışmıyor karşısındakini. Yetişkinlerden bunu gören çocuklar da böyle davranmaya başlıyorlar bir süre sonra. Son yıllarda okullarda da sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biridir ötekileştirme. Hep Kitap etiketiyle çocuklar için bu konuya dikkat çekebilecek bir kitap yayımlandı yakınlarda. Arıkanat Okulu. Kitap üzerine yazarı Ari Çokona’yla söyleştik.

Uzun yıllardır edebiyat dünyasının içinde olmanıza rağmen çocuk edebiyatında yazar olarak adınızı pek duymadık. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

İTÜ mezunu Kimya Mühendisiyim. Yüksek lisans tezimin konusu “Katran Türevlerinden Yağlı Boya Üretimi” ve otuz yıla yakın bir süredir özel bir lisede Kimya ve Fizik öğretmeni olarak çalışıyorum. Ama küçük yaşlardan beri en büyük tutkum okumaktı. Arkadaşlarımla oynamak yerine, “Gözlerini bozacaksın, yeter artık” türü azarlardan sakınmak üzere bir köşeye saklanır, gece gündüz gizlice kitap okurdum. Yetişkinliğimde de dost meclislerinde sohbeti evirir çevirir edebiyata, felsefeye ve tarihe getirerek saatlerce konuşmaktan hoşlanırdım. Arkadaşlarım, büyük bir ihtimalle başlarından savmak için “Bu anlattıklarını yazsana!” telkininde bulundular. Ben de hatırlarını kırmadım. Türkiye ve Yunanistan’ın çeşitli edebiyat ve tarih dergilerinde şiirler, öyküler, makaleler ve araştırmalar yayımladım. Çağdaş Yunancadan şiir, roman, öykü, çocuk edebiyatı ve bilimsel kitaplar çevirdim. Son yıllarda Klasik Yunancadan çevirdiğim tragedyalar, felsefe ve tarih kitapları fazlaca ilgi çektiğinden şimdi zamanımın çoğunu onlara ayırıyorum ve bir bakıma onlarla özdeşleştim. Bunların dışında, özel ilgi alanım olan Anadolu’nun edebiyat, kültür ve sanat tarihine ilişkin kitaplar yazıyorum. Yayımladığım çeviri ve telif eserlerin sayısı elliyi geçti.

Ama hayalimde hep çocuklara hitap eden kitaplar yazmak vardı. Ailemde annem, babam, eşim ve kaynatam dâhil olmak üzere, saymaya birkaç elin parmaklarının yetemeyeceği sayıda öğretmen vardı. Hayatım hep çocukların şirinliklerine, sorunlarına, ihtiyaçlarına ilişkin konuşmalar dinlemekle geçti. Eğitimin sadece kuru bilgiler aktarmaktan ibaret olmadığını bizzat yaşayarak öğrendim. Einstein’ın, “Eğitim, okulda öğrendiklerimizi unuttuktan sonra aklımızda kalanlardır” sözüne yüzde yüz katılıyorum. Çocuklara “eğitildikleri” hissini vermeyen ve onları bir yandan eğlendirirken diğer yandan düşündüren, kısır didaktik tarzdan olabildiğince uzak kitaplar yazmak istedim. “Altınkanat Okulu” bu yöndeki ilk çalışmam. İlginizi çekerek bir yazınıza konu edilmesi beni çok mutlu etti.

“Altınkanat Okulu” farklılıklara dikkat çeken bir kitap. Ve ben bir kitabı okurken o fikrin nasıl ortaya çıktığını merak ederim. Bunu size de sormak isterim. Sizi bu kitabı yazmaya yönelten neydi?

Çocukları kendimizden aşağı görerek, tehlikelerden korumak adına hayat gerçeklerinden uzak tutmak bana doğru gelmiyor. Onlar da en az yetişkinler kadar olumsuz davranışlara tanıklık edip bunlardan mağdur olurlar. Bazen de yaptıklarının kötü olduğunun farkına varmadan arkadaşlarına ve ebeveynlerine bu şekilde davranırlar. Hiçbir konu onlara hitap edemeyecek kadar karmaşık ve zor değildir. Anlayabilecekleri bir dille ifade edilmesi şartıyla çocuklara her şey anlatılabilir.

Farklı olanı, “öteki” olanı dışlamak yaygın bir olumsuz davranış şekli ve son yıllarda, başta Amerika olmak üzere Batı yarımkürenin okullarında yaşanan en büyük sorunlardan biridir. İngilizce “bullying” terimi Türkçeye zorbalık ya da kabadayılık olarak çevriliyor ama sadece zayıflara ve karşılık veremeyecek durumda olanlara uygulandığı için daha da kötü çağrışımlar uyandırıyor. “Anladıysam Arap olayım” türünden deyimler türetecek kadar bilinçaltımıza yerleşmiş olan bu “ötekiyi dışlama” anlayışına müdahale etmek, onun en azından kötü bir şey olduğunu düşündürmek gerektiğine inanıyorum. Küçük çocukların sevimli Pofuduk’la özdeşleşerek kendilerini onun yerine koymalarını istedim. Onlarca kuşun arasında tek memeli hayvan olmanın nasıl sorunlar yaratabileceğini düşünmelerini ve çoğunluktan farklı olanlara empatiyle yaklaşmalarını sağlamak istedim. Bu kitabı, çocuklara; derisinin rengi, alışkanlıkları ya da inançları farklı olanları ve bedensel ya da zihinsel özürlüleri dışlamanın ahlak açısından doğru olmadığını düşündürmek amacıyla yazdım.

Pofuduk, kitapta farklı olan karakter. Farklı olmasından dolayı da “Altınkanat Okulu”nda hemen kabul görmüyor. Yaşamın içerisinden bir kesit bu anlattığınız. Fakat anlatılan hikâyenin sonunda intikam duygusuyla o da arkadaşlarına kötü davranıyor. Burada tam olarak ne anlatmak istediniz?

Kitapta vermek istediğim mesajlardan biri olumsuz davranışlara tepki göstermek gerektiğiydi. Bunu da zor kullanmadan yapmanın önemini birkaç kez vurguladım. Pofuduk, kendine kötü davranan arkadaşları ağır ceza görmesin diye onları ilk başta anne babasına ve öğretmenlerine şikâyet etmiyor. Önce konuyu diğer arkadaşlarına açarak yanlış davrananları uyarmalarını istiyor. Ardından, bütün sınıfın onayını alarak, sınıf arkadaşlarıyla birlikte onlara kalıcı zararlara neden olmayacak bir oyun oynuyor. Öykünün sonunda da herkes gülüp eğleniyor. Bütün öğrencilerin bir araya gelerek hatalı davranan arkadaşlarına tepki göstermesi ve bu tepkinin şiddet içermemesi bana çocukların aralarında oynadığı zararsız bir oyunmuş gibi geliyor. İnşallah küçük okurlar da öyle görürler.

“Resim Yarışması” başlıklı ikinci bölümde kaba bir Pofuduk’la karşılaşıyoruz. Fakat hikâyenin sonunda yine o iyi kalpli Pofuduk’a dönüşüyor. Pofuduk, gel-gitleri yaşayan bir karakter mi? Burada Pofuduk’u/ Pofudukları biraz derinlemesine anlatmanızı isterim.

Kitabın karakterlerini kurgularken doğal görünmelerine özen gösterdim. Mutlak iyi ya da mutlak kötü kişilikler inandırıcı olmadıkları gibi vermek istediğim mesajları da sıkıcı bir ders gibi gösterecekti. Doğu felsefesinde, temel enerjinin alçalan ve yükselen evrelerine Ying ve Yang denir. Birbirlerine karşıt ama tamamlayıcıdırlar. Biri olmadan diğeri olamaz. Pofuduk da bütün yaşıtları gibi arkadaş canlısı ve zeki bir ilkokul öğrencisi. Her gün öğretmenlerinden, arkadaşlarından ve aile büyüklerinden yeni bir şeyler öğrenerek kendini geliştiriyor. Bunu yaparken de bazen farkına varmadan hırslarına yenilerek etrafında bulunanların kalplerini kırıyor. Ancak iyi niyetli olduğu için hatasını anladığında özür dilemesini de biliyor. Kitabı yazarken okurların kahramanlarla özdeşleşebilmesini istedim. Onların da hata yapabileceğini ve bu hatalarını gördüklerinde düzeltebileceklerini göstermek istedim. Kibirlenmek, küçük yalanlar söylemek her çocuğun başına gelebilecek tatsız şeyler. Bu tür küçük hatalar fazla abartılmamalı, hatalarını düzeltmek isteyenlere bunu yapabilme olanağı tanınmalı.

“Gizlice Yenen Pasta” başlıklı son hikâyede Altınkanat Okulu’nun bütünleşmesine tanık oluyoruz. Farklılıklar aşılmış, sorun çözülmüş gibi. Çocukların günlük yaşamda bu duyguyu özümsemeleri açısından başka neler yapılabilir?

Bir şeyi izinsiz almak ile hırsızlık kavramları arasında büyük fark vardır. Bu iki davranışa gösterilen tepki de aynı olmamalı. Küçük çocukların bilinçsizce işlediği hatalar çok ağır cezalandırılmamalı. Gereğinden ağır cezalar acımasız bir intikamın dışavurumudur. Toplumu düzeltmeyi değil, bireyleri korkutmayı, onları ait oldukları topluma yabancılaştırmayı amaçlarlar. Jean Valjean bir somun ekmek çaldığı gerekçesiyle 20 yıl hapse mahkûm edildiğinde, ondan suçunu affettirme ve yeniden topluma yararlı bir insan olabilme olanağı esirgenmişti. Kitabımda özellikle vermek istediğim mesaj; herkesin hata yapabileceği, ama bu hatasını içtenlikle düzeltmek istediğinde ona bir fırsatın tanınması gerektiğidir. Sokrates “Hiç kimse kendi isteğiyle kötü değildir” der. Ona göre “iyilik” öğretilebilen bir erdemdir. Küçük çocukları eğitirken onlara kötüden nefret etmeyi değil, iyiyi ve güzeli sevmeyi öğretmeliyiz. Çünkü insan doğası sevgiye yatkındır. Antigone meşhur tiradında “Nefret etmek için değil, sevmek için yaratıldım” der.

“Altınkanat Okulu” ilettiği mesajla, diliyle, anlatımıyla güzel bir kitap. Bunun ardından çocuklar için çalıştığınız yeni bir kitap/ kitaplar var mı? İpucu vererek duyuralım isterim.

Sürdürdüğüm yıpratıcı bir mesleğim ve hareketli bir sosyal yaşamım olduğu için yazarlık ve çevirmenliğe -Nâzım Hikmet’in kelimeleriyle söylemek gerekirse- ancak “uykusuz gecelerimi” ayırabiliyorum. Bu alanda da öncelik başladığım işi bitirmekte. Bir kısmını çevirmiş olduğum Platon, Aristoteles, Evripides ve Aiskhylos’un bütün eserlerinin çevirisini tamamlamak istiyorum. Ama çocuk kitabı yazmak moralimi yükseltip beni dinlendiriyor, mutlu ediyor. Genç okurlar sever ve devamını talep ederse Pofuduk’un yeni maceralarıyla devam etmeyi düşünüyorum. Doğal çevrelerini korumaya çalışan kartallar, hayvan hakları için mücadele eden kediler, dünyanın en güzel kenti olan İstanbul’da suç peşinde koşan detektif köpekler hakkında kitaplar yazmak istiyorum.

edebiyathaber.net (16 Şubat 2018)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z