Masthead header

Adem Ne Bilsin! | Onur Işık

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Gamze Güller, çeşitli edebiyat projelerine katılmış, ödüller almış ve bu kitabından önce Turkuvaz Kitap’tan çıkan İçimdeki Kalabalık adlı öykü kitabına sahip genç  öykücülerimizden. Güller’in Beşinci Köşe’si edebiyat dünyamıza yeni merhaba diyen bir yayınevinden geliyor okuyucunun karşısına: Dedalus Kitap.

Kapak tasarımı ve baskı kalitesi gerçekten çok hoş. Hani nasıl desem… Elinize aldığınızda hiçbir tarafı bozulsun, kırılsın istemediğiniz gibi kitabı da o incelikle okuyorsunuz. Ancak takdir edersiniz ki bu sadece yayınevinin mahareti değil. Güller’in öyküleri bir dikişte sizi hoş bir çakırkeyifliğe sürüklüyor. Yalnız bu çakırkeyiflik sizi efkardan efkara savuruyor. Çünkü, başından sonuna değin bu kitap bir kadın atlası gibi! Bunun bir erkek için ne demek olduğunu pek tabi ki tahmin edebilirsiniz. Kadınlar ve sevgililer konusunda düşündüklerimin yarısının doğru, yarısının da yanlış olduğunu anlamamı sağlayan bu kitaba ayrı bir değer veriyorum bugünden sonra. Beni hem yanılttı, hem de düşüncelerimi doğru çıkarttı, çünkü karşı cinsimin her daim farklı tınılarla ses verebileceğini yeni yeni kavrayabiliyorum.

Öykülerin hepsi ayrı bir taraftan çekiştiriyor sizi. Gerçekten epey inatçılar bu konuda. Alışkanlığım olmadığı halde bu kitapta bir sonraki öyküyü okumadan önce uzun aralar verdim. Birbirlerinin içine karışsınlar istemedim. Hepsinin ayrı bir lezzete sahip olduğunu düşündüğüm için bu konuda doğru bir iş yaptığımı sanıyorum. Kısa öykü yazmak da da okumak da zordur. Okuyucu olaylara in medias res başladığı için öyküden kopma ve sıkılma doğal bir sonuç olabilir kimileri için. Ancak, biraz önce söylediğim gibi bu öyküler başka! Öyküler ilk paragraftan son paragrafa kadar okuyucunun kendini bırakmasına mahal vermiyor.

Güller’in dili kullanış biçimi Hemingway soyundan geliyor. Onun kadar yalın bir dile sahip ve en az onun kadar hoş öyküleri anlatma becerisi var. Kitaptaki birkaç öyküden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle Bal Kemiği  hüzünlü ama yabancı olmadığımız bir konuya sahip. Evli bir erkeğin sevgilisi olmaya devam etmek ya da buna bir son vermek meselesinin ortasında kendini bulan genç bir kadın var karşımızda. Yazarın kadın duyarlığıyla yaklaştığı belli. Acı verici. Aşk gibi, kan gibi. Her ikisinin rengi de kırmızı değil mi zaten?

Gerçek Hayattan Fotoğraflar ise bir fotoğrafçıyı baş role koymuş. Bu fotoğrafçı yaşlanmış ama yıllanma becerisini gösterememiş. Yıllar akıp giderken tükeniş onu hapsetmiş ki en kötüsü de bunun hep bilincinde olmuş. Hayaller suya düştükten sonra yalanlarla kapatmış etrafını, böylesinin daha kolay olacağını düşünerek. Ardından çocukların hayali dostları gibi bir dost edinirken buluyor kendini. Yeni kapılar açılabileceğini ümit ediyor. Akıp giden yıllar ve gerçek olmayan fotoğraflar. Beklentileri teker teker seraba dönüşürken o, kış uykusundan uyanamıyor.

Beşinci Köşe’de stereotipik bir kadın karakter kimliği sergileniyor. Karşısındaki kişiyle olası ilişkisi için gözünü kırpmadan, kadın dergilerine inat(!), pasta börekle işyerine gelebilen biri bu kadın. Böyle trajikomik durumlara ayak uydurmasını bilen bir kişiliğe sahip olduğu aşikâr. Şu örnekten de görülebileceği gibi erkeklerin vurdumduymazlığına  göndermeler var:

Tek kişilik yalnızlığımı iki kişilik bir orduya dönüştürebilir miyim? Tek başına yitip giderken insan, biriyle çoğalıp dünyalara karşı durabilir mi? Meydan okuyabilir mi kaderine?

O nasıl algılıyorsa dünyayı, karşısındakinin çok ama çok ötelere baktığının da bilincinde.

İyi Bir Adam adlı öykü adından da belli olduğu gibi bir “adam”ın öyküsü. Bir kadın için bir adamın öyküsünü yazmak bazılarına göre zor olabilir ama bence değil. Zaten yazar da cinsiyet farkından kaynaklanan bir nedenle zorlanmamış. Yalnızca sigorta mevzularında veya işsizlik maaşı durumunda bir sıkıntı var gibi gözüküyor. Yazar ya bizim memleketten bahsetmiyor ya da gerçeğe uygunluğu gözetmemiş. Çünkü, bizim ülkemizde işsizlik maaşı ne yabancı ülkelerdeki gibi sürekli verilen bir şey, ne de herkesin ulaşabileceği bir maaş türü. Öte yandan bir lümpenin hayatından bir kesit sunulduğu belli. Adamın lümpenliğine vurgu yapılarak, egosantrik bir karakter yaratılmış. Ancak burada yazarın yine de kadın taraftarı olduğu görülüyor. Objektif olmaması bir tartışma konusu olabilir, olmalı da. Acaba gerçekten bundan rahatsızlık duyuyor muyuz biz okuyucu olarak? Düşünmeli.

Kartpostallar, bildik bir kadın erkek çatışmasını  akıcılıkla anlatan bir öykü. Karakterlerin materyalist ve duygusal olarak kesin çizgilerle ayrıldığı çok belli. Bir kadının iç dünyasında kopan fırtınaların karşısındaki erkek tarafından ne kadar fütursuzca karşılanabildiği nitelikli bir dille anlatılmış. Erkek arkasına dönüp bakmaktan aciz, ancak onun bıraktığı enkaz yeniden yükselmeye mecbur. Bu durumda “güçlü kadın” imajını ele almaya çalışacağını görüyoruz kadın karakterin. Sonuç belirsiz ama öykü bize bu güzel merakı hediye etmiş. Elden bir şey gelmiyor.

Kısacası, Gamze Güller hem yalın diliyle, hem de incelikli konu işleyişiyle okunmayı ve değer görmeyi gerçekten hak eden bir öykü kitabına imzasını atmış. Umalım da bu güzel öykülerden bizi mahrum bırakmasın ve yazmaya devam etsin.

Onur Işık – edebiyathaber.net (9 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z