Masthead header

“Altıncı Koğuş”tan bir ülke analizine | Çağlar Mirik

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Kısa öykü türünün büyük ustası Çehov, alt üst olmuş toplumsal değerleri ve yozlaşmış ilişkileri eserlerine taşırken, yeni bir toplumun şafağında çürümekte olan Rus toplumunu resmetmiştir.

Altıncı Koğuş adlı eseri Yar Yayınları’nın hazırladığı bir öykü seçkisi. Kitaba adını veren Altıncı Koğuş 1892’de yazılmış bir tımarhane koğuşu öyküsüdür ve bu koğuş etrafında taşra hayatı, hayatta başarısız olmuş tipler betimlenmiştir. “Bu koğuş, belki de dünyanın en sıkıcı yeriydi. Burada hayat, daima tekdüzeydi.”

Çehov’un kahramanlıktan uzak kahramanları 1880-1890 Rusya’sında derin bir melankoli içinde yaşar.  Buna sebep delilik de bir yerde normal sayılabiliyor. Gerici, sıkıcı ve çökmekte olan bir ortamda tekdüze yaşam herkesi esir almıştır: “…döner dolaşır lafı kentteki hayatın can sıkıcılığına, boğuculuğuna, kentte yaşayanların merak yoksunluğuna, boş, anlamsız bir yaşam sürdüklerine getirirdi.” (s.11)

Çehov, ustalıkla yarattığı atmosferle okuru öykülerin içine çekmektedir. Aradan geçen bunca zamana karşın Çehov gibi ustaların zamana yenik düşmemesinin sebeplerinden biri de buradadır belki: merkezde insan ve insan halleri olması.  1892’de yazılan bu öykü günümüze dek uzanırken sanki 120 yıl öncesini değil de bugünü anlatmaktadır. Aynı zamanda bu 120 yıl içinde özünde nelerin değişip değişmediği not edilmelidir: “Üçkağıtçılar iyi besleniyor, iyi giyiniyordu. Dürüst insanlarsa kıt kanaat yaşıyor, ama onlar da okullara, ilerici yerel gazetelere, tiyatroya, kütüphanelere, entelektüel unsurlarda koordinasyona ihtiyaç duyuyor, bu kültür hizmetlerini elde edemiyorlardı.” (s.11)

Gittikçe çürümekte ve günden güne çökmekte olan bir toplumda “fiziksel ve ahlaki pislik, bir yerden süpürülürse, başka bir yerden tekrar ortaya çıkardı.” (s. 23)

Durum böyle olunca ne hapishaneler yeterli oluyor ne de akıl hastaneleri. Üstelik akıl hastanesindeki doktorun da bir yerden sonra her şeyi sorgulaması ve diğer insanlardan ayrışması dikkat çekicidir: “Bana hasta diyenlere inanmayın! Yalan bütün bunlar! Kentte yalnızca bir zeki insanla karşılaştım, o da deliydi; bu yüzden hasta diyorlar bana.” (s.80) “Hapishaneler ve akıl hastaneleri var olduğu sürece, birilerinin buralara kapatılması da daima gündemdedir. Siz olmazsanız ben olurum bu kapatılan. Ben de olmazsam, bir üçüncü kişi bulunur. Gelecekte, hapishane ve tımarhanelerin olmayacağı zamanlarda, pencerelerde parmaklıklar, kapılarda kilitler olmayacak. Elbette ki er geç böyle bir çağ gelecek.” (s.43)

Öykünün birincil kahramanlarından olan doktorun bu değişimi öyküyü beklenmedik bir biçimde sonlandıracak.

 Hayatın gerçeklerini çıplak bir gözle ve ince bir gözlemle yazan Çehov, umudu elden bırakmaz. Yaşam sürdükçe umut da olacaktır: “…ama yeni bir hayatın şafağındayız, doğruluk ve adalet galip gelecek ve o zaman sıra biz ezilmişlere sıra gelecek! Ben bunu görecek kadar yaşamayacağım, ölüp gideceğim, ama bazılarının torunlarının torunları görecek o günleri. Onları bütün kalbimle selamlıyorum ve onlarla birlikte mutluluk duyuyorum! İleri!” (s.43)

Öykünün başkahramanlarından olan bir hastanın kendinden emin bu sözleri Rusya için ‘torunlarının torunları görecek’ kadar çok uzak olmamıştı.

Çağlar Mirik – edebiyathaber.net (6 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z