Masthead header

Arama sonuçları: onur bilge kula

  Bloch’un açımlamasıyla, nesnel ön-görünüşte somutlaşan sanatsal biçimlendirim, “idealist bir düzeltmenin vesalt yeniden üretmenin de karşıtıdır.”Bunun dışında, “bütün diğer kültürel işlevlerde değiştirilmesi gereken dünyayı yalnızca sanat için ulaşılmaz bir usta yapıtı” olarak gören anlayışın da karşıtıdır. Dünya bir “usta yapıtı” değil, tam tersine bir yetidir; bu yeti için gerekli olan “nesnel-gerçek olanaktır.” Örneğin, “doğru boyanmış […]

devamını oku »

Bloch‘un‘Umut İlkesi’ adlı yapıtının yukarıdaki ara-başlık altındaki deyişiyle, yazınsal anlatım, “dört yüz yıldan bu yana perspektifçi yürümektedir.” Bu “kendini zar zor sınırlayan”yaklaşımı romantik olarak değerlendirmek yanlıştır. Arzu devinimini ve “eğilimsel olanı ve öyle kalanı, sanatta dışlamak istemek” daha da yanlıştır. İstencin,“sanatta uykuya çekilmesi” ve sanatın “her yerde hedefte” olması da klasik bir tarzdır.   Klasik […]

devamını oku »

Büyük yazarlar kendi yollarına gider ve okuyucuları kendilerini izlemeye çağırır Bloch ‘Umut İlkesi II’ adlı yapıtının bu bölümünün girişinde Rus yazar Anton Çehov’dan şu tümceleri aktarır: “Her zaman ve kesinlikle iyi dediğimiz ve hayranlık duyduğumuz yazarlar ortak ve çok anlamlı bir özelliğe sahiptir. Onlar belli bir yola gider ve kendilerini izlemeye çağırırlar ve sizler kavrayışınızla […]

devamını oku »

Bloch ‘Umut İlkesi’nin ikinci cildinin hemen başında şu belirlemeyi yapar: “Umudun eylem içeriği, bilinen aydınlatılmış, açıklanmış olumlu ütopik işlevdir. Umudun tarih içeriğiyse, ilkin tasarımlarda, gerçek yargılarda ansiklopedik olarak araştırılmış, insan kültürü bakımından somut ütopik ufkuyla ilişkilenmiş” içeriktir. Bu filozofun vurguladığı gibi, umudun ‘olumlu ütopik işlevini’ yaratan ve bunu insanlığın kültürel gelişiminin içeriği durumuna getiren etken […]

devamını oku »

Nesnel belirlenmişlik olarak ütopya, Ernst Bloch’un ‘Umut İlkesi’ndeki açımlamasıyla, “gerçek olanaklı olanın oluş derecesi” ile ışıldayan sanat görüngüsünde betimlendiğinde, zengin bir sorun niteliği kazanır. Estetik hakikat sorusunun yanıtının ipuçları, Bloch’un şu belirlemelerinde görülürleşir: Sanatsal görünüş,“imgelemsel tasarımın, devindirilmiş var olanda gerçekliği ve gerçekliğin anlamlı ön-görünüşünü serimlediği yerde, salt görünüş değil, daha ileri götürülmüş olanın imgelere büründürülmüş […]

devamını oku »

Doğa, insan ve toplum gibi, sanat kuramı da evrim geçirir; yeni gereksinmeler ve yönelimler ortaya çıkaran çağa göre yeni boyutlar kazanır, yetkinleşir. Olgu ve oluşları bilimsel yöntemlerle açıklamayı ve kavramlaştırmayı amaçlayan Aydınlanma felsefesinde sanat ve sanatsal yaratım, üzerinde yoğun tartışmalar yapılan kavramların başında gelir. Bazı aydınlanmacılar ‘Sanat, insanın ve toplumun kendini aydınlatmasına ortam hazırlamalıdır’ ilkesini […]

devamını oku »

Söyleşi: Can Öktemer Prof. Dr. Onur Bilge Kula‘nın titizlikle hazırladığı ‘Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma’ ve ‘Türkiye’de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri’ adlı kitapları geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Prof. Dr. Onur Bilge Kula, çalışmasının ilk cildinde Türkiye’de Aydınlanmanın tarihine ışık tutuyor. Kitabın ikinci cildinde ise Kula, Aydınlanmanın ilk olarak nasıl başladığını, hangi değerler üzerine kurulduğunu inceliyor; doğu toplumlarıyla, batı […]

devamını oku »

Var olanı değiştirme, aşkın olmayanı, aşkınlaştırmadır Umut elbette salt insana özgü bir kavramdır; ancak insan toplumsal ilişkiler ağında ve doğal ortamda yaşayan bir varlıktır. Bu nedenle, umut ve umutsuzluk, insanın toplumsal konumu ve doğayla ilişkisi bağlamında anlam kazanır.  Ernst Bloch’un ‘Umut İlkesi’ adlı yapıtında yer alan açımlamasıyla, dünyanın insana, insanın dünyaya yabancı olmadığı özgürlük ve […]

devamını oku »

Onur Bilge Kula, bilimsel kariyerinin en yetkin kitaplarını, bu defa ‘Türkiye’de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri’ ve ‘Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma’yı yazdı. Bu kitaplar, çok değerli; hem birincil kaynaklar hem de ikincil kaynaklarla yapılan yetkin çözümlemeler ve sorgulamalarla Doğu ile Batı arasında bir bireşimin yansıması olarak ortaya çıkıyor ve Doğu’dan Batı’ya aydınlanmanın özenle izlerini sürüyor. Kula, Doğu […]

devamını oku »

Söyleşi: Can Öktemer Zülfü Livaneli uzun yıllardır başta müzik olmak üzere birçok farklı sanat türünde üretim yapmakta. Kendisini geniş kitlere tanıtan her zaman müzisyen kimliği olsa da, edebiyatla ilişkisi de oldukça yoğun. Livaneli romanlarında tarihte yaşanan zorunlu göç, savaş gibi birçok acı olayı ele almış, bu olayları tüm çarpıcılığıyla metinlerine aktarmış ve okuyucularına “geçmişle yüzleşme” […]

devamını oku »

Prof. Dr. Onur Bilge Kula‘nın “Livaneli Kitabı” adlı yapıtı Doğan kitap etiketiyle yayımlandı. Tanıtım bülteninden “Auschwitz’ten veya Şengal’den sonra şiir yazılabilir mi?” diye soruyor Onur Bilge Kula. Ortaya çıkardığı portre ise sanatçının, bütün yıkımlara rağmen susmayan vicdanının ve şiirinin kanıtı! Livaneli edebiyatı üzerine Türkiye’de ve dünyada birçok akademik çalışma yapıldı, tezler yazıldı. Elinizdeki kitap bu çalışmalara çok […]

devamını oku »

Ben artık o mektupları yazan kişi değilim Orhan Pamuk “Saf Düşünceli Romancı” adlı denemesinde geliştirdiği yazın-kuramsal düşünceleri, “Kafamda Bir Tuhaflık” romanında uygulamıştır. Pamuk’un bu son romanı izlek çeşitliliği ve anlatı yetkinliği bakımdan farklı okumalara olanak vermektedir. Romanın izlek yelpazesinin genişliği, romanda anlatıya katılan içgöç, gecekondulaşma, kentleşme, siyasal simge ve söylemler, dinsellik ve azınlıklar gibi konularda […]

devamını oku »

Gecekondulaşma ve Kentleşmenin Anlatılaştırımı “Kafamda Bir Tuhaflık” romanında yazınsallaştırılan tuhaflık sözcüğü, başkahraman Mevlut’un bir kez görüp güzel gözlerine tutulduğu Samiha’yı düşünerek, ancak Samiha’nın ablası Rayiha adına gönderdiği mektuplarla başlar; Samiha yerine Rayiha’yı kaçırarak evlenmesiyle sürer. Mevlut’un Samiha’yı düşünerek yazdığı mektupları Rayiha adına göndermesini sağlayan da Samiha’ya göz koyan amcaoğlu Süleyman’dır. İçgöçün bir türevi olarak İstanbul’un […]

devamını oku »

Brecht 1938’de kaleme aldığı “Halkçılık/Halka Özgülük ve Gerçekçilik”[1] adlı bu yazısında 1933- 1947 yılları arasında “edebiyat olarak adlandırılmayı hak eden” yazınsal yapıtların Almanya dışında basıldığını ve okunduğunu belirler. Dolayısıyla, yurt dışında üreten ve okunan Alman yazarlar, halkçılık/halka özgülük istemi uyarınca, “birlikte yaşamadıkları bir halk için” yazmak durumunda kalmaktadır. Öte yandan, yazarlarla halk arasındaki “mesafe”, sanıldığı […]

devamını oku »

Brecht, “Biçimcilik Üzerine Notlar” [1] adlı yazısında şu noktaları öne çıkarmıştır: I Brecht’in vurgulamasıyla, “edebiyatta biçimciliğe karşı savaşım” büyük önem taşımaktadır ve salt bir “aşama” ile sınırlı değildir. “Edebiyatın toplumsal işlevini yerine getirebilmesi için,” söz konusu savaşım “bütün genişliği ve derinliği içinde” sürdürülmelidir. “Boş biçimlerin, hiçbir şey söylemeyen söylemenin” tasfiye edilebilmesi için, biçimler “toplumsal işlevlerinden ayrılamaz; onlardan […]

devamını oku »

Sanatçının/yazarın işi biçimlemektir Brecht‘in “Gerçekçilik Kuramının Biçimci Öz-yapısı”[1] adlı yazısında yer alan belirlemeleri uyarınca, gerçekçilik kuramının biçimci öz-yapısı her şeyden önce bu kuramın “romanın belli bir biçimi” üzerine kurulmasında görülmektedir. Söz konusu kuram, diğer iki ana yazınsal tür olan şiiri ve dramayı gözetmemektedir. Sanatçının işi genellikle “biçimsel olan” ile ilgilidir; çünkü sanatçı “sürekli olarak biçimler.” […]

devamını oku »

Brecht‘in “Hakikati Yazmanın Beş Zorluğu”[1] adlı yazısındaki saptamasıyla, “yalanı ve bilgisizliği” alt etmek ve “hakikati yazmak” isteyen kişi, en azından beş zorluğu yenmelidir. Söz konusu zorluklar şunlardır: Hakikati yazmak için gerekli “cesarete”, hakikati bilecek ölçüde “sezgisel akla (ferasete)”, hakikati kullanılabilir kılacak “sanata”, hakikati kullanabilecekleri “seçme yargısına” ve hakikati, onu kullanacaklar arasında “yayma becerisine” sahip olmalıdır. […]

devamını oku »

Hegel’in geliştirdiği birçok felsefi kavram ve açılım, kendisinden sonra başka düşünürleri de etkilemiş, insanlığın gelişimini belirleyen kalıcı kuramlara dönüştürülmüştür. Hegel tarafından çözümlenen efendi-köle ilişkisi, bu düşünürün felsefi düşüncelerinin ve geliştirdiği kuramın yol açtığı sonuçları göstermesi bakımından oldukça somut ve ilginç bir örnektir. Hegel’in efendi-köle ilişkisine yönelik çözümlemesi, örneğin, Marx’ın öncelikle “Ekonomi ve Felsefe El-Yazmaları” adlı […]

devamını oku »

Sanat idesinin ve idealinin ya da ülküsünün tarihsel belirleniminden, “güzel görünüş”te ortaya çıkışından ve sanatın “tarihsel olarak etkinleşme tarzından” yola çıkan Hegel, sanat türlerini “simgesel sanat”, “klasik sanat” ve “romantik sanat” olarak üçe ayırır. Sanatın tarihsel evrim içinde kazandığı değişik etkinleşme tarzları temel çıkış noktası olunca, doğal olarak sanatın kültürel işlevi, insan ve insanın özünü […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z