Masthead header

Arama sonuçları: onur bilge kula

Dil, düşünmenin, sanat ve bilimi geliştirmenin, insanın özgürleşmesinin dolayımı olarak kullanıldığı gibi, yönlendirme ve güdüleme aracına da indirgenebilir. Dilsel kurgulama ve tasarım, düşünmeyi biçimlendirir. Her türlü düşünce ve düşüncenin anlatımı, dilin düzenlenmesiyle, bir başka deyişle, amaçlı olarak kurgulanmasıyla olanaklıdır. Politik amaçlar için dilin araçsallaştırılması, dilsel kurgulamanın, düşünmeyi etkileme gücünü, tekil bilinçleri yönlendirme ve güdüleme gücünü […]

devamını oku »

Yazmak, yazanın her şeyden önce tinsel-duyusal öz-yapısını, öz-bilincini dışa vurduğu bir eylem ve/veya etkinliktir. Yazma eylemi, kaçınılmaz olarak duyumsama ve tinselleştirme gücünün birliğinin ve etkileşiminin bir türevidir. Dolayısıyla, yazılan şeyin tinsel-duyusal yetkinliği, estetik niteliği ve tadı, yazanın, duyumsama ve tinselleştirme gücüne, estetikleştirme becerisine ve yetkinliğine bağlıdır. Yazmak, dili biçimlendirmektir. Dil ise, tinsel emeğin veya çalışmanın, […]

devamını oku »

Sanat, bir tasarımlama, kurgulama, biçimlendirme etkenliği ve edimidir. Bu nedenle de oluşumsal ve ülküseldir. Hegel, bu kapsamda ülkü kavramını estetik ile ilişkilendirerek, sanat biçimlerini temel alarak, sanatın yapısal belirlenimiyle ilgili olarak ölçü koyucu önermeler geliştirmiştir. Anılan düşünür, estetiğin bu temel kavramını salt “idenin duyusal görünüşü” olarak değil, aynı zamanda “idenin yaşamı”, “var-oluşu” ve “canlılığı” olarak […]

devamını oku »

Sanat yapıtları, Bertram’ın “Sanat”[1] adlı yapıtının “Sanatta Anlama” bölümündeki deyişiyle, özgül deneyim süreçleriyle bağlantılı olan “göstergelerdir.” Bir başka anlatımla, sanat yapıtları, estetik göstergeleri anlama, estetik deneyim ve birikimce belirlenir. Sanatsal göstergeleri anlama, özellikle sanat yapıtlarının “duyusal-özdeksel yönü” ile ilgilidir; çünkü her sanat yapıtı “tikel duyusal deneyimleri” aktarır/dolayımlar. Sanat yapıtları, “sesleri, renkleri, yüzey yapıları ve diğer […]

devamını oku »

Yazınsal yapıt nedir, nasıl tanımlanabilir, hangi öz-yapısal nitelikler taşır?’ gibi sorular sorulduğunda, ilk akla gelen kaynaklardan biri, Roman Ingarden’in “Yazınsal Sanat Yapıtı”[1] adlı çalışmasıdır. Ingarden anılan kitabının “Yazınsal Yapıtın Var-oluş Tarzı Sorunu” ara-başlığı altında şu belirlemeyi yapar: Yazınsal yapıt hem gerçek (real), hem de ülküsel (ideal) bir nesnedir. Bu belirleme uyarınca, bir yazınsal yapıt her […]

devamını oku »

Giwi Margwelaschwili’nin yazınsal ve felsefi anlayışı ve yapıtlarına ilişkin önemli bir başka yapıtı ‘Anlam Dünyaları’[1] (Verbrecher Verlag, Belin 2017) adını taşımaktadır. Cani (Almanca: Verbrecher) adlı yayınevinin kurucusu Jörg Sundermeyer’in bu filozof-yazarla özgeçmişi ve yapıtları üzerine yaptığı nehir söyleşiden oluşan bu kitap, anlatı kuramının anlatılaştırımının öyküsü olarak da okunabilir. Gürcistan’ın 1921’de Sovyetler Birliği’ne katılmasına karşı çıkan […]

devamını oku »

Almanya Humboldt Vakfı ve Tiflis Devlet Üniversitesi tarafından düzenlenen 31 Ekim- 6 Kasım 2019 arasında Tiflis’te ‘Öğelerin Ölçülemez Çeşitliliği; Doğanın, Dillerin ve Kültürlerin Araştırılmasında Humboldt’a Özgü Yollar’ adıyla düzenlenen, 15 ülkeden 60’a yakın bilimcinin katıldığı bilimsel etkinliğe katıldım. Çağrılı konuşmacı olarak tüm katılımcıların bulunduğu toplantıda ‘dil- düşünce ilişkisi ve Türk Dil Devrimi’ konulu bir bildiri […]

devamını oku »

Avusturyalı yazar Peter Handke’ye Nobel Yazın Ödülü verilmesi, doğal olarak bütün dünyadaki yazın çevrelerinde tartışmalara neden olmuştur. Tartışmaları olağan saymak gerekir; çünkü sanat, dolayısıyla da yazın, hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun, insan kıyımını, soykırımı savunamaz.  Peter Handke, Sırp diktatör Miloseviç’in Bosna-Hersek’te soykırım yapmasına karşın, bu kitlesel öldürücü ve soykırımcıyı desteklemiştir. Böylece, sanatı ve yazını, […]

devamını oku »

Dilde ve yazında çok-seslilik öğretisini belirginleştiren Mikail Bakhtin, ‘roman’ üzerine yoğunlaşmış ve romanı “açık bir tür”, “sosyal çeşitliliği, söz ve konuşma biçimlerinin çoğulluğuyla ayrımlaşan dünyayı yansıtacak yeterlikte” yazınsal bir ürün olarak değerlendirmiştir.[1] Bakhtin’in tanımlamasıyla, “özerk ve karışmamış seslerin ve bilinçlerin çokluğu, sözlerin gerçek çok-sesliliği, romanın asıl özgünlüğünü oluşturur.”  Romanda somutlaşan yazınsal dilin felsefi niteliği, anlatısal […]

devamını oku »

Yeni Türk yazısına geçilmesinin en ateşli ve ilkeli savunucularının biri olan ve 27 Temmuz 1928’de Atatürk’e Dolmabahçe Sarayı’nda  ‘yeni yazı’ hakkında bilgi veren Falih Rıfkı Atay, “yeni yazının, dil sorununu da çözeceğini, yalnız Arap yazısını değil, Osmanlıcanın tasfiye edilmesini” sağlayacağını belirtir. “Biz bunları halka ve çocuklara nasıl öğretebiliriz” diyen Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a “yeni yazının, […]

devamını oku »

Atatürk, ‘dil birliği’ ile ‘siyasi varlıkta birlik’ arasında, dil ile düşünce arasında dolaysız bir ilişki görür. Dilde birlik olmadan, düşünce ve ülküde birlik olamayacağını bilir. Dili, özellikle de yazı dilini, Türk halkının gereksinmelerine yanıt veren bir dizgeye kavuşturmadan, düşünsel atılım yapılamayacağını, çağdaş uygarlık dünyasıyla buluşulamayacağını derinden duyumsar. Atatürk’ün deyişiyle, Arapça ibadet edenler, “Arapça öğrenmedikçe, Allah’a […]

devamını oku »

1800’den sonra gelişmeye başlayan Türkçe bilincinin bazı öncülerini anmak gerekir. Bu öncülerden biri, 1862’de harflerin düzeltilmesini gündeme getiren Münif Paşa’dır. 1869’da Mustafa Celalettin Paşa Türk dilinin yenilenmesi için, Latin harflerinin kabul edilmesi gerektiğini dile getirmenin yanı sıra, kızına Latin harfleriyle Türkçe mektuplar yazmış, Türkçenin ‘arılaştırılmasına’ yönelik öncü çalışmalar yapmış ve halkın kolay öğrenmesi için, ‘Türkçenin […]

devamını oku »

  Bloch’un açımlamasıyla, nesnel ön-görünüşte somutlaşan sanatsal biçimlendirim, “idealist bir düzeltmenin vesalt yeniden üretmenin de karşıtıdır.”Bunun dışında, “bütün diğer kültürel işlevlerde değiştirilmesi gereken dünyayı yalnızca sanat için ulaşılmaz bir usta yapıtı” olarak gören anlayışın da karşıtıdır. Dünya bir “usta yapıtı” değil, tam tersine bir yetidir; bu yeti için gerekli olan “nesnel-gerçek olanaktır.” Örneğin, “doğru boyanmış […]

devamını oku »

Bloch‘un‘Umut İlkesi’ adlı yapıtının yukarıdaki ara-başlık altındaki deyişiyle, yazınsal anlatım, “dört yüz yıldan bu yana perspektifçi yürümektedir.” Bu “kendini zar zor sınırlayan”yaklaşımı romantik olarak değerlendirmek yanlıştır. Arzu devinimini ve “eğilimsel olanı ve öyle kalanı, sanatta dışlamak istemek” daha da yanlıştır. İstencin,“sanatta uykuya çekilmesi” ve sanatın “her yerde hedefte” olması da klasik bir tarzdır.   Klasik […]

devamını oku »

Büyük yazarlar kendi yollarına gider ve okuyucuları kendilerini izlemeye çağırır Bloch ‘Umut İlkesi II’ adlı yapıtının bu bölümünün girişinde Rus yazar Anton Çehov’dan şu tümceleri aktarır: “Her zaman ve kesinlikle iyi dediğimiz ve hayranlık duyduğumuz yazarlar ortak ve çok anlamlı bir özelliğe sahiptir. Onlar belli bir yola gider ve kendilerini izlemeye çağırırlar ve sizler kavrayışınızla […]

devamını oku »

Bloch ‘Umut İlkesi’nin ikinci cildinin hemen başında şu belirlemeyi yapar: “Umudun eylem içeriği, bilinen aydınlatılmış, açıklanmış olumlu ütopik işlevdir. Umudun tarih içeriğiyse, ilkin tasarımlarda, gerçek yargılarda ansiklopedik olarak araştırılmış, insan kültürü bakımından somut ütopik ufkuyla ilişkilenmiş” içeriktir. Bu filozofun vurguladığı gibi, umudun ‘olumlu ütopik işlevini’ yaratan ve bunu insanlığın kültürel gelişiminin içeriği durumuna getiren etken […]

devamını oku »

Nesnel belirlenmişlik olarak ütopya, Ernst Bloch’un ‘Umut İlkesi’ndeki açımlamasıyla, “gerçek olanaklı olanın oluş derecesi” ile ışıldayan sanat görüngüsünde betimlendiğinde, zengin bir sorun niteliği kazanır. Estetik hakikat sorusunun yanıtının ipuçları, Bloch’un şu belirlemelerinde görülürleşir: Sanatsal görünüş,“imgelemsel tasarımın, devindirilmiş var olanda gerçekliği ve gerçekliğin anlamlı ön-görünüşünü serimlediği yerde, salt görünüş değil, daha ileri götürülmüş olanın imgelere büründürülmüş […]

devamını oku »

Doğa, insan ve toplum gibi, sanat kuramı da evrim geçirir; yeni gereksinmeler ve yönelimler ortaya çıkaran çağa göre yeni boyutlar kazanır, yetkinleşir. Olgu ve oluşları bilimsel yöntemlerle açıklamayı ve kavramlaştırmayı amaçlayan Aydınlanma felsefesinde sanat ve sanatsal yaratım, üzerinde yoğun tartışmalar yapılan kavramların başında gelir. Bazı aydınlanmacılar ‘Sanat, insanın ve toplumun kendini aydınlatmasına ortam hazırlamalıdır’ ilkesini […]

devamını oku »

Söyleşi: Can Öktemer Prof. Dr. Onur Bilge Kula‘nın titizlikle hazırladığı ‘Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma’ ve ‘Türkiye’de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri’ adlı kitapları geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Prof. Dr. Onur Bilge Kula, çalışmasının ilk cildinde Türkiye’de Aydınlanmanın tarihine ışık tutuyor. Kitabın ikinci cildinde ise Kula, Aydınlanmanın ilk olarak nasıl başladığını, hangi değerler üzerine kurulduğunu inceliyor; doğu toplumlarıyla, batı […]

devamını oku »

Var olanı değiştirme, aşkın olmayanı, aşkınlaştırmadır Umut elbette salt insana özgü bir kavramdır; ancak insan toplumsal ilişkiler ağında ve doğal ortamda yaşayan bir varlıktır. Bu nedenle, umut ve umutsuzluk, insanın toplumsal konumu ve doğayla ilişkisi bağlamında anlam kazanır.  Ernst Bloch’un ‘Umut İlkesi’ adlı yapıtında yer alan açımlamasıyla, dünyanın insana, insanın dünyaya yabancı olmadığı özgürlük ve […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r